• BIST 107.303
  • Altın 153,156
  • Dolar 3,7141
  • Euro 4,3624
  • Ankara 7 °C
  • İstanbul 23 °C
  • İzmir 19 °C

Münâkaşa’dan Müzâkere'ye : Şimdi Birlik Zamanı

Mustafa Furkan Yılmaz

Kaybedince eleştiren çok olur. Siyasetin hakiki içyüzü böylesine zorlu olsa gerek. Kariyeri boyunca tüm bu zorlu politik kavramları yıkıp kendi istediği şekilde yeniden inşa etmiş Sn. Erdoğan’ın Cumhurbaşkanı kimliği ve gitgide daha da hırçınlaşan üslûbu ile meydanlara inmesi, net olarak görülüyor ki bu kritik seçimde ters tepti. Üstelik her seçimde tekrar eden başarı sırlarından biri olarak gösterilen, tam karşısına koyduğu “düşman” kavramı ile münâkaşa etmesi dahi halkın gözünde değer görmez hale geldi.

Neredeyse tüm muhalefet ile kavgalı hâle gelmek ve kuşatıcı üslûp kullanmamak, Tayyip Erdoğan için aktif siyasetin merkezinde bir Başbakan iken işe yaramış olsa da Cumhurbaşkanı olduktan sonra sonuçları itibariyle kullanımı elverişli bir seçenek olarak geri dönmedi. Ve Tayyip Erdoğan düşmanlığı, kendi partisini yıkan küçücük sinerjiyi HDP etrafında toplayarak kocaman bir etki alanıyla iktidarı devirdi. Evet ama bütün bunlar hâdisenin ancak zâhirini ortaya koyuyor. Yani “münâkaşa tavrı” sonucun mağlubiyet olmasındaki ana etken değil bu büyük mağlubiyetteki sinerjiyi besleyen en büyük psikolojik etken olarak değerlendirilmeli.

Zâhirî mağlubiyetin sonuçlarını analiz etmek, parti kurmayları tarafından incelenedursun yine de ve tüm hatalarına rağmen Ak Parti bu seçimin kaybedeni değil, kaybettirilenidir diye düşünüyorum. Biz esasen, mağlubiyetin ardındaki bu “edilgen ifadenin öznesini” idrak etmeliyiz. Kaybettirilen Ak Parti ise, kaybettiren kim ?

İşte burada çok daha açıkça ifade etmek istiyorum ki;

  1. Ak Parti iktidarı hâla kaybetmedi, tek başına iktidar ona kaybettirildi.
  2. HDP barajı aşmadı, bir proje olarak aşması sağlandı.
  3. Özellikle CHP, alternatif olmayı bir türlü beceremediği Ak Parti’yi mağlup etmek uğruna HDP’yi psikolojik olarak besledi.

 

Proje Parti HDP ve HDP ile Koalisyon

Normal şartlarda ve normal seçmeni ile barajı geçmesi ihtimal dahilinde bile görünmeyen HDP’nin başarısında iki asıl ve iki yardımcı etken bulunduğu kanâatindeyim.

İki ana etken olarak;

  1. Doğu ve Güneydoğu’daki Öne Çıkan Etnik Siyaset

Kulaklara bilindik gelen etnik siyasetin ilgi çekici noktası, açılımla ortaya çıkan atmosfere ve özellikle yapılan tüm güzel yatırımlara rağmen Ak Parti oylarının doğudaki sert düşüşü. Bilhassa Van, Şanlıurfa, Ağrı, Batman gibi çoğunluğu dindar olan Kürtlerin-Marksist Sosyalist çizgide olan HDP’ye yönelmeleri bu partideki başarının asal faktörlerinden. Bununla birlikte bu durum batıdaki Ak parti seçmeni tarafından da  öfke ve kırgınlıkla karşılanmış ve HDP’ye yönelmeleri büyük nankörlük olarak algılanmış durumda.

  1. Aslen Marjinal ve de Sonradan Marjinalleşmiş Seçmen Kitlelerinin Desteği

Bu ülkenin ne kadar ilginç olduğunun bir göstergesi olarak da marjinal seçmen kitlelerinin tamamının HDP’de birleşmesi gösterilebilir. Marjinalden kasıt, Gezici ve anarşist zihniyetli insanlar, sonradan marjinalleşmişten kasıt ise sırf Tayyip Erdoğan düşmanlığı adına geçmişi cemaatçi, ülkücü ve mutedil tüm insanlar. İşte HDP’nin yakaladığı başarının sırrı veya edilgen ifade biçimiyle, bir üst akıldan yönlendirilip barajı aşmasını sağlayan etken sarih bir şekilde budur.

Ve yardımcı etkenler olarak ise;

  1. Özellikle CHP’ye oy verecek ama HDP ile kimyası uyuşmayan insanların yine sırf Tayyip Erdoğan düşmanlığı ve Ak Parti’nin 4.dönem üstüste tek başına iktidara gelmemesi adına HDP’nin barajı aşmasına - tepkisiz kalması /dolaylı destek vermesidir- Öyle ki muhalefet ve özellikle CHP meydanlarda kararlılıkla istemese idi HDP meclise asla giremezdi.

(Ayrıca CHP ve muhalefet seçmeninin HDP gibi bir partiyi, Ak Partiden daha masum ve sevimli görmesi ve psikolojik destek vermesi sosyologlar tarafından incelenmelidir diye düşünüyorum.)

  1. İçeride Aydın Doğan medyası ve -Tayyip Erdoğan’ın çok sık kullandığı için manâsını değersizleştirdiği- Dış Güçler, HDP’nin barajı aşması için çok gayret ettiler.

-Seçim öncesinde, hemen her günün akşamında CNN Türk’te programlara katılan Selahattin Demirtaş oldu.

-Seçim sonrasında, sevinen İsrail, Amerikan, İtalyan, Fransız medyası oldu. (Biraz İngilizcesi olanlara bu ülkelerin gazetelerinin, seçim sonrası sevinç çığlıkları atan manşetlerini okumalarını tavsiye ediyorum.)

Herşeye rağmen HDP, bu seçimin zâhiren galibi gibi görünse de başarısı uzun ömürlü bir parti o-la-maz. Evet HDP bir proje partidir ve bu kadar geniş tabanlı marjinal seçmen kitlesini aynı anda ve süreklilik arz eder şekilde memnun etmek matematiksel olarak imkansız. Sırf Tayyip Erdoğan düşmanlığı adına bir araya gelmiş bu seçmen gruplarının birinin istediği illa bir ötekisi ile zıt olacak ve CiCi Demirtaş’ın HDP’si nereye, kime hizmet edeceğini şaşırıp yalpalayarak ya partisini dağıtacak ya da aslına rücû edip etnik kökenli siyasete tekrar dönüş yapacak. HDP eksenli bu geniş konu etrafında değinmek istediğim son husus, Ak Parti’nin HDP ile koalisyon seçeneği olacaktır ki, her ne kadar reel siyaset duygusallık götürmese de Ak Parti’nin bu opsiyonu kullanmasının zaten Doğu ve Güneydoğu’ya aşırı kırgın olan seçmen kitlesi nezdinde onu erken seçime zorlayacağı ve  ilk erken seçimde de yerle bir edeceği düşüncesindeyim.

 

MHP ile Müzâkere : Koalisyon veya Azınlık Hükümeti

MHP meseleyi Oslo – Habur - Kandil eksenine hapsetmek yerine daha geniş bir perspektifle değerlendirmelidir. Hem siyâsetin bir gerçekliği olarak, hem de temsil ettiği vatan sevgisinin gereğince MHP'nin, 13 yıllık geçmişi analitik bir değerlendirmeyle- rapor ederek bir kenara bırakması ve halkı kucaklayacak en aklayatkın bu seçeneğe, yeşil ışık yakması gerekmektedir. MHP ile koalisyon bu ülke için kaçırılmayacak en güzel fırsattır. Ve bu koalisyon sonucunda ülke hem Tayyip Erdoğan’ın "münâkaşa tavrını" ve "düşmanı ötekileştirip kazanma" siyasetini aşar, hem de iktidarın bölüşülmesi ile Ak Parti’nin yolsuzluk söylentilerini denetleyici bir mekanizma ortaya çıkmış olur. Üstelik HDP ve şer güçlerine verilecek en güzel cevap İçişleri ve Milli Savunma Bakanlıklarının MHP'ye verildiği bir seçenek olacaktır.

MHP’nin daha az risk almayı tercih ettiği ve dışarıdan destek vereceği bir azınlık hükümeti ihtimali de Ak Parti’yi her an tetikte ve diri tutacak bir senaryo olsa da zayıf iktidarın ülke istikrarına vuracağı sekte düşünülerek bu ihtimal değerlendirilirken 40 kere düşünülecektir.

 

Gül ve Arınç’ın Tavrı

Kısaca mütalâa etmek istediğim dikkate değer son iki husus da Sn. Arınç’ın giderayak Melih Gökçek’le ilgili sözlerinin partiye verdiği zarar ve Sn. Gül’ün, Kayseri’de Ak Partinin efsaneleşmiş başarısının uzun süreden beridir yok olacağı belli iken, ortaya çıkacak bu başarısızlığı engellemez  tavrı. Maalesef görünen o ki bu iki güzel insan, Ak Parti’nin düşmesi durumundan kendilerine pay çıkacağının hesabında bir gaflete düşmüş durumdalar. Yazık !

 

Pişmanlıklar Geride – Umutlu günler İleride

Pekala siyaset mutlak doğrular etrafında şekillenmiyor ve tabiatı gereği siyasiler yenilmez yutulmaz laflarını güzelce kenara bırakabiliyor. Bilinir ki siyasette “mutlak” kavramı ile hareket edilmez. Hadiselere siyasi gözle bakarken “mutlak”a değil “salt”a bakılır. Yani matematiksel bir ifade ile asgari  %51’e karşı %49 olan “salt”a ulaşıldığında başarı sağlanmış demektir. Bu başarı ise AK Parti - MHP koalisyonu ile mümkün olacaktır. Nihayetinde kimse ümitsizliğe kapılmasın, zira ne sûni proje partileri ne de "münâkaşa tavrı" 5bin yıllık devlet geleneği olan bu ülkeyi zora sokamaz. 

İşte tam da bu yüzden şimdi birlik zamanı, sağda birlik zamanı !

Bu yazı toplam 6425 defa okunmuştur.
  • Yorumlar 3
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları
    Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Haberler Ankara | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0 545 221 98 97 | Faks : 0 850 303 80 36 | Haber Scripti: CM Bilişim