• BIST 82.293
  • Altın 147,597
  • Dolar 3,8212
  • Euro 4,0743
  • Ankara 0 °C
  • İstanbul 9 °C
  • İzmir 10 °C

NASIL ÖZÜME DÖNDÜM?

Fatih Yokuş

Orta yaşın biraz üstünde bir kişi ile aramızda geçen konuşma,

-Hocam ben yıllarca Allah'a inammayan, dine "afyon" diyen biri idim

-Nasıl böyle bir fikre sahip oldun oysa annen-baban Müslüman.

-Doğrudur bende ilk başlarda müslümandım oda anne-babamın baskısı ileydi. ilk okulu bitirip liseye başladıktan sonra  kendimi, çevremi örf-adet, gelenek ve görenklerimi sorgulamaya başladım,

- Nasıl ve neden böyele bir sorgulamaya ihtiyaç duydun?

-Lise yıllarında öğretmenlerin ilerci ve ceğdaş olarak anlattıkları avrupa ve medeniyeti kafamda yer etmiş, hayranlık uyandırmıştı. Madem ki dinimiz en iyisi ve de en mükemmel idi neden bu kadar geri kalmıştık. Bu ve buna benzer sorular kafamı kurcalıyordu ta ki felsefe öğretmenimin anlatıkları ve de üniversitedeki arkadaş ortamı, önce solcu sonra sosyalist ve en sonunda dini kabul etmeyen biri haline getirmişti.

- Mesela

-Din; "zenginler tarafından uydurulan ve fakirleri uyutan bir afyondu" okuduğum eğitim kurumlarında, Müslümanların ilme, medeniyete yeni bir şey katmadığı, gerici ve yobazların işi olduğunu öğrenmiştim,

- Sonra ne oldu?

-Artık anne-babama bir başka gözle bakıyor, örfüme, adetime gelenek-göreneğine  ve dinime yabancı olmuştum, ben onları anlamıyordum, onlarsa beni hiç anlamıyordu. tek düşüncem vardı,faşizme, gericiliğe, yobazlığa karşı, halk için mücadele idi.

-Halk dedinde; Halkın örfü, geleneği, dini yapısı v.b her şeyine yabancı bu nasıl oluyordu?

- O zamanlar bunu düşünemiyor biran önce halkın gözünü açma ve devrim peşinde idim her ne ise,

-Ondan sonra?

-Yıllar yılları kovaladı evlendim çocuk sahibi oldum. Evladıma karşı ayrı bir sevgim vardı, oğlumu görmek onunla zaman geçirmek için, işimi yarım bırakır eve koşardım. Bu sevgi bambaşka bir şeydi. Bir gün arkadaşımın çocuğu öldü, cenazesine iştirak ettim, defin işleri bitti ve eve gelip çocuğumu görünce, ölen çocuk aklıma geldi ve " ya oğlum ölürse" endişesi ve korkusu içime düştü. Ölüm korkusu bana takıntı haline gelmeye başladı ya ben veya o ölürsek ne olacak?Bir daha görmeme ve kavuşmama çok acı veren bir durum, düşüncesi bile beni perişan ediyordu.

- Tedbirini alsan olmaz mı idi?

- Düşündüm sağlık ihmale gelmez diyerek her türlü tedbiri alıyordum ancak ölün nasıl ve ne zaman geleceği belli değildi, Kalp krizi, trafik kazası, gıda zehirlenmesi, tansiyon, deprem v.b. Bazen insan ölüme karşı çaresiz kalabiliyordu, Ölümü, sevenleri ayırıyordu, bu da hiç adil değildi. Hele hayatın baharında ölenler ayrı bir haksızlıktı, olmamalıydı ne yazık ki oluyordu, kafamda artık haksızlıklar listesine ölümlerde eklenmişti, hele tam faşist dediğim birinin ölmesi benim için ayrı bir dert olmuştu çünkü çok haksızlık etmiş bir sürü masum insanın kanına girmişti, hesap vermeden ölmüştü, şimdi bunca haksızlığın hesabı nasıl sorulacaktı? Çocuğu ve ailesinden hesap sormak ayrı bir haksızlıktı, oysa o ölmüştü tüm yaptıkları yanına kalmıştı. Birde hak etmediği halde hapishane zindanında ölen arkadaşım ayrı bir dertti, hayatı boyunca çile çekmiş, mağdur olmuş, hakkı, hukuku çiğnenmiş, ve şimdi ölmüştü?

-İlginç Ölüm ve haksızlıklar ile bağlantın

-Evet, hele birde "saman altında su yürütme" misali işini kılıfına uydurup haksızlık yapanlar... ve daha nice haksızlıklar ölümle beraber hesap sorulamayanlar ve ya hakkını alamayanlar.

-Senin davan bu konuda ne diyordu?

-Davam (gülümseyerek) Ölüme çare bulmadığı için acizdi, Çünkü hayalini kurduğumuz, bedel ödediğimiz davamız, hayatla sınırlı idi. Düşüncelerim değişmeye, davamı sorgulamaya başlamıştım, bunca haksızlıkların bir karşılığı olmalı idi, gerçi babam "cennet-cehennem" varlığını bana söylemişti bense inanmamıştım, ancak içinde bulunduğum durum babamın haklı olabileceği, fikrim ve düşüncem allak bullak olmuştu, bir yanda sahip olduğum davamın, ölüm karşısında çaresizliği öbür taraftan yıllarca mücadele ettiğim bir davanın haklı ola bileceği fikri zor bir süreçti. Camiye gidip hocaya sormaktan utanıyordum, anacak ben artık eski ben değildim araştırmalı din hakkında kulaktan bilgilerle değil kaynağında öğrenmeli idim.Bende öyle yaptım, Kur'anı kerimin Zilzal suresi:"Her kim, zerre ağırlığında hayır işlerse onu görecektir. Her kim de zerre ağırlığında şer işlerse onu görecektir."  son iki Ayeti, bana yol gösteren olmuştu. Nurcu birisi ile tanışıp dertlerimi, sıkıntılarımı ve kafamdaki soruları sorunca ondan aldığım cevaplar beni fazlası ile tatmin etmişti hele "Haşır risalesi, gençlik rehberi, hastalar risalesi 1,2,3 sözleri okuması ve tüm sorularıma, akıl, mantık ve  ikna edici cevaplar vermişti. Allah'a şükür Dinime ve özüme geri döndüm.

Dinimi öğrendikçe ne kadarda yanlış bir düşünce içinde olduğumun farkına varıp, hatalarımdan dolayı Allah'tan af ve mağfiret diledim ve dilemeye devam ediyorum.

Bu yazı toplam 355 defa okunmuştur.
  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Haberler Ankara | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 545 221 98 97 | Faks : 0 850 303 80 36 | Haber Scripti: CM Bilişim