• BIST 82.363
  • Altın 147,033
  • Dolar 3,7764
  • Euro 4,0385
  • Ankara 0 °C
  • İstanbul 8 °C
  • İzmir 8 °C

21. YÜZYIL LABİRENTİ

Yeşim Ersoy

Telefonlar ve tabletler, daha doğrusu tüm dünyayı cebimizde, çantamızda taşımamıza yardımcı olan akıllı cihazlar…

İçinde bulunduğumuz çağda annelerimizin “Kendini unutursun, telefonunu unutmazsın. Telefonun da elinden düşmüyor.” dediği teknolojik minik kutular…

Akıllı cihazların icadıyla ve kullanımının yaygınlaşmasıyla deyim yerindeyse tek tıkla dünya ayaklarımızın altına serilir oldu.

Facebook, Twitter, İnstagram başta olmak üzere her geçen gün cebimize girmeye hazır yeni uygulamalar yazılmaya başlanmıştır. Oldukça çeşitli bu platform yaşlı, çocuk ve gençler tarafından yer ve zaman fark etmeksizin kullanılır hale gelmiştir. Ve ne yazık ki akıllı cihazlarda ki bu çoklu ortam arttıkça insanların bu tür cihazlara bağımlılıkları da artmaktadır.

“Aa! Gecen gün gördüğümüz olay TT olmuş bir bakıp, tweet atayım. Bugün arkadaşlarla Hamamönü’ne gittik tabiki İnstagrama bir selfie atacağım. Acaba kaç beğeni alır? Kızlar Kızılay’da yer bildirimi yapıyorum herkesi etiketleyeyim mi? “

Bende dahil olmak üzere özellikle genç kitle, söz konusu cihazlarla haddinden fazla zaman geçiriyor. Hatta bir kısmına o minik kutularda oluşturdukları kişilikler, reel dünyadan daha samimi ve özgür geliyor. Bir süre sonra da tabi asosyal dediğimiz davranış bozukluğu oluşuyor. Onlar için hayatta olmazsa olmazları akıllı telefon ve internet. Böyle olunca da insan demiyor mu? “Nerde o eski mahalle oyunları? Sek sek, saklambaç ve akşam ezanından önce eve girmeyen üstü başı tozlu ve bir o kadar da mutlu çocuklar… Şimdi Ali’ye "Hadi gel Yakar Top oynayalım." desen; “Geçmem gereken leveller var.” der. Böyle de trajikomik bir durum.

Yürürken, metro da veya bir arkadaşımızı beklerken illaki etrafı izleme girişiminde bulunmuşuzdur. Sanırım bir hafta kadar önce metroya yetişmek için koşan bir kız takıldı gözüme. Kulağında,  gençlerin onsuz yapamayacağını düşündüğü  kulaklık, elinde telefon, mesaj yazmak için uğraşıyor. Oldukça aceleci. Neden? Çünkü az sonra şebeke çekmeyecek ve o süper akıllı telefon oyun oynamak ve müzik dinlemekten başka işe yaramayacak. Ayağının kaydığını fark ettim son merdivende. Arkadaşımız aldırmadan bir şeyleri inceleyip geri dönüt yazıyordu.

Evde de illaki başımıza geliyordur. Adettendir ya küçük kardeşten su istenir. “Abla bir dakika getiriyorum.” “Yaren su? “Bir dakika!” Tamam ama kaç bir dakika? Az sonra ayağa kalktı, suyum gelecek diye sevinirken, o da ne? “Abla şarj aleti nerede? 

Elbette hepimiz karşılaşmışızdır. Tablet meraklısı çocuklar… Bir sürü oyun indirir, oynayamadığını siler, bölüm geçemediğinde de minik sinir krizlerine girer. Sanırsınız dünyayı kurtaracak ve son dakika “Hay aksi!”
Ben akıllı cihazlarla birlikte daha da bağımlı hale geldiğimiz bu durumu labirent olarak tanımlıyorum. Çıkışa ilerliyoruz ama az ileride farklı bir yol dikkatimizi çekiyor. Ona bakıyoruz, az sonra bambaşka bir yerdeyiz. Oysaki tüm dünyanın elimizin altında olması ve ondan ihtiyacımızca faydalanmamız ne kadar da dengeli olurdu. Ne yolda düşeceğim tehlikesi ne de şarjım hemen bitecek korkusu.

Kulağa hoş geliyor aslında.

Bu yazı toplam 897 defa okunmuştur.
  • Yorumlar 1
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları
    Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Haberler Ankara | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0 545 221 98 97 | Faks : 0 850 303 80 36 | Haber Scripti: CM Bilişim