• BIST 109.062
  • Altın 144,715
  • Dolar 3,4964
  • Euro 4,1185
  • Ankara 22 °C
  • İstanbul 24 °C
  • İzmir 27 °C

ATIMIN ADI HELİM

Murat Akyol

Kırk yıl kadar eskilerde Giresun'da, tüm ülkede her yerde olduğu gibi; "at arabaları" da vardı... Bence bu arabaların içinde en meşhur olanının adı Helim, sürücüsü ise "Selim"di bu topraklarda. 

"Deli Selim" di, ahalinin ona koyduğu lakap..

Bu Selim; onu gören herkeslerin ilk bakışta hemen gülümseyeceği, hatta ortada hiç bir şey yokken ve sadece onu, atlı arabasının üzerinde giderken dahi görünce kahkahayı koy verecekleri çok komik bir adamdı... Sıcak yaz günleri belinden üstünde ne giysi varsa onu çıkarır, at arabasını yarı çıplak sürer ve başına da tıpkı şu bedevi Arapların bağladığı başlık-poşu türü bir bez sarardı. Türk filmlerinin unutulmaz sanatçısı, Araplara çok benzeyen rengi ve yüz hatlarıyla da, Yeşilçamda herkesin "Arap Celal" diye çağırdığı, öyle hitap ettiği rahmetli Celal Yonat'ın tıpa tıp ve adeta bir tek yumurta ikizi sayılabilecek benzerlikteki ikiz kardeşi gibiydi sanki. Zaten, bizim Deli Selim'in kopyası Celal Yonat'ında üstlendiği rollerdeki yüzlerce filmin içinde bende en çok iz bırakan sahnede, bir Kemal Sunal filminde ki; adı Sosyete Şaban'dır. Birde, Arap Celal'in elinde davuluyla onun etrafında döndüğü sahne ve bu sahnenin unutulmaz repliğidir:

(Bu  sahnede olup bitenlerin "söz tarafı," yıllar sonra Beşiktaş tribünlerinin geciken gol zamanlarındaki muhteşem "totem ezgisi" olarak yıllarca statlarda kahkahalarla yankılanacaktır.)

- Yallah cinler yallah! Cin çık-cin çık-cin çık!

- Kış kış cinler kış kış! Yallah-yallah-yallah!

(Zaten sahnenin sonunda da, bu gürültüye ve saçmalığa artık daha fazla dayanamayan Sosyete Şaban, davulu bir hışımla rahmetli Arap Celal'in kafasına geçirmektedir filmde!) 

*            *            *
İşte bu sebepledendir ki zamanında ben Selim'i ve atı Helim'i yolda sokakta, caddelerde ne zaman görsem, çocuk halimle basardım kahkahayı. Çünkü Selim, atını bir rüzgara kaptırıp da sanki antik çağların zafer kazanıp yeni feth ettiği şehirlere yeni giren ordunun komutanı edasında ve çok büyük bir ciddiyetle ve dahi gururla dalardı sokaklara, mahallelere, caddelere... Pazardan, çarşıdan, mahallelerden ve yakın düzlük semtlerden ne bulursa, ona ne yük verilirse ücreti mukabilinde o yükleri taşırdı büyük bir gururla. Yük bulamadığı işsiz zamanlarında da, o yıllarda serbestti, deniz kıyılarından kum çeker ve onu satardı.

Birde, bizleri çok güldüren ve onun ağzından hiç düşürmediği çok özel ve özgün bir repliği vardı sürekli olarak kullandığı. Kalın ve kart sesiyle onun bu anonsunu duyar, yakınımızdan bir yerlerden Selim'in atıyla geçtiğini hemen anlardık işte biz o zamanlarda... Ömrü hayatımın bu en can alıcı ve hatıratımda kalacağı bu sözler, yüksek bir heyecan içinde her defasında tekrarlanan şu replikti:

- Savuluuuuunnn! 

- Çekiliiiiiiiiiiiiiinn!

- Gaçın! 

- Atımın adı Heliiiiiiiiimmm... Geliyooor Deli Selimm!  

Fakat işte böylesine racon ve etrafında hemencecik iz bırakıp normalde tırsılacak ama gerçekte çok gülünecek tipteki bu adamın bile, olmayacak durumlara düştüğünü de gördük ama biz bir gün...  Günlerden bir gün, önümüz sıra uzayıp giden büyükçe bir cadde kenarında dikilirken, sıra dışı bir bağırış-çığırış ile büyük bir gürültünün ardından olduğumuz yerden üç-beş adım öne atarak yaşanan manzarayı görmek istedik işte o anlardı... Bir de baktık ki, az ilerilerde yıkılıyor ortalık! 

*          *          * 

Bir at arabası önde, sayısı yediyi, sekizi bulan eli sopalı (kiminde de süpürgeler var,) bir grup öfkeli kadın bu at arabasını kovuşturuyorlar hiddetle!... Manzara çok komik. İşte bu şekilde ve bir öğlen vakti yazın kızgın sıcağının altında, önümüz sıra son sürat gelip geçtiler; Selim ve atı Helim ve bir grup deli kadın... 

Meğerse Selim, yük olarak aldığı  malzemeyi yanlışlıkla başka bir adrese götürmüş. O kapıya da bırakıp da dönmüş o gün?... Bahse konu yükse, aslında bu ailenin malıymış demek ki? Selim yükün sahipleriyle tartıştıktan sonra bir hışımla atını sürünce, at arabası bir küçük çocuğa çarpmış. Bu olayın ardından da çocuğun yakınları ellerine ne buldularsa Selim'in ve atı Helim'in peşine düşmüşler o talihsiz gün.. 

Selim o her zamanki o meşhur repliğini belki de ilk defa o gün değiştirme ihtiyacı duydu sanırsam?... Bizlerin izlediği bu çok komik anlar içinde, bulduğu şu yakarışı da atına can havliyle iletirken;

Daha hızlı! Daha hızlı! Senin canını seviim Heliiiim!

Yoksa? Gidiyor elden bak, şu gariban Deli Selim! 

Önümüz sıra olup biten, bir anda gerçekleşen ve ömrü hayatımızda belki de bir daha asla şahit olmayacağımız bir filmin en can alıcı final sahnesiydi sanki bu olanlar?... Biz; o anlarda izlediğimiz ve sanki hayal alemi bir mekanda mı, ya da aksiyon filmi çekilen bir platoda mı olup olmadığımıza o dakika karar veremediğimiz bu sahnelere kahkahalarla gülerken, kocalamaca ta uzaklarda yol boyu ısrarla devam ediyordu o dakika... Helim'i bilmem ama Selim'i, bu öfkeli kadınların şayet yakaladılarsa evire çevire dövüp dövmediklerini hiç bir zaman bilip-öğrenemedik biz. Fakat Selim'in, bu talihsiz günden sonra epey uzun zamanlar ortalıkta görünmemesi, bu konuda bizlere bir fikir verdi sonraki günlerde, iyi ya da kötü.

Yani, bu kadınlar; Selim atı Helim'den bile hızlıydı demektir ki bu?... Allah muhafaza!

*          *          * 

Fakat bence zaman; bu kadınlardan da acımasız... Yılların yüze vuran çizgileri her gün bize artık biraz daha yaşlandığımızı belli etse de, en acısı ise bu çizgilerin dahi artık öneminin kalmadığı o son nefesin gelip insanoğlunu bulduğu zamanlar, mutlak... Yani ölüm. Çok yıllar önce, Deli Selim'i de aramızdan erken gelen bir ölümün alıp gittiği gibi aynen?... Ruhu şad olsun.  

Helim'e gelince?..

Üzerinde hiç bulunmaz türlü türlü sıralanmış renkli boncuklarla, ona nazar değmesin diye saçlarına asılı duran "maşallah" yazılarınyla, arabasının arkasında yazılı ve sanki bir plakayı andırır o çok komik mavi renkli "Atımın Adı Helim" yazısıyla ve bizlerin hatıratlarında kalan rüzgarlardan da hızlı koşusuyla; biz görmedik, o da göçüp gitmiştir elbet günün birinde o sonsuz ve ebedi aleme... 

"Rüzgarlar yoldaşı olsun."  

Yani bu demektir ki; atlara Yüce Yaratıcı tarafından bahşedilen ömür süresinin 25-30 yıl olarak hesaplarsak, 40 yıl öncelerin bu hikayesinin diğer kahramanı Helim'in de artık aramızda olamayacağını işte böylece üzülerek hesaplayabiliyoruz... Ama kim bilir, belki Yüce Yaratıcı öbür alemde bu iki eski dostu yeniden buluşturmuştur? İşte o anları ve şayet böylesi bir olay olduysa da; düşünsenize bir an için cennetin halini?

Selim, atı Helim'in son sürat çektiği o küçük at arabasında ve avazı çıktığı kadar cennet bahçelerinde dört dönüyor;

- Gaçılıııııııınn... Atımın adı Heliiiiiimmm!... Geliyor Deli Selim!     

*          *          * 

Çocukluğumda Selim işte böyle, ve işte bu repliklerle ve o çok sevimli haliyle,  biricik ve vefalı atı Helim eşliğinde eskinin o en güzel zamanlarının Giresun'unda at koşturdu, iz bıraktı yıllarca... Şimdilerde;  adı, sanı ve kim bilir belki de rahmetli sinema sanatçısı Celal Yonat'a o çok benzeyen o çok çarpıcı yüz hatları ile ve atı Helim'le birlikte unutulsa da, benim gönül hanemde her daim o çok kıymetli köşede yaşadı da durdu her ikisi de, yıllar yılı. 

Çünkü onlar bizim yaz-kış açan güllerimizdi...

Ve şunu çok iyi bildim, şunu çok iyi öğrendim ki ben; geçmişe, geçmişin güzelliklerine vefa büyük bir erdemdir... Vefa, İstanbul'da bir semtin adı değildir yalnızca. Bir at ve onun sürücüsü bir garip bile hak ederler bence hakkıyla bu kıymetli hasleti.   

(Zaten bu öykü de sırf bu yüzden yazıldı,)

"Unutulmazdılar"

Bu güzelim güller, çok zamanlar oldu, belki soldular?... Ama:

"Asla unutulmadılar." 
-  S  O  N  - 

Bu yazı toplam 637 defa okunmuştur.
  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Haberler Ankara | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 545 221 98 97 | Faks : 0 850 303 80 36 | Haber Scripti: CM Bilişim