• BIST 83.106
  • Altın 146,948
  • Dolar 3,7641
  • Euro 4,0426
  • Ankara -3 °C
  • İstanbul 7 °C
  • İzmir 8 °C

GIRIKLI İSİYİN

Murat Akyol

 Bir dünya vatandaşı düşünün?...                

Fazla yorulmasınlar diye karınca yuvalarının başında bekleyip, kabuğundan ayırdığı ayçiçeklerini bu yuvalara atacak kadar yardımsever… Üzerindeki bilmem ne marka pahalı spor anorağı, soğukta üşüyen bir fakire bir anda çıkarıp verebilecek kadar cömert… Çok zamanlar önce beraber yaptığımız şehirlerarası bir otobüs yolculuğunda, dünyalar güzeli bir hostesten çay isteyip de,  bu güzelliğin heyecanından kağıda sarılı şekeri tutup çaya direk atacak kadar saf… Bu olaya müteakip; ”belki kızla bir diyalog kurarım?” ümidiyle patlamış poşet çay yoklu bardağını hostese tekrar uzatıp; “ha bu bardağa acuk da kola versee?” diyebilecek kadar samimi… O tam bir dünyalı… O, tam da bir insan!... Ve o, eşi benzeri bulunmaz bir olağanüstü “değiştirebilme” üstadı…  Hemen her şeyi!                 

O bir, absürt hayat bilgesi… Olmayacak olaylardan ortaya çıkan, olamayacak hikayelerin kahramanı… Saflığın baş aktörü, temiz ve alçak gönüllülüğün emekçisi.                

O benim, çok zamanlardır özlediğim nadide bir arkadaşım… Bir çok hikayesini ilerleyen sayfalarda tebessümle bol-bol okuyacağınız bu olağanüstü insan şimdilerde Almanya’da.               

Ve eminim ki; onun yaşadığı bölgedeki Almanlar dahil bilumum milletin donu, "gülmekten" sürekli ıslak geziyor!!!...

(*) Gırık : Giresun’un güneyindeki dağlık yerleşimlere verilen yöresel ad.  

BAATLES  BAATLES ???                   

Bir kafedeyiz çok yıllar önce… Henüz sigara yasağının bile olmadığı zamanlarda, 90’lı yılların başında... Müşteri olarak, üniversite öğrencilerinin ve gençlerin çoğunlukta olup, gençliğimizin çok yıllarının geçtiği sıcak, güzel, güleç bir kafe burası. Bir pasajın içinde. Saat olarak öğlene yakın bir saat, ortalık sessiz ve yanılmıyorsam bir hafta sonu günü. Bizde, söylemesi ayıp hızlıyız o zamanlar. Boy bos-fizik, saç baş-endam bizde gırla… Dilimizde az çok laf yapıyor, en azından bize yetiyor. Kendi kendini methetmek gibi anlaşılmasın ama ben okuyorum, araştırıyorum kendimi bildim bileli; bizim İsiyin yiyor, içiyor, bildiğini de unutuyor. Okumak gibi bir derdi hiç olmadı onun.                 

Biz bu şartlarda, bir masada, akşamdan kalma yorgun bir vaziyette kahve içip gazete okurken, o anda bomboş olan kafemize hiç tanımadığımız ama çok alımlı ve çok güzel iki kız öğrenci geldi.                 

Tam o esnada Hüseyin’de bana, bir gazetenin hafta sonu ekinde gördüğü “konu Beatles olmak üzere, John Lennon ve George Harrison” hakkında bir şeyler soruyor… Bunlardan hangisi ölü, hangisi sağ falan gibisinden?... Bu tuhaf sorulara bende şaşırdım biraz ama neyse… Fakat Hüseyin’in pop müzikle alakadar olmasından bile daha da garip bir şey daha oldu, biz bunları konuşurken… Kızlar boş ve kimselerin olmadığı koskoca salonda her yer dururken, hemen yanımızdaki masaya oturdular ne hikmetse? Biz biraz şaşkın bir birimize bakarken kızlarda bize baktılar gülümseyerek. Ben her zamanki centilmen-kibar-genç beyefendi formatımla ağzımı çok hafif iki yana çekerek ve en kalbi ifadelerimden biriyle, sanki bayanları daha önceden tanıyormuşum fakat yanlarında azgın ağabeyleri varmış gibi davranıp, seyrek gülüp, hafifçe bir baş selamı yaptım. Onlarda yaptılar aynını! “Allah Allah, ne olacak bu işin sonu?” diye düşünmeye henüz fırsat bile bulamadan, Hüseyin o muhteşem Giresincesiyle (bizim yörenin resmi dili) ve her iki kızın ve bütün pasajın duyacağı hayvani bir tonla :  

- Nerden taniin la, ha bu garıları?...                      

Demez mi! Başımdan gaynar sular döküldü o an. (A ha bende bizim anadile geçtim, gördüüz mü?)                   

Neydi başıma gelenler? Ben rezil oldum. Ben rüsva oldum. Ben bittim! Bittim ben!...  Ben ki; İstanbul şivesini dilime şiar edinmiş ben! Ben ki; ilk tanıştığım güzellere Türkçenin en güzel örneklerini eksiksiz veren ben! Aşk şiirlerinin mahzun prensi, romantizmin Giresun şubesi, genç kızların ilk ve son rüyaları ben!... Siz birde yanımdakine bakın?... Gırıklı İsiyin!               

Yan masadaki hatunlar bir ara ceplerini, çantalarını karıştırdılar. Anladım ki sigara içecekler ama ateşleri yok gariplerin. Kızlardan birine, bizden ateş istemelerine fırsat vermeden masamızdaki çakmağı, hiçbir şey konuşmadan uzattım. O da sigaralarını yakıp, teşekkür eşliğinde çakmağı iade ederken bana:

 - Merhaba. Öğrenci misiniz, buralı mısınız? Diye sordu… Yarı şaşkınlıktan, yarı ahmaklıktan tam da:

 - Hayır, Gırıklıyız!!! Diyecektim ki… Bir ilahi ses uyardı beni.

Ne yapıyorsun salak? Kendine gel!

Toparlandım, titredim o an… Sonra bir deli güç, bir acayip cesaret geldi ki bana sormayın hiç?... Çaktırmadım içsel durumumu. Bir misafirperver edası ve tertemiz bir Türkçe ile:

 - Buyurmaz mısınız masamıza... Beraber otursaydık, tanışırdık hem? Deyiverdim.

Bu zaman kadar bizi hiç acımadan peşinden koşturanlar, şimdi lafım sizlere… “Allah sizi bildiği gibi yapsın! Allah sizin yüzünüzü yusun! Bak, böyle kendi ayaklarıyla gelenlerde varmış?” dememe kalmadan kızlar masamıza geçtiler bile. Çok mutluyuz, çok sevinçliyiz fakat bir yerden de bir konu açıp konuşmaya başlamamız lazım… Ben önce kendimi tanıttım. Sonrada hataların en büyüğünü yapıp, Hüseyin’i de tanıştırdım kızlarla… Tokalaşıldı. Ve olmasını hiç mi hiç istemeyeceğim şey bir anda oldu. Hüseyin lafa atlayıp; bu gibi zamanlarda hep burçlar, hobiler falan sorulur ya? O müzikten girdi mevzuya. Bir an Hüseyin’in az önce gazetede okuduğu ve bizim bu konuda konuştuğumuz müzik haberlerini hatırladım. Sordu Hüseyin, anlaşılabilir bir lehçeyle; “Hangi tür müzikler dinlersiniz?” diye… Kızların biri Ahmet Kaya’dan Selda Bağcan’dan falan bahsetti cevaben. Ben sustum. Başıma gelecekleri bilirmişim gibi. Arabesk hariç bütün dünya müziklerini dinlerim. Çok sevdiğim müzik türleri de var hakkında az buçuk- birkaç şey söyleyebileceğim… Söyleyebilirdim fikirlerimi ama söylemedim. Çünkü bu konuyu Hüseyin açmıştı, çokbilmişlik yapmak istemedim. Hüseyin’le farkımız, onun arabesk dahil bütün müzikleri dinlemesi sadece… Az bir fark.

Veee, en can alıcı soru, bu kez (soruya karşı, soru şeklinde) karşı taraftan geldi:

- Ya siz ne tür müzikler dinlersiniz?...

Hüseyin baktım masadaki gazete sayfalarını aceleyle karıştırıp, bulup ulaşmak istediği bir haberi arıyor hararetle… Bir anlık suskunluktan sonra da:

- Hah! Dedi…

Ve benim bütün yabancı dil, ve Türkçe ve dahi Giresince dahil bütün dil dünyamı dumura uğratacak o lanet olası haberi aradı ve buldu!...

Kendinden çok emin; sanki müziğin, hele de yabancı müziğin içinde yoğrulmuş biri ya da bu işlerin kompetanı biri gibi göründü o an gözlerime… Sonrada, sanki yıllarca bu adamları dinlemiş ve bu gurubun en büyük hayranıymış edasıyla, soruya cevap verdi… Ama gurubun adı olan İngilizce bir kelimeyi, yazıldığı haliyle, direk Türkçe okuyarak:

- Biz mi?... Biz yabancı müzikten başka müzik asla dinlemeyiz!... Hatta sürekli olarak bir tek gurubu dinleriz!... BAATLES BAATLES ???

Bu yazı toplam 1064 defa okunmuştur.
  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Haberler Ankara | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 545 221 98 97 | Faks : 0 850 303 80 36 | Haber Scripti: CM Bilişim