• BIST 97.533
  • Altın 145,781
  • Dolar 3,5801
  • Euro 4,0019
  • Ankara 12 °C
  • İstanbul 20 °C
  • İzmir 21 °C

Başbakan Bozdağ olur, gidecek ve gelecekler de burada...

Oğuz Güler
Çok yazan çizen olacak ama ilk ben yazayım dedim ve inşallah diğer tahminlerim gibi bu tahminimde tutar. Bir defa % 90 oranında Başbakan Bekir Bozdağ olur, kalan % 10 beni ilgilendirmiyor, o kısmı sürpriz yapacak kişiyi ilgilendiriyor. Mahcup olmakta var ama erken tahmin yapmak kolay değil. Meclis başkanı İsmail Kahraman'ın kendisine Whatsapp'tan başkan olacağını 2-3 gün önceden Melbourne'den müjdelemiştim. Eski yazılarıma bakarsanız tahmin başarım yüksek inşallah bunda da isabetli düşündüğüm ortaya çıkar... Kim gelirse gelsin ülkemize hayırlara vesile olsun inşallah.
 
Önceki genel başkan seçiminde Ahmet beyin etrafı ve kendisinin hiç bir sıkıntılı işe bulaşmadığına bakıldı ve 2-3 diğer kriterde onun şansını arttırdığından diğerlerinin önüne geçirip başbakan olmuştu. Evet yakında ani bir erken seçim olacağından temiz bir Anadolu çocuğunun ve etrafı ile kendi adı şu ana kadar polemik yapılmamış birinin başbakanlığa gelmesi lazım. Ama bu sefer aşağıda pelikan dosyasındaki hataları yapmayacak birinin olması gerek. Çünkü ana beynin bu güne getirdiği ortamın çöpe gitmesi istenmiyor, bizde istemiyoruz. Kendisini adam edene ve ülkesine gereksizlik yapan biri olursa ülkeye kötülük yapmış olacağından, başkanlık sisteminin önünü açacak biri olması gerek. Bu çerçevede daha önce kendine verilen görevi eksiksiz yapan ve uyumlu, egosunu yenen biri olarak, bence Bekir Bozdağ başbakan olacak diye düşünüyorum... Cumhurbaşkanı her seferinde hanım boşayan taraf olamaz, olursa sorunlar çatlama ile kalmaz kırılır, dökülür işte yeni başbakanla ya hep ya hiç denecek... 3 B diye adı geçen ve bunun yanında diğerlerinin ismini ve kısaca niye olamayacaklarını yazacağım ama ben de iyi tahmin derdindeyim...
 
Müstakbel adaylardan Binali bey çok başarılı biri ama yakın günlerde oğlunun bir kumarhanede bira içerken resmedilmesi olacakları önceden kestiren bir aklın Binali beyin önünün kesildiğinin delili... Yani Binali bey olamaz, oğlunun daha servis edilebilecek bir çok şeyi olabileceğinden şansı yok,. CB yeni başbakanın sorunlarının önüne konmasını istemediğinden ince eleyip sık dokumak zorunda. Ama Binali bey başbakan olsa on numara olurdu... Berat beye gelince en başarılı bakanlardan olmasına rağmen bu iş etik olmaz diyenlerin çoğu şu an CB'nın etrafında duruyor. Numan Kurtulmuşa gelince pelikana servis edenler CB'na "kişisel görüşü" diyerek hata yaptığı mesajını verdiklerine göre şu anki yerini koruması ona armağandır. Çünkü "Milli görüşçü çevresinden kurtulamayacağı biliniyor ve bir olumsuzluk olursa lafını esirgemeden harun, karun benzetmesine tekrar döner denmekte. Oysa Ahmet beyin veda konuşması ona şimdilik ayıplarını kamufle etse de bunu Numan hocanın milli görüş çizgisi yüzünden yapamayacağı düşünülüyormuş. Mehmet ali Şahin'e gelince en az Binali bey kadar hak edenlerden olsa da oğlunun eskiden Hakan Şükür'ün ortağı olması en büyük sıkıntısı dense de kalan % 10'u sayın Şahin'e kullanırdım.
 
Bu arada Lütfi Elvan, Fatma Güldemet Sarı, Bülent Tüfenkçi, Sema Ramazanoğlu gidebilecek banko bakanlardan olacağını düşünüyorum. Belki Selma hanım kalacak olursa 1-2 kişi daha bu listeye eklenebilir veya yeri değişebilir. Çavuşoğlu, Ağbal, Ünal ile Şimşek bu 1-2 kişiden dense de Şimşek'in tek dezavantajı Babacan çizgisinden olsa da cevvalliği ve verimli çalışması kalmasını sağlayacak gibi. Ağbal'lın ise Kamuda tasarruf konusunda hamle yapamayışı en büyük dez avantajı olas da yerini koruyacağına eminim. Çavuşoğlu'nun konuşulması ise ilginç ama o da devam eder diye düşünüyorum. Bunların yanında Vedat Demiröz, Zeybekçi, Şentop, Canikli bakan olacakların başında  dense de sürpriz 1-2 isim de bakan olabilir. Değişiklik 4-5 civarını geçmeyecek diye düşünüyorum. Aşağıdaki pelikan yazılımında vurgulanan içerikte sadece peralel yapı değil diğer ajan-paralel yapıların ve güçlerinde ülkemizde hala engellemelere ve yapılanmalara devam ettiği için BAŞKANLIK sistemine güç katacağı bilinen TUDEM projemiz genel merkezde kabul gördüğü halde 8 aydır teşkilattan yarı yetkili birinin engellemesi üzücü. O yazıda içimizdeki ha...ler mealinde pelikan da zikredilmiş, kimse h... lafını üzerine almasın ülkesini seven başkanlık için biçilmiş kaftan olan bu projeye takoz olmamalı...
 
İşte size süreci anlatan makale alıntılarından bir demet; ( Kırmızı parantez içindeki yazılar Oğuz Güler tarafından ilave edilmiştir)

“Pelikan Dosyası” adlı yazıda adı geçen "Genç Siviller"adlı grubun kurucularından Yıldıray Oğur iddialara geçen günlerde gazetedeki köşesinden yanıt verdi. Oğur'un yazısında adını vermeden işaret ettiği bir isim ise dikkat çekti. Odatv'nin edindiği bilgiye göre o isim Hilal Kaplan'ın eşi Süheyb Öğüt, yani şu ortalığı karıştıran yazıyı Öğüt yazmış deniyor.Yıldıray Oğur yazısında “Ama insan merak ediyor. Fikirlerine katılmadığınız için insanlara böyle iftira atmanın fetvasını İslami kaynaklarda Zizekçi bir okumayla mı buldunuz? Korkak fedai pelikan kostümleri giyince koruduğunuzu zannettiğiniz, hâlbuki 13 yıldır halkın madden ve manen koruma kalkanında olan Cumhurbaşkanı tam da bu kafayla mücadele etmiyor muydu?” diye yazdı. Odatv'nin edindiği bilgilere göre Oğur'un isim vermeden işaret ettiği isim Hilal Kaplan'ın eşi Süheyb Öğüt.

Öğüt'ün sık sık İslami metinleri Zizek perspektifiyle yorumluyor.Meseleyi ilginç kılan ise bu Öğüt'ün tartışıldığı ilk olay değil. Aktüel'de geçen yıl Ahmet Davutoğlu hakkında çok ağır bir yazı yazan Öğüt, daha önce de AKP'yi karıştırmıştı. Okan, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın Damadı Berat Albayrak'ın kardeşi Serhat Albayrak'ın yönettiği yayında "Hocam, sizin bu partide tek bir rolünüz vardı: O da Erdoğan'a vekalet etmekti!" yazısı hemen kaldırılmıştı. Bu yazı yandaş yazarlar tarafından paylaşılırken, Davutoğlu'nun yazıyı görünce 'Sözün bittiği yerdeyiz arkadaşlar!'dediği iddia edilmişti.

Yazıda Davutoğlu’nun Erdoğan’a merhametsizce sırtını döndüğünü öne süren Öğüt “Erdoğan’ın Gül’le 7 sene boyunca yaşadığından daha fazla krizi 3 ayda bu ülkeye tecrübe ettirmeyi başardınız. Yazık ettiniz. Hem de çok yazık ettiniz… Bir hoca olarak size sonsuz bir hürmetim var. Ama ben bundan sonra sizin riyasetiniz de ki bir AK Parti’ye katiyen oy vermeyi düşünmüyorum. Benim oyum Erdoğan’a.” ifadelerini kullanmıştı. “Belki hoca, seçimden sonra boyunun ölçüsünü almış olur, seçimden önceki hatalarından tövbe eder diye az da olsa bir ümit taşıyorum” diyen Öğüt, Hoca’nun ‘iflah olmayacağını’ anladığını belirterek Davutoğlu'nu CB^na hakaretlerde sessiz kalmakla suçlamış ve şu ifadeleri kullanmıştı: “Beştepe’deki iftar masasını bile türlü yalan ve iftiralarla dillerine dolayıp Erdoğan’a bel altı ne kadar vuruş varsa hepsini yapmaya kendini adamış bir pislik arsız arsız geziyor ortalıkta. Hocamda ses yok! Hocamdan seçim sonrasında duyduğum tek bir ses var: O da, Erdoğan’a edilmedik hakaret bırakmayan, bizzat Bilal’i kurban olarak isteyen Bahçeli’yi büyük bir coşkuyla alkışlarken çıkardığı el çırpma sesi…" Söz konusu yazıdan sonra Davutoğlu, Sabah grubuna tavır almıştı.

Bu yazıda Pelikandan yayınlanan ve Öğüt'ün denen yazısı; (Bu yazıda yazan sadece 2-3 şey doğru ise yazıklar olsun, pes doğrusu sabredene...) 

Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Başbakan Davutoğlu arasındaki derin çatlak gizli gündem olmaktan çıktı ve Türkiye’nin önemli konularından biri haline geldi. Her ne kadar, taraflar böylesi bir çatlağın olmadığını -şu anlık- iddia etseler de, deyim yerindeyse, görünen köy kılavuz istemiyor.

İstemiyor istemesine de, AKP ve Saray içinden sızıntılar da ayyuka çıkacağa benziyor. İşte bunlardan biri…

Selam Olsun!” başlığıyla imzasız olarak yayımlanan yazıda; Erdoğan – Davutoğlu arasındaki kavgaya kendi deyimleriyle “Reis”, yani Erdoğan cephesinden bakıyor. Bunu yaparken de doğruluğu henüz bilinmeyen birçok iddiada bulunuyor.

Kuşkusuz, aktaracağımız metin yazılış amacı itibariyle bir tür “Saray propagandası” da içeriyor. Sözü fazla uzatmayalım…

İşte oldukça uzun ama bir o kadar da ilginç o yazı: 

“Hocanın ( Başbakanın) ekibi yeterince konuştu.

Hocalarıyla beraber yeterince ortalığı karıştırdı.

Biraz da biz  k o n u ş a l ı m   mı? (Saray içinden biriktirilmiş haberler geçiliyor)

Biraz da, REİS için canını feda edecekler konuşsun mu?

Çok az kişi aslında neler olduğunu biliyor.

Kabus gibi.

Hani çığlık atarsınız da kimse duymaz ya..

İşte öyle bir şey.

Hani herkesin ortasında cinayet işlenir de kimse aldırmaz ya..

İşte öyle.

Yani benim hissettiklerim öyle.

Her şey ortada, ama gören yok. (Çünkü kol kırılır yen içinde kalır dendiğinden hocanın ekibi devam etmiş)

İnsanlar uyumak yerine, sırf ortada olanı görmeyi başarabilselerdi, benim bu yazıyı yazmama gerek kalmazdı…

Buradan çığlık atıyorum. Duyun artık:

Hanımlar! Beyler! Burası dehşet bir ülke.

Hiçbir şeyin yüzeysel bir bakışla görülemeyeceği bir ülke.

Üzerinde tüm süper güçlerin satranç oynadığı bir ülke.

Öyle Ergenokun’u pasifleştirmekle, paraleli tırstırmakla falan, bir günde güllük gülistanlık olacak bir ülke değil.

Bir haini def etseniz, yerine hemen yenisini getirirler.

Öyle kolay kolay, bizi bize bırakmazlar(Benim TUDEM projeme OKEY denip, şimdi de engellendiği gibi)

İcabında bizden olanları bile bize karşı hale getirirler. (Evet Yasri ağa gibi oyalayanlar çıkıyor)

Onun için gözlerinizi dört açın!

Etrafınızda ne oluyor, şöyle bir bakın.

Ama iyi bakın. Yüzeysel bakmayın.

Ve görün benim gördüklerimi.

Şimdi biraz da siz çatlayın:

**************************************************

Temayül yoklamalarında 1. Gül, 2. Yıldırım, 3. Davutoğlu çıktı.

Buna rağmen REİS hocayı parti başkanı yaptı.

Gül’ün çok yakışıklı İngiliz arkadaşları, bir de REİS’ten ve ailesinden nefret eden, ancak Hürriyet’e de pek aşık, ‘intifada’cı bir hanımı vardı.(Gül ne hikmetse partiyi hep içeriden karıştıran ve Ahmet beyi yoldan çıkartan ekiple paslaşıyor denmesi üzücü. Ona hemşerim demek içimden gelmiyor artık. Eskiden bir sevgim vardı. Anasının 2 kez CB olacak diye doğurma talihsizliği sendromunu içinden atamaması kendi sorunu ama 1 tane Türkiye kaldı bunu unutmuş)

REİS Gül’ü başkan yapmadı.

Yıldırım REİSçiydi.

Falsosu yoktu. Başarılıydı.

Parti tarafından seviliyordu.

Ama yeterince karizmatik değildi.

Kukla muamelesi yapacaklardı.

REİS Yıldırım’ı da başkan yapmadı.

Davutoğlu güzel konuşuyordu.

Hocaydı.

Ayrıca, görece tazeydi.

Uzun yıllar REİS’le de çalışmıştı.

Evet kibirliydi. Hem de çok.

Her şeyi o bilirdi. Ama teorik olarak.

Pratikte genelde çuvallardı. Örnek; Suriye.(Demek ki Suriye de yanılgı Ahmet hocadan kaynaklanmış)

“6 ayda Esed devrilir” dedi. Demekle de yetinmedi, bütün planlarını buna göre yaptı.

B planı yoktu. Çünkü çok emindi. Kendinden. Zekasından. Bilgisinden. Okumasından.

Esed kaldı. Hoca çuvalladı. Sonra bir sürü sıkıntı.

REİS yine de hocayı başkan yaptı. Neden mi?

a) REİS hocanın, Suriye ve Filistin politikalarından hareketle, kendini devirmek isteyen Batı’yla uzlaşmayacak bir politikacı çıkacağını umuyordu.

“Bu hoca, Batı’yla da, onun ülkemizdeki truva atları olan paralellerle ve Doğan medyasıyla uzlaşmaz” diye düşünüyordu.

b) Başkanlık sistemine geçerken argüman üretir, akademik karizmasını, taze politikacı kimliğini bu yolda işlevsel hale getirir diye düşünüyordu.

Kendisinden bu iki konuda söz aldı.

“Temayül yoklamalarını biliyorsun, seni BEN başkan yapıyorum! Ama bu iki konuda söz vermen şartıyla” dedi.

Hoca kabul etti. Ya da etti gibi göründü. Bilmiyorum.

Fakat etrafındaki muhteris danışmanlar kabul etmediler. Bunu biliyorum.

Ali Sarıkaya, Osman Sert, Taha Özhan, Hatem Ete ve Ertan Aydın başlıcaları.(Ertan Aydın'ı enpoze eden bilse Reise bayrak açacağını hiç devreye girmezdi. Ertan hoca makamına bile gelmeyen ve seçmene takiyeci denmesi üzücü)

Bunların hepsi “okumuş” çocuklar.

Çok okumuşlar.

Bildiğiniz gibi değil.

Hepsi Allah’ın lüftu.

Hoca da “okumuş” adam.

REİS ise Kasımpaşalı.

Olur mu? Olmaz? Yakışır mı? Yakışmaz!

Dolayısıyla onların yönetmesi lazım.

Bir de REİS var, huzur yok. Batı durmuyor. Gezi, paralel falan.

Bir de yolsuzluk iddiaları.

İddiaların yalan olduğunu hepsi bok gibi biliyor ama olsun, iddiaların ortaya çıkması bile çok sinir bozucu bu ekip için.

İddiların değil REİS’in çürütülmesi lazım.

REİS giderse, bu “okumuş” ekip gelirse, ülkemin tadından yenmez.

Herkesle barışacaklar, REİS’i kurban edecekler. (İşte Dersimli Kemal bu yüzden hakkını helal ediyordu hocaya)

Sonra kadayıf gibi bir ülkemiz olacak.

Bu kadar basit.

Hasılı kelam bu ekiple birlikte hoca, REİS’ten bağımsız, Batı’ya bağımlı politikalarını belirledi.

*****************************************************

1

Reis’in ekonomi yönetimini ekarte etmek için ilk iş “Şeffaflık Yasası”nı çıkartalım dedi hoca.

REİS’in haberi olmadan hazırladı yasa paketini.

Ve kamuoyuna bizzat kendisi açıkladı.(Bakın ne kuyular hazırlanmış, sanki BKK hendeği. P değil B)

Sonra REİS kendisiyle istişare edilmeden bu paketin hazırlandığını söyledi.

Hoca ve muhteris danışmanları tırstılar.

Paketi geri çektiler.

2

Ama hoca kararlıydı.

Gelir gelmez REİS’i yiyecekti.

17-25 Aralık üzerinden 4 bakanı Yüce Divan’a gönderme oylaması sırasında bir konuşma bahanesiyle İngiltere’ye gitti, meclis grubunun başında durup liderlik etmedi. Ardından Davos’a gitti. Ordan da New York’a sermaye gruplarıyla buluşmak için geçti. Davutoğlu’nun ABD ziyareti hakkında soru sorulan Beyaz Saray yetkilisi bile “Türk Başbakanı’nın burda olduğuna dair bilgimiz yok” dediği bir geziydi bu. 

Biliyorsunuz mesele 4 bakan meselesi değildi. REİS’ti.

Önce bunlar Yüce Divan’a gönderilecekler, sonra da REİS.

Lakin hoca bu kadar kritik bir meselede ortada yoktu.

Bunu herkes biliyor.

Kimsenin bilmediğiyse;

Yüce Divan oylamasından bir gün önce 4 bakanın partiye çağrıldığı.

Bağış, Güler, Bayraktar, Çağlayan gecenin yarısında partiye gider.

Hocanın kurmayları kendilerine mecliste aklanmaları gerektiğini söyler.

Bakanlar “siz bizim ak olduğumuzu düşünmüyor musunuz?” diye sorar.

“Düşünüyoruz tabi, ama milletin önünde de aklanmanız lazım” diye cevap verirler.

Bakanlar,

“Biz kendimizden eminiz.

Zerre yolsuzluğumuz yok.

Aklanırız da.

Ancak bu süreç yıllarca sürer, partinin de çok başı ağrır.

Ama en önemlisi, paraleller REİS’i Yüce Divan’a çıkartma imkanı bulabilirler, emin misiniz?” diye sorarlar.

Hoca da gelmiştir.

“Bu bizzat Cumhurbaşkanımızın talimatıdır” der muhterem hocamız. (Eğer bu doğru ise hoca hain değil Tayindir.Reis 2-3 ay sonra Ahmet hocanın ipini kesmediyse hatalıdır demeyeceğim çünkü konjektür uygun olmadığındandır) 

Çıktıklarında bakanlar çok şaşkındır.

Bağış REİS’i arar. Durumu sorar.

REİS “olur mu öyle şey?!” der.

“Gelin İstanbul’a hemen!” diye ekler.

1 saat sonra, bu sefer REİS Bağış’ı arar:

“Siz Ankara’da bekleyin, ben geliyorum”

Sabahın köründe buluşurlar. Bakanları dinler.

REİS kendisine yönelik kumpasın farkına varır.

Sonra hocaya zılgıtı çeker. (Hoca suyun başındadır ya hiç akıllanmaz, gaz veren okumuşları var ama şimdi yok...)

Yüce Divan oylaması ertelenir. Hoca da fırsattan istifade İngiltere’deki toplantısına gider.

Düşünebiliyor musunuz?

Şayet gecenin köründe Bağış o telefonu açmamış olsaydı, bugün belki de darbe yaşamış bir ülke olacaktık!

3

Hoca REİS’i devirmekte başarısız olunca, onu zayıftatmaya karar verir.

Yine onunla istişare etmeden Fidan’ı milletvekili yapmaya kalkar.(Böylece MİT'i CB etkisinden arındıracaklardı)

İşin kötüsü Fidan da REİS’le istişare etmeden hemen hocasının kucağına atlar.

Bu sefer REİS, medya mensuplarının karşısında hocayı ve Fidan’ı azarlar.

Fidan Umre’de REİS’i bulur.

Nedamet getirir.

Sonra tekrar görevi kendisine iade edilir.

4

Hoca yılar mı hiç! Bu sefer de sazı eline almaya karar verir.

REİS’in 10 seneden fazladır ince ince işlediği çözüm sürecinin kaymağını yemek ister.

Dolmabahçe’de HDP’lilerle Yalçın Akdoğan, Efgan Ala ve Mahir Ünal bir araya gelir.

Dolmabahçe Açıklamasına dışarıdan bakınca çok pozitiftir.

PKK baharda silah bırakmaya davet edilecektir falan.

Fakat asıl konuşan taraf HDP’dir.

Başta Sırrı Süreyya olmak üzere, HDP ekibi sazı eline almıştır artık.

Çözüm sürecinin gidişatını onlar belirler hale gelmiştir.

Şartları onlar tayin eder olmuştur.

O kadar ki Apo’yla sivil akillerin buluşturulmasına bile karar vermişlerdir.

Bizimkiler de “tamam” demiştir.

Devletin bu kadar aciz hale düşürüldüğü başka bir örnek gelmiyor aklıma.

Bugün yaşadığımız terör belasının ardındaki en büyük sebeplerden biri bu sergilenen acziyettir.

HDP’lilerin bu denli şımartılmasıdır…

Sonra REİS, bir ay boyunca PKK tarafının azgınlıklarına rağmen İzleme Komitesi kurulacağı manşetlerde yer alınca, kendisiyle istişare edilmeden Dolmabahçe açıklamasının yapıldığını söyler.

Apo’yla akillerin görüştürülmesinin de, Apo’nun elini güçlendireceğini ilave eder.

Mesele kapanır.

Ama dediğim gibi etkileri bugün bile devam etmektedir.

5

Bu sefer Bülent Arınç meydandadır.

REİS’in yalan söylediğini, kendisinin süreçten haberdar olduğunu ve ülkeyi hükümetin yönettiğini söyler.

Asıl kimin yalancı olduğunu söylemeye gerek yoktur diye düşünüyorum.

Hocamız hemen Arınç’a telefon açar, televizyondaki REİS-karşıtı açıklamalarından ötürü Arınç’ı tebrik eder.

(Vay be Arınç'ın dinlendiğini unuttuğundan önüne konan dosyalara itiraz edemedi ve biat ediyorum dedi ama GÜL ve Arınç onu rahat bırakmayacağından bekleyip göreceğiz. Ama belgeli dosyalardan kıpırdayamayacak halde o yüzden susabilir)

6

Yarattığı hengameler sonunda seçimde hüsrana uğrayan hoca;

Aydın Doğan’ın damadının, Koç’ların ve diğer TÜSİAD'çıların ayağına (Ali Kibar’ın evinde) gitmiş olsa da,

Erdoğan’ı yeniçeriler tarafından katledilen III. Selim’e benzeten Economist Dergisi’ne koşa koşa röportaj vermiş olsa da,

Doktoruna kadar bütün akraba ve ahbaplarını vekil listesine koymuş olsa da, başarılı olamaz. Başkanlık meselesini neredeyse ağzına hiç almamıştır seçim kampanyalarında.(Başkanlık sistemini isterse kendine yer kalmazdı)

FETÖcusundan PKK’lısına, tüm hainlerin REİS’e “hırsız” “hırsız” diyerek ortalığı inlettikleri bir dönemde cevap mahiyetinde tek kelam etmemiştir.

Partide de bu konularda herhangi bir hareketlilik yaşanmamıştır.

REİS meydanlara inmeden önce yüzde 38’e kadar düşer oylar.

REİS, son bir ayda meydanlara inmeye karar verir ama yanlış politikaların faturasını halk kesmiştir artık.

Sonuç yüzde 41’dir.

REİS’siz siyasetin bedeli ağır olmuştur.

Ama hoca hâlâ asıl sorunun REİS olduğunu düşünmekte ısrar eder.

7

Seçimden hemen sonra “başkanlığı getirmek istedik, halk yetki vermedi” açıklaması yapar.( Oysa başkanlık sisteminin avantajlarını bilmeyenler ve ajan-s denenler buna kayıtsız kalır deniyor)

8

REİS’e yönelik hırsızlık iftirası kampanyasının asenası olarak arzı endam eden Bahçeli “Bilal’i ver koalisyonu al” diye nara atmaya başlar. REİS çok öfkelenir.

Kendisinden açık açık çocuğunu kurban vermesini istemektedirler.(Evet bu kadar milliyetçi hahint'i tayin etmeyen suçlu)

Hoca ise Bilal Erdoğan’ı kurban olarak isteyen Bahçeli’nin meclis yeminini sonuna kadar bekler.

Ve sonra da tüm kabinesiyle birlikte alkışı basar. (Bu belgeli ve yemek yediği kaba pisletti denmemiş Allahtan)

9

Hoca artık REİS’i devirmenin tek yolunun başkanlık yolunu kapatmak olduğuna kanaat getirir.

Bunun içinde mutlaka koalisyon yapması lazımdır.

Koalisyon hükümetinden başkanlık sistemine “olur” vermesini beklemek imkansız olduğu için hoca “koalisyon da koalisyon” diye tutturur. Fakat muhalafet son derece nazlıdır.

Buna rağmen Kılıçdaroğlu “koalisyonu Erdoğan istemiyor” türünden açıklamalar yapmaya başlar.

Hoca bu açıklamalara hiç itiraz etmez.

Halbuki REİS hocaya “koalisyon kurabilirsen kur ama ısrarcı olma, partiyi aciz gösterme, en kötü ihtimal erken seçime gideriz” diye defaatle söylemiştir.

10

Bu arada Hoca yavaş kendi medyasını kurmaya başlar.

Mustafa Karaalioğlu (ES Medya’da iken ayda 100binden fazla maaş alan, kendisine 400 metrekarelik ofis kuran bu zat Ethem Sancak’ın bütün telkinlerine rağmen Feto’nun beddua haberini bile manşetten görmemiştir, Ekrem Dumanlı’nın Akit muhabirine attığı tokatı arka sayfalara gömmüştür, 17 Aralık’tan sonra bile Ekrem Dumanlı’yla dirsek teması bir süre devam etmiştir, Gezi sürecinde kısık sesle konuşmuştur, sonra görevden alınınca “objektif” gazetecilik yapmaya karar vermiştir), Mahçupyan (REİS hakkında eşcinsellik imasında bile bulunan bir herif),

Hakan Albayrak (hocayı savunacağım, REİSçilere çakacağım derken Ahmet Hakan’ı bile savunan bir zavallı) ve Diriliş Postası,

Yıldıray Oğur ve Ceren Kenar (bakanların Yüce Divan’a gönderilmesi gerektiğini yazdı, Mahçupyan’a siper oldular, Babacan’a sahip çıktılar, Can Dündar bırakılınca sevinçten havalara uçtular), Genç Siviller ekibi (Yıldıray Oğur’un talimatıyla AK Parti gençlik kollarının üst kademelerine sızdılar),

İbrahim Karagül (1 Kasım seçimlerine bir hafta kala, içinde Ali Bulaç gibi paralellerin de ilk sayfada yer aldığı “gelin uzlaşalım kampanyası” başlattı; “Kabinede mason bakan korkusu” türü haberlerle kabineye ayar vermeye çalıştı) ve Yeni Şafak ekibinin neredeyse tamamı (elbette ki Salih Tuna, İsmail Kılıçarslan, Leyla İpekçi, İbrahim Tenekeci gibi bazı istisnalar hariç).

Abdülkadir Selvi (Yeni Şafak’ta yazdığı dönem, eskiden Aydın Doğan’ın 28 Şubat sürecindeki rolü üzerine yazdığı yazıları unutup CNN ekranlarına çıkmaya başlayarak Doğan medyasıyla dirsek temasına giren, bu arada yavaş yavaş REİS eleştirilerine başlayan, ve sonunda Hürriyet’e geçiş yapan şaşkın)

Akif Beki (REİS’in basın başdanışmanlığı sebebiyle adam yerine konulan, sonra kapağı Radikal ve Hürriyet’e atan, Karar’ın kuruluşunda bizzat etkili olan, ve bugünlerde köşesinden REİS’e “işler daha da çirkinleşebilir” tehditler savuran)

Taraf‘ın tamamı (Alkım ziyareti sonrası)…

Mahçupyan köşesinden REİS’e yardırmaya başlar.

REİS meydanlara indiği, “Başkanlık” dediği için seçim kaybedilmiştir.

Hoca itiraz etmez.

Hakan Albayrak “artık konuşma reis!” “artık köşene çekil reis!” yazıları kaleme alır.

Hoca itiraz etmez.

Bu ekip kendi medyalarında iki seçim arası dönemde tam yüzden fazla haber ve köşe yazısı yazar REİS karşıtı.

Bu arada REİS tarafından çok fazla ses çıkmaz.

Zira REİS müsaade etmez.

Hocayı kendi ıslah edecektir.

Dışarıya kavga görüntüsü vermeyecektir.(Neler yapıyor,yaptırıyor bilmediğimizden bazıları hocayı çok sevmişti ama ben Babacan'a kızgınlığım yüzünden rolantideydim. Bu yazılarımdan anlaşılır)

11

Hilal Kaplan, Melih Altınok, Kurtuluş Tayiz, Cemil Barlas, Haşmet Babaoğlu gibi isimler inceden dokundurmaya başlar hocaya.

Fakat Suheyb Öğüt Aktüel’de çok sert bir eleştiri yazar.

“Hoca felç geçiriyordum” diye inlemeye başlar.(Demek ki o günlerde ipi çekileceğini anlamıştı. Şimdi Reise biat ve sadakat olgusunu, bu yaptıklarından sonra ona şavaş cılık yakışmayacağından olsa gerek)

Derhal Turkuvaz grubunu arar. Yazıyı kaldırtır.

Grup yazıyı hocadan tırstığı için değil, REİS’in politikası bu yönde olduğu için kaldırır.

Öğüt de durumu öğrenir, “eyvallah” der.

Bu arada bizim hocacı liboşlar da susmaktadır.

Şirin ve güler yüzlü hocamız kendisi hakkında ilk defa net bir eleştiriyle karşılaşmış ve ilk tepkisi bu yazıyı kaldırtmak olmuştur.

Bildiğin, Öğüt’ü sansürlemiştir.

Ama ne Mahcupyan, ne Oğur ne de başka bir özgürlükçü vatandaş bu durumu umursamıştır.

Durum hâlâ aynıdır onlar için;

kendisine her gün küfredilen,

uluslararası operasyonlarla devrilmeye çalışılan,

oğlu bile kendisinden kurban olarak istenen Erdoğan baskıcıdır;

kendisini eleştiren ilk yazıyı sansürleyen hoca ise demokrat.

12

Hoca artık kendisine ait müstakil bir medya kurma vaktinin geldiğine KARAR verir.

(Söylemeye gerek var mı bilmem: Bir siyasetçinin kendine ait yeni bir medya kurması, kendine ait yeni bir parti kurmasından farksızdır.)

Basın danışmanı Osman Sert’in desteğiyle KARAR’ı kurar.

KARAR’ın finansmanı “örtülü” olarak halledilir.

Yeni Şafak’a ise Ülker’in arka çıktığı söylenmektedir.

Hani şu hocanın lise arkadaşı Murat Ülker.

Hani şu hocanın vakfı Bilim-Sanat’ı finanse eden Murat Ülker.

Hani şu Rothschild’den aldığı kredilerle Godiva’yı satın alan Murat Ülker.

Hani şu başörtülü kadın nefretçisi Bedrim Baykam’ın boş çerçevesine 500bin TL veren Murat Ülker.

Hani şu Ali Atıf Bir Denen paralel vatandaşı kendi üniversitesine (Şehir) rektör olarak atamaya kalkan Murat Ülker.

Hani şu, Harvard’a milyonlarca dolar bağış yapıp kendi üniversitesindeki yüksek lisans öğrencilerinin burslarını kesen Murat Ülker.

Hatırladınız değil mi? Hah işte o adam.

En çıldırtıcısı ne biliyor musunuz?

Kendi medyasını kuran hocamız daha geçen gün, Turkuvaz’ı hedef alarak “medya üzerinden siyasete dizayn vermeyin” diye çıkış yaptı.

Galiba şunu söylemek istedi:

Ben çok uğraştım ama yapamadım, beceremedim, Karar bütün çabamıza rağmen hala 2 bin satıyor, ne olur siz de yapmayın, tavsiye etmem.”

13

Eylül’de MKYK’yı baştan sona kendi şekillendirmek isteyen hocaya karşı, REİS’in talimatıyla Binali Yıldırım devreye girdi.

1353 delegenin 900’ünün imzasını topladı.

Sonra da Abdülhamit Gül’den Mehmet Muş’a, Berat Albayrak’tan Ayşenur Bahçekapılı’ya kadar REİSçi pek çok isim MKYK’ya girdi. Gül’ün ekibi (Hüseyin Çelik, Ali Babacan, Mehmet Şimşek vs.) ise safdışı edildi.

14

Madem ki partinin has isimleri ve tabanı kendisine destek vermiyordu, o zaman diğer kesimlerin desteğinin alması lazımdı.

Gezici ve PKK’cı güruha bile şirin gözükmek için,

PKK’nın ortalığı kan gölüne döndürdüğü, HDP’nin terör propagandası yaptığı, canlı bomba taziyelerine gittiği dönemlerde bile HDP’ye yönelik bir tepki ortaya koymadı.

Baktı ki MHP kendisini eleştirmeye başlamış, işte o zaman, şişin ve kebabın yanmaması için, “bütün dokunulmazlıkları kaldıralım” dedi.

Daha kötüsü hocanın iki adamı, Naci Bostancı ve Ali Sefer Üstün, dokunulmazlık meselesini görüşmek üzere katil HDP’nin ayağına gitti.

Sırrı Süreyya bu şaşkın ikiliyi ceketsiz, kravatsız, gömleksiz, basit bir kazakla karşıladı.

Dayı dayı konuştu. Artistliğini yaptı, bunlar da Sırrı’ya hürmetlerini arz edip gittiler.

15

Bitmedi! Hoca PKK’ya yönelik olarak “2013 Mayıs şartlarına dönülürse her şey konuşulabilir”

diye bir açıklama yaptı.

Barış zamanında savaşı konuşan ne kadar hainse, savaş zamanı barışı konuşan da işte o kadar haindir.

16

Aynı günlerde AK Parti milletvekili Özhaseki “paralel fabrika ayarlarına dönerse mücadele biter” açıklaması yaptı.

Hocamdan tek bir itiraz gelmedi.(Özhaseki yerel kalıp bu satırlara malzeme olmuşsa Ankara'yı ve Reisi anlamadığı için ve Kayseri aday adaylarına randevu vermeyip Hoca gibi herkese tepeden baktığından başkan yardımcılığını korumaya baksın denmekte)

17

Avrupa Parlamentosu başkanı Schulz, REİS’e en galiz şekilde küfreden video klibe yönelik Türkiye’nin verdiği tepkiye karşı yine REİS’e yönelik “otoriter” kabilinden hakaretler etti.

Hocamız ise Schulz’a karşı tek kelam etmedi.

18

Schulz’un

“Biz Erdoğan’la anlaşmadık. Bizim muhatabımız Davutoğlu’dur, hükümettir, onlar da gayet ciddi muhataplar”

sözleri üzerine hocamız yine tek kelam etmedi.

REİS ise önce bu Nazi bozmasına çaktı:

“Bahsettiğiniz kişi, benimle ne zaman görüşse, liderliğimin ne kadar saygın olduğundan söz eder.

Yüzüme karşı böyle konuşan bir insanın şimdi o türden tavırlara girmesine ne demeli?

Ben bu tür davranışları, Alman ekolünün Türkiye’ye bir operasyonu gibi görüyorum.”

Sonra da mülteciler konusunda Almanya’ya övgüler düzen hocaya:

“3 milyar euro meselesinde en büyük yükü Almanya alıyor deniliyor. Halbuki cüzi bir miktar hariç, Türkiye’ye gelen bir şey yok. Bizden neyin projesini istiyorsunuz? Sizin proje dediklerinizi biz çoktan yaptık. Proje diyerek kimse bizi aldatmasın.

Birileriyle fotoğraf verebilmek için böyle şeylerin içine girmeye gerek yok”

19

Her işte çuvallayan hocamız artık ne yapacağını, REİS’i nasıl görünmezleştireceğini, kendisinin nasıl varlık göstereceğini şaşırır hale geldi.

“Schengen vize anlaşmasını dört ay öne alacağız. Bu bizim başarımızdır” türünden laflar etti.

REİS “artık yeter!” dedi ve patladı:

“Başbakanlığım döneminde Schengen’in Ekim 2016’da uygulamaya gireceği açıklandı. 4 ay öne çekmenin kazanım gibi sunulmasını anlayamıyorum. Küçük şeylerin büyük kazanım gibi sunulmasına üzülüyorum.” (AB'nin terör yasasına karşı duran Reise ve ülkemize belki bunda da kazık atacaklardı)

20

REİS Obama’yla görüştü. Bütün ABD, REİS’in ayağına geldi. Bizim FETÖcu, Gezici ve PKKcı medya mosmor oldu.

Sanıyorum hocam da öyle oldu.

REİS-Obama görüşmesinin üzerinden bir ay geçmeden, hocam Beyaz Saray’dan randevu istedi.

Başka söze gerek var mı?

21

Hocam, Osman Sert eliyle Taha Ün’ü kendi trol ekibine dahil etti.

İşin kötüsü Taha Ün’ün eşi, Emine Erdoğan hanımefendinin özel kalem müdiresi Sema Silkin.

REİS açısından ne kadar berbat bir durum değil mi?

Taha Ün ve ekibi, yanlarına birkaç hırdavatı da alıp, hocayı eleştiren herkesi tvitırda FİTNEci ilan etmeye başladı.

22

Hocanın fahri danışmanı yeni gazetecisi Mahcupyan,

PKK ile masayı kuran onlarca yazı yazdı;

devlete, “dönüp dolaşıp PKK’nın ayağına geleceksiniz, gelmezseniz anti-demokratiksiniz, gayrimeşrusunuz” minvalinde yazılar döşendi.

23

Beştepe’ye karşı paralellerin “İsraf saray” hakaretleri, 250 bin dolarlık masa iftiraları kol gezer, REİS bu kepaze ithamlarla boğuşurken bir kez olsun sesini çıkarmayan hocamızın partisi;

Can Dündar serbest bırakılınca, sevinçle karşıladı.

REİS “karara saygı duymuyorum” deyince,

hükümet sözcüsü Numan Kurtulmuş çıkıp “Cumhurbaşkanı’nın şahsi fikridir” diyerek makamı küçümsemeye kalktı.     (Demek ki Numan hoca bu satırlara malzeme olduysa yerini korumaya gayret etsin... Merhum Ecevit Prof takımı için bunları vekil yapacaksın belki ama bakan asla yapmayacaksın diye boşa dememiş.Bu sözü dönemin Adalet bakanı için dediğini koruması İzmir milletvekilinden öğrenmiştim. Hoca takımı bu ülkenin talihsizliğidir biline...) 

24

REİS’in “yalan söyleyen zat” dediği, “paralel için cübbemi giyerim” diyen Arınç, Manisa’da özel törenle hocamız tarafından karşılandı ve ağırlandı.

25

REİS’e yönelik hemen her gün hakaretamiz haberlerin çıktığı Taraf gazetesinin sahibi Arslan’la Alkım Kitabevi’ne ziyaretine gidip el sıkıştı hocamız.

O gün bugündür Taraf, hocaya taraf.( Bu da biliniyor ama bu gün bekleniyor. Ama havuza akan kirli su ve temiz sunun hepsini 2-3 kişi bildiğinden sabredilmiş diye es geçiyorum. Biz havuzdaki suyun % 1'ni ancak biliyoruz o yüzden Reisi suçlamalarımı bu yüzden geri alıyorum. Ama ekonomiyi en iyi bilenleri partiye aldık diyorsa yanılıyor. Sahada yetişen 5-10 duyarlı kişiden olduğunu bilmediği bizleri görmediği için mektupları iletmeyenler suçluları ayıklamalı)

26

Hoca, “her şeye ben karar vereyim hırsıyla bakanların müsteşar atamasına bile izin vermedi. 4 aydır müsteşarı atanamayan bakanlar var.

27

Hocamız, REİS’in şiddetle eleştirdiği, 1100 terör destekçisi Akademisyen’in imza kampanyası için “görmezden gelsek olay bu kadar büyümezdi” yorumu yaptı.

Sonuç:

hoca ile REİS arasındaki hikaye basit bir ihtiras hikayesi değildir.

Çünkü hoca kendi ihtiraslarının peşinden koşabilmek için,

REİS karşıtı, ve dolayısıyla REİS’i destekleyen halkın karşıtı kim varsa, onunla işbirliği kurma yoluna gitmiştir.

Küresel güçlerin ülkemizdeki satrancında vezir görüntüsüne sahip basit bir piyon olmayı kabul etmiştir.

Kavga budur..........  Kaybedeni de bellidir!”

Bu yazı toplam 3041 defa okunmuştur.
  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Haberler Ankara | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 545 221 98 97 | Faks : 0 850 303 80 36 | Haber Scripti: CM Bilişim