• BIST 97.533
  • Altın 145,781
  • Dolar 3,5801
  • Euro 4,0019
  • Ankara 11 °C
  • İstanbul 17 °C
  • İzmir 14 °C

GEZİ PARKI 3 YAŞINDA...

Göksel Keşen

Kardeşliğin, renk, din, dil, siyasi görüş ayırmaksızın, koca yürekli insanların bir ağaç altında toplanmasıdır. Paylaşmayı, insanlığı unuttuğumuz bu çağlarda, bir merhem oldu adeta, Herkes el elle tutuştu ve duvar oldu. Zamanın betonlaşmasına, ölen insanlığa karşı...

Üniversiteden mezun olmaya az zaman kalmıştı. Yoğun bir sınav haftasında mücadele ederken bir arkadaşım aradı. Taksimdeyiz seni bekliyoruz dedi. Ben dururmuyum, bir nefes almak ve uzunca zamandır göremediğim arkadaşlarımı görmek iyi gelecekti. Neyse çıktım okuldan eve geldim. Çanta mı filan bıraktım. Hemen Taksim'e vardım. Hoş arkadaşlarla buluşup  kafede oturup koyu bir  sohbet ederken, bir uğultu koptu. Adeta şaşkınlık içerisindeyken, ilk gaz fişeği ayağımın altına geldi. Soğuk  yakıcı gazdan kaçarken, ne olduğunu anlamadan insanlar koşturmaya başladı. Polis bir çok sokağı kapatmıştı. Arkadaşlarıma beni takip etmesini söyledim. Tam arkamı döndüm ki bir kadın çığlıkla yere devrildi. Adeta kaos oluşmuştu. Gözlerim yanmaya başladı. Gazların arasında koşmaya başladım. Kadını tutum sürükledim bir kenara, arkadaşlarım su getirdi. Yüzünü yıkamaya başladım. Zor nefes alıyordu. Hastaneye götürmek lazımdı. Arkadaşlarıma baktım hepsi kol kanat gerdi. Bir arkadaşım atletini çıkardı. Yolda bulduğu pankart sopasına atletini taktı, sallamaya başladı. Bir arkadaşım bağırıyordu. "Durun hastaneye gitmemiz lazım!". Bir nebze olsa cesaret bilerek sırtladığım kadını koşa koşa sokaklar arasında Taksim İlk Yardım Hastanesine ulaştırdık. Arkadaşlarım şaşkın ve ne yaptığımızı çözemiyoruz halde birbirimize baktık. Bir olaya karıştık ama ne olduğunu kimse bilmiyor. Şaşkınlığın gitmesi için arkadaşlarım espiri yapıyor. "Kadını kurtaran adam." "Aaa hesabı ödemedik, Allah af etsin." "O değilde olan atletime oldu." Gerçektende atlet beyazlığını unutmuş adeta gri ve bej arası bir renk almıştı. Acilden bir doktor geldi. "Gençler getirdiğiniz kadını tanıyor musunuz?" dedi. "Hayır" dedim. "Gazlar arasında kaldı, baygınlık geçiriyordu. Ben de tutum getirdim." dedi. Yüzüme baktı; "Kadın arapça konuşuyor, ismini sordum cevap veremedi. Arapça bilen biri gelecek." dedi. Bizi de bir şüphe ve bir korku sardı.  Suçumuz yokken bir suça ortak olacaktık. Ama doktor dediki; "Kadının gaza karşı bir alerjesi var. Telefonuzu bırakın siz gidin bir şey olursa ben haber edeceğim." dedi ve gitti. Hastane gelen yaralılar, gaza maruz kalanlar filan derken, hastaneye gelen ambulanslar sayısı artıyordu. Telefon numaralarımız bıraktık. Moral çökmüştü. Böyle bir buluşmayı ummuyorduk. Gazeteciler röportaj almak için yanımıza gelmeye başladı. Hiç bir şey söylemeden aralarından geçtik, gittik. Arkadaşlarımla vedalaştım. Onlar evlerine ve Ankara‘ya giderken, ben de ara sokaklardan gaz kokusu ve uğultularla Eminönü'ne indim. Yarın sınavım var. Nasıl çalışırım bilmem ama, bir yandan da neden bu kadar büyük bir olay olduğunu anlamaya çalışıyordum.

gezi-parki-3-yasinda...-001.jpg

Ertesi sabah ders çalışmaktan az uyumuş bir halde  metrobüse bindim.  Aklım Taksimde. "Ne oldu?" diye düşünürken metrobüste bir adamın gazetesine gözüm ilişti. İstanbul Büyük Şehir Belediyesi'nin Toplu Kışlasını  yapmaya başlaması yüzünden Gezi Park'ındaki ağaçların yok olmasını istemeyen gençlerin direnişiydi. Çok mutlu oldum. Bir tarihin içerisindeki gizli bir kahramanı olmuştum. Sınavın heyecanı unuttum...

Bir kaç gün sonra çadırı alan herkes gezi parkını korumaya gelmişti. Bende gittim. Halkın her kesminden insan gelmişti. Her şey paylaşılıyordu. Sanatçılar oyunlarını sergiliyordu. Kitap okuyanlar, çadırında keyif yapanlar, yaralananları tedavi eden gönüllü doktorlar, anlatılmaz bir paylaşma ve paylaşım merkezi olmuştu. Bir kaç televizyon kanalı dışında, hükümet destekçisi medyalarda kendi ütopyasında yaşıyordu. Ülkede sivil bir hareket baş göstermişti. Şiddetin "ş" si  bile içermeyen, akılcı, mantıklı ve yasal desteğini ülkenin geneline yaymaya başlamıştı. İçimden Atatürk'ün gençlere neden güvendiği geçti.

Şarkılar, türküler, halaylarla devam edem çoşku sürerken, ikinci bir baskın. Polis aniden, gezi parkına daldı ve herkesi dağıttı. Ne olduğunu anlamadan çadırlar toplatıldı. Zulüme karşılık yine halk sabrını bozmadı. Medya penguen belgeselini millete izletirken polis olağanüstü durum içerisinde hareket ediyordu. Telefonlarla görüşülmesin diye sinyal kesiciler geldi. Herkes mantıklı bir şekilde sinirlerini sakinleştiriyordu. Acımasız gaz fişekleri ve tomaların suyuna maruz kalmamak için bir oradan oraya koşturduk.  Belediye görevlileri parkın etrafını tek tek metallerle kapatmaya çalışıyor. Kaçışma sırasında gazdan etkilenmemek için yapılan maskelerle komik ve trajik bir durumla karşı karşıya kaldık. Durumu öğrenen halk tekrar toplanmaya başladı, kapılara, pencerelere, köprülere yollara döküldü ve akın akın Taksim'e gelmeye başladı. Polis geri çekildi. Halk tekrar gezi parkına döndü.

Ertesi sabah erkek,  kadın, yaşlı, genç, fark etmeksizin, herkes toplanmış ellerinde poşetler, süpürgeler, bezler, her yeri temizliyorlardı. Dünden kalan kapsüller, dağıtılan çadırdaki eşyalar, v.b şeylerin kalıntılarını temizlediler. Bende çadırlara yardım ediyordum. Ankaradaki arkadaşım aradı. Olaylar orada devam ediyormuş. Kızılay meydanı ve sokaklar kan gölü olmuş. Diğer şehirlerde olaylar devam etmiş, isimsiz kahramanları olmuş...

gezi-parki-3-yasinda....png

Birbirini tanımayan bir çok aile tek beden oldu. Vefat eden güzel yürekli gençlerin acıyla devam etti adeta. Her gün yaralı, ölü, sayıları var mı diye açıklama bekler olduk. Ankarada TMMOB (Türkiye Mimarlar ve Mühendisler Odası)'un Ankara Sıhhıye'deki eyleminde tanıştığım bir sivil dernekle gelen Ethem Sarısülük'ünde vefat haberi duyunca yıkıldım. Her vefat eden gençle adeta vücudumunda bir et koparılıyordu. Direniş ve acı bir umut oluyordu. Güzel yürekli çocuklara selam olsun... Işıklar içerisinde uyusunlar. Herkesin umudunun  bittiği bir günde doğdu gezi parkı, insanlığın unutuluğunu anlattı. Kimi zaman acılar içinde kimi zaman da Atatürk anıtın altında piyano keyfiyle,  aaa unutmamak lazım, AKM  karşı duran adamları, birbirinden dahi karikatürün, mizahın, yaratıcılığın, müziğin ve direnişin sesiydi ve sesi olmuştu.

Okula gideceğim bir gün Şehzadepaşa Camisi'nin önündeki koca çınarları kestiler, 300 – 400 yıllık ağaçların kesildiğini görünce üzülmeden edemedim. Tarihe tanıklık  eden ağaçların korunacağı yerde, bugün nefes bile alırken zorlandığımızı ve ilginç hastalıklar mücade edeceğimizi bilmiyorduk. Şimdi yolda tek tük ağaç var. Saraçhane parkı, Fatih Cami, daha bir çok yer eski tarihi ağaçlarına veda etti..

Ne olursa olsun ne yaşanırsa yaşansın. Siyasi görüşü, dini, dili, sınıflandırma yapmaksızın, ortak iftarların yapıldığı sofralar, giyecek, yiyecek, içecek gibi temel ihtiyaçların paylaşıldığı, çocukların barış dolu istediği ortak alanların olduğunu gördük ve yaşadık. Kısa sürsede temenim o dur ki, birlik sofrasının altında buluşmak, hoşça muhabbetler ve sanat dolu günlerde kuuçaklaşmak, çıkmadık candan unut kesilmezmiş. Bir ağaç bir böcek ya da sebebi nedeni ne ise bütün renklerin bir arada olması dileğiyle.

Gezi parkı mücadelesindeki başta vefat eden kahramanlara ve isimsiz güzellik dolu insanlara üçüncü yılında umutların gökyüzüne bırakarak dünyayı sarması dileğiyle... umutların gençleşmesi dileğiyle...

gezi-parki-3-yasinda....jpg

Bu yazı toplam 1473 defa okunmuştur.
  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Haberler Ankara | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 545 221 98 97 | Faks : 0 850 303 80 36 | Haber Scripti: CM Bilişim