• BIST 108.700
  • Altın 145,028
  • Dolar 3,4996
  • Euro 4,1230
  • Ankara 27 °C
  • İstanbul 28 °C
  • İzmir 28 °C

70'LER & 80'LER & Vee CHUCK NORRİS

Murat Akyol

Dünyanın yaratılmışlığından bu yana olan en güzel yıllarıydı o yıllar; takvimler İsa'dan 20 yüzyıl sonrasının 70 ve 80'li senelerini gösterirken. Ben o zamanların sokaklarında oynayan; koşan, terleyen, kolunu çitin tellerinde kanatan, terli terli su içen hatta gerektiğinde ağzını dereye dayayıp susuzluğunu gideren çocuklarındandım. Durup durup düşünürüm bunu: 

"Aslında ne de çok şanslıymışız?" 

"Biz aslında, şanslı olan son nesilmişiz."   

Hayatın; akışının bile şimdilerden çok başka başka olduğu, samimi, sevgi ve güven dolu, fakat biraz yaramaz-biraz haylaz ama etrafı her daim saygı ve sevgi dolu olan zamanlarından geliyorum ben.

Yanlışım olursa lütfen Büyüklerim beni düzeltsin; o zamanlar tabelalarında 18 yada 23 Bin olarak biliyorum ben o zamanlarki Şehr-i Canan'ın nüfusunu... Nasılda güzeldin Giresun'um o yıllarda sen?...  O çok sevilen ama ellerine bile dokunulamayacak kadar sevgi ve saygı duyulan bir sevgili kadar güzel... Bize yaşattığın bunca güzellikten, sana duyulan böylesi bir aşktan sonra biz hangi hakla seni bu kadar çok sevmekten vazgeçer ya da bir an bile olsun buna imtina ederiz? 

Asla!       

*          *          *

Şimdilerde yazılan bu zamanları, bu anları, bunları okuyan çocuklar şaka yapıyorum sanacaklar, ama olsun?... Şaka gibiydi zaten o yıllar. Şimdilerde bu yok, güleçti, dünya aydınlıktı. Güzelliklerle sarılıydı. Bugünkü gibi, istenilen her şey hemen elimizin altında belki olmazdı ama elimizin altında da, sonsuz bir güven duygusuyla bizi sarıp sarmalayan ve yaşadığımız her andan mutlu olmayı bizlere aşılayan insanlar olduğunu bilir, görürdük. Toplum; insani duygularla, sevgi-saygı ve vefa hisleriyle bezeli, fakat içerisinde doğabilecek hata ve davranışları da hemen cezalandıracak ve ayıplayacak bir doğal tepki mekanizmasıyla çevriliydi. Hile, hurda, yanlış; o devinimin içinde kaybolmaya mahkumdu. Hırsız-uğursuz, toplumdan tecrit edilir, bu kişiler o yapısıyla asla ama asla kabul görmezdi bulunduğu çevrelerde. Yani sözün kısası, nefes aldığımız iklimde bizleri rahatsız edecek unsurlar böyle böyle en az bir seviyede idi. Milletçe kandırılıp da, kardeşin kardeşi vurduğu o acılı yıllarımızda bile toplumda olağanüstü bir düzgünlük, temizlik, karşılıklı güven ve insancıllık vardı.    

Bir masal şehri olan bir şehirde, masal gibi bir çocukluktu benimkisi... Yaşadım... Her sabah her yeni güne; o güne en aşık olunacak bir hisle, aşkla   başlardım ben. Büyük bir zevkle varıp gittiğim mahalle bakkalından alınma sıcak sabah ekmeğinin ne kokusunu, ne tadını, ne de hazzını anlatabilirim oysa şimdiki nesle? Okullu günlerde Öğretmenimize kırlardan topladığımız çiçek demetleri gibi kokardı o zamanlarda mübarek ekmek. Ekmek, ekmek; elma, elma; domates domates gibi kokardı. "Hormon" nedir, adını bile bilemeden büyüdük biz. Sonradan çıktı, bizlere hayatı zehir eden zehirden farksız terimler, olgular, o yok olasıca maddeler. Böylesi kötü kelimeler olmadı, yoktu o zamanlar lugatımızda. Naylonun yeni türeyip çok az olduğu, "poşet" denilen o iğrenç buluşun hayatımızda hiç bulunmadığı zamanlardı bizim yaşadığımız yıllar. 

Oysa o zamanlar balıklar kağıttan keselere konur, pazara filelerle, pazar çantalarıyla gidilirdi. Turşu, salça gibi uzun ömürlü olacak yiyecekler küplere basılırdı. Her türlü reçellerin çeşit çeşit, renk renk cam kavanozları olurdu. Bizlerinde çok sevdiği gazozlarda dahil bütün içeceklerin cam şişelerde olması gibi bir zorunluluk vardı. Her ama her şey bolluktu, bereketliydi. Mesela, Karadeniz balık kaynardı. Öyle ki; fazlalıktan kimi zamanlar balık-hamsi kıyılara, karaya vururdu. Giresun'unumun Arnavut kaldırımlı en meşhur caddesi olan Gazi Caddesinin tam da orta belinden Hal Pazarı istikametine saptığınızda, karşınıza bir "tavuk pazarı" çıkardı. Tavuklar görerek ve canlı satın alınırdı. Memleketin bütün meyveleri meyve gibi kokardı. O zamanlar çocukken dalından bizler tarafından meyvelerin çalındığı, ama bundan başka da gerçek hırsızlığın hiç olmadığı, görülmediği yada görüldüğü anda çok acımasızca yasal erk tarafından cezasının kesildiği bir toplumdan; dallardaki meyveler hariç şimdi her şeyinin çalındığı, talan edilen bir vatan yaratmayı nasıl da becerebildik biz? 

Tek kelimeyle; "Utanç verici!"

Bugünümüzden utanabiliriz. Fakat geçmişin o güzelim günlerinden; 

Asla..

*         *         *

O yıllarda televizyonun hayatımıza girmesi ile çok farklı dünyalarından kapıları aralanmış oldu bizlere böylece... Cam ekrandan yeni ve bilmediğimiz hayatlar gelip kuruldular yaşamımız içine. Yeni ülkeler, yeni yaşayışlar, öyküler ve hikayeler bu icatla etkiledi bizleri. O zamanın her pazar oynanan futbol ligi maçları ve hatta  Kıbrıs Barış Harekatını dahi radyolardan dinleyen bir kuşağın fertleri olarak  ufkumuz büyüdü. Hayatımıza yeni terimler, yeni kalıplar ve klimeler eklendi.     

Gerçi, kimi kelimeler, dizi film ismi ve kahramanları sayesinde tahayyül sınırlarımızı zorlasa ve artık yavaş yavaş evlerimize televizyonlar vasıtasıyla misafir olmaya başlasalar bile; o zamanların gevuru bile sevgi doluydu bana göre sanki?... Onun yaptığı filmlerde öyle?...  Şimdi kimseler inkar etmesin lütfen? Bizler Tarzan'dan, Heidi ve Peter'den, Küçük Ev'in, Walton Ailesinin tüm fertlerinden, akıllı köpek Lassie'den hep sevgi, şevkat, insancıl hisler ve paylaşmayı, Uzay Yolu ile hayal kurmayı, Monte Cristo Kontu, Baretta ve 6 Milyon Dolarlık Adamla da, güçlü ama kötü olanlara karşı mücadele etmeyi öğrendik... Aradaki kimi gözü yaşlı, kimi kahramanlık destanlarıyla dolu Türk filmleri ise cabası. 

Derken biraz büyüdük... Çocuklukta, tek kanal ve siyah-beyaz ekranlarda izlediğimiz filmler ve o sevgi yumağı biraz gerilerde ama hep hatıramızda kaldı. Çünkü o güzelim sevgi dolu filmler bize insanlık, insani güzel düşünceler aşıladı. 

Derken, herkeslerin idolü olacak, herkesin yüreğinde tutkuyla ve hayranlık duygularıyla yer vereceği kahramanlar doğmaya başladı sonra sonra.. Beyaz Gölge dizisi ile Harlem'in fakir bir mahallesinin yürekli gençleri bizlere ışık oldu. Onlar bu ülkedeki basketbol sevgisini kalplerde yeşerten fakir ama gururlu onur şövalyeleriydiler bizler için. Koç Ken Reeves'in bir avuç yetenekli gençle yarattığı bir büyük başarı öyküsüydü bu... Coolidge (Kuuliç,) Salamis, Ricardo Gomez, Morris Thorpe, James ve Golstein'li bu muhteşem kadro hırsı, azmi ve yokluklarla mücadele etme duygusunun yüceliğini anlattı durdu bizlere... İzinsiz dışarı bile çıkamadığımız zamanların o sıcak evlerinde, selelerden basketbol potaları bile kuruldu hatta kimi odalarda. 

Ardından Kaptan Onedin'lar, Kara Şimşekler, Aşk Gemisi ve Dallas'lar geldi geçti ekranlardan. Ve sonra Türk izleyicisi beyaz perde marifeti ile Bruce Lee, Jackie Chan, Stevan Seegal, Brandon Lee, Rocky Balboa, Arnold Schwarzenneger, Rambo ve Jan Claude van Damme'larla tanıştı... Bu sayılan aktörlerin hepsi de Türk izleyicisinin zihninde unutulmaz izler bıraktılar. Bu aktörler, kitleleri peşinden sürükleyen olağanüstü birer rol model oldular o zamanlar. Biz çocukken, onların filmlerinden çıkıp ta, Şehir Sinemasının şimdi yerinde yeller esen o yuvarlak sütunlarına tekmeler atmadan sinemadan çıkanımıza pek rastlanmazdı.

Yalnız, ben herkes gibi düşünmeme bu dünyayı? Benim farklı değer yargılarım, gönlümün imbiklerinden süzülüpde gelen farklı gönül süzgeçlerim, duygu bentlerim vardır..

İşte bu sebeplerden; tabiki hemen herkeste çok büyük hayranlık uyandırıp mutlaka ama mutlaka çok beğenilen bu aktörlerden hiç biri değildi benim idolüm... O biraz gölgede, o biraz gerilerde kalmıştı topluma göre olan bu beğeni skalasında. Tip olarak oldukça da çirkindi. Belki de hiç bilmem, (bir filminden dolayı,) doğuştan bana yüklenmiş olan o epey fazla acıma hissim sebep olmuştur onu çok sevmeme... Çünkü benim hayranı olduğum aktörü o filmde Bruce Lee abimiz, Roma/İtalya'daki Collesseum'un taş duvarlarında bir güzel dövmüştü filmin final sahnesinde. Hatta adam oracıkta ruhunu bile teslim ettiydi. O gün orada can veren bu faninin adı: Chuck (Çak) Norris'ti. 

Chuck, yediği bu dayakla yetindi fakat bundan sonraki sinema hayatında?... Yani bir daha da adamakıllı bir dayak yemedi. 

O Her filminde yenilmez, her nerede olursa olsun korkusuz ve her sahnede ağır abi bir profil çizdi bizlere yıllar yılı. Hiç gülmeyen yüzü, ahlaki değerlere verdiği önem, hiç bir filminde hiç bir kadınla ulu orta sevişip öpüşmemesi bizler üzerinde çok olumlu puanlar kazandırdı kendisine. Onu bir ermiş, filmlerde de milleti sürekli  ama haklıyken döven bir derviş gözüyle görmeye başladık biz zamanla. Ama sadece şunu mantığımızla düşünemedik. O da, ona olan büyük sevgimizdendi galiba? 

Soru şuydu; "Herkesin var da, Chuck'ın niye hiç aşk filmi yok?"

Cevapsa:  

"Yaa arkadaş? Herif o kadar çirkin ki, bununla aşk filmi çekmek için uygun kadın bulamazlardır Hollywood'da!"

*          *         * 

Olsun... Biz yine de her şeye rağmen, Teksas'lı bu kalender adamı ölümüne seviyoruz. Şimdi ise dünya yüzünde o bir efsane. Hakkında açılan milyon üyeli fan clupleri, "öl de ölelim, vur de vuralım!" nidalarıyla kendisine bağlı farklı farklı milletlerden oluşma yüzbinlerce milisten meydana gelen bireysel silahlı bir orduya bile sahip... 

Hatta Sırbistan'da sürekli soyulan fırınına, Chuck posterleri asan bir fırıncının, bu sorunu böylelikle halletmiş olmasından bile anlaşılıyorken her şey... Posterlerin altında ise şu korkunç ibare mevcut!

"Bu dükkan, Chuck Norris tarafından korunmaktadır!"

Erkekseniz gelin Ulen!!! 

Benim kendi duygusal dünyamla alakalı, bir başka Chuck Norris hayranlığı yönümse, şu olabilir diye düşünüyorum bir de arada bazı bazı?... Kendisi, benim Düzce'deki eniştemin bire bir kopyası gibidir. Bu; hem fizik olarak böyledir, hem de tavır ve davranış olarak... O her zaman asık, gülmemekle küs suratın karışımı o iri fiziğin, Amerika'dan başka bir diğer tezahürüde Düzce ilimizde bulunup yaşamaktadır yani? 

Chuck, dillere destan çirkinliği ile ün yapmıştır. Bu sebepten de çoğu filminde, diğer bütün aktörler kadınlara şirin gözüken rollerde performanslar göstermelerine karşın, o üvey evlat muamelesi görerek bir manada itilip kakılmıştır. Her ne kadar bir sinema terimi olmasa bile, sürekli abazalıktan doğan bu duruma;  bir "mobbing" yakıştırması yapabiliriz. 

O setlerde küçümsenmiştir. O Küçük Emrah misali, boynu bükükleri çok oynamıştır iç dünyasında, film platolarında. Ama o hiç bir zaman doğruluktan, dürüstlükten ve ekmeğini helalinden kazanıp evine götürmekten de geri durmamıştır. Dünya sineması onun gibi bir dövüşçüyü, aktörü ve aksiyon ustasını anlamamış, hakkını ona hiç bir zaman olsun verememiştir.      

Fakaaat... Hey gidimin heeeey? Siz Chuck'ı çok küçümsediniz. 

Bilemediniz ki; onun ne büyük bir efsane olup, dünyayı yerinden sallayacak nasıl büyük güçlere sahip olduğunu? 

Şimdi sıkı durun!... Şu maddelere bir bakında, anlayın Chuck'ın gücünü, büyüklüğünü, bir nükleer santrala sahip etkisini:

1- Evrim teorisi yoktur!... Sadece Chuck'ın yaşamasına izin verdiği yaratıklar vardır!

2- Öcüler gece yatarken, "dolapda Chuck var mı?" diye kontrol ederler!

3- Dünyada floş royalden daha kuvvetli tek el, Chuck'ın elidir!

4- Chuck kitap okumaz!... Sert bir bakışla oradaki bütün bilgiyi alır.

5- Chuck kitap yazmaz... Harfler korkudan sıraya dizilir, cümle olur!

6- Suya düştüğünde Chuck ıslanmaz. Su Chuck'lanır.

7- Chuck Norris'in bilgisayarında "CTRL" tuşu yoktur! Çünkü bütün kontrol ondadır.

8- Chuck saat taşımaz! "Saatin kaç olduğuna;" o karar verir.

9- Pi sayısının son hanesini bilen tek kişi odur!

10- Chuck, döner kapıyı bile çarparak kapatabilir.

11- Chuck, gözleri açık hapşırabilir!

Veee... Bunca olağanüstü ifadeden sonra, Chuck hakkında son ölümcül bilgiler:

12) Chuck Norris'in nabzı, ancak Richter ölçeği ile ölçülebilir.

13) Irak'ta kitle imha silahı bulunamadı... Çünkü Chuck; A.B.D. de yaşıyor!

Sonuç:

Yaygın inancın aksine, A.B.D. yönetimi bir demokrasi değil; "Chucktatörlüktür."                                              

- S     O     N -

Bu yazı toplam 405 defa okunmuştur.
  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Haberler Ankara | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 545 221 98 97 | Faks : 0 850 303 80 36 | Haber Scripti: CM Bilişim