• BIST 90.383
  • Altın 144,560
  • Dolar 3,6117
  • Euro 3,9021
  • Ankara 6 °C
  • İstanbul 7 °C
  • İzmir 12 °C

İsmet İNÖNÜ

Fatih Yokuş
Mülteci sorunu günümüzün canlı ve de vicdan sahibi kişilerin, en çok acı his ettiği konuların başında gelir. Silah, savaş ve çatışmanın olağan neticesi olan bu durum, sebepleri ve sorumluları çoktur. Basın-yayın organlarında uzmanlar bu konuda, detaylı bilgiler vermektedir. Ben de sebep-sonuç ilişkileri içerisinde, "Şer görülenden de  hayır olabileceği" konusunu inceleyeceğim.
 
Yüce Allah'ın Hz. Adem'i yaratması ve de şeytanın isyan etmesi ile başlayan hak-batıl mücadelesi dünyanın yıkılma anına kadar farklı isim,zaman, mekanlarda olsa da devam edecektir. 
 
Müslümanların birliğini, halifeliğini ve İslama sancaktarlık yapan Osmanlı imparatorluğunu Vali Bekir paşa komutasında, 30 Haziran 1798 yılında  hiç bir mukavemet görmeden İskenderiye'ye çıkan ve 21 Temmuz 1798 Kahire yakınlarındaki Piramitler Muharebesinde (Ehramlar Muharebesi)'inde Napolyon komutasındaki Fransız ordusuna yenilmiştir. Aslında bu yenilgi sonun başlangıcı olmuş, Müslümanların kalbine Allah korkusu yerine kafir korkusu yerleşmiş, Yine Allah sevgisi yerine kafir sevgisi yer almıştır.
 
Her ne kadar dünya savaşlarında Osmanlı, Japon ve Almanlar beraber mağlup olup ateşkes şartlarını kabul etmişlerse de asıl mağduriyet ve haksızlıklar Müslümanların yaşadığı coğrafyada yaşanmıştır. Çünkü, ileride sorunlara gebe olacak haksızlıklar üzerine yeni devletler inşa edilirken; idare ve rejim yapısı halkın değer yargıları ile örtüşmeyen sistemler üzerine kurulmuş, kısaca ileride daha büyük sorunların yaşanması için de en ince detaylar düşünülmüştü.
 
İslamın Ümmet bilinci kırılmış, Hilafet kaldırılmış, Müslüman olması ve de bir birine kardeş olan halklar yeni devletlerle bir birinden ayrılmış, yönetici ve idareci konumunda olanların, yapay düşmanlıklar geliştirerek düşman komşular olmuşlardır.
 
Ülkemizde yeni kurulan devlet, İslama yılarca sancaktarlık yapmış Osmanlı evlatları Öz vatanlarında kovulmuş, Ülkeler, ilimle, fenle teknik ve teknoloji ile uğraşırken onlar kılık-kifayet ve şapka ile uğraşmışlardır.
 
Nihayetinde İsmet İNÖNÜ'nü fedakarlığı (Eleştirilebilir ancak DP 7 Ocak 1946 tarihinde kurulmuş, 21 Temmuz 1946 ilk seçimlere girmesi) neticesinde demokrasiye geçilmiş, halkın iradesinin meclise yansımasına büyük katkısı olmuştur. Menderesle başlayan demokrasimiz zaman zaman bedeller ödenmiş olsa da günümüze kadar gelmiştir.
 
Eğer Irak ve de Suriye'nin de bir ismet İNÖNÜ' su olsaydı,del ki; sıkıntılar yaşanacak, bedeller ödenecek ancak onların da bir demokrasileri olacak, belki bu durumlar yaşanmazdı. Yine de takdiri ilahi diyelim.  
 
Şimdi işin bir başka boyutu da, Yurtlarını terk edenlerin Avrupa'ya sığınmak istemesi ve de kabul görmeme olayı. Belkide  şer olan bu olayların bana göre hayır görülen tarafı da Avrupa'nın gerçek yüzünü bulma imkanı olmasıdır, yani "Bir Musibet Bin nasihatten iyidir" işte öyle bir şey.
 
Eğitim kurumlarında, basın yayın organlarında, devletin her kademesinde, aydınım denilen her kesin "Medeniyetin beşiği" "Çağdaş ülkeler." "Zengin"  "Müreffeh" ilerici" ne kadar güzel ve şirin vasıflar varsa tümünü Avrupa ve Avrupa ülkeleri için kullanılırken, bu olaylar, Milli şairimiz M.Akif ERSOY: Medeniyet!"dediğin tek dişili kalmış canavar?" Yüzünü tanımasına vesile olmuş, Yıllarca en olmadıkları eleştiri yaptıklar, Müslümanların çoğunlukta yaşadıkları ülkeler (Başta Türkiye) kıt imkanlara sahip olmasına rağmen mültecilere kucak açması, kardeşlik hukuku gereği lokmasını paylaşması ise gerçek iyilik severin kim olduğunu göstermiştir...
 
Çok değil bunda 25-30 ( Hatta günümüzde dahi) yıl önce; Avrupa ülkelerinden birine yerleşen birisi kahraman gibi görünür, tüm aile fertlerinin kurtarıcısı gözü ile bakılırdı. Hatta görev yaptığım köyün birinde birisinin Almanya'da çalışan oğlu gelmişti, bütün köy bayram yerine dönmüş çevredeki köyler dahi onu görmek için köyümüze akın etmişlerdi. Ona gösterilen ilgi ve alaka hiç kimseye gösterilmişti. Avrupa'ya gidebilmek için onunla dost olmaya can atıyorlardı. Yeter ki Avrupa'ya gide bilsin bu uğurda hangi bedel gerekiyorsa ödemeye hazır bir nesil yetiştirilmişti. 
 
Halen dahi, Tv, Mağazin, Moda v.b. topluma yön veren tüm iletişim araçları Avrupa sevdası insanlara aşılamaktadır, ha yanlış anlaşılmasın bende Avrupa'nın müspet fen ve ilmine saygı duyuyorum kast ettiğim felsefi yapısı ve yaşam biçimidir.  Bu ruh hali sadece bizim ülkemize has değil, tüm Müslümanların çoğunlukta yaşadığı ülkelerdeki insanların ruh halidir. Manevi değerlerinde koparılan insanlar, maddiyatın en fazla olduğu yöne doğru kayması da doğaldır.
 
Özellikle Baas rejimi olan sosyalist bir yönetimle idare edilen Irak ve Suriye gibi ülkeler özgürlük için mücadele ederken medeniyetin beşiği gibi bildikleri ülkelere gitmek için yollara düşmüş ve de gerçeklerin hiçte öyle olmadığını en acı bedeller ödeyerek öğrenmişlerdir.
 
Belkide Sahile vurulan bebek cesetlerinin kanında Avrupa Sevdasını taşıyan ve halkı bu konuda ikna edenlerinde  hissesi vardır.
 
DUA VE SELAMLARLA.
Bu yazı toplam 318 defa okunmuştur.
  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Haberler Ankara | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 545 221 98 97 | Faks : 0 850 303 80 36 | Haber Scripti: CM Bilişim