• BIST 90.383
  • Altın 145,141
  • Dolar 3,6152
  • Euro 3,9060
  • Ankara 18 °C
  • İstanbul 12 °C
  • İzmir 21 °C

İKTİDAR VE MUHALEFETTEN BEKLENEN

Mevlüt Mürsel Uzun

Ülkenin huzur ve istikrarını ilgilendiren öyle konular vardır ki iktidar ve muhalefet partileri birlikte hareket ederek çözmek zorundadır. Öncelikli konuların başında da vatanın bütünlüğü, milletin refahı ve huzuru başta gelmektedir. Tam da bu görüşe uygun düşen Dede Korkut’un bir sözü vardır:

“Toprağı vatan yapan iki haslet vardır: biri çalışmak, diğeri koruyarak oraya düşman ayağı bastırmamaktır.” Der. Bu konuda terör örgütlerinin saldırısından vatanın bütünlüğü korunurken önemli olan adeta akortlu saz gibi iktidarla muhalefetin aynı sesi çıkarmasıdır. Hele ki bir yıldan beri vatan ve millet düşmanı PKK terör örgütüne karşı şehitler vererek,  mücadele edilirken, muhalefet partilerinden bazılarının bu hainlere kol kanat germesi kabul edilir gibi değildir..

İkinci olarak üzerinde durulması gereken konu ülkede istikrarlı ve huzurlu bir yönetimi sağlayan anayasadır. Her milletin kendi tarihine kültürüne gelenek ve göreneğine göre yürürlükte olan bir anayasası vardır. Zaman içinde gelişme gösteren toplumun arzusu istikametinde bu anayasalar elbette ki değişmelidir.

Ülke olarak bu gün bizde yaşanan bazı anlaşmazlıkların ve huzursuzlukların temelini şüphesiz ki içi tuzaklarla dolu olan yürürlükte ki darbe anayasası oluşturmaktadır.  İktidar ne zaman önemli bir hizmeti yerine getirmeye kalkışsa  hemen karşısına anayasanın içine monte idilmiş olan bir tuzak çıkıveriyor. Bunun en açık örneğini 2007 yılında Abdullah Gül’ün Cumhurbaşkanı seçileceği sırada gördük. Fikir babası eski Yargıtay Başsavcısı Sabih Kanadoğlu’nun olduğu Anayasanın 102 maddesine göre 367 sayı tuzağı ana muhalefet partisi CHP tarafından meclis gündemine getirilerek Cumhurbaşkanlığı seçimi engellendi.  

Milletten yüzde 50’nin üzerinde oy alarak iktidara gelmiş bir parti çoğunluğun arzusuna ve günün şartlarına göre mevcut anayasayı değiştirmek istiyor, fakat gelin görün ki ideolojik saplantılar içinde olan statükocular ile krizden beslenen çevreler buna karşı çıkıyor. Oysa siyaset sahnesinde yer alan iktidarıyla muhalefetiyle kim olursa olsun iyi niyetle milletin refahı ve mutluluğu yönünde çaba göstermeleri gerekmezmi?   

Ülkemizin yarım asırdan beri gündemini meşgul eden bizim birde AB’ne giriş maceramız var. Bu gün kalkıp toplumda kime sorsanız eminim ki büyük bir çoğunluğu girelim ve demokratikleşelim diye olumlu bir görüş bildirir. Fakat gel gör ki giriş şartları gündeme geldiğinde AB ülkelerinin her birinden olumsuz bir ses çıkmakta. AB’nin bu konuda ki tutumu aynen mehter takımı gibi bir ileri bir geri hareketle oyalayıcı bir tutum sergiliyor. Yakın zamanda namus ve şerefleri üzerine söz verdikleri “Vize serbestliği” konusunda yine sözlerinde durmayarak ipe un sermenin yolunu seçtiler. Türkiye ısrar ettikçe kaçamak cevaplar vererek değişik tarihler üzerinde durmaktalar. Şayet bununla Türkiye’nin sabrını test etmek istiyorlarsa, bunda yanılıyorlar; artık sabrın sonuna gelinmiştir.  

Çağımızda birçok dünya ülkelerinin dinlerini, ırklarını ve kültürlerini muhafaza ederek bazı bloklaşma teşkilatına girmeleri gayet normaldir. Elbette ki Türkiye de böyle bir oluşumdan geri kalamazdı. Nitekim AB’ne girmek için harcanan çabalar ve fedakarlıklar da hep bu yönde olmuştur.

Türkiye dünya ülkeleri arasında sözü dinlenen ve sayılan gelişmiş bir ülke olması için iktidar bu yönünde gayret gösterirken; muhalefet partileri de buna köstek değil destek olmaları gerekmekte. 

Bu yazı toplam 2377 defa okunmuştur.
  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Haberler Ankara | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 545 221 98 97 | Faks : 0 850 303 80 36 | Haber Scripti: CM Bilişim