• BIST 104.123
  • Altın 145,971
  • Dolar 3,4910
  • Euro 4,1702
  • Ankara 21 °C
  • İstanbul 23 °C
  • İzmir 27 °C

KOCA NİNE AĞACI… (Feza Doğru'ya...)

Hüseyin Kuzu

“Güzel kızım, 
tanıman için getirdiğim köyümüzün bu çıkışında durup,
seni bu sıcakta buraya neden getirdiğimi biliyor musun?
Bak, gölgesinde oturduğumuz bu yaşlı ağaç var ya,
bu ağacın adı “Koca Nine Ağacı”dır.

Biliyor musun,
ben daha çocukken buraları hep harman yeriydi?
Bu ağaç o zaman da buradaki tek ağaçtı. 
Ama kocaman ve gençti o zamanlar… 
Gölgesi bizim yurdumuz gibiydi…
Biz çocuklar harman sıcağında hep altında uyurduk…

Biliyor musun, 
ben senin yaşındayken her yaz,
okul tatile girince İstanbul’dan kaçar, 
hep köye gelirdim yaşlı kadınlarla konuşmak için…
Onların peşlerine takılır, tarla-bostan, bağ-bahçe
sohbet ederdim…
O zamanlar bir Koca Nine vardı… 
90 yaşını geçmiş, birkaç nesil torun görmüştü.
Bizim Kafkas sürgünü atalarımızın, 
ikinci nesil sözlü hafızasıydı adeta, 
ayağı tez “Koca Nine”…
Şu kente döneceğimiz asfalt yol da,
o zamanlar şehre giden tozlu bir şoseydi…
Onu hep şu yol boyunda,
ineğini otlatırken hatırlarım… 

Az oturmadık onunla, 
yanında arabamızı bıraktığım şu çeşmenin başında… 
İnek ne zaman yandaki yeşil bahçelere girmeye davransa, 
Koca Nine değneğini kaldırıp onu azarladığında,
hemen yol kenarındaki yeşil otlara dönerdi. 

Koca Nine’yle bu ağacın gölgesinde de çok oturduk… 
Bazen gövdeye sırtını dayayıp uyuklardı sıcakta…
Ben de sesimi çıkarmaz, 
ineğe göz-kulak olurdum..

O son yaz…
İstanbul’dan kurtulup gelemedim bir türlü...
Hep beni sormuş Koca Nine, nerede kaldı bu çocuk, diye…
Harmanlar kalktığında geldim… 
Öyle çok sevinmişti ki… 
Sanki yıllarca kavuşamamış iki yavuklu gibi, 
şen-şakrak konuştuk günlerce…

O son yaz, bir gün…
Hani sana dün tanıştırdığım Çoban Abi var ya…
Bak şu tümseğin oraya, 
Çoban Abi’nin getirip döktüğü toprakla,
harmanlardan artakalan samanları yoğurup,
kerpiç keserek, sohbet ediyorduk… 
Koca Nine de burada ağaca yaslanıp uyukladığı için,
uzaktan ineğe göz kulak oluyorduk…
Konuşmaya dalmışız…
İnek bahçeye girince,
Nine’yi uyandırmadan,
iki defa Çoban Abi, bir defa de ben,
ineği çevirdikten sonra fark ettik,
Nine’nin ağaç altındaki uykusundan,
bir daha hiç uyanmayacağını!..”

……..!
“Kalkıp, yola çıkalım mı kızım?”
“ Ben sevdim burasını baba…”
“Tamam… İstediğin kadar oturalım o zaman!..”
……..!
“Hıh.. Bak şu elinin ötesindeki kızıl karıncaya...
Nasıl da götürüyor buğday tanesini…” 
……..!
“Bak baba, şu uçup gelen kuşa…” 
“Bir saksağan o… Bak nasıl da sekiyor…”
“Hoop, uçup gitti…”
……..! 
“Oo, bak bir toz direği… Bu mevsim burada hep böyle küçük toz direkleri olur…”

”Gördüm… Koca Nine de burada sanki, hissediyorum!..”
……..!

 

koca-nine-agaci.jpg
------------------------
Kısa-Kısa Öyküler, "Homeros Zamanı"

Bu yazı toplam 615 defa okunmuştur.
  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Haberler Ankara | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 545 221 98 97 | Faks : 0 850 303 80 36 | Haber Scripti: CM Bilişim