• BIST 98.314
  • Altın 144,066
  • Dolar 3,5732
  • Euro 3,9941
  • Ankara 13 °C
  • İstanbul 18 °C
  • İzmir 17 °C

DELİ ERTUĞRUL (YAVYUM ERTUĞRUL)

Murat Akyol

Çok deliler gördü, bu fani dünya… Çılgın insanlar gelip gelip geçtiler bu dünya sahnesinden. Ama içlerinden hiç biri, yaşadığı toplumda bu kadar deli olup da bu kadar çok sevilmemiştir bekli de? Ve bu kadar da saygı görmemiştir.                

Her tanıyan, sever ve de sayar onu her şeye rağmen. Siz, kamyonla gemiye çarpan biriyle tanıştınız mı daha öncelerde hiç? Kömür yükleteceği resmi plakalı kamyonla, sırf hava yapmak ve kamyonu gemiye “sıfır” tabir edilecek şekilde yanaştırmak isterken mesafeyi hesaplayamayıp bir gemiye bodoslama giren biriyle?

Peki, (çok eskilerde) sevdiği kızı ona vermedikleri zaman Giresun’un sahile bir hayli uzaklıktaki Samanlık Kıranı Köyünden çarşının ortasına kadar arabasıyla son sürat geri geri gelme protestosunda bulunan biriyle?... Ya da şoförlük yaptığı dönemlerde (ki her dönem) kamyonuyla şehirlerarası yollarda sürekli gaz basan ve bu yüzden yorulan ayaklarını dinlendirmek için gaz pedalına “balyoz” koyan biriyle?

Peki ya, çalıştığı kurumda asli mesleği olan şoförlüğü bırakıp ta “Sosyal İşler Şefi” olduktan sonra gelişen komik hadiseler zincirinin yaratıcısı şöyle biriyle?

                                                                            *          *          *

Hazırlık yapılması gereken resmi bir tören öncesi… Elinde telsizi ve peltek diliyle Şef Deli Ertuğrul, emirler yağdırmakta :

-          Şunu yapın!...

-          Bunu yapın!..

-          Yok yok vazgeçtim mendabuylar, iyisi mi siz hiç bişi yapmayın…

-          Eee, Ulu Şefim ne yapalım o zaman?

-          Bi çay yapında içelim yavyum, belki bişi yapmış oluyuz en azından.         

Çaylar içilir… Kurumun büyükçe idari binasına tören için devasa bir Atatürk posteri asılması gerekmektedir. Deli Ertuğrul telsizle  poster için “bıyakıııııııın!” emrini verir çatıdakilere…Eyvah!... Bıraktılar posteri ama Atatürk baş aşağı. Yani baş yerde, ayaklar yukarıda. Üstelik az sonra posteri ellerinde de tutamayıp hepten yere düşürürler birde. Onun, bu utanç verici sahneyi ve yüz kızartıcı hatayı kimseler görmeden düzeltmek için adamlarına telsizden anons ettiği cümlede ne söylediğini, o an telsiz başında bulunanlar ve telsiz operatörleri halen anlamaya çalışıyorlar… Türk Dil Kurumu uzmanları dahil dilbilimciler, konferanslarla tartışıyorlar bu anlamsız cümleyi. Bu peltekliğin ve anlamsızlığın varmış olduğu en üst sınırı.              

Orhun Yazıtlarının bile çözüldüğü günümüz filoloji dünyasında “Deli Ertuğrul Laforizması” olarak kayıtlara geçen ve halende açıklanamayan bu deyiş, tam çözülme aşamasındayken, fikir ayrılıklarına ve magazinsel kavgalara sebep olmaya devam ediyor… Milli İstihbarat Teşkilatı’nda da “Bu bir casusluk şifresi midir acaba?” kanısı hakim… Poster asıldıktan ve yere düşürüldükten sonraki sarf edilen cümle şöyle :

-          Tüüüüüüğf, Allah hepsinizin belağsını velsin!!!

-          Adam baçaçcağı düttü, Atam baçaçcağı düttü!!!        

*          *          *       

Eşi ve benzeri olamaz böyle bir adama daha öncelerden rastlaşma ihtimaliniz hiç yoktur bence?… Fakat bütün bu anlatılan örnekler onun güzel ruhunu, yardımseverliğini, insan sevgisini ve sevimliliğini sakın örtmesin. Çünkü çok  büyük ve güzel bir gönülle yaratılmıştır o… Ve de gayet ablak, geniş bir yüz ekseniyle?...

Yıllar önce uzak şehirlerin birinden resmi plakalı kamyonuyla yolculuktan dönerken, yaptığı trafik kazası sonucu hastanelik olur, Deli Ertuğrul abimiz… Yüzünde ve ağzında kanama vardır ve büyük bir ihtimalle de çenesi kırılmıştır. Kanamayı durdururlar. Bu arada filmde çekilir, kemiklerdeki olası hasarı görebilmek için... Çıkan filmi, hastayı o ana kadar görmeyen ve Deli Ertuğrul çapında bir kişilikle henüz tanışma bahtiyarlığına nail olmamış bir doktora götürür hemşire. Doktor bir filme bakar, birde gelen hemşirenin yüzüne ardı ardına. “Allah Allah!... Tövbe tövbe!” falan gibi hayret ve ünlemlerden sonrada :

-          Bu filmi nerden buldunuz kızım, bir yerlerden karıştı galiba?... Haberin olsun bu filmde görünen bir “at ağzı”  ve ben bunu yapamam! Der.  

Kocaman ağzı ile kocaman gülebilen bu harika insanı tam 25 yıldır tanıma ve onu çok sevme şansına sahip oldum. Çok da mutluyum böyle olduğu için. Yaklaşık 20 yıl önce ve benim gençlik zamanlarıma denk gelen yıllarda beni de, birlikte olduğum kız arkadaşımı da çok severdi Ertuğrul abi… Oturur, hep beraber uzun sohbetler ederdik komedi tadında. “Şimdi sizin gibi olabilsem?“ derdi bizlere. Kibar ve gerçek bir hanımefendi olan eşi Yenge Hanıma bizi çok sevdiğini, bir akşam eve yemeğe davet etmek istediğini söylemiş. Bir yaz günü caddede ikimize rastladı, elimizden tutup bizi yemeğe götürdü evine. Hem de Yenge Hanımla tanıştırmaya… Fakat eve vardık ki, kimsecikler yok. Yengem, kızıyla beraber gezmeye gitmiş meğer. O zamanlar cep telefonları da yok ki “neredesin?” demeye. Üzüldü bu duruma tabi. Kendi elleriyle makarna yaptı bize, yedik… Bu zamana kadar o makarnanın tadını hiç unutamadım.

Çünkü içinde sevgi vardı… Yanında da Deli Ertuğrul’un tatlı sohbeti.

Ellerinden öperim sevgili Ertuğrul abim…

Sen çok ama çok uzun yaşa e mi?...

Bu yazı toplam 3181 defa okunmuştur.
  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Haberler Ankara | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 545 221 98 97 | Faks : 0 850 303 80 36 | Haber Scripti: CM Bilişim