• BIST 90.383
  • Altın 145,141
  • Dolar 3,6152
  • Euro 3,9060
  • Ankara 18 °C
  • İstanbul 12 °C
  • İzmir 21 °C

Asgari Ücret ve Gelir Vergisi Çalışma Notu

Hatice Kasapoğlu

ÖZ İPLİK İŞ Sendikası Genel Başkanı Murat İnanç: 

“İsteyen çalışanlar da en çağdaş vergileme sistemi olan beyannameye dâhil edilsin” 

“Ücret geliri elde edenlere eskiden “sabit gelirli” denirdi.. ASGARİ ÜCRETLİLER bile bu tanım dışına çıkıyor ve “AZALAN GELİRLİ” hale geliyor. Buna kimse izin vermemeli” 

“Maliye Bakanlığı, asgari ücretlilerin Gelir Vergisi yerine diğer kesimlerin gelir vergisine odaklanırsa daha fazla gelir elde eder” 

***Türkiye'nin teknolojik altyapısı ve kamu yönetim kapasitesi, çalışanların gelir vergisini beyanname ile almaya yeterlidir. 

*** Gelir Vergisi yönünden Türkiye’de sadece ücretliler kendini koruyamıyor. Diğer bütün gelir vergisi mükellefleri, giderlerini vergiden düşebiliyor. 

***Gelir Vergisinin yüzde 70’i dolayında kısmını ücretli çalışanlar ödüyor. Maliye Bakanlığı’nı, kayıt dışılıkla mücadeleye; beyannameyle Gelir Vergisi ödeyen ve asgari ücretli kadar vergi vermeyen diğer kesimlere odaklanmaya çağırıyoruz. 

*** Asgari ücretliler ve genel olarak ücretliler sadece “Asgari Geçim İndirimi” yoluyla Gelir Vergisi bakımından destekleniyor. Oysa bu kesim en adaletsiz vergi olan dolaylı vergilerin ana ödeyicisi durumunda ve ödediği KDV’yi alamayan tek kesim. Bu adaletsizlik düzeltilmeli. 

ÖZ İPLİK İŞ Sendikası, Maliye Bakanlığı’nı çalışanların gelir vergisinde yeni bir sisteme geçmeye çağırdı.

Asgari ücretliler Türkiye tarihinde belki de ilk kez, Gelir Vergisinde ikinci dilime girecekler. Böylece, yüzde 20’lik “Gelir Vergisi” ödeyecekler. Hiç mesai yapmayan asgari ücretliler Ağustos ayında, fazla mesai yapanlar ise Haziran ya da Temmuz ayında, teorik olarak “korunması gereken ücret geliri elde eden kesim” dışına çıkacaklar!..

ÖZ İPLİK İŞ, gelir vergisine yönelik bir çalışma notu hazırladı. Çalışmada, Türkiye’nin asgari ücret üzerindeki vergi yükünün yüksek olduğuna dair iki ayrı akademik çalışmaya atıfta bulunuldu.

Bu çalışmaya göre ücretliler, elde ettikleri gelire göre en fazla vergi veren kesimlerin başında geliyor. Yine ücret geliri elde edenler, vergi açısından giderlerini indiremeyen ve bu nedenle en yüksek vergi veren kesim durumunda. Üstelik Türkiye’de asgari ücretlilerin vergi yükü, dünyanın zengin ülkelerin bile üstünde.

ÖZ İPLİK İŞ Sendikası Genel Başkanı Murat İnanç, Maliye Bakanlığı’nın asgari ücretin bir üst gelir vergisi dilimine girmesine yönelik geri adım atmak istememesinin; soruna bürokratik bakmaktan kaynaklandığını vurguluyor. İnanç, asgari ücretin bir üst vergi dilimine girmesinin;  Anayasa'nın 73. maddesinde yer alan verginin mali güce göre alınması esasına ve 4857 sayılı iş kanununun 59. maddesinde yer alan  asgari ücret tespit komisyonu ücretlilerin asgari sınırlarını belirler hükmüne aykırı olduğunu belirtiyor. Konuya ilişkin bir değerlendirme yapan Murat İnanç, şu görüşleri vurguladı:

“Biz diyoruz ki, madem yüksek gelir elde ediyoruz, o zaman beyanname verelim!” 

“Öncelikle, Maliye Bakanlığımızın, 2016 için gelir vergisi dilimlerini düşük oranlı artırarak, asgari ücretlilere yapılan ücret artışının bir kısmını telafi etme kaygısı güttüğünün farkındayız.

Ücret geliri elde edenlere “sabit gelirli” denilir. Oysa yüksek gelir elde edenler bir yana, asgari ücretlilerin ele geçen maaşı “azalacak..” Bu tanımı değiştirmek gerekebilir, asgari ücretlilere bile artık “azalan gelirli” demek gerekecek. Kimse buna izin vermemeli. 

Türkiye’de vergiler karşısında giderlerini düşerek, net gelir üzerinden vergi imkânına sahip olmayan tek kesim ücretlilerdir. Gerek Gelir ve Kurumlar Vergisi, gerekse dolaylı vergilere yönelik olarak, beyannameyle vergi ödeyen her gerçek ve tüzel kişi, yaptığı harcamaları gider yazabilmekte, KDV’sini ekonomik faaliyet içinde satış yaptığı zaman tahsil edip ödemektedir.

Ücretliler de vergi teorisinin temelinde olduğu gibi, vergiyi doğuran geliri elde ederken harcadıkları tutarı, yaptıkları masrafı düşebilmeli, gider yazabilmeli.

Biz de kira giderimizi, çocuklarımızın eğitim masraflarını gider yazmak istiyoruz ve bu bizim hakkımız.

“Türkiye’nin altyapısı beyanname düzeni için yeterlidir..”

Bakanlığımızdan talebimiz, ücretlilere yönelik altyapıyı kurup beyanname sistemine geçilmesini sağlamaktır. Gayrimenkul kira geliri elde edenler için beyannameyi hazır hale getirecek kadar gelişmiş bir teknolojik altyapı elbette ücretlilerin de beyannameye geçişine imkân verecektir.

Beyanname sistemi “ihtiyari” de olabilir. İsteyenler katılabilir. Hatta karma sistem de uygulanabilir. Yani mevcut tevkifat sistemi devam eder, biz de her yıl sonunda sadece giderlerimizi beyan ederiz, Maliye de bu gider beyannamemize bakıp iademiz varsa hesaplarımıza yatırır.

Bu modellerin hepsi başta ABD olmak üzere gelişmiş ekonomilerde uygulanıyor.

Buna basit bir şekilde KDV iade sistemi de eklenebilir. Günlük yaşamda işletmeler elektronik yazar kasalarla çalışmaya başladı. Hepimiz banka nakit kartları ya da kredi kartlarıyla alışveriş yapıyoruz. Elektronik POS cihazları, elektronik beyannameler, elektronik faturalara yapılan yatırımlar boşa gitmemeli. Bütün bu sistemler kullanılarak hem beyanname hem de KDV iade sistemi gerçekleştirilebilir. Bu uygulama kayıt dışılığın önlenmesini de sağlayacaktır. İade sistemi olursa, herkes sisteme gönüllü uyum sağlayacaktır.

Asgari Geçim İndirimi yoluyla Gelir Vergisi desteği yetersizdir ve çalışanlar olarak bunu yeterli göremeyiz.

Bu süreçte gördük ki; Maliye Bakanlığı asgari ücretliden bile gelir elde etmeyi düşünebilmiştir. Açıkçası, Asgari Geçim İndirimi bile elimizden gidecek diye korkuyoruz.

“Maliye, asgari ücretliler yerine, açıkça düşük gelir beyan ettiği ortada olan diğer kesimlere ve kayıt dışılığa odaklanmalı”

Asgari ücretliler, korunması gereken kesimlerdir. Herkesin koruma yönünde çözümler üretmesini beklerken, Maliye Bakanlığının gelir vergisi dilimlerindeki uygulamalarını kabul etmemiz beklenmemelidir.

Siyasilerimizin ve bürokrasimizin meseleye yanlış bir noktadan yaklaştığını düşünüyoruz: Asgari ücret ekonomik-mali bir araç olduğu kadar, sosyal bir araçtır. Korunması gereken kesimi belirlemektedir. Yıllardır bilindiği gibi asgari ücretliler, serbest meslek erbaplarından   daha fazla gelir vergisi vermektedir.

Ekonominin (iyimser bulduğumuz hesaplamalara göre) yüzde 26,5’i (GSYH’nin yüzde 26,5’i) kayıt dışı olduğunu da hesaba kattığınızda, bu alanda sağlanacak iyileşmelerin, asgari ücretliden alınacak gelir vergisinden çok daha fazla olacağı ortadadır. Ayrıca, asgari ücretli kadar vergi vermeyen gelir vergisi mükelleflerine odaklanılması da asgari ücretliden elde edilecek ek gelirden fazla olacaktır. Ücretlilerin gelir vergisine odaklanılması açıkçası kolaycılıktır.”

Asgari Ücret ve Gelir Vergisi Çalışma Notu​:

A- DÜNYADA VE TÜRKİYE’DE ASGARİ ÜCRETİN KISA TARİHİ

Dünyada ilk kez Yeni Zelanda’da 1894’te kabul edildi. Bu düzenleme aynı zamanda bütün endüstrileri ve bütün ülkeyi kapsayan bir düzenlemeydi.

İkinci olarak 1902’de Avustralya Victoria eyaletinde bazı endüstriler için kabul edildi. 1904’te kapsam ve eyalet sayısı arttı.

İngiltere 1909’da asgari ücreti uygulamaya başladı.

Uluslararası Çalışma Örgütü 30 Mayıs 1928’de 11. Genel Kurul’da, bugün endüstriyel ilişkilerde de baz teşkil eden “üçlü yapı” (işçi, işveren, hükümet) tarafından asgari ücretin belirlenmesine ilişkin 26 Numaralı sözleşmeyi onayladı. ILO daha sonra 99 sayılı tarım sektörü için de bir asgari ücret sözleşmesini 1951’de onayladı.

ILO sözleşmesi ülkeleri asgari ücreti belirleme mekanizması, hangi işkollarında ve hangi bölgelerde uygulanacağını seçme konusunda serbest bırakıyor ama varsa ilgili işte, işçi ve işverenin eşit temsili ilkesiyle danışma mekanizması kurulmasını zorunlu kılıyor.

İkinci dünya savaşı sonrasına kadar çok sayıda ülke, bölgesel, endüstri sınırlamalı vb. çok çeşitli yollarla asgari ücret ya da asgari ücret benzeri kendilerine özgü sistemleri uyguluyordu. ILO sistemi çeşitli ülkeler tarafından farklı zamanlarda uygulamaya konuldu.

A (1)-Türkiye’de asgari ücret

Türkiye’de asgari ücrete ilişkin ilk düzenleme 1936 yılında 3008 Sayılı İş Kanunu ile yapıldı ancak uygulanmadı.

1951 yılında bu yasaya dayalı olarak “mahalli komisyonlar” tarafından kendi bölgeleri için asgari ücret belirlendiği dönem başladı. Bu dönem 1967’ye kadar sürdü. Mesela 1951’de 3 ilde 10 işkolu için asgari ücret vardı.

1967 düzenlemesinde mahalli komisyonlar kaldırıldı ve merkezi bir komisyon kuruldu. Bu komisyon ilk kez 1969 yılında Türkiye genelinde 6 bölge için farklı farklı olmak üzere asgari ücret tespit etti. Aynı yöntemle, 1972 yılında 4 bölgede, 1973 yılında 3 bölgede ücret yeniden belirlendi.

-1973 ILO sözleşmesinin onaylanması

Türkiye’de 1973 yılında ILO’nun 26 sayılı sözleşmesi onaylandı ve 1974 yılında yürürlüğe girdi. Tarıma ilişkin asgari ücretleri kapsayan ILO Sözleşmesi ise bundan önce 1969 yılında onaylandı.

1974 yılında ILO Sözleşmesine göre tespit başladı. Bu ilk tespitte, sanayi ve tarım kesimi için ayrı ayrı olmak üzere,  16 yaş altı ve 16 yaş üstü ayrımıyla, bütün ülkeyi kapsayacak şekilde asgari ücret tespiti yapıldı. Bu düzen 1988 yılına kadar devam etti.

1989’da tarım ve sanayi ayrımının kaldırılmış olduğu ve sadece 16 yaş altı ve üstü uygulaması olan ulusal asgari ücret ilk kez ilan edildi. Bu uygulama ufak rötuşlarla devam etti.

2008’de asgari ücretlilere ve genel olarak ücretlilere vergi iadesi kaldırıldı ve ücretlilere yönelik vergi teşviki Gelir Vergisi üzerinden yapılan Asgari Geçim İndirimi sistemine geçildi.

2014’te 16 yaş ayrımı da kaldırıldı.

B-TÜRKİYE’DE ASGARİ ÜCRETİN VERGİ YÜKÜ

Türkiye’de ücretlilerin bir takvim yılı içinde elde ettikleri ücret gelirleri Gelir Vergisine tabidir. İşverenler gelir vergisini her ay hesaplayıp karşılık gelen tutarı doğrudan Maliyeye yatırır. İşverenin yatırdığı bu tutar işçinin vergisidir.

Asgari ücretliler de, diğer her türkü gelir vergisi mükellefi gibi ilk dilimde yüzde 15 vergi oranına muhataptır.

(Not:Türkiye’de, çalışanları korumak amacıyla; ücret geliri elde edenlerin Gelir Vergisi ilk dilimi yüzde 15, diğerleri için yüzde 20’den başlıyordu. 2006 yılında bu uygulamadan vazgeçildi ve Gelir Vergisi dilimi herkes için yüzde 15’e çekildi)

Bunun yanı sıra, Damga Vergisi, sosyal güvenlik, işsizlik sigortası vb. işçi kesintileri vardır. Ücretliler her türlü mal ve hizmet alımı nedeniyle de KDV ve ÖTV ödemektedir.

2011’de bütün unsurları kapsayacak şekilde bir çalışma yapan Doç. Dr. Cemil Rakıcı ve Doç. Dr. Tarık Vural toplam vergi yükünün net ücretin yüzde 34,42’si olduğunu hesapladılar. (2011 Ekonomi Bilimleri Dergisi Cilt 3 No 2 Asgari ücret üzerindeki toplam vergi yükü ve asgari ücret tutarının anlamı)

 

1.png

Ayrıca, bir başka çalışma olan Doç. Dr. Selda Aydın’ın SGK Çalışma Dergisinde (Cilt 1 Sayı 1 Temmuz Eylül 2013)  yayınladığı “OECD Ülkelerinde Çalışanların Sosyal Güvenlik Kesintileri ve Vergisel Yükümlülükleri” makalesine göre;

Türkiye’de ücret üzerindeki toplam yükümlülük yüzde 38,2’dir.

Türkiye bu oranla OECD ortalaması olan yüzde 35,6 oranının üstündedir.

Kesintilerin yüzde 11,1’i Gelir Vergisinden kaynaklanmaktadır.

2.png

Her ne kadar, Asgari Geçim İndirimi ile evli ve çocukluluk durumuna göre Gelir Vergisi indirim oranı artsa da; asgari ücretin resmi tanımı olan “bir kişinin geçiminin gözetilmesi” ilkesi nedeniyle, bu kesintileri reel kabul etmek gerekir.

Şüphesiz, bir çocuğun ya da çalışmayan eşin geçime etkisi, gelir vergisinde yapılan birkaç puanlık indirimden çok çok daha yüksektir.

3-001.png

 

B (1)- Asgari Geçim İndirimi:  KDV iade desteği kalktı, Gelir Vergisi desteği geldi ama..

Çalışanlar açısından, 1.1.2008 tarihinden geçerli olmak üzere KDV iadesi sistemi kaldırıldı ve yerine ücretli çalışanları kapsayacak şekilde bir Gelir Vergisi indirimi teşviki olan Asgari Geçim İndirimi sistemi getirildi.

Bu sistemle sağlanan indirim, ücret gelirlerinin asgari ücrete karşılık gelen kısmına uygulanıyor, dolayısıyla bütün çalışanları kapsıyor.

Asgari Geçim İndirimi sistemine göre;

-Her bir çalışan için yüzde 15 gelir vergisi kesintisinin yüzde 50’si indiriliyor.

-Kişi evliyse ve eşi çalışmıyor, diğer başka bir gelir elde etmiyorsa yüzde 10

-Birinci çocuk için yüzde 7,5,

-İkinci çocuk için yüzde 7,5

-Üçüncü çocuk için yüzde 10

-Dördüncü ve beşinci çocuk için yüzde 5

oranında daha indirim yapılıyor. 6 ve daha fazla çocuğu olanlar bütün çocuklar için indirim alamıyor. Eş çalışmıyorsa 3 çocuğa kadar, eş çalışıyorsa 5 çocuğa kadar indirim veriliyor.

Hesaplama yöntemi: Bu indirim tutarları hesaplandıktan sonra Gelir Vergisi matrahı bulunuyor. Bu matrah yüzde 15’lik oran ile çarpılıp, 12’ye bölünüyor ve her ay ödenmesi gereken AGİ bulunuyor. Bu oran işveren tarafından ödenecek gelir vergisinden düşülüp, işçiye veriliyor.

C-ASGARİ ÜCRETİN VERGİSİYLE İLGİLİ TARTIŞMA VE SAVLAR

C(1) – Sabit gelirliler;  Asgari Geçim İndirimi yoluyla sadece ve sadece Gelir Vergisinde indirime sahipler. Ana vergi yükünü oluşturan KDV’ye karşı herhangi bir koruması ya da teşviki yoktur. KDV iade sistemi kaldırıldığı için ekonomide oluşan bütün KDV’nin yükü toplumun en geniş kesimini oluşturan ücretli ve dar gelirlere yüklenmiştir.

Kendi hesabına çalışanların, büyük-küçük işverenlerin tamamı başta kayıt dışılık olmak üzere (kayıt dışı ekonominin ağırlığı hala yüzde “iyimser olarak nitelenebilecek” şekilde Maliye Bakanlarının demeçlerine göre yüzde 26,5’tir) vergilere karşı kendisini korumaktadır.

OYSA ÜCRETLE geçinenler, her türlü tüketiminde, ister okul masrafı olsun, isterse gıda harcaması kaçamayacak şekilde KDV ve ÖTV ödemektedir. Çalışan biri Türkiye’nin “mecburen” en dürüst vergi mükellefidir.

Ve bu mükellef grubu hiçbir şekilde, hiçbir gideri için “indirim” alamaz, KDV ve ÖTV’nin de gerçek ödeyicisidir. Dolaylı vergilerin vergi adaletsizliği ortadadır. Dolaylı vergiler, az kazanandan da, çok kazanandan da aynı alındığı için adaletsizdir.

Türkiye’de ücretle geçinen kişi sayısı Aralık 2015 itibariyle: 13 milyon 58 bin kişisi 4A (işçi vb) 2 milyon 926 bin kişisi 4C (memur vb) olmak üzere 15 milyon 984 bin kişidir. (SGK verileri)

TÜİK verilerine göre 2015 Kasım ayı itibariyle çalışan sayısı 26 milyon 676 milyon kişidir. Bunun içinden SGK’daki 2 milyon 883 bin kişilik esnaf dahil işveren sayısını çıkarırsak, ücretle geçinenlerin kayıt dışı çalışanlar dahil sayısının 23 milyon 793 bin kişi olduğu görülür.

(NOT: TÜİK verilerine göre; 15 yaş ve üzeri nüfus 58.2 milyon, bunlar içinde, işgücü 29.8 milyon kişidir. Tarım istihdamı 5.1 milyon kişidir.

İşgücüne katılmayan kişiler 28 milyon 414 bin kişi

4.7 milyon kişi, iş aramayan ama çalışabilir durumda olanlardır.

Emekli 4 milyon 88 bin kişi, çalışamaz halde 3.9 milyon kişi, öğrenci 4.7 milyon kişidir. 11,5 milyon kadınımız “ev kadını” konumundadır. )

C(2)- Belirlenen asgari ücretler, “Asgari Geçim İndirimi” ile birlikte açıklanmaktadır. Bu da net ücretin aslında olduğundan daha yüksek görünmesine yol açmaktadır.

Nitekim, 1300 TL olarak “ilan edilen” 2016 net asgari ücreti 1300 TL değil, 1177 TL’dir (123,53 TL AGİ hariç)

C(3)- Asgari ücret “bir kişinin geçim ücreti” olarak tanımlanmakta ve belirlenmektedir. Asgari geçim indirimi bu özelliği dikkate almayarak, bir kişi için sadece yüzde 50 Gelir Vergisi indirimi uygulamaktadır, daha fazla indirim evli olup olmama, eşinin çalışma durumu ve çocuk sayısıyla ilişkilendirilmiştir.

Dolayısıyla evli olup olmadığına bakılmaksızın bir çalışan için Gelir Vergisi indirimi yapılacaksa, her bir çalışan için Gelir Vergisi teşviki yapılmalı ve hiç vergi alınmamalıdır.

Evlilik, eşin çalışıp çalışmaması, çocuklar için ücret dışı bütçe kaynaklı destekler verilmelidir. (çocuk yardımı, eğitim yardımı, aile yardımı, doğrudan gelir yardımı vb.)

C(4)- Türkiye’de Gelir Vergisinin yüzde 90’ı ücretlilerden alınan Gelir Vergisidir. Beyana dayanan gelir vergisi ödeyenler, işverenler, avukatlar, kuyumcular vb. her türlü meslek grubundaki kişilerin “gelir vergisi içindeki payı” yüzde 10 seviyesindedir.

Yıllardır çok çeşitli vesilelerle görüldüğü gibi, aslında ciddi oranda gelir elde eden çok sayıda meslek grubu, asgari ücretten dahi az gelir beyan etmektedir. Maliye Bakanlığı son dönemde “kira geliri elde edenlere” yönelik yaptığı uygulamalarla övünmektedir ama diğer gelir gruplarına yönelik herhangi bir girişimde bulunmaktan nedense kaçınmaktadır.

C(5)- TÜİK verilerine göre çalışanların yüzde 32,6’sı hala kayıt dışı çalışmaktadır. Bu oran ücretli çalışanlar için yüzde 18,2 seviyesindedir. İşverenlerin yüzde 14,4’ü, kendi hesabına çalışanların yüzde 60,1’i kayıt dışıdır. Ücretsiz aile işçilerinin oranı ise yüzde 89,8 seviyesindedir. En basit yaklaşımla, kendi hesabına çalışanlar ve ücretsiz aile işçileri (yine kendi hesabına çalışanların yanındaki kişiler olduğu kabul edilebilir) vergi teşvikleri de uygulanarak kayıt içine alınsa elde edilecek gelirin tutarı asgari ücretliden sağlanacak ek gelirden fazladır.

Tarımdaki kayıt dışılık yüzde 79,9’luk oran dikkat çekicidir ama buradaki kişi sayısı 4.1 milyon kişidir.

TARIM DIŞINDA 2.9 milyon kişisi “işçi” olmak üzere 4 milyon 579 bin kişi kayıt dışıdır.

Bunların 1.2 milyon kişisi kendi hesabına ya da işveren olarak çalışmaktadır.

Burada dikkat edilmesi gereken husus: Sadece kayıt dışı çalışma değildir. TARIM DIŞINDA Kendi hesabına çalışanlar ya da işveren olanlar “kayıt dışı ekonomik faaliyet” yürütmektedir. Bu işletmelerin kayıt altına alınmasının sağlayacağı ekonomik fayda, sağlayacağı vergi geliri artışı çok büyüktür ve elbette asgari ücretli çalışana daha fazla vergi teşviki sağlayabilecektir. MALİYE ve SGK’nın elinde bu işletmeleri kayıt altına almak için çok güçlü araçlar vardır. Sadece Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığının sosyal yardım için Vakıflar aracılığıyla sahada yaptığı çalışmalar üzerinden gidilse dahi ciddi bir sayıya ulaşılacağı ortadadır.

Asgari ücretteki artışın karşısında yaratıcı çözümlerle (gelir vergisi dilimlerini düşük oranda artırmak ve asgari ücretliyi yüksek gelir vergisi dilimine sokarak gelir artırmak vb) gelir artıran Maliye’nin benzeri yaratıcı çözümlerle kayıt dışılıkla mücadele etmesi gerekmez mi?

C(6)- Ücretliler, Gelir Vergisi öderken herhangi bir gider yazma imkanı olmamaktadır. TEVKİFAT YOLUYLA (mükellef adına işvereni tarafından kesilen ve ödenen) Gelir Vergisi ödeyen çalışanlara karşılık, beyanname ile gelir vergisi ödeyen ve toplam gelir vergisinin sadece 10’u kadar ödeyenler çok sayıda harcamayı vergi matrahından indirebilmektedir.

Gelir vergisini beyannameyle ödeyen;

1- Ticari kazanç

2- Zirai kazanç

3- Serbest meslek kazancı

4- Menkul ve gayrimenkul sermaye iratları ile bunların dışında kalan ve gerçek kişilere elde edilen diğer kazançları elde edenler, çok sayıda unsuru ödeyecekleri vergiden indirebilirler.

Beyannameyle Gelir Vergisi ödeyenlerin indirebildikleri giderler başlıklar itibariyle şöyle:

-Ticari Kazancın Tespitinde İndirilecek Giderler

Gelir, safi tutarları üzerinden vergiye tabi tutulmaktadır. Gelir Vergisi Kanununun 40 ıncı maddesine göre, safi tutarı tespit edebilmek için, gayri safi hasılattan indirilebilecek giderler aşağıda sıralanmaktadır.

a) Ticari kazancın elde edilmesi ve idame ettirilmesi için yapılan genel giderler,

b) Hizmetli ve işçilerin iş yerinde veya iş yerinin müştemilatında iaşe ve ibate giderleri, tedavi ve ilaç giderleri, sigorta primleri ve emekli aidatı ve demirbaş olarak verilen giyim eşyası (Resmi ve özel daire ve müesseselerce hizmet erbabına işin icabı olarak verilen ve bunların işten ayrılmaları halinde geri alınan giyim eşyası),

c) İşle ilgili olmak şartıyla, mukavelenameye veya ilama veya kanun emrine istinaden ödenen zarar, ziyan ve tazminatlar,

d) İşle ilgili ve yapılan işin ehemmiyeti ve genişliği ile mütenasip seyahat ve ikamet giderleri,

e) Kiralama yoluyla edinilen veya işletmeye dahil olan ve işte kullanılan taşıtların giderleri,

f) İşletme ile ilgili olmak şartıyla; bina, arazi, gider, istihlak, damga, belediye vergileri, harçlar ve kaydiyeler gibi ayni vergi, resim ve harçlar,

g) Vergi Usul Kanunu hükümlerine göre ayrılan amortismanlar,

h) İşverenlerce, Sendikalar Kanunu hükümlerine göre sendikalara ödenen aidatlar,

i) İşverenler tarafından ücretliler adına bireysel emeklilik sistemine ödenen katkı payları, (İşverenler tarafından bireysel emeklilik sistemine ödenen ve ücretle ilişkilendirilmeksizin ticari kazancın tespitinde gider olarak indirim konusu yapılacak katkı paylarının toplamı, ödemenin yapıldığı ayda elde edilen ücretin %15’ini ve yıllık olarak asgari ücretin yıllık tutarını aşamaz. Gerek işverenler tarafından bireysel emeklilik sistemine ödenen katkı payları, gerekse bu Kanunun 63 üncü maddesinin birinci fıkrasının (3) numaralı bendi kapsamında indirim konusu yapılacak prim ödemelerinin toplam tutarı, ödemenin yapıldığı ayda elde edilen ücretin %15’ini ve yıllık olarak asgari ücretin yıllık tutarını aşamaz.)

j) Fakirlere yardım amacıyla gıda bankacılığı faaliyetinde bulunan dernek ve vakıflara Maliye Bakanlığınca belirlenen usul ve esaslar çerçevesinde bağışlanan gıda, temizlik, giyecek ve yakacak maddelerinin maliyet bedeli.

Yukarıda sayılan giderlere ek olarak, Bağ-Kur primlerinin de sosyal güvenlik mevzuatı uyarınca vergi uygulamasında gider olarak gösterilebileceği hükme bağlandığından, ilgili dönemlere ilişkin olup, ödenmiş olması şartıyla beyan edilen ticari kazançla sınırlı olmak üzere söz konusu primler indirim konusu yapılabilecektir.

Diğer Kanunlara Göre İndirilebilecek ve İndirilemeyecek Giderler

Motorlu Taşıtlar Vergisi Kanununun (II) sayılı tarifesinde yer alan taşıtlar ile bu Kanundaki tarifelerde yer alan taşıtlardan sadece ticari maksatla kullanılan uçak ve helikopterler ile taşıt kiralama faaliyeti ile uğraşan işletmelerin bu amaçla kiraya verdikleri taşıtların vergileri gider yazılabilir. Özel İletişim ve Şans Oyunları Vergilerinin ticari kazancın tespitinde gider olarak indirilmesi mümkün bulunmamaktadır.

Katma Değer Vergisi mükellefleri kullanmak üzere satın aldıkları ödeme kaydedici cihazların her biri için % 100’e kadar amortisman oranı seçebilirler.

Amortisman ayırma imkanı bulunmayanlar ise alış bedelinin tamamını vergiye tabi kazançlarının tespitinde indirim konusu yapabilirler.

Zararların Karlara Takas Ve Mahsubu

Gelirin toplanmasında gelir unsurlarından bazılarından doğan zararlar (Gelir Vergisi Kanununun 80 inci maddesinde yazılı diğer kazanç ve iratlardan doğanlar hariç) diğer kaynakların kazanç ve iratlarına mahsup edilir.

Yurtdışı Faaliyetlerden Doğan Zararların Mahsubu

Tam mükellefiyete tabi kişiler, yurt dışı faaliyetlerinden doğan zararlarını, faaliyette bulunulan ülkenin vergi kanunlarına göre denetim yetkisi verilen kuruluşlarca rapora bağlanması ve raporun aslı ve tercüme edilmiş bir örneğinin Türkiye’deki ilgili vergi dairesine ibrazı halinde mahsup edebileceklerdir.

Türkiye’de mahsup edilen yurt dışı zararın, ilgili ülkede de mahsup edilmesi halinde, Türkiye’de beyannameye dahil edilecek yurt dışı kazanç, mahsuptan önceki tutar olacaktır. Türkiye’de gelir vergisinden istisna edilen kazançlarla ilgili yurt dışı zararlar, yurt içindeki kazanç ve iratlardan mahsup edilmez.

Yıllık Beyannameye Dahil Edilen Kazanç ve İratlardan Yapılacak indirimler

Yukarıda ticari kazancın tespitinde yapılacak indirimlerden bahsettik. Oysa şimdi gelir vergisi beyannamesinden AYRICA indirim konusu yapılacak olan harcamalara değinelim: Yıllık beyanname ile bildirilecek gelirlere ilişkin indirimler Gelir Vergisi Kanunu ile diğer kanunlarda belirtilmiştir. Gelir Vergisi matrahının tespitinde gelir vergisi beyannamesinde bildirilecek gelirlerden aşağıda belirtilen indirimlerin yapılabilmesi için yıllık beyanname ile bildirilecek bir gelirin bulunması ve yapılacak indirimlerin ilgili mevzuatta belirtilen şartları taşıması gerekmektedir.

Ticari kazançtan indirim konusu yapılabilecek hususlar şunlardır;

1- Hayat/Şahıs sigorta primleri,

2- Eğitim ve sağlık harcamaları,

3- Bağış ve yardımlar,

4- Sponsorluk harcamaları,

5- Ar-Ge harcamaları,

6- Doğal afetler ile ilgili ayni ve nakdi bağışlar,

7- Türkiye Kızılay Derneğine ve Türkiye Yeşilay Cemiyetine makbuz karşılığı yapılan nakdi bağış ve yardımlar,

8- Girişim Sermayesi Fonu olarak ayrılan tutarların indirimi,

9- Türkiye’de yerleşmiş olmayan kişilerle, işyeri, kanuni ve iş merkezi yurt dışında bulunanlara hizmet veren bazı sektör işletmelerinin münhasıran bu faaliyetlerinden elde ettikleri kazançlara ilişkin indirim,

10- Bireysel Katılım Yatırımcısı indirimi,

11- Eskişehir 2013 Türk Dünyası Kültür Başkenti Hakkında Kanuna göre kurulan Ajans ile EXPO 2016 Antalya Ajansına yapılan her türlü nakdi ve ayni bağışve yardımlar ve sponsorluk harcamaları (UYGULAMASI BİTTİ)

12- Diğer kanunlara göre tamamı indirilecek bağış ve yardımlar.

Bu yazı toplam 348 defa okunmuştur.
  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Haberler Ankara | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 545 221 98 97 | Faks : 0 850 303 80 36 | Haber Scripti: CM Bilişim