• BIST 82.352
  • Altın 148,034
  • Dolar 3,8356
  • Euro 4,0738
  • Ankara 1 °C
  • İstanbul 8 °C
  • İzmir 11 °C

Çalınmış Hayatlar

Tolga Ziyagil

Çalışmak. Hayatımızı sürdürebilmemiz için gerekli maddiyatı bulmak için yaptığımız bir eylem. Kimisi sevdiği işi yaparken, kimisi parası iyi diye sevmediği işi yapar. Kimisi şartları daha iyi diye, kimisi mecbur kaldığı için, kimisi ailesini geçindirmek zorunda olduğu için, kimisi daha iyi bir yaşam elde etmek için çalışır çeşitli işlerde. İşin özü hep aynıdır aslında; daha iyi bir yaşam, istediğiniz gibi bir yaşam. Peki sadece istenildi diye bu işler hemen size verilir mi? Yoksa işe girmek için de ayrı bir çalışma mı yapmanız gerekir? Hadi çalışmayı da yaptınız, bu kez de işverenlerin sizden beklentilerini  karşılayabilecek misiniz? Benim sizlere bugün anlatmak istediğim, işverenlerin işçilerden ne istediği ve karşılığında ne verdiği ile ilgili olacak. Çünkü son dönemlerde işe alımlardaki istekler, işveren - işçi beklentileri ve sömürülmeler oldukça gündemde.

70565-63.jpg

Herkes hayata gelirken belli başlı özelliklerle doğar, bazılarını ise yaşadıkça tecrübe eder ve öyle sahibi olur. Yediniz, içtiniz, büyüdünüz, okula başladınız ve yıllar sonra gerekli tüm okullardan mezun olduktan sonra veyahut imkanınız olduğu müddetçe okuyabildiğiniz yere kadar gelip okumayı geçmişte bırakıp, iş hayatına girdiniz artık. Önceliğiniz, okullarda öğrendiğiniz her şeyi unutmakla başlıyor. Çünkü ezbere dayalı eğitimden hayata dair pek bir bilgi edinilmiyor. Okumak, şanslıysanız eğer ve de kendinizi geliştirebildiyseniz kendinizi, çevrenizdekileri ve de hayatı daha iyi anlayabilmenizi sağlayan bir eylem. İnsanın zihnini açtığı doğrudur. Okumanın yaşı da yoktur. O ayrı bir konu. Ama okuyanların da günümüzdeki içler acısı halini görüyoruz.

421014_270126989723133_207557269313439_672094_1891689470_n_thumb[1].jpg

İş yaşamına girdiğiniz ilk gün karşılaştığınız durum şu: "şu özelliklerde, bu kadar yıl deneyime sahip, kişisel özellikleri şunlar olan, vs. vs." diye bir liste. İşverenin sizden beklediklerini görünce kendinize  dönüp soruyorsunuz, "Acaba bunları nasıl elde ederim? Kişisel özellikler tamam ama ya diğerleri ne olacak?" İşverenlerin yaptığı ilk hata, girdiğiniz iş alanına bağlı olarak değişmekle birlikte, sizden o iş ile ilgili deneyim beklemeleri. Daha yeni mezun olmuş körpe beyinlerin bu ilk beklentide filizlenmelerini engelliyorlar. Çünkü çalışmadan tecrübeniz olamaz, e olmazsa da işe giremezsiniz gibi bir çelişki söz konusu. Allem ettin kallem ettin, kendinden ödün verdin, hakkından azına razı oldun, tecrübe dedin ve gittin bazı işlerde çalıştın. Güzel. Tecrübe zor ve pahalıdır. Ama sen onu da başardın. Daha iyi işlere başvurdun, ön elemelere, ikinci elemelere hatta en son yüz yüze görüşmelere de girdin. Orada soruyorlar size; "Kendinizden bahseder misiniz? Şöyle bir durumla karşılaşırsanız ne yaparsanız? Bu zamana kadar yaptığınız çalışmalar neler? Kendinizi 5 yıl sonra nerede görüyorsunuz? Evli mi bekar mısınız? ( Çünkü ona göre sizi esir edip etmeyeceklerini bilecekler. Bekarsanız yandınız, esnek ve yoğun saatler bitmez kolay kolay sizin için.) ve en önemli soruya gelinir sıra; "Ücret beklentiniz nedir?"

(İÇ SES)

-  Hmmm. Şimdi ben onlardan şu kadar istersem, çok diyebilirler, işe almayabilirler. Esneklik sağlayayım.

- Hmmm. Hafta sonu da çalışılıyor. E bana gün kalmıyor. Ne zaman kendime, sevdiklerime, arkadaşlarıma süre ayıracağım? offf.

- Hmmm. Girdiğim konumun üstünde iş yükü var ama çok istersem de işsiz kalmayayım şimdi. Biraz dişimi sıkayım, yeni iş bakarım nasılsa.

- Hmmm. Evde çoluk çocuk da var. Bir an önce işe girmem gerek. Taksitlerim var, Çocukların masrafları var. Akmasa da damlar en azından. Belki yükseltirler ileride maaşı.

- Hmmm. Şu kadardan aşağıya düşemem. Madem esir gibi çalışacağım bari karşılığını almış olayım. İşe giremezsem de başkasına bakarım. Vs. Vs. 

Uçsuz bir iç sesler korosu halini aldı bile.

İyi kötü bir cevap verdiniz, kafanızda tarttınız biçtiniz, hayatınızdan ( ki yaşamak için çalışacakken, bir anda çalışmak için yaşamaya başlamayı göze aldınız.) ödün vererek bir fiyat söylediniz. Fiyatı beğenmezlerse tepkilerinden anlarsınız zaten. Ya da olumluysa genelde işin içeriğinden bahsetmeye başlarlar. Yalnız burada işverenlerin yaptığı bir adaletsizlik de söz konusudur. Kabul ettiğiniz maaşa, devletin size vermiş olduğu AGİ'yi de ( aile geçim indirimi) maaşınıza ekleyip verirler. Aslında söylediğiniz maaştan AGİ kadar daha düşüğünü kabul etmiş oluyorsunuz. Ama aklınıza sonradan dank! ediyor bu ve iş işten geçmiş oluyor. Bir sonraki işe girerken, bunu da tecrübelerinizden dolayı söylemeniz ve hakkınızı istemeniz gerekiyor. Aklınızda bulunsun.

Gözünüz aydın. İşe başladınız. İlk gününüz. Heyecanlısınız, öğrenmeye hevesli, yeni ortamlara girmeye çıkmaya başladınız. Eve geldiğinizde yorgunluğunuzu dilediğiniz gibi atma olanağınız var!!! Günler günleri, aylar ayları ve hatta yıllar yılları kovaladı bu şekilde. Haftada bir gün izniniz var. Tüm haftanın yorgunluğunu o gün atacaksınız. Ailenizle süre geçireceksiniz, arkadaşlarınızla etkinlik yapacaksınız, alışverişe gideceksiniz ( o kabul ettiğiniz maaşınızdan arttırarak kalan parayla veya kredi kartıyla ileriye borç yaparak), yiyip içeceksiniz, kendinize bir betik (kitap) alacaksınız, başka yerleri görmeye gideceksiniz, sinemaya, tiyatroya, pikniğe gideceksiniz, yeni insanlarla tanışacaksınız, kurslara gideceksiniz, çocuklarınızla oynayacaksınız, evde yemek yapacaksınız, üstünüzü başınızı yıkayacaksınız... Ne oldu? Bunları tek bir güne sığdıramadınız mı? Çok şanlı olanlar hafta sonu da tatil yapabilenler de aynı şeyleri yapmaya çalışıyorlar. Evet bir güne oranla iki gün daha iyi. Biliyorum. E ama işe girdiğinizde çok heyecanlıydınız, işiniz olsun diye debelenip durdunuz, kendinizden ödün vermeye razıydınız. Ne oldu? Mutlu değilsiniz artık, heyecan bitti, gençlik gitti, emeklerin karşılığı alınamadı, şirketler kâra geçti, siz zarardasınız. Tepedekiler istedikleri hayatı yaşadı, siz geri dönüp baktığınızda ortada bir yaşanmış hayat değil, çalınmış bir hayat görüyorsunuz. Yazık. Oysaki küçükken hayal ettiğiniz yaşam bu değildi. Evet, çalışma hayatında özveri vardır, mesai vardır ama bunların da bir karşılığı vardır, olmalıdır da. Ve bunu elde edecekler, isteyecekler o işe giren çalışanlardır. Şirketlerin sizden istekleri olduğu gibi sizin de onlardan isteyeceğiniz ve onların da bunu sağlamakla yükümlü olduğu, olması gereken istekleriniz var.

- Tatilim ne zaman?

- Sigortam aldığım maaş üzerinden mi yatacak?

- İleride nereye kadar yükselebilirim?

- Maaş ne zaman yatar, zam ne zaman verilir?

- Sosyal olanaklarınız nelerdir? Çalışanlara sağladığınız imkanlar neler?

- Diğer çalışanların durumu nasıl?

- Fazla mesai ücretini veriyor musunuz?

- Adaletli misiniz yoksa sömürgeci mi?

- Çalışanlarınız sizin için değerli mi değil mi?

- Sizi bir çalışanınıza sorsam bana sizi nasıl anlatır?

- Şirketin çalışanlar ile ilgili olarak gelecek planları nelerdir?

- Kâr amacı güderken, çalışanlardan ödün veriyor musunuz? İşten çıkarılma durumu nedir? İş yükü nasıl?

vs. vs. gibi pek çok soruyu da işverenlere yöneltmenizde fayda var. Nasıl ki onlar size soruyorlar, siz de onlara sorun. Çünkü

- Siz olmazsanız, onlar para kazanamazlar.

- İlerleyemezler. Sağlam bir yer edinemezler.

- İş yaşamında var olmazlar.

- Her şeyi kendileri yapamazlar, size muhtaçlar.

- Siz yoksanız, onlar da yok.

...

Daha pek çok nedenden ötürü, işverenler size saygı duymak zorunda, hakkınızı vermek zorunda, size yaşanacak bir hayat vaat edebilmeli. Günümüzde az kişiye çok iş yaptırılmaya çalışılıyor, bu yüzden de yolda yürüyen insanların yüzleri asık, mutsuz, bezmiş, yılgın bir halde. Gerçekten işini seven, hayatından mutlu olan kısım, azınlık sınıfında yer alıyor. bilimyurdu (üniversite) mezunundan ilk okul mezununa, hatta hiç okuyamamış olanına kadar her çalışanın rahat ve iyi bir yaşam elde etmeye hakkı vardır. Ama bilinçli olanların bu konuda desteği çok önemli. Zira herkesin savunma gücü yetmeyebilir bu durumu. O yüzden bilinçli insanların da, bilinçsiz insanları bilinçlendirme, haklarını koruma ve adaletli olmaları yönünden yükümlülükleri bulunmakta. Adalet sadece kendinize değil, herkese karşı yapılır, yapılması istenir, yapılmasına çalışılır.

Son olarak;

-Emeğinizi çaldırmayın.

- İstemekten korkmayın.

- Yaşamınızı kısıtlamak zorunda kaldığınız işlerde daha çok maaş isteyin.

- Kendinize güvenin.

- İşverenlerin de insan olduğunu unutmayın.

- Saygınızı koruyun. İnsanlara iyi davranın.

- Ne istediğinizi açıkça söyleyin. Beklentilerinizi bildirin ki işverenler de kendine çeki düzen versin.

- Özverili olun, ama sömürülmeyin.

- Birlik olun, iş yaşamı kalitesini düşürmeyin. Gerek fiyat, gerek şartlar konusunda.

YAŞAMAK İÇİN ÇALIŞIN, ÇALIŞMAK İÇİN YAŞAMAYIN.

KİMSENİN YERYÜZÜNDE İKİNCİ BİR HAYATI OLMAYACAKTIR. BİR ŞANSINIZ VAR, VE O DA ŞİMDİ.

Bu yazı toplam 1545 defa okunmuştur.
  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Haberler Ankara | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 545 221 98 97 | Faks : 0 850 303 80 36 | Haber Scripti: CM Bilişim