• BIST 108.489
  • Altın 151,105
  • Dolar 3,6704
  • Euro 4,3242
  • Ankara 15 °C
  • İstanbul 18 °C
  • İzmir 20 °C

“KÜÇÜK TEREYAĞI TOPAĞI” ZÜBEYDE !..

Hüseyin Kuzu

Herkes az-çok bilir, 
Bizanslı İmparatoriçe Theodora ile 
Osmanlı has hatunu Hürrem’in ne kadar entrikacı kadınlar olduğunu,
da, pek kimse bilmez Abbasi halifesi Harun Reşid’in
eski köle ve has hatunu “Zübeyde’yi…

Belki onları, “Binbir Gece Masalları”ndan hatırlayan olur, 
ama masallar gerçeklerin yüzeysel bir yansımasıdır,
ve gerçeği açıkça anlatmazlar…
Saray veya harem entrikaları da bir şey mi?
Zübeyde’nin sonradan görme öyle çılgınlıkları var ki,
ne Theodora ne de Hürrem avucuna su bile dökemez!...
Aslında kadıncağızın pek de suçu yok! 

İlk İslam tarihçilerinin dediğine göre, bütün öykü aslında, 
“yuvarlak şehir” Bağdat’ın ve Abbasilerin asıl kurucusu, 
“bozuk para babası” 2. Halife Cafer el Mansur’un 
sabahın köründen yatsı namazına kadar çalışıp, 
ulema, işgal orduları ve vergi memurlarının yardımıyla
ümüklerini sıktıkları tebaa ve hakimi oldukları diyarlardan vergi haraçlarını 
düğüm üstüne düğüm atarak doldurdukları 
kuruşuna kadar hesaplı hazine ile,
Cimri Mansur’un “yakışıklı”, “hoşgörülü” ve “savurgan” oğlu Mehdi’ye, 
Bağdat’ın köle pazarından alıp, “bundan çocuklar yapsın” diye gönderdiği 
Yemenli köle kız Hayzuran’ın saraya gelmesiyle başlar… 

Saray adabı konusunda yeterince bilgili Hayzuran,
bir yandan Harem’de en az kendisi kadar ihtiraslı rakiplerini harcar, 
ve bir yandan Hadi ve Harun’u doğururken,
bir yandan da uzak-yakın sülalesini saraya taşır. 
Bu açıdan bu Hayzuran, şu bizim Roksana/Hürrem’e benziyor
ama tarih ve talih Hayzuran’a daha fazlasını verir…
Çünkü bu arada, saraya getirdiği ablası Salsal da 
Halife Mansur’un üvey kardeşi Cafer’in gönlünü çelip,
O’na bir erkek ve bir kız doğurur. 
Halife Mansur, yeni doğan işte bu kızı kucağına alıp, 
O’na “Küçük Tereyağı Topağı” (Zübeyde) adını verir. 
Zübeyde işte bu yüksek ve serbest rekabet ortamında, 
anası Salsal ve teyzesi Hayzuran’ın kanatları altında büyür. 
Aslında kızcağızın öğrendiği tek şey “harcamak”tır !..

Tabi yukarıda anlatılan Abbasi Sarayı dizisinin “harem” tarafı…
Bu arada Mansur’un tek tek biriktirdiği altınları avuç avuç harcayan
Mehdi’nin oğulları Hadi ve Harun da eyalet valileri olarak gönderildikleri yerlerde 
babalarından öğrendikleri savurganlıkla büyümektedir…

Tutku ve zeka uygun bir zemin bulmaya görsün…

Çocuklar büyürken, entrikalar sürerken, kader ağlarını örerken,
Hayzuran bir ayak oyunu ile Hadi’yi tahta geçirirken
Halife Hadi de iki yıl kadar kısa sürede işi şirazesinden çıkarır…
Nehir roman okuyucuları, devamlı film ve tv dizisi seyircileri tahmin etmiştir, 
Hayzuran ve Salsal kardeşler sayesinde Harun ile Zübeyde’nin 
bir araya geleceklerini ve dolayısıyla satış rekorları 
ve reyting’lerin daha da yükseleceğini… 
Öyle de oldu… 
Saray ve harem zaten teslim alınmıştı…
Evlendirildiler…

Bizans ve Osmanlı sarayında mümkün olmasa da 
Roma’da görülmüştür bu müsriflik, eğlence ve “harcama” rekorları 
Fellini “Satiricon” da, Pasoloni “Sodom ve Gomora”da anlatmıştır. 
Açların dillere destan edip anlattığı eğlenceli şölenlerini…
Ama oralarda bile hiçbir imparatoriçe veya has hatun, 
Zübeyde gibi, kendisine şiir düzen yaltak şairin ağzına inci doldurmadı…
Halife Hadi bir yaltak şaire onbin dinar verir de kendisi altta mı kalacak?

O sarayların kadınları imparator, sultan veya padişahları 
elden kaçırmamak için arada bir, bir kadın gönderirlerdi,
ama Zübeyde gibi, hiçbiri her seferinde on tane köle göndermezdi…

Ve Zübeyde gibi, hiçbiri uyanık tüccarlarının uzak diyarlarda getirdiği
bir top ipeğe veya bir küçük şişe kokuya onun kadar altın kesesi vermezdi…

Veya Zübeyde gibi, hiçbiri mücevher kakmalı koltuğundan
elbisesine diktirdiği mücevherlerin ağırlığı yüzünden koltuğundan kalkamadı,
ve bu yüzden terliklerini sürüklemedi…

Gelenekten gelen Halife Mansur sarayını Bağdat’ın ortasına 
ve rahatça geçmek için için camiyi de hemen yanına yaptırmıştı, 
ama şehrin sefil ve hala denetlenemeyen kenar mahallelerini gören 
Bizans elçisi uyarmıştı, 
Altın, ipek ve mermer kaplı bu sarayınız çok güzel 
ama yanlış yere yapmışsınız, diye…
Sonraki nesiller duruma uyanıp hemen sarayları şehrin dışına taşımış
ve hatta yaptıkları bazılarını kullanmayı bile unutmuştu…

İşin tuhafı “Küçük Tereyağı Topağı” Zübeyde maymun da besler,
yine takıp takıştırır ve 30 muhafız ile 
sevgili maymununu çarşı pazara gezmeye götürürdü. 
Bu rezilliğe çok kızmış olmalı ki,
generalin biri bir gün çarşıda kılıcını çekip 
zavallı maymunun kafasını uçurdu…

“kucuk-tereyagi-topagi”-zubeyde-!...jpg
____________________
Hüseyin Kuzu / Kısa-Kısa / Tarihin Cilveleri
NOT: Andre Clot, “Harun Reşid ve Abbasiler Dönemi”, Tarih Vakfı ve Yurt Yayınları kitabından öyküleştirilmiştir.

Bu yazı toplam 795 defa okunmuştur.
  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Haberler Ankara | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 545 221 98 97 | Faks : 0 850 303 80 36 | Haber Scripti: CM Bilişim