• BIST 97.533
  • Altın 145,781
  • Dolar 3,5801
  • Euro 4,0019
  • Ankara 11 °C
  • İstanbul 17 °C
  • İzmir 13 °C

NEY

Tuğba Zengin

O; mücerred, sığınaksız ve daimi vecd halinde. Unutmayan ve unutturulmayan, olup bitenlerin tek şahidi. Koparıldığı diyar, uykuya daldırıldığı ve uyanıklığın elinden alındığı zaman. Oysa; yok zaman ve yok mekana tanışıklıktan yeryüzünde ki derin vaveylası.

Hasretin, cesurca; notalarla iç içe geçişi. "Evrende kadimden bu zamana yaşanmış, yaşanmakta ve yaşanılacak olan tüm hissiyatların (kişinin kendisine, diğer insanlara, doğaya ve evrene karşı) saniyenin onda biri gibi kısa bir zaman diliminde bile olsa bir ruha toplanışı." Manevi organlarımızın korunaksız, ücra köşelerinde ki boşlukta, yok oluşun -zaten- hiçliğe değişiyle yok oluşu sızım sızım sızlatışından doğan sanat. Bir iştiyak. Hasret-nâme.

"Ney"

Ayrılıktır asıl olan.

Ya farkında ya farkında olmadan, her hikaye de aynı arayıştır bizi bulan. Aşık ile maşuk arasında ki yol misali, hem arar hem korkarız yakalanmaktan. Yakalanışların tadı değil midir insanoğlunu gayba inandıran ? Aşık hangisi ? Maşuk hangimiz ? Yoksa hepimiz bir miyiz ? Bir bedenin hücrelerinden mi ibaretiz ? Hala elmanın peşindeyiz. Yeryüzü serüveninin inanarak kazananları ve inandığı için kaybedenleri, cehennem otunda yanacakları seçenler ama yanmasını istemeyenleriz.

"Benim esrarım feryadımdan uzak değildir, ancak gözde, kulakta o nur yok.Ten candan, can da tenden gizli kapaklı değildir, lâkin canı görmek için kimseye izin yok. Bu "ney"in sesi ateştir, hava değil; kimde bu ateş yoksa yok olsun!"

"Ney gibi hem bir zehir, hem bir tiryak, ney gibi hem bir hemdem, hem bir müştak kim gördü? Ney, kanla dolu olan yoldan bahsetmekte, Mecnun aşkının kıssalarını söylemektedir. Bu aklın mahremi akılsızdan başkası değildir, dile de kulaktan başka müşteri yoktur."

Aşk merdiveninde yürüyebilmeyi dilenenler, unuturlar ki; bu merhaleler teslimiyet gerektirir. Cesaretin korkuyu nasıl sarıp sarmaladığını, iyiliğe kötülük kadar hiçbir şeyin yanaşamadığını, gaddarlığın her gece fütursuzca merhametin koynunda uykuya daldığını, tutsaklığın özgürlüğü nasıl güçlendirerek vazgeçilmez kıldığını idrak edebilmek teslimiyet anında ki şahitlik ile mümkündür.

Mesnevi'nin ilk sayfalarından yaptığım alıntılardan sonra hazır konu plansızca buraya gelmişken değinmek istediğim bir isim daha var, Sartre. Fransız düşünür ve yazar Jean-Paul Sartre, her yönüyle kendine has geliştirdiği varoluşçu felsefesinde özgürlük ve bağımlılık arasında tuhaf bir ilişki olduğunu savunur. Bu felsefede, "Öyle ki, insan kendi özgürlüğüne de mahkum edilmiştir." denilir. İnsanoğlu kendi iradesiyle almış olduğu kararlarıyla ve tercihleriyle özgürlügünü gerçekleştirmek zorundadır. Bunun yanında kişi 'karar verme' aşamasına gelinceye dek ilgili konuda gelişen ve değişen durumlar kişinin kontolünde ve isteklerinde ya da dış etkenlerden bağımsız olamamaktadır. Bu da kişinin karar aşamasında, öncesinde ya da sonrasında bağımlılık çitlerinden dışarı çıkamadığını gösterir. Bağımlılığın yok oluşu ancak özgürlüğün yok oluşu ile mümkündür.

Sartre'ın Bulantı adlı romanında, yarattığı Antoine Roquentin karakterinin "hiçlik" le özdeşleşmesinden ve bu özdeşleşmenin karakterde bıraktığı "bulantı" hissinden söz eder. Karakterin kendini sorgulayışı şu şekildedir:

" 'Ben' deyince bir boşluk duygusuna kapılıyorum. Öyle unutulmuşum ki, kendimi iyice hissetmek elimden gelmiyor. Benden kalan bütün gerçeklik, var olduğunu hisseden varoluş sadece. Yavaş yavaş esniyorum. Kimse, hiç kimse için! Antoine Roquentin ne ki ? Soyut bir şey o... Pırıl pırıl, hareketsiz, bomboş bir bilinç, duvarların arasına konulmuş kendi kendine sürüp gidiyor. Kimse yok bu bilincin içinde artık. Biraz önce birisi, ben, benim bilincim diyordu. Kim? Kimsenin olmayan duvarlar ve kimsenin olmayan bir bilinç kaldı geriye. Hepsi şu: duvarlar ve bu duvarlar arasında bir kişiliğe bağlı olmayan canlı, ufacık bir saydamlık." (s:249) "

Ney " ise aynı hiçliği başka anlatır. Öyle yana yana, öyle derin bir iştiyakla anlatır ki; teslim alır. Keşfedin hiçliğiniz de ne olduğunuz var, uyanıklık var.

Bu yazı toplam 5642 defa okunmuştur.
  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Haberler Ankara | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 545 221 98 97 | Faks : 0 850 303 80 36 | Haber Scripti: CM Bilişim