• BIST 83.048
  • Altın 146,881
  • Dolar 3,7605
  • Euro 4,0391
  • Ankara -11 °C
  • İstanbul 4 °C
  • İzmir 3 °C

Bir Muhalif Yazı : Muhalefete Yaşam Şansı

Mustafa Furkan Yılmaz

 

"Ya Rabbi Biz niçin birbirimize bu kadar hor bakıyor, vatandaş sevgisiyle  muamele edemiyoruz?

Niçin karşımızdakinin de hürmete layık bir insan olduğunu kabul edemiyoruz.

                                                                            Niçin hakikatleri görüp duymaktan korkuyor ve hakikattan yılıyoruz.

                                                                            Ne zaman başımızda medeni memleketlere mahsus medeni idareciler göreceğiz?”

Ord.Prof.Dr.Ali Fuat Başgil’in Hatıraları


     Hepimiz biliyoruz ki Türkiye, Ak Parti iktidarını sahiplendiğinden beri muhalefet cenahınca halkı kucaklayıcı ciddi bir kıpırdanma olmadı. Bu durum mecliste bulunan muhalefet partilerinin tamamının salt ideolojik şuur temelli olmaları ile de tam anlamıyla açıklanamaz. Üstüste bu kadar seçim kaybeden Bahçeli, MHP’de koltuğunu bırakmadı, Kılıçdaroğlu ile yepyeni bir CHP asla oluşamadı.  Peki muhalefet sadece ve sadece muhalif olmak ve yıkmaya çalışmak değil aynı zamanda doğruyu da alkışlamak ve gerektiğinde yapıcı tutuma sahip olmak değil miydi?  Evet muhalefet söylem, icraat ve devlet içindeki kadroları ile iktidarın denetleyiciliği rolünü üstlenemedi/üstlenemiyor. Bunlara, çok bilindik şeylerin tekrarı olmasının dışında bahsedeceğim sorunun bir kanadını oluşturması sebebiyle kısaca değindim.

     Sorunun, yazının konusunu amaçlayan diğer kanadı ise iktidarın da bir süredir muhalefete ve özellikle muhalefetin devlet içindeki bürokrasisine yaşam sansı tanımıyor olmasıdır. Vaziyetin bu hale gelişi, ilk zamanlar Abdülhamid Han’dan beridir “kendi milli değerlerine hizmet eden güçlü bir lider” arayan Türkiye için Recep Tayyip Erdoğan’ın mücahedesini pekiştirme anlamı etrafında müspet bir amaca hizmet ediyorken, sonraları gitgide otoriter bir tek parti uygulamasına ve sorgulanması dahi iktidar içinde paranoya oluşturan sorunsal bir çıkmaza dönüştü. Gezi olayları ile başlayıp, 17 -25 Aralık operasyonları ile devam eden darbe teşebbüslü hain süreçler sonrası bu sorun iktidar için iyice paranoya halini aldı. Ak Parti cephesine sorulduğunda ise yok edilmek istenenin, yaşam şansı tanınmayanın marjinal ve radikalize olmuş muhalefet olduğu savunmasını alsak da, marjinal ve radikal muhalefet tanımının ne yazık ki iktidarın kendi vicdanlarını rahat ettirmek adına yelpazesi çok geniş hatta tanım dışına çıkacak şekilde bir uygulamaya tabi tutulduğunu görüyoruz. Örnekler net; Üniversitelerdeki akademik ve idari görevden almalar, Milli Eğitim camiasının silbaştan Eğitim-Bir Sen ekseninde yenilenmesi  ve son olarak cemaatçilerin ayrımının düzgün yapılmadan uygulanan emniyet ve yargı tasfiyeleri...

     Yani maalesef birbirini tersinir şekilde besleyen ve ülkeye zarar veren menfi iki olgunun ikincisinden bahsediyorum.

  1. Muhalefetin iktidarı denetleyerek ona alternatif olamaması,
  2. İktidarın muhalefete yaşam şansı vermeyerek, onu boğması.

     Bu iki kanatlı sorun birbirinden güç ve destek alarak büyüdükçe ne toplumsal uzlaşı sağlanır, ne iktidar tarafınca dirilmesi arzulanan Neo - Osmanlı devlet can bulur.

   Evet söylemek istediğim esas husus muhalefetin Ak partinin doğrularını alkışlamıyor olması veya iktidarın söylemiyle muhalefetin zaman zaman hain odaklarla da işbirliği yaparak marjinalize olması değil, Ak Parti’nin elinde bulunan gücü muhalefetle paylaşmaması da değil, iktidarın devlet kademelerinde siyasi veya idari anlamda muhalif insanlara gitgide yaşam şansı tanımıyor olmaya başlamasıdır. Ak Parti hem kendi kadrolarını oluşturmak hem de statüko zihniyetindeki eski devletin yerine yeni bir devlet düzenini bina etmek hesabına, yapması gereken muhalefet tasfiyesini zaten çoktan yaptı. Ama artık 12 yılda kazanılan 10 seçimin vermiş olduğu ihtişamlı güçle, devletin en alt kademelerine kadar hükmetme gayesini takınıp, işini doğru yapan insanlara kadar ayıklama politikasına girmesi kendine de zarar veren olumsuz sonuçlar ortaya çıkarmaya başladı.

   İşte bütün bu sonuçların analizinde karşımıza çıkan tabloda AK Parti;

  1. Devletin geleceğini tekelci - tek partici bir zihniyete hapsetme yoluna gidiyor.
  2. Vasıflı muhaliflerin devlet idaresindeki bürokratik görevlerden alınmaları ve yerlerine maalesef vasıfsız iktidar yanlılarının konulması, devletin idaresinin inkıtasına ve zaafına sebep oluyor. Çünkü başarı liyakattedir…
  3. İktidar kendinden olmadığı gerekçesiyle kendi vatandaşlarını ötekileştiriyor.
  4. Ötekileştirmenin bir sonucu olarak fikren Ak partili olmayıp da menfaatleri icabı öyle görünen riyâkar ve münâfık insanlar zümresi türüyor.
  5. Mutedil muhalif insanların dahi iktidara karşı kin ve nefret ile bileylenmesine ve en başta görevden alınanların aile içlerinden başlamak üzere tüm toplumun huzurunun kaçmasına yol açıyor.
  6. Gelecekte olası iktidar değişikliğinde öfkeli bir iç hesaplaşma tohumlarını atıyor.

   Maalesef bu olumsuz sonuçlar apaçık ortada  olduğundan muhalefete liyakati ölçüsünde yaşam şansı tanınmalı ve muhalif insanlar devletin en altından en üstüne her organında yer almalıdır. Bırakalım devletin her kademesinde muhalefet olsun, hem de kendini baskı altında hissetmeden… Ancak o zaman bu ülke Yeni Türkiye’ye ulaşabilir ve Yeni Türkiye’den Neo-Osmanlı’ya geçebilir.

Bu yazı toplam 1820 defa okunmuştur.
  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Haberler Ankara | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 545 221 98 97 | Faks : 0 850 303 80 36 | Haber Scripti: CM Bilişim