• BIST 83.067
  • Altın 146,530
  • Dolar 3,7912
  • Euro 4,0490
  • Ankara -1 °C
  • İstanbul 6 °C
  • İzmir 9 °C

FETHULLAH GÜLEN VE AKP’NİN ADALET ANLAYIŞI

Müfit Demirkol

Erzurum 2.ağır ceza mahkemesinin Fettullah Gülen için almış olduğu karar ve Cumhuriyet Savcısının 22 yıl hapis istediğinin dayandırılmış olduğu suç unsuru aynen şöyle belirtilmiştir.

“Anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme, silahlı terör örgütü kurma veya yönetme, dini inanç ve duygularının istismarı suretiyle dolandırıcılık” suçlarından ağırlaştırılmış ömür boyu ve 12-22 yıl hapis cezası ile cezalandırılması istendi.

Öncelikle Erbakan’ın siyasete hep sıcak bakmış olan Nakşibendîlikten, Gülen’in de siyasete mesafeli olmaya çalışmış Nurculuktan geliyor olmalarını unutmamak gerekmektedir. Öyle ki Gülen’in Nurcu hareketin gövdesinden kopmasında, bu hareketin Adalet ve Kalkınma Partisi tarafından benimsenmesinin ülkemizi bu günkü bunalıma sürüklenmesinin başlıca sebeplerinin ilk adımı olmaktadır. AKP yerine Erbakan’ın liderliğindeki Milli Nizam Partisi-Milli Selamet Partisi’ne daha fazla sempati duymuş oldukları söylenir. Fakat bu durum çok belirleyici olmadı, zaten uzun 1970’lerin ortasından itibaren Gülen hem kendisini, hem takipçilerini siyasetten tamamen koparıp başta eğitim olmak üzere toplumsal alanlarda hummalı bir kurumsallaşmaya yöneldi. Bu yapılaşmanın ardında yatan tek gerçek ise İslam dinini yaymak gibi görünmekte ise de daha derin noktalarda  fanatik hayallerin oluşmasına da neden olmakta dır.

28 Şubat süreci hem Milli Görüş, hem de Gülen hareketine çok ağır darbeler indirdi. Fakat bu darbelerin söz konusu hareketlerin kaderlerine farklı etkileri oldu. Şöyle ki, Milli Görüş bölündü: RP’den sonra Fazilet Partisi’nin de kapatılmasıyla, Recep Tayyip Erdoğan’ın başını çektiği “yenilikçi” kanat ayrılıp AKP’yi kurdu. Gülen hareketiyse, tam tersine “ricat” (geri çekilme) halinde olmasına rağmen birlik ve beraberliğini daha da güçlendirdi. 28 Şubat’ın kaybedeni Erbakan, kazananıysa Gülen oldu. Fakat Erbakan’ın kaybetmesi Milli Görüş’ün toptan kaybetmesi anlamına gelmiyor. Çünkü her ne kadar eski gömleklerini çıkardıklarını söyleseler de AKP’lilerin yıllardır ülkeyi tek başına yönetiyor olmaları 28 Şubatçıların hezimeti, Milli Görüş’ün de bir bakıma zaferidir.

Türkiye son beş yıldır, 28 Şubat’ta çile çekmiş olan bu iki kesimin (AKP ve Gülen hareketi) güçlerini birleştirip geçmişin hesabını sormalarına tanık oluyor. Tabii ki bu süreçte yalnız değiller. İçerde ve dışarıda çok sayıda kişi, çevre, grup, cemaat... Kimi zaman farklı, kimi zaman ortak hareketlerle bu sürece dâhil oldular. Sonuçta, ilk bakışta AKP hükümetiyle Gülen hareketinin bir ittifakı olarak görünen şey aslında çok daha geniş çaplı bir koalisyondur. Ama öncelikle neden geç kalındığı, adına ister ittifak, ister koalisyon, ister işbirliği, ister başka bir şey deyin, sözünü ettiğimiz birlikteliği neden AKP iktidarının ilk yıllarında çıplak gözle gözlemediğimiz sorusunu sormamız gerekiyor.

1) Geçmişten gelen ve 28 Şubat’ta perçinlenen rekabet ve karşılıklı güven eksikliği;

2) Askerin ve kendilerinin gücünü tam olarak kestirememek.

Daha açık söylemek gerekirse, tıpkı içerde ve dışarıdaki birçok kişi gibi hem AKP, hem de Gülen cemaati de TSK’nin demokratik sürece müdahale edip etmeyeceğini; ederse başarılı olup olmayacağını kestiremiyordu. (Daha sonra ortaya çıkarılan darbe girişimleri de bu kaygıların hiç de boşuna olmadığını gösterdi.) Dolayısıyla söz konusu iki taraf da TSK’yi gereksiz yere ürkütüp tahrik etmemek için son derece dikkatli adımlar atıyordu. Ne var ki AKP hükümeti ile Gülen cemaati arasındaki ilişkilerin normalin altında bir düzeyde seyrediyor olması, her iki hareketin de ayrı ayrı güçlenmesine engel olmadı; hatta tam tersine güçlenmelerini kolaylaştırdığını da düşünebiliriz.

Birlikte atılan adımlar ile birlikte yapılan planların ardından bu gün bu iki kutup, birbirleri ile düşman olmuşlardır.

Ülkenin geleceğinde, kendileri için zemin hazırlayan bu kutuplardan birinin Amerikan emperyalizmine sığınarak ideallerini gerçekleştirmeye çalışması AKP lideri tarafından onur meselesi haline getirilmiştir. Diğer anlamda yalnız bırakılması bu gün içerisinde bulunduğumuz kargaşanın gerçekleşmesini sağlamıştır.

Dış politikamızın, ekonomimizin açık vermesinin, bu açıkların da “kara paralarla” kapatılmaya çalışılmasının ana sebepleri bu ikilinin oynamış oldukları oyunun sonuçlarıdır.

Ayrıca işin en acı yanı ise AKP iktidarının başı olan Recep Tayyip Erdoğan’ın bu oyun da ülkemizi göz göre göre harcamış olmasıdır.

Bu yazı toplam 391 defa okunmuştur.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Haberler Ankara | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 545 221 98 97 | Faks : 0 850 303 80 36 | Haber Scripti: CM Bilişim