• BIST 104.918
  • Altın 146,879
  • Dolar 3,4930
  • Euro 4,1820
  • Ankara 28 °C
  • İstanbul 26 °C
  • İzmir 28 °C

DİKKAT BİR HASTA İÇİN ACELE KAN ARANIYOR

Ahmet Nizamettin Güvener

KAYI  HAN  hastanede hasta yatağında kendisini çok halsiz, bitkin ya da mecalsiz hissediyordu. Vücudunda sanki hiç kan dolaşmıyordu.DİK duracak hali yoktu.Kuvveti kudreti kalmamıştı. Sağlıklı düşünemiyor neyi  nasıl ve ne şekilde yapacağını bilmiyordu. Düşüncelerinde  ve davranışlarında uyumsuzluk vardı. Düşünceleri onu hep geçmişin derinliklerine götürüyor  ve geçmişini  düşündükçe  çok karmaşık duygularla kah gülüyor ancak genellikle hüzünleniyor ve daha ziyade ağlıyordu. Doktorlar KAYI  HAN’ın hastalığına bu güne kadar sağlıklı bir teşhis koyamamışlardı.Bu kadar halsiz, kudretsiz ve bitkin olduğuna göreson ciddi bir hastalıkla karşı karşıya olduğunu düşündü. Tetkikleri devam ediyordu ve bir müddet sonra farklı branşlardan bir grup doktor gelecekti.Ve işte o zaman belki de bu duruma daha net bir teşhis koyabileceklerdi.

Bir az ilerisinde duran tv kumandasını eline aldı. Herhangi bir kanal tuşuna bastı. Tv kanalında atalarımızın  kanları ile yazdıkları Çanakkale destanını anlatıyordu.O gün 18.Mart günü idi. O Gün Şehitleri Anma ve Çanakkale Deniz Zaferi’nin yıldönümü idi. Fonda yanık bir Selanik Türküsü çalıyordu.

Selanik içinde selam okunur  (Aman); Selamın sedası  bre dostlar cana dokunur. Gelin olanlara kına yakılır. (Aman) Aman ölüm zalim ölüm üç gün ara ver. Al başımdan bu sevdayı götür yare ver. 

Düşündü..Düşündü…Mensubiyet duyduğu TÜRK  kültüründe ya da örf ve adetlerinde üç ayrı törende ya da ritüelde kına yakılırdı. Birincisi  kurbanlık koç için ALLAH’a kurban olsun diye İkincisi düğün öncesi Gelinler için ailesine ve çocuklarına kurban olsun diye ve üçüncüsü  ASKERE GİDEN YİĞİTLERİMİZE VATANA KURBAN OLSUNLAR diye. Gözlerinden yaşlar süzüldü... Acaba bizler vatanları uğruna şehit olan şehitlerimize layık olabiliyor mu idik?Bu ülkede yaşayan her aile gibi onun da ailesinde ya da atalarında şehitler vardı.

Ailesi ve kardeşleri gözlerinin önüne geldi.Dört kardeştiler. En büyük kendisi yani KAYI HAN, bir küçüğü AK HUN HAN, diğeri GÖK TÜRK HAN ve en küçükleri AZER HAN dı. Ailelerinde gelenekti. Yeni doğan çocuklarına  tarihte yaşamış TÜRK büyüklerinin ya da tarihte kurulmuş  TÜRK devletlerinin adlarını veriyorlardı.

Böyle  bir geleneğin temelinde de çok önemli bir düşünce sistematiği vardı.Çünkü ailenin herhangi bir ferdine verilen isim dolaysı ile o isimle ilgili bütün tarihi geçmiş ailenin bütün fertlerince bilinmeye çalışılıyor ve bilinç düzeyleri genişliyordu. Bu yolla VATAN,MİLLET,DEVLET, BAYRAK gibi kavramların öneminin akıllarında daha net  yaşaması sağlanıyor ve diğer taraftan da kardeşin kardeşe  herhangi bir sebeple düşman olmaması, birliğin, düzenin , dayanışmanın, el ele vermenin, herhangi bir menfaat karşılığı  kardeşi feda etmemenin, dirliğin, fakirliğin ve zenginliğin, esaret altında ezilmenin, hürriyetin ne kadar önemli olduğunun ve tarihten ders alarak yaşamanın daima hafızlarda tutulmasının en kolay ve pratik yolunun bu olduğunu büyüklerinden öğrenmişlerdi. MESELA Asırlardır birlikte yaşadığımız kardeşlerimizle sırt sırta vermek yerine hiç bilmediğimiz ve tanımadığımız toplum ve kavimlerin sözlerine kanmanın onların bize sağladığı küçük menfaatlere aldanmanın ne kadar büyük felaketlere yol açtığını GÖK TÜRK kitabelerinden ve atamız BİLGE KAAN’ın  sözlerinden çok daha rahat ve net bir şekilde anlıyorduk.

Bu düşünceler içerisinde yoğunlaşmışken odasının kapısından içeri bir grup doktor girdi.Her birisinin elinde kendi tetkiklerini içeren dosya fotokopileri vardı.Konsültasyon yapacaklardı.Beş doktor vardı ve içlerinden ikisi bayan doktordu.Aralarındaki konuşmaları pek anlamamıştı.Bayan doktorlardan birisinin adı Melek ti.Ancak yabancı bir dil konuşuyordu.Aralarındaki konuşmalardan herhangi bir şey anlamamıştı. Sonuçta aralarından birisi KAYI HAN’a dönerek. “Bu kadar tetkiklerimize rağmen sizin hastalığınıza net bir teşhis koyamadık.Ancak hastalığınız ile ilgili düşüncemiz KANINIZDA önemli bir mikrop olduğu yönünde. Bütün semptomlar ya da belirtiler  KAN da ya da DOLAŞIM SİSTEMİNİZDE çok ciddi bir probleminiz olduğu ihtimalini gösteriyor.KANINIZDA bir problem var bu problem sizi güçsüz ve halsiz yapıyor. Ancak kanınınız ile ilgili daha açık ve detaylı bir ifade söyleyemiyoruz.Buna mukabil daha net bir teşhis için bütün kardeşlerinizin kanlarını ve bu günkü sağlık durumlarını da tetkik etmemiz gerekmektedir.Bu sebeple lütfen kendilerine haber veriniz yarın hepsi burada olsunlar.” Dedi. Ve hep birlikte odayı terk ettiler.

Ertesi gün KAYI HAN’ın bütün kardeşleri hastanede idiler.Tek tek kan verdiler ve onlarında bütün tetkikleri tek tek yapıldı.Aynı gün akşamı tek bir doktor odaya geldi. Ve hala net bir teşhis yoktu.Ancak kardeşlerinden AK  HUN HAN yabancı bir kişiden önemli bir virüs kapmıştı.KAYI HAN’a da ondan hastalık bulaşmıştı.Ancak ne garip bir durum ki kardeşi AK HUN HAN; KAYI HAN da olan belirtileri göstermiyor ya da belki de hasta olduğunu bilmiyordu. Ya da hasta olduğunun farkında değildi.Ancak hastalık son derecede bulaşıcı idi ve ilk semptomlar beynin düşünce merkezlerini etkiliyordu.Bu sebeple doktorlar öncelikle ve sadece KAYI HAN  ile ilgilenmeye karar verdiler.Çünkü KAYI HAN ı kurtaracak tedavi kardeşini de kısa sürede kurtarabilirdi.

Aradan birkaç gün daha geçti.Doktorlar KAYI HAN’ın tedavisi ile ilgili yeni bir metotdeneyeceklerdi.Öncelikle onu iyileştireceğini düşündükleri kan gruplarını ve bu kan grupları ile birlikte ve ona takviye olabilecek bazı vitaminleri  onun üzerinde denemeye karar vermişlerdi.KAYI HAN bu metot’a itiraz etmedi.

Ve nihayet sonucu belirsiz de olsa tedavi başlayacaktı.İlk önce AB grubu KAN vermeyi deneyeceklerdi.Her günmütemadiyen ona AB grubu kan vermeye başladılar. Hastalığında herhangi bir ilerleme olmuyordu.AB grubu kan ona uymuyordu.UYUM için değişik metotlar denemeye karar verdiler.Ne yaptılar ise AB grubu kan ona uymuyordu.Halbuki  Dr.Melek de dahil iki doktor da bu gruptan KANA sahiptiler.Ve kendi kanlarının ısrarla KAYI HAN’a iyi geleceğini savunuyorlardı.

Daha sonraları AB grubu kanı D grubu vitamin le takviye etmeye karar verdiler.Bir de D grubu vitamin konusunda uzman bir yabancı doktor daha gelmişti.AB grubu kan artı D Vitamini ve sürekli bu tedavi devam etti.Tedaviyi sürdüren doktorlar bu işte bir yanlışlık olduğunu düşünmeye başladılar.Takviye yaptıkları kanlar ve kan grupları acaba KANSIZLARDAN alınan kanlarla mı yapılıyordu.

KAYI HAN da zaten böyle düşünmeye başlamıştı.Bunca uğraşıya rağmen tedavi başarılı olamıyordu. KANSIZLARIN kanı kendisine kuvvet ve kudret veremiyordu.

Aradan bir az zaman geçtikten sonra Doktorlar tekrar bir araya geldiler.Bu sefer daha değişik bir metod uygulamaya karar verdiler.SAF ve kaliteli olduklarını düşündükleri bazı hayvanların KAN ları ile KAYI HAN’ı tedavi edeceklerdi…Ve tedaviye başladılar.

Öncelikle SAF Kan İngiliz AT’nın kanını denemeye başladılar.Ve yine tedavi başarılı olamıyordu.Daha sonra SAF Kan Arap AT’ı nın kanı nı denemeye başladılar.Arap Atın dan çok ümitli idiler.Arap Atı kanının KAYI HAN için özel bir kan olduğunu düşünüyorlardı.Tedavi devam etti…Ancak o da başarılı olamamıştı.

Tedavi süresince KAYI HAN boş durmuyor ve devamlı kitap okuyordu.Arada Müzik de dinliyordu.Dinlediği müziklerin içerisinden özellikle tedavisine iyi geleceğini ümit ettiği müzikleri seçiyor ve dinliyordu.Mesela en küçük kardeşlerinin ismini taşıyan AZERİN isimli bir sanatçının sesi kendisine özel bir haz veriyordu.Mesela bazenYASMİN LEVİ’nin Londra’da Barbican Center verdiği konserde ekibi ile birlikte seslendirdiği AMAN DOKTOR ( ya da Mendilimin Yeşili  Ben Kaybettim eşimi.Al bu mendil sende kalsın sil gözünün yaşını) isimli türküyü dinliyordu.Bu Türküyü bazen de değişik TÜRK sanatçılardan dinliyor ve 1.ve 2. Balkan savaşları ve onların sonuçlarını göz yaşı dökerek hatırlıyordu. Çünkü Osmanlı bu savaşlar neticesinde Selanik’i tek kurşun dahi atmadan teslim etmiş. Bu savaşlar neticesinde Bulgaristan önce Osmanlı Devletine bağlı  bir prenslik olarak federe bir devlet olmuş bir iki sene sonra da bağımsızlığını ilan etmişti.Osmanlı Devleti dünyadaki gelişmeleri ve akımları iyi takip edememiş bu gün de geçerli olduğu gibi sebep ve sonuçları ile her ülke’nin kendi menfaatleri doğrultusunda gelişen MİLLİ DEVLET ve MİLLİYETÇİLİK akımlarını görememiş çareyi kendisine hasım devletlere dayanarak ve onlarla birlikte hareket ederek ya da onların istek ve arzularına teslim olarak saltanatın devamı ile birlikte İSLAMCILIK ve OSMANLICILIKTA aramış ancak dağılmayı ve parçalanmayı da önleyememişti.İşte bu müzikler KAYI HAN’a bütün bu hadiseleri hatırlatıyor ve onu sonsuz derecede hüzün’e ve yese sevk ediyordu.

KAYI HAN duygu dünyasında fırtınalar kopartan bu düşünceler ile birlikte ve bir taraftan da hastalığı konusunda ümitsiz bir bekleyiş içerisinde kıvranırken kuvveti takati kesilmiş bir şekilde kendisini derin bir uykuya teslim etmişti.

Ne kadar süre uykuda kaldı bilmiyordu.Birden çırpınışlar ile ve kulağında devamlı suretle çınlayan bir ses ile uyanmıştı.Rüya görmüştü ve kulağında çınlayan ses ile birlikte rüyası aynen şöyle idi.

Rüyasında AK SAÇLI, AK KAŞLI, AK BIYIKLI VE AK SAKALLI BİR ALP EREN görmüştü başında KALPAK vari bir başlık vardı.Bu DEDEM KORKUT idi ya da DEDE KORKUTATA  idi.

DEDE KORKUT KAYI HAN’a“ BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM oğlum sen OĞUZ  NESLİNDENSİN. Ezelden yazılmazsa kul başına kaza gelmez, ecel vakti ermeyince kimse ölmez, ölen adam dirilmez, çıkan can geri gelmez…. ESKİ DÜŞMAN DOST OLMAZ, kara koç ata kıymayınca yol alınmaz, KARA ÇELİK ÖZ KILICI ÇALMAYINCA HASIM DÖNMEZ…” demişti.

Ve  DEDEM KORKUT’UN YANINDA  SARI SAÇLI, MAVİ GÖZLÜ BİR BOZKURT belirdi.Bu ALP EREN’in elinde bir kitap vardı.Bu kitap kendi yazmış olduğu NUTUK’tu.

Bu ALP EREN  KAYI HAN’a “Oğlum sakın üzülme, sakın yese kapılma.KENDİNE GÜVEN, Dik dur…DİK DUR…Çare kendinde.Dik Dur..Kendine GÜVEN.Benim sözlerime kulak ver bu hastalıktan kurtulman için sana yazmış olduğum reçete işte bu elimde tuttuğum kitapta yazılmıştır.” Diyordu.

“…Cebren ve hile ile AZİZ VATANIN bütün kaleleri zaptedilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmiş olabilir.Bütün bu şeraitten daha elim ve daha vahim olmak üzere, memleketin dahilinde, iktidara sahip olanlar gaflet ve delalet ve hatta hıyanet içinde bulunabilirler.Hatta bu iktidar sahipleri şahsi menfaatlerini, müstevlilerin siyasi emelleri ile tevhit edebilirler….”

Ses KAYI HAN’ın kulaklarında çınlıyordu.

Oğlum “Sen TÜRK OĞLUSUN kendine güven, dik dur.İşte sana reçete işte elimde tuttuğum rehber kitap NUTUK.”

MUHTAÇ OLDUĞUN KUDRET DAMARLARINDAKİ ASİL KANDA MEVCUTTUR

Doktorların koyamadığı teşhisi ve gerekli tedaviyi nihayet ATA sı koymuştu..

Ses kulaklarında çınlıyordu.

MUHTAÇ OLDUĞUN KUDRET DAMARLARINDAKİ ASİL KANDA MEVCUTTUR

 

Ahmet  Nizamettin Güvener                   

Faydalanılan eserler:

Prof. Dr. Muharrem ERGİN DEDE KORKUT KİTABI 2003 Hisar Kültür Gönüllüleri www.hisargazetesi.com Shf: 8-9

ATATÜRK’ün GENÇLİĞE HİTABESİ 20.Ekim.1927 Mustafa Kemal ATATÜRK

Bu yazı toplam 482 defa okunmuştur.
  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Haberler Ankara | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 545 221 98 97 | Faks : 0 850 303 80 36 | Haber Scripti: CM Bilişim