• BIST 82.270
  • Altın 147,180
  • Dolar 3,7763
  • Euro 4,0329
  • Ankara 0 °C
  • İstanbul 8 °C
  • İzmir 6 °C

Kadının gücü eve hapsedilmemeli…

Esin Darcaboğaz

Türkiye Cumhuriyeti’nin Kurucusu Büyük Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün “Mümkün müdür ki, bir toplumun yarısı topraklara zincirlerle bağlı kaldıkça, diğer kısmı göklere yükselebilsin?” sözleriyle başlamak istiyorum ilk yazıma…

Kadınların karar alma mekanizmalarında, sosyal arenada, iş ve ekonomi dünyasında, toplumsal her alanda yer alması, elbette ülkelerin gelişmişlik düzeyinin belirleyicisi oluyor.

Kadının geri plana itildiği, özellikle iş dünyasından ve toplumsal alandan soyutlandığı ülkelere baktığımızda, çok sayıda ilkelliği bir arada görmek mümkün.

Çok basit bir mantıkla hareket etsek dahi, kadının çalıştırılmadığı, evde tutulduğu bir toplumda, sadece erkeklerin işgücü ekonomiye yansıtılabileceğinden, ülkenin üretimi ve gelir seviyesi doğal olarak yarı yarıya azalacaktır.

Oysa kadınların çalışması, ülkenin her alanda gücünü ikiye katlayacaktır. Çalışmak deyince sadece fabrikalarda alın teriyle faaliyet gösterilmesi gelmemeli akla. Üniversitelerde, TBMM’de, belediye meclislerinde, sivil toplum örgütlerinde, meslek odalarında, devlet kurumlarında ve akla gelebilecek her türlü organizasyonda kadının erkekle birlikte olabildiğince eşit sayıda yer alması bir ülkenin gücünü artırır, yine o ülkenin gelişmişlik düzeyi hakkında da net bilgi verir.

Kadının karar alma mekanizmalarında bulunması, kadına has mantık, şefkat, hassasiyet ve merhamet gibi duyguları direkt uygulamalara yansıtacağından, başarı şansını, üretim kapasitesini artıracaktır.

Türk kadınına seçme ve seçilme hakkı gibi temel hak ve özgürlükler aslında bir çok Avrupa ülkesinden önce verilmiştir fakat gelinen noktada ülkemizdeki durum pek iç açıcı değildir.

Türkiye’de kadına fiziksel ve psikolojik şiddet artarak varlığını devam ettirmektedir. Töre cinayetlerine kurban giden, ayrılmak istediği eşi ya da sevgilisi tarafından katledilen kadın sayısındaki artış endişe verici boyutlara ulaşmıştır. Aile içi şiddet, toplumu oluşturan bireylerin büyük çoğunluğu tarafından kanıksanmıştır.

Tüm bunlar değerlendirilirken şiddetin sadece erkeğin kadına yönelttiği bir eylem olmadığını da ortaya koymak gerekir. Öz çocuğunu döverek öldüren, doğurduğu bebeğini çöpe atan annelerin varlığı, şiddet uygulamanın sadece erkeklere has bir yöntem olmadığını ortaya koymaktadır.

Toplumu şiddetten uzaklaştıracak yapılanmaların uzun vadeli eğitimden geçtiği, kısa vadede ise kanuni ve polisiye tedbirlerin etkili olabileceği unutulmamalıdır.

Kadının toplumsal yapıda daha fazla yer almasını sağlamak, kadınlarımızın eğitimine büyük önem vermek, ülkedeki genel şiddet sarmalını da gevşetecektir.

Bu duygu ve düşüncelerle ilk yazımda ülkemizdeki kadınımızın durumuna ve şiddet sarmalına değinmek istedim. Şiddetsiz ve kadınlarımızın toplumda daha fazla yer edindiği günlere birlikte yürümek dileğiyle…

Bu yazı toplam 2094 defa okunmuştur.
  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Haberler Ankara | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 545 221 98 97 | Faks : 0 850 303 80 36 | Haber Scripti: CM Bilişim