• BIST 106.843
  • Altın 142,689
  • Dolar 3,5367
  • Euro 4,1209
  • Ankara 28 °C
  • İstanbul 30 °C
  • İzmir 31 °C

Birlikte Yaşlansak Ya?

Alisa Çiçek Akyol

 

Evliliklerde neden hep erkek yaşça büyük olmak zorundadır?

Yıllarca süregelen bu genellemeyi kimler yaptı?

Erkek egemen yapı, sahip olduğu üstünlüğünden ne pahasına olursa olsun vazgeçmiyor. Oysa dünden bugüne yaşamda çok şey değişti. Neden aşkın yaşı konusunda bile erkek lehine karar veriliyor. Üstelik bu kararın sonucunda kendisi bile mutlu olamazken, erkeğin yaşça büyük olması durumu neredeyse evlenilecek erkekte aranan ilk şart olma özelliğini günümüzde dahi koruyorken. Peki neden bu dayatmada hala ısrar ediliyor. Bu konuda ciddi bir yanılsama yok mu? Zira etrafımıza baktığımızda gördüğümüz mutlu insan sayısı yok denecek kadar az. Üstelik her geçen gün boşanmaların sayısı hızla artıyor. En önemlisi sevgi neden göz ardı ediliyor. Bu ısrarın gerekçesi çoğu kişinin çocukluğunda kanıksanmış genellemeleri sorgusuz koşulsuz kabul etmesi şüphesiz.

Ve nasıl istisnasız, itirazsız kabul görüyor?

Vaktiyle kadının korunma, erkeğin koruma ve kollama isteğiyle hareket etmesi sanırım. Bu da demek oluyor ki kendimizi ne kadar geliştirsek de kolayımıza ya da işimize gelen alışılagelmiş davranışları değiştirmek istemiyoruz. Hatta sorgulamıyoruz. Buna bir de baş edilemeyen çevre baskısı ekleniyor. Ardından kadının erkeğe göre daha çabuk yıprandığı yalanı. Ve kızların gelişiminin erkekten önce tamamlaması nedeniyle gençlik yıllarında yaşça büyük erkeklere olan ilgisi.

Hani iki gönül bir olunca samanlık seyrandı?

Toplum ısrarla kadının kendinden küçük erkekle birlikte olmasını ve evlenmesini engellemek istiyor. Eskiden tamamen ama günümüzde kısmen başarıyor. Tuhaf olan şu ki kadının kendisinden yaşça küçük birini sevmesine suç işlemişçesine şiddetle karşı çıkan toplum tersi durumda elli yaş farkını bile olgunlukla karşılıyor. Bir adam torunu yaşında bir kızla evlenebiliyor ve bunda bir sakınca görülmüyor.

Oysa birçok alanda olduğu gibi bu alanda da kadınlar ezber bozuyor!

Cesur davranıyor ve aşklarına sahip çıkıyor. Kadın artık sığınacağı, güveneceği bir liman aramıyor. Özgüveni olmadığı için “o bilir” deyip sorumluluğu karşıya yükleyen, kararsız ve gelecek kaygısı taşıyan kadın yok artık. Ve günümüz kadını ne istediğini bilen, ayağı yere sağlam basan bir duruş sergiliyor. Duygularına yaslanıyor. Ruh yaşını önemsiyor. Yaşamdan beklentilerine odaklanıyor. Gerçek aşk, ne para ne yaş ne de sınıf dinliyor.

Evlilikleri dokunsal, işitsel, görsel ayrımlar mı çabuk tüketiyor?

Ruh eşini bulmak var bir de. Daha kendi ruhumuzu çözememiş ve kendimizi tanımamışken. Uzmanların söylediğine göre insanlar üçe ayrılıyor; dokunsal, işitsel ve görsel. İnsan beyni düşünme, karar verme, hayatı anlamlandırma, bilgiye ulaşma aşamalarında bazen ses olgusuna bazen görüntüye, bazen his verilerine duyarlı oluyor. Bu özellikler kişiler arası ilişkilerde oldukça belirleyici ve etkileyici görev alıyor.
Eşler arasındaki iletişim bozukluğunun, bir diğerinin kendisini anlamadığından dert yanması bundandır. Bu durum sevgiyi ifade ediş tarzının değişiklik göstermesine yol açıyor.

Dokunsal insan, iletişim esnasında kendisine dokunulmasını ister. Aynı şekilde düşüncelerini de duygularını da karşı tarafa dokunarak iletmek ister. Karşımızdaki insan görsel ise hareketlerimize çok duyarlıdır. Görsel insanın istediği konuşurken gözlerinin içine bakılması. Karşısındaki insanın sevgi ifadesini gözlerinde, yüzünde görmek istiyor. Ses tonumuz, vurgularımız, özellikle işitsel insan için çok önemlidir. Görsel o sevgiyi görmeye, dokunsal ise hissetmeye çalışıyorken, işitsel duymaya çalışıyor. Dokunsal sevgisini görsel olana hissettirmeye çalışırken, ne yazık ki görselin beyni hislere duyarlı değil. Keza görsel sevgisini göstermeye çalışırken dokunsal olan görüntülere duyarlı olmadığı için iletişim kesiliyor.

Yani işitsel iseniz eşiniz size dünyanın en pahalı ve en gösterişli hediyesini de alsa sizin için bir anlam ifade etmeyecektir. Yine görsel iseniz eşiniz size dünyanın en güzel şiirlerini de okusa, en güzel şarkılarını da söylese sizin için bir anlam ifade etmeyecektir. Eğer siz dokunsalsanız ve eşiniz işitselse tehlike çanları çalmaya başlıyor. Siz hep dokunulmayı o ise hep işitilmeyi bekleyerek ömür geçecek demektir.

Bu ögelerin her üçüne de dikkat ettiğimiz takdirde karşımızdaki insanla sağlıklı iletişim kurabiliriz.

Doğru kişi ile doğru zaman ne zaman?

Artık birlikte olgunlaşarak büyümeyi denemeliyiz. Beklentilere, bakış açılarına, yaşam tarzına saygılı davranıp, yaşama uyum sağlamanın yollarını aramalıyız birlikte. Evet eskiden erkeğin iş güç sahibi olması yeterli görülüyordu üstüne bir de yaşı büyükse tamamdı. Duygu, his, mutluluk çok önemli değildi, zamanla o da olurdu. Nikahta keramet vardı çünkü. Unutulan, atlanan şeyler vardı. Yaş ilerledikçe erkek yıllara yenik düşüyor, sosyal ve fiziksel etkinlikleri azalıyor ve kadın yapayalnız kalıyordu. Sonrası yabancılaşma ve yalnız hayatlar. Kadının veryansınlarına kayıtsız kalınıyordu. Erkekten yana verildiği sanılan kararlarda bile erkek mutlu değildi oysa.

Aşkın yaşı yoktu hani?

Nedense sayısız uzman, uygun evlilikte erkeğin yaşça büyük olması gerektiği konusunda şaşılacak derecede hemfikir. O halde boşanan çiftlerin sayısının her geçen gün artmasında bir gariplik yok mu? Daha da korkutucu olanı etrafınızdaki insanlara bu konudaki görüşlerini sorduğunuzda, İsviçreli bilim adamları öyle demiyor mu diye başlıyorlar söze. Ardından kadınların ergenliğe daha çabuk erişmesi ve erken olgunlaşması yeterli neden olarak konuşmadaki yerini alıyor. Bir de iletişimin sağlıklı olabilmesi için kadının yaşının küçük olması gerektiğine inanç var. Aksi halde erkeğin saltanatına zarar gelebilir. Başka söze gerek yok. Çünkü konu tartışmaya bile açık değil. Artık yaş takıntısını bir kenara bırakıp insanın öz yapısına ve hayata bakış açısına dikkat etmeli sanki.

Uygun evlenme yaşını neden kalbimiz değil de toplum yasakları belirliyor?

Gerçekler bu kadar karmaşık değil halbuki. İnsanlar özgür olabileceği ve eğlenebileceği birliktelikler arzuluyor. İlişkide iyi bir iletişim kurulması, birlikte sorun çözebilme yetisinin geliştirilmesi, tutkuyla sevme olduğunda yaş ayrımı dengeyi bulmuş oluyor ve aradaki ayrım önemini yitiriyor.

Kaldı ki aynı cins içinde bile fiziksel kapsama sınırı, ve duygusal olgunluk her zaman aynı yaşlarda aynı derecede ilerlemez zaten mümkün de değildir. Buna etki eden birçok neden vardır çünkü.

Birlikte yaşlansak ya?

Sorusuna kafamızda takla attırmalıyız. Bir insanın yanında kendimizi iyi hissetmekten daha güzel ne var ki? Birlikteliklerde herkes kendi gibi davranabilmeli ki beraber keyifle yaşlanılabilsin.

Sayılar etrafında dönüp dolaşmanın kimseye bir faydası yok ki!

Saatlerce nitelikli sohbetler edebilmek, birlikte keyifli zaman geçirebilmek, birbirine müdahaleci olmayan tutum, sosyal çevresine uyum sağlamaya çaba göstermek; sosyal, kültürel, ekonomik uyum içinde olabilmenin zeminini hazırlamak. Beklentileri açık bir şekilde anlatmak, bütünleyici olmak. Yani önemli olan hayat görüşlerinin ortak paydasında uyuşmaktır.

Çünkü;

Artık aşk kapıyı çaldığında yaşınızı sormuyor!

1525148_1504715789752807_839495539_n.jpg

Bu yazı toplam 2131 defa okunmuştur.
  • Yorumlar 6
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları
    Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Haberler Ankara | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0 545 221 98 97 | Faks : 0 850 303 80 36 | Haber Scripti: CM Bilişim