• BIST 97.713
  • Altın 143,932
  • Dolar 3,5669
  • Euro 4,0007
  • Ankara 12 °C
  • İstanbul 16 °C
  • İzmir 14 °C

OHAL Dönemi KHK’ları Hakkında Anayasa Mahkemesi Kararının Değerlendirilmesi

Taner Eraslan

Basından öğrendiğimiz üzere, CHP tarafından Anayasa Mahkemesine yapılan ve OHAL döneminde yayınlanan KHK’lar hakkında, yüksek mahkeme “görevsizlik” kararı vermiştir.

1982 anayasasının 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının, Anayasa Mahkemesinin görevlerini ve yetkilerini düzenleyen 148. Maddesi aşağıda verilmiştir:

3. Görev ve yetkileri

Madde 148 – Anayasa Mahkemesi, kanunların, kanun hükmünde kararnamelerin ve Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün Anayasaya şekil ve esas bakımlarından uygunluğunu denetler ve bireysel başvuruları karara bağlar. Anayasa değişikliklerini ise sadece şekil bakımından inceler ve denetler. Ancak, olağanüstü hallerde, sıkıyönetim ve savaş hallerinde çıkarılan kanun hükmünde kararnamelerin şekil ve esas bakımından Anayasaya aykırılığı iddiasıyla, Anayasa Mahkemesinde dava açılamaz.

Ancak, yukarıda yer verilen hükmü oldukça tartışmalıdır. Bu tartışmanın bir etkisini de Anayasa Mahkemesinin görevlerini düzenleyen 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’da, Anayasa’ya aykırılığı sürülemeyecek düzenlemeler arasında OHAL dönemi KHK’larının yer almamasında görmekteyiz.

Gerçekten de anılan Kanun’un Anayasaya aykırılığı ileri sürülemeyecek düzenlemeler başlıklı 42. Maddesinde aşağıdaki hükümler yer almaktadır:

MADDE 42- (1) Usulüne göre yürürlüğe konulmuş milletlerarası andlaşmalar aleyhine şekil ve esas bakımından iptal davası açılamaz ve mahkemeler tarafından Anayasaya aykırılık iddiası ileri sürülemez.

(2) Ayrıca;

a) 3 Mart 1340 tarihli ve 430 sayılı Tevhidi Tedrisat Kanununun,

b) 25 Teşrinisani 1341 tarihli ve 671 sayılı Şapka İktisası Hakkında Kanunun,

c) 30 Teşrinisani 1341 tarihli ve 677 sayılı Tekke ve Zaviyelerle Türbelerin Seddine ve Türbedarlıklar ile Birtakım Unvanların Men ve İlgasına Dair Kanunun,

ç) 17 Şubat 1926 tarihli ve 743 sayılı Türk Kanunu Medenisiyle kabul edilen, evlenme aktinin evlendirme memuru önünde yapılacağına dair medeni nikâh esası ile aynı Kanunun 110 uncu maddesi hükmünün,

d) 20 Mayıs 1928 tarihli ve 1288 sayılı Beynelmilel Erkamın Kabulü Hakkında Kanunun,

e) 1 Teşrinisani 1928 tarihli ve 1353 sayılı Türk Harflerinin Kabul ve Tatbiki Hakkında Kanunun, f) 26 Teşrinisani 1934 tarihli ve 2590 sayılı Efendi, Bey, Paşa gibi Lâkap ve Unvanların Kaldırıldığına Dair Kanunun,

g) 3 Kânunuevvel 1934 tarihli ve 2596 sayılı Bazı Kisvelerin Giyilemeyeceğine Dair Kanunun, 7 Kasım 1982 gününde yürürlükte bulunan hükümlerinin Anayasaya aykırı olduğu iddia edilemez.

Dolayısıyla, Anayasa’da bu düzenlemelere ilişkin AYM nezdinde dava açılamayacağı belirtilmişken, AYM’nin görevlerini düzenleyen teşkilat kanununda, OHAL dönemi KHK’lar, Anayasaya aykırılık iddiasının ileri sürülemeyeceği düzenlemeler arasında sayılmamaıştır.

Yüksek mahkemenin verdiği son kararın hukuken tartışmalı olduğu belirterek, bu konudaki içtihatları ve doktrindeki görüşleri tartışmayı faydalı görmekteyiz.

1. Olağanüstü hal dönemi kanun hükmünde kararnameleri hakkında Anayasa yer alan sınırlamalara uygunluğunun denetlenmesi sorunu

Yalnızca adının Olağanüstü dönem Kanun Hükmünde Kararname olması nedeniyle, yüksek mahkemenin bu yönde karar alması doğru değildir. Nitekim, bu nitelikteki kararnamelerin tabi olduğu bazı sınırlamalar yine Anayasamızda yer almaktadır. Örneğin, Anayasanın 15.maddesini alarak konuyu tartışırsak;

IV. Temel hak ve hürriyetlerin kullanılmasının durdurulması

Madde 15 – Savaş, seferberlik, sıkıyönetim veya olağanüstü hallerde, milletlerarası hukuktan doğan yükümlülükler ihlal edilmemek kaydıyla, durumun gerektirdiği ölçüde temel hak ve hürriyetlerin kullanılması kısmen veya tamamen durdurulabilir veya bunlar için Anayasada öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınabilir.

Birinci fıkrada belirlenen durumlarda da, savaş hukukuna uygun fiiller sonucu meydana gelen ölümler (…)dışında, kişinin yaşama hakkına, maddi ve manevi varlığının bütünlüğüne dokunulamaz;kimse din, vicdan, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz ve bunlardan dolayı suçlanamaz;suç ve cezalar geçmişe yürütülemez;suçluluğu mahkeme kararı ile saptanıncaya kadar kimse suçlu sayılamaz[1].

Yukarıda yer verilen Anayasa hükümleri, olağanüstü dönemlerde alınan KHK’lar için bir sınırlama getirmektedir. Bu sınırlamalar;

  • Milletlerarası hukuktan doğan yükümlülüklerin ihlal edilmemesi,
  • Kişinin yaşama hakkına, maddi ve manevi varlığının bütünlüğüne dokunulmaması,
  • Kimsenin din, vicdan, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaması ve bunlardan dolayı suçlanamaması,
  • Suç ve cezalar geçmişe yürütülememesi,
  • Suçluluğu mahkeme kararı ile saptanıncaya kadar kimse suçlu sayılamaması,

Olarak belirlenmiştir. Bu durumda, OHAL dönemi KHK’larının Anayasamızca getirilen bu sınırlamalar çerçevesinde olup olmadığının nasıl denetleneceği sorunu karşımıza çıkacaktır.

Anayasa Mahkemesi doğal olarak sadece adına bakmayarak, yayınlanan OHAL dönemi KHK’nın bu şartları taşıyıp taşımadığına bakması gerekecektir. Aksi takdirde Anayasa’nın 15.madde sınırlamalarına uyulup uyulmadığı denetlenemeyecektir.

Örneğin bu KHK’larda milletlerarası andlaşmalara aykırı hüküm bulunması durumunda denetlenmemesi düşünülemez.

Türkiye açısından insan hakları alanındaki en temel sözleşmeyi Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (İnsan Haklarının ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşme) teşkil etmektedir.03.09.1953 tarihinde yürürlüğe giren bu sözleşmeyi Türkiye 10.03.1954 tarihinde kabul edilen bir kanunla onaylamıştır.

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin olağanüstü̈ hallerde özgürlüklerin nasıl sınırlandırılacağıyla ilgili 15 inci maddesi;

“1. Savaş veya ulusun varlığını tehdit eden başka bir genel tehlike halinde her Yüksek Sözleşmeci Taraf, durumun kesinlikle gerektirdiği ölçüde ve uluslararası hukuktan doğan baska yükümlülüklere ters düşmemek koşuluyla, bu Sözleşmede öngörülen yükümlülüklere aykırı tedbirler alabilir.

2. Yukarıdaki hüküm, meşru savaş fiilleri sonucunda meydana gelen ölüm hali dışında 2 nci maddeye, 3 ve 4 üncü maddeler (fıkra 1) ile 7 nci maddeye aykırı tedbirlere cevaz vermez.

3. Aykırı tedbirler alma hakkını kullanan her Yüksek Sözleşmeci Taraf, alınan tedbirler ve bunları gerektiren nedenler hakkında Avrupa Konseyi Genel Sekreterine tam bilgi verir. Bu Yüksek Sözleşmeci Taraf, sözü̈ geçen tedbirlerin yürürlükten kalktığı ve Sözleşme hükümlerinin tekrar tamamen geçerli olduğu tarihi de Avrupa Konseyi Genel Sekreterine bildirir”.

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 2, 3, 4 ve 7 nci maddeleri su şekildedir:

Madde 2- “1. Herkesin yasam hakkı yasayla korunur. Yasanın ölümcezası ile cezalandırdığı bir suçtan dolayı hakkında mahkemece hükmedilenbu cezanın infazı dışında, hiç kimsenin yaşamına kasten son verilemez.

2. Ölüm, aşağıdaki durumlardan birine mutlak zorunlu olanıasmayacak bir güç kullanımı sonucunda meydana gelmişse, bu maddeninihlaline neden olmuş sayılmaz:

a) Bir kimsenin yasa dışışiddete karsı korunmasının sağlanması;

b) Bir kimsenin usulüne uygun olarak yakalanmasını gerçekleştirme veya usulüne uygun olarak tutulu bulunan bir kişinin kaçmasını önleme;

c) Bir ayaklanma veya isyanın yasaya uygun olarak bastırılması”.

Madde 3- “Hiç kimse işkenceye veya insanlık dışı ya da aşağılayıcı muamele ve cezaya tabi tutulamaz.”

Madde 4- “(Birinci fıkra) Hiç kimse köle ya da kul durumunda tutulamaz”.

Madde 7- “1. Hiç kimse, islendiği zaman ulusal veya uluslararası hukuka göre suç oluşturmayan bir eylem veya ihmalden dolayı suçlu bulunamaz. Aynı biçimde, suçun islendiği sırada uygulanabilir olan cezadan daha ağır bir ceza verilemez.

2. Bu madde, islendiği zaman uygar uluslar tarafından tanınan genel hukuk ilkelerine göre suç sayılan bir eylem veya ihmalden suçlu bulunan bir kimsenin yargılanmasına ve cezalandırılmasına engel değildir.”

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesiolağanüstü̈ hallerde temel hak ve hürriyetlerin sınırlandırılmasına engel teşkil edecek bir sözleşme olmayıp Anayasamızın 15 inci maddesiyle benzerlik taşımaktadır[2]. Anayasa Mahkemesi de konuyla ilgili kararlarında Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesine vurgu yapmıştır[3].

1982 Anayasasının 15 inci maddesinin ikinci fıkrası “çekirdek alan” olarak da nitelendirilebilen her koşulda mutlak olarak korunması gereken dokunulmaz hak ve prensipler öngörmüştür. Bunlar; savaş hukukuna uygun fiiller sonucu meydana gelen ölümlerdışındakişinin yasama hakkına ve maddi ve manevi varlığının bütünlüğüne dokunulamaması, kimsenin din, vicdan, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaması ve bunlardan dolayı suçlanamaması, suç ve cezaların geçmişeyürütülememesi, suçluluğu mahkeme kararı ile saptanıncaya kadar kimsenin suçlu sayılamamasıdır.

İnsan haklarının sert çekirdeği de denilen bu haklar savaş hali dahil olmak üzere her zaman herkes için her yerde koruma altındadır[4]. Olağanüstü̈ hal rejimlerinde Anayasamıza göre milletlerarası hukuktan doğan yükümlülükler ihlal edilmemek koşuluyla ve ölçülülük ilkesine aykırı davranmamak şartıyla yukarıda belirtilen hak ve özgürlüklerindışında kalan hak ve özgürlükler, örneğin seyahat, basın, konut dokunulmazlığı, haberleşme toplantı ve gösteri, zorla çalıştırma yasağı gibi hakların kullanılması sınırlandırılabilecek ya da bunların kullanımı kısmen veya tamamen durdurulabilecektir[5].

Yukarıda yer verdiğimiz üzere, milletlerarası sözleşmelere aykırı hükümler taşıyan KHK, olağanüstü dönemde yürürlüğe giremez.

Dolayısıyla, bu KHK’larla doğrudan meslekten ihraç veya diğer yaptırımlar konusunda şu hususu tartışmakta fayda görmekteyiz. Kişinin işlendiği zaman, yürürlükteki mevzuata göre suç olmayan bir bankadan kredi çekmesi, bir yurtta kalması, bir gazeteye abone olması, OHAL döneminde yayınlanan bir KHK ile suç yapılabilir ve yaptırım uygulanabilir mi?

Eğer uygulanırsa Anayasanın 15.maddesine aykırı olduğu yönünde Anayasa Mahkemesinin incelenmesi gerekmez mi?

O halde, Anayasa Mahkemesinin yürütme organının Anayasanın 121 veya 122. maddesine dayanarak çıkardığı bir kanun hükmünde kararnamenin “olağanüstü̈ halin veya sıkıyönetim halinin gerekli kıldığı konuda” çıkarılmış olup olmadığını belirlemek için o hükmün içeriği üzerinde yaptığı incelemenin kapsamını 15. maddedeki güvenceleri de içine alacak şekilde genişletmesi, Mahkemenin demokratik hukuk devleti anlayışından hareketle ortaya koyduğu içtihadın mantıkî bir sonucu  sayılmak gerekir[6]. Bu yaklaşımın, olağanüstü̈ hal ve sıkıyönetim rejimlerinde temel hak ve özgürlüklerin korunması konusunda çok önemli bir katkı sağlayacağına kuşku yoktur[7].

Elbette Mahkeme, Anayasanın 121. ve 122. maddelerine dayanılarak çıkarılan kanun hükmünde kararnameleri Anayasanın 15. maddesindeki ilkelere uygunluk açısından değerlendirirken de, bu kanun hükmünde kararnamelerin konu öğesinin Anayasaya aykırılığın görece daha kolay saptanabildiği nesnel noktalarına ağırlık verip, daha öznel, dolayısıyla daha takdiri noktalarında yürütme organının takdir yetkisini geniş yorumlayabilir. Başka bir deyişle Mahkeme, olağanüstü̈ durumların ortaya çıkardığı tehlikelerin giderilmesindeki kamu yararını, Anayasanın çizdiği sınırlar içinde yürütme organının olağanüstü̈ halin veya sıkıyönetimin somut koşullarının gerektirdiği önlemleri belirleme konusundaki takdir yetkisini geniş yorumlayarak gözetebilir[8].

2. Anayasa Mahkemesine göre; olağanüstü̈ hal kanun hükmünde kararnameleri olağanüstü̈ halin gerekli kıldığı konularda, olağanüstü̈ halin amacıyla ve nedenleriyle sınırlı olarak çıkartılmalıdır.

Mahkeme 1991 yılında verdiği kararında;

Olağanüstü̈ hallerde Anayasanın 121 inci maddesinin  üçüncü̈ fıkrasına göre çıkarılabilecek KHK’lerde konu sınırlaması yoktur.Ancak bu, olağanüstü̈ KHK’lerin düzenleme alanının sınırsız olduğu anlamında değildir. Bu tür KHK’lerin düzenleme alanları, Anayasanın 121 inci maddesinin üçüncü̈ ve 122 nci maddesinin ikinci fıkraları gereğince “olağanüstü̈ halin veya sıkıyönetim halini gerekli kıldığı konular “la sınırlıdır. Olağanüstü̈ halin gerekli kılmadığı konuların olağanüstü̈ hal KHK’leriyle düzenlenmesi olanaksızdır.Olağanüstü̈ halin gerekli kıldığı konular, olağanüstü̈ halin neden ve amaç öğeleriyle sınırlıdır. İlân edilmiş olan olağanüstü̈ halin nedeni, şiddet olaylarının yaygınlaşması ve kamu düzeninin bozulmasıdır. Olağanüstü̈ halin amacı, neden öğesiyle kaynaşmış bir durumdadır. Başka bir anlatımla, olağanüstü̈ halin varlığını gerektiren nedenler saptandığında amaç öğesi de gerçekleşmiş demektir. Su durumdaolağanüstü̈ hal KHK’lerinin “olağanüstü̈ halin gerekli kıldığı konularda” olağanüstü̈ halin amacı ve nedenleriyle sınırlı çıkarılmaları gerekir.

Anayasanın 148 inci maddesinin biçim ve öz yönünden Anayasaya uygunluk denetimi dışında tuttuğu KHK’ler “olağanüstü̈ halin gerekli kıldığı konularda” çıkartılan KHK’lerdir. Anayasa Mahkemesinin çıkartılan bir olağanüstü̈ hal KHK’sinin bu niteliği taşıyıptaşımadığını belirlemesi ve eğer bu niteliği taşımıyorsa uygunluk denetimini yapması zorunludur.” Bu hususu ifade etmiştir[9].

Yukarıda yer verilen yüksek mahkeme kararında, adına değil içeriğine bakarak, Anayasadaki sınırlamalara uyulup uyulmadığına bakılacağı ifade edilmiştir. Diğer bir anlatımla, olağanüstü Kanun hükmünde kararname için gerekli şartları taşıyıp taşımadığının, denetiminin yapılmasındaki zorunluluk vurgulanmaktadır[10].

Anayasa Mahkemesi, yine bu tür kararları inceleyebileceğini aşağıdaki içtihatında da belirtmektedir;

“Anayasanın 119, 120 ve 122 nci maddelerinde düzenlenmiş bulunan olağanüstü̈ yönetimlerin tümü süre ve yer bakımından sınırlıdır.

120 nci madde gereğince şiddet olayları nedeniyle kamu düzeninin ciddi şekilde bozulması durumunda Cumhurbaşkanınınbaşkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu, Milli Güvenlik Kurulunun da görüsünü̈ aldıktan sonra yurdun bir veya birden fazla bölgesinde veya bütünündeolağanüstü̈ hal ilân edebilir. Buna göre, olağanüstü̈ hal ülkenintümü̈ için değil yalnızca bir bölgesi için de ilân edilebilir. Bu durumda, 121 inci maddeye göre yürürlüğe konulacak KHK ile getirilen önlemlerin sadece olağanüstü̈ hal ilân edilen bölge için geçerli olması bölge dışınataşırılmaması gerekir.

Olağanüstü̈ hal KHK’lerinin uygulanacağı yer olağanüstü̈ hal ilân edilen bölge veya bölgelerdir. Ülkenin bir bölgesi için ilân edilen olağanüstü̈ hal nedeniyle olağanüstü̈ hal edilmeyen yerlerde olağanüstü̈ hal KHK’lerine geçerlilik tanınamaz. Olağanüstü̈ hal ilân edilmeyen bir bölgede olağanüstü̈ hal KHK’leri ile kişi hak ve özgürlüklerinin sınırlandırılması veya durdurulması dolayısıyla olağanüstü̈ hal yönetimi uygulamasına Anayasa olanak vermez. Bir bölge için ilân edilen olağanüstü̈ hal ülkenintümündeolağanüstü̈ yönetimin uygulanmasının nedeni olamaz. Olağanüstü̈ hal ilân edilmeyen bölgelerde kişi hak ve özgürlükleriolağanüstü̈ hal KHK’leri ile kısıtlanamaz.” seklinde belirtmiştir[11].

Dolayısıyla, Yüksek Mahkeme doğrudan Anayasanın 148.maddesine dayanarak, bu düzenlemelere bakmayacağı sonucuna varmamıştır.

Yine Anayasa Mahkemesi bu düzenlemelerle, kanunlarda değişiklik yapılamayacağını da belirtmiştir. Mahkeme bu görüşünü̈ kararlarında;

“Olağanüstü̈ yönetimler belirli bir süreyle de sınırlıdırlar. Her iki olağanüstü̈ hal (madde 119, madde 120) ile sıkıyönetim (madde 122) Bakanlar Kurulunca en fazla altı ay süreli ilân edilebilir. TBMM, olağanüstü̈ hal ile sıkıyönetim sürelerini değiştirebileceği gibi Bakanlar Kurulunun istemi üzerine her defasında dört ayı geçmemek üzere süreyi uzatabilir. Olağanüstü̈ Hal Yasası ile Sıkıyönetim Yasası, olağanüstü̈ halin veya sıkıyönetimin ilân edildiği bölge veya bölgelerde olağanüstü̈ halin veya sıkıyönetimin devamı süresince uygulanırlar. Bu hallerin kaldırılmasına karar verildiğinde bu yasaların o bölge veya bölgelerde uygulamaları sona erer. Olağanüstü̈ halin veya sıkıyönetimin, gerekli kıldığı konularda çıkartılan KHK’ler, bu hallerin ilan edildiği bölgelerde ve ancak bunların devamı süresince uygulanabilirler.

Olağanüstü̈ halin sona ermesine karsın, olağanüstü̈ hal KHK’sindeki kuralların uygulanmasının devam etmesi olanaksızdır. Bu nedenle, olağanüstü̈ hal KHK’leri ile, yasalarda değişiklik yapılamaz. Olağanüstü̈ hal KHK’leri ile getirilen kuralların olağanüstü̈ hal bölgeleri dışında veya olağanüstü̈ halin sona ermesinden sonra da uygulanmalarının devamı isteniyorsa bu konudaki düzenlemenin yasa ile yapılması zorunludur. Çünkü̈ olağanüstü̈ hal bölgesi veya bölgeleri dışında veya olağanüstü̈ halin sona ermesinden sonra da uygulanmalarına devam edilmesi istenilen kuralların içerdiği konular “olağanüstü̈ halin gerekli kıldığı konular” olamazlar.

Olağanüstü̈ hal KHK’si çıkarma yetkisi olağanüstü̈ hal süresiyle sınırlıdır. KHK ile getirilen kuralların nasıl olağanüstü̈ hal öncesine uygulanmaları olanaksız ise olağanüstü̈ hal sonrasında da uygulanmaları veya başka bir zamanda veya yerde olağanüstü̈ hal ilânı durumunda uygulanmak üzere geçerliklerini korumaları olanaksızdır. Bu nedenle, Anayasanın 148 inci maddesiyle Anayasaya uygunluk denetimine bağlı tutulmayan olağanüstü̈ hal KHK’leri, yalnızca olağanüstü̈ hal süresince olağanüstü̈ hal ilân edilen yerlerde uygulanmak üzere ve olağanüstü̈ halin gerekli kıldığı konularda çıkarılan KHK’lerdir.Bu koşulları taşımayan kurallar olağanüstü̈ hal KHK kuralı niteliğinde sayılamazlar ve Anayasaya uygunluk denetimine bağlıdırlar.” seklinde açıklamıştır[12].

Anayasa Mahkemesi yürürlükteki kanunlarda değişiklik yapmayan yeni düzenleme niteliğinde olan ya da kanunu değil de daha önceki kanun hükmünde kararnameleri değiştiren olağanüstü̈ hal kanun hükmünde kararnamelerinin ilgili hükümleri hakkındaki iptal istemlerini, bunların içeriğini açıkça Anayasaya aykırı görse bile Anayasamızın 148 inci maddesinin birinci fıkrasına göre yetkisiz olduğundan bahisle reddetmiştir[13].

Anayasa Mahkemesi, Anayasanın 121 inci ve 122 nci maddelerine uygun olarak çıkartılmadıkları için olağanüstü̈ hal kanun hükmünde kararnamesi niteliğinde görmediği düzenlemeleri Anayasaya uygunluk denetimine tabi tutarak onların olağan kanun hükmünde kararname kuralı niteliğinde sayılabileceğini kabul etmiş ve bu kanun hükmünde kararname kurallarının her hangi bir yetki yasasına dayanmaması nedeniyle Anayasanın 91 inci maddesine aykırı olduğu gerekçesiyle iptaline karar vermiştir[14].

Anayasa Mahkemesi 22.05.2003 tarihinde vermiş olduğu bir kararında önceki içtihatlarını geliştirerek olağanüstü̈ hal ve sıkıyönetim kanun hükmünde kararname çıkarma yetkisi konusunda Anayasada öngörülen sınırlamaların sadece Anayasanın 121 inci ve 122 inci maddeleriyle sınırlı olmayıp Anayasanın konuya ilişkin bütün hükümlerinin göz önüne alınarak değerlendirilmesi gerektiğine hükmetmiştir. Anayasa Mahkemesi bu görüşünü̈;

“…olağanüstü̈ hal ve sıkıyönetim süresince Cumhurbaşkanının başkanlığında toplanan Bakanlar Kuruluna Anayasanın 121 ve 122 nci maddeleriyle tanınan KHK çıkarma yetkisi, kuskusuz, sadece bu kurallarla değil Anayasanın konuya ilişkin diğer düzenlemeleriyle de sınırlıdır. Bu sınırların asılması durumunda söz konusu KHK’lerin veya kimi kurallarının Anayasa’da “Olağanüstü̈ yönetim usulleri” bağlamında öngörülen kanun hükmünde kararnameler kapsamında değerlendirilemeyeceği, ancak Anayasanın 91 inci maddesine göre olağan KHK’lerin hukuksal rejimine bağlı tutulabileceği açıktır. Anayasanın “Yargı yolu” başlıklı 125 inci maddesinin birinci fıkrasında, idarenin her türlü̈ eylem ve işlemlerine karsı yargı yolunun açık olduğu; besinci fıkrasında, idari işlemin uygulanması halinde telafisi güç veya imkansız zararların doğması ve idari işlemin açıkça hukuka aykırı olması şartlarının birlikte gerçekleşmesi durumunda gerekçe gösterilerek yürütmenin durdurulmasına karar verilebileceği; altıncı fıkrasında da, kanunun, olağanüstü̈ hallerde, sıkıyönetim, seferberlik ve savaş halinde ayrıca millî güvenlik, kamu düzeni, genel sağlık nedenleri ile yürütmenin durdurulması kararı verilmesini sınırlayabileceği belirtilmektedir.

Buna göre, madde ile açıkça yargısal denetimine izin verilmeyenler dışında idari işlemlere karsı dava açma hakkı hiçbir halde engellenemeyecek, ancak sayılan durumlar nedeniyle yalnız yürütmenin durdurulması kararı verilmesi sınırlanabilecektir. Oysa, 285 sayılı Olağanüstü̈ Hal Bölge Valiliği İhdası Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin 425 sayılı KHK ile yeniden düzenlenen itiraz konusu 7 nci maddesinde, “Bu Kanun Hükmünde Kararname ile Olağanüstü̈ Hal Bölge Valisine tanınan yetkilerin kullanılması ile ilgili idari işlemler hakkında iptal davası açılamaz” denilerek bu işlemlere karsı dava açma hakkı ortadan kaldırılmış, böylece Anayasanın olağanüstü̈ yönetim usulü̈ bağlamında öngörmediği bir yetki kullanılmıştır. Bu durumda, itiraz konusu kuralın olağanüstü̈ halle ilgili bir düzenleme olduğunun kabulü̈ olanaklı bulunmadığından olağan KHK kuralı olarak değerlendirilmesi gerekir.” seklinde açıklamıştır[15].

Yukarıda yer verilen yüksek mahkeme kararı incelendiğinde, mahkemenin oldukça önemli bir açıdan bakarak iptal davasına baktığını görmekteyiz. Olağanüstü kanun hükmünde kararnamenin, olağanüstü halle ilgili olup olmadığını denetlemiştir.

Mahkemenin bu yaklaşımı hukuk devletinin sonucudur. Çünkü, aksi durumunda denetimsiz bir yetki kullanılabilecek bir alan yaratılarak, hesap verilebilirlikten ve evrensel hukukun temel ilkelerinden uzaklaşılması söz konusu olabicaktır.

Dolayısıyla, Anayasa Mahkemesi KHK kuralının, yukarıda belirtilen ölçütler açısından, olağanüstü hal KHK kuralı niteliği taşıdığı sonucuna varırsa buna karşı biçim ve öz yönünden dava açılamayacağı için yetkisizlik nedeniyle reddetmek yoluna gitmektedir.[16]

Diğer bir anlatımla, şartları sağlayan ve niteliği itibariyle Anayasa belirtilen sınırlamalara uyan olağanüstü kanun hükmünde kararnameleri, Anayasa Mahkemesi, şekil ve esastan görüşmemektedir.

3. Olağanüstü Kanun Hükmünde Kararnamelerle etkili soruşturma yapma imkanı ortadan kaldırılması, Anayasanın temel ilkelerine aykırıdır.

İdari makamlarca yapılan soruşturma veya adli makamlarca yapılan kovuşturma ile amaçlanan gerçeğe ulaşmak ve doğruyu tespit etmektedir. Bu kapsamda adil yargılanma hakkı başta olmak üzere, milletlerarası andlaşmalar çerçevesinde uymak zorunda olduğumuz temel haklara uygun bir soruşturma/kovuşturma yürütülmesi gerekmektedir.

Doğal olarak, olağan veya olağanüstü dönemde alınan KHK’larla bu sorumluluklardan kurtulmak, bu yükümlülükleri askıya almak, başta belirttiğimiz Anayasanın 15.maddesindeki sınırlamaların aşıldığı gösterecektir.

Bazı başvurularda telafisi imkansız zararlar doğmaması için, etkili soruşturma yükümlülüğü bakımından Yüksek Mahkeme iç hukuk yollarının tüketilmesi koşulunu dahi aramamaktadır. Mahkemece 2013/8475 başvuru numaralı dosyada; derdest olan ceza yargılamasında altı müşteki, altmış dokuz mağdur ve yüz altmış bir sanık olması, olayın ciddiyeti ve karmaşıklığı nedeniyle dosyanın ilerlemesinde güçlükler yaşanması kaçınılmaz kabul edilse bile, bu soruşturma ve kovuşturma surecinin yaklaşık on beş yıl sekiz aydır devam etmesinin, öldürücü güç kullanılmasıyla ilgili bir soruşturmada halkın hukukun üstünlüğüne olan bağlılığını sürdürmesi ve hukuka aykırı eylemlere hoşgörü̈ gösterildiği görünümü̈ verilmesinin engellenmesi ilkesiyle bağdaşmadığı değerlendirilerek soruşturmanın hızlı ve yeterli olmadığı sonucuna varılmış, belirtilen nedenlerle, Anayasanın 17. maddesinde güvence altına alınan yaşam hakkının usuli boyutunun ihlal edildiğine karar verilmiştir.[17]

AYM yaşam hakkına yönelen eylem sonucunda başlayan soruşturma sırasında yapılacak olay yeri incelemesi, teknik takip, delil tespiti, delillerin muhafaza altına alınması, ölü̈ muayenesi, otopsi gibi işlemleri, muhafaza altına alınan deliller ile ilgili alınan raporları dikkate alarak, soruşturmanın yeterli ve sağlıklı olup olmadığı hususunda değerlendirme yapacak, devletin etkili soruşturma yükümlülüğü ihlal edip etmediğine bu şekilde karar verecektir.

15 Temmuz hain darbe girişimi sonrasında 669 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Tedbirler Alınması Ve Milli Savunma Üniversitesi Kurulması İle Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Hükmünde Kararnamenin kamu görevlilerine ilişkin tedbirler başlıklı 3 üncü maddesinde aşağıdaki düzenlemeye yer verilmiştir:

“MADDE 3-(1) 15/7/2016 tarihinden sonra milli güvenlik gerekçesiyle görevden uzaklaştırılan kamu görevlileri hakkında ilgili mevzuatında öngörülen soruşturma açma süreleri olağanüstü hal süresince uygulanmaz.”

Dolayısıyla, örneğin 657 sayılı Devlet Memurları Kanuna göre 10 gün içinde soruşturmaya başlanmasına ilişkin zorunluluk uygulanmayacaktır. Bu sürelerin uygulanmaması soruşturmanın sıcağı sıcağına yapılmasını engelleyecek, delillerin karartılması, yok edilmesi, zamana yayılarak ayrıntıların unutulması söz konusu olabilecektir.

Diğer taraftan, olağanüstü hal kanun hükmünde kararnamelerle soruşturmanın veya kovuşturmanın adil yargılanma, etkili soruşturma ve evrensel hukuk ilkelerine uygunluk açısından her hangi bir kısıtlayıcı düzenlemeye gidilmemesi gerekmektedir. Bunun denetiminin ancak Anayasa Mahkemesi tarafından yapılabileceği değerlendirildiğinde, OHAL dönemi KHK’larının, uygunluk denetiminin ne kadar önemli olduğu ortaya çıkmaktadır.

4. Olağanüstü hal kanun hükmünde kararnameyle, kanunlarda kalıcı değişiklik yapılamaz.

Olağanüstü hal ilanı ve uygulaması, ülkenin içinden geçtiği özel durumla ilgili ve ilişkilidir. Bu durum ortaya çıkacak hukuki sorunlar için de yol gösterici olmalıdır. Daha açık bir anlatımla, yürütme bu düzenlemelerle, ortaya çıkan sorunu hedef almalı, olağanüstü hal ilan edilen bölge ve süre ile sınırlı hukuki tasarrufta bulunmalıdır.

Burada belirtelim ki, Anayasa Mahkemesinin olağanüstü̈ hal kanun hükmünde kararnameleriyle kanunlarda değişiklik yapılamayacağı yolunda ortaya koyduğu ilkeyi, bu kanun hükmünde kararnamelerle yürürlükteki kanunların genel ve sürekli olarak değiştirilemeyeceği şeklinde anlamak gerekir. Başka bir deyişle, olağanüstü̈ hal kanun hükmünde kararnameleriyle, kanunların belli hükümlerini olağanüstü̈ hal bölgesi ve süresi içinde bir anlamda askıya alacak değişiklikler yapılabilir[18].

Bu yönde doktrinde oldukça güçlü bir fikir birliği bulunmaktadır[19].

Dolayısıyla, olağanüstü hal kanun hükmünde kararnamelerin, süre ve bölge ile uygulamaları sınırlı olması gerektiğinden kanunlarda kalıcı değişikler yapılamaz.

Sonuç

Elbette olağan dönemlerin aksine olağanüstü dönemlerde farklı uygulamaların getirilmesi ve bu kapsamda hak ve özgürlüklerin daraltılması kaçınılmazdır. Yürütme organının bu dönemlerde yetkilerinin genişlemesi doğal karşılanmalıdır. Yüksek mahkeme de incelediğimiz kararlarda eğer şartlara uyan bu düzenlemelere ilişkin değerlendirmelerinde yürütme organının yetki genişlemesine esnek bakmaktadır.

Ancak, yürütme organının bu düzenlemelerle, Anayasanın insan haklarına saygılı ve hukuk devleti ilkesine bağlı, milletler arası andlaşmalarla birlikte güvence altına alınan temel hak ve özgürlüklere zarar verecek tasarruflarda bulunmasına yol açamaz.

Bunun denetimini yapacak olan ise Anayasa Mahkemesidir. Yüksek mahkeme, öncelikle, bu düzenlemelerin, sadece adına bakarak yetkisizlik vermemelidir. Taşıması gereken şartları taşıyıp taşımadığının denetimini yapmalıdır.

Aksi takdirde, denetimsiz bir alan yaratılır ki zarar gören sadece hukuk kuralları değil telafisi mümkün olmayan kamu yararı, kişi hakları ve ülke itibarı olur.


[1] 7/5/2004 tarihli ve 5170 sayılı Kanunun 2 nci maddesiyle, 15 inci maddenin ikinci fıkrasında yer alan “ile, ölüm cezalarının infazı” ve aynı Kanunun 3 üncü maddesiyle de 17 nci maddenin dördüncü fıkrasının başında geçen, ”Mahkemelerce verilen ölüm cezalarının yerine getirilmesi hali ile” ibareleri madde metinlerinden çıkartılmıştır.

[2] Gözler, Kemal; (Şubat 2013), Türk Anayasa Hukuku Dersleri, 14. Baskı, Bursa, Ekin Basın Yayım Dağıtım. s.136.

[3] Anayasa Mahkemesinin 10.01.1991 tarih ve E.1990/25, K.1991/1 sayılı kararı, AMKD, Cilt 1, Sayı 27, s. 96-97; aynı doğrultuda 03.07.1991 tarih ve E.1991/6, K.1991/20, sayılı kararı, AMKD, Cilt 1, Sayı 27, s. 394-395.

[4] Kaboğlu, İbrahim Ö.; (2009), Anayasa Hukuku Dersleri, Genel Esaslar Gözden Geçirilmiş 5. Baskı, İstanbul, Legal. s. 248.

[5] Şahin ALTUĞ, (Eğitim Dairesi Başkanlığı Tetkik Hakimi), Adalet Dergisi, yıl:2014, Sayı:48, s.10

[6] Prof. Dr. Merih ÖDEN, “Anayasa Mahkemesi Ve Olağanüstü Hal Ve Sıkıyönetim Kanun Hükmünde  Kararnamelerinin Anayasaya Uygunluğunun Yargısal Denetimi”, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, C.58, S.3-2009, Sayfa: 687 alıntı:

Aynı yolda, ALİEFENDİOĞLU, (1997), s. 134; EROĞUL (1999), s. 39; ESEN (2008), s. 282, 285. Ayrıca bkz. ÇAĞLAR, Bakır, “Anayasa Mahkemesi Kararlarında –Demokrasi -”, Anayasa Yargısı 7, Anayasa Mahkemesi Yayınları, Ankara 1990, s. 99- 102; YOKUŞ (1996), s. 132.”

[7] Prof. Dr. Merih ÖDEN, a.g.e. Sayfa: 687

[8] Prof. Dr. Merih ÖDEN, a.g.e. Sayfa: 688

[9] Anayasa Mahkemesinin 10.01.1991 tarih ve E.1990/25, K.1991/1, AMKD, Cilt 1, Sayı 27, s. 99-100; aynı doğrultuda 03.07.1991 tarih ve E.1991/6, K.1991/20, sayılı kararı, AMKD, Cilt 1, Sayı 27, s. 397-398.

[10] Bu karara katılmayan görüşler de bulunmaktadır. Bkz. Prof.Dr. Kemal GÖZLER, İdare Hukuku Dersleri, 8.Baskı, Eylül – 2009, sayfa:436

[11] Anayasa Mahkemesinin 10.01.1991 tarih ve E.1990/25, K.1991/1 sayılı kararı, AMKD, Cilt 1, Sayı 27, s. 100; aynı doğrultuda 03.07.1991 tarih ve E.1991/6, K.1991/20 sayılı kararı, AMKD, Cilt 1, Sayı 27, s. 398.

[12] Anayasa Mahkemesinin 10.01.1991 tarih ve E.1990/25, K.1991/1, AMKD, Cilt 1, Sayı 27, s. 100-101; aynı doğrultuda 03.07.1991 tarih ve E.1991/6, K.1991/20, sayılı kararı, AMKD, Cilt 1, Sayı 27, s. 398-399.

[13] Anayasa Mahkemesinin 10.01.1991 tarih ve E.1990/25, K.1991/1 sayılı kararı, AMKD, Cilt 1, Sayı 27, s. 107-108; aynı doğrultuda 03.07.1991 tarih ve E.1991/6, K.1991/20 sayılı karar, AMKD, Cilt 1, Sayı 27, s. 405-414.

[14] Anayasa Mahkemesinin 10.01.1991 tarih ve E.1990/25, K.1991/1 sayılı kararı, AMKD, Cilt 1, Sayı 27, s. 106-107; aynı doğrultuda 22.05.2003 tarih ve E.2003/28, K.2003/42 sayılı karar, AMKD, Cilt 1, Sayı 40, s. 100.

[15] Anayasa Mahkemesinin 22.05.2003 tarih ve E.2003/28, K.2003/42 sayılı karar, AMKD, Cilt 1, Sayı 40, s. 98-99.

[16]Prof.Dr. Turgut TAN, “Türk Hukukunda Kanun Hükmünde Kararname Uygulaması ve Sorunlar”, sayfa: 352

[17] Mehmet Beyhan SEÇKİN, Yargıtay Cumhuriyet Savcısı, “Anayasa Mahkemesinin Bireysel Başvuru Kararları Işığında, Yaşam Hakkından Kaynaklanan Kamu Gücü İhlallerinin Değerlendirilmesi”, Ankara Barosu Dergisi, 2016/2, Sayfa: 433-434

[18] Prof. Dr. Merih ÖDEN, a.g.e. Sayfa: 666

[19]Prof. Dr. Merih ÖDEN, a.g.e. Sayfa: 666 alıntı:

Bu konuda bkz. DURAN, Lütfi, “Bunalım Kararnameleri”, AÜSBFD, Cilt 50, Sayı 3- 4 (1995), s. 149-150, 156-157; KANADOĞLU, Korkut, Anayasa Mahkemesi, Beta, İstanbul 2004, s. 161-162; ESEN, Selin, Karşılaştırmalı Hukukta ve Türkiye’de Olağanüstü̈ Hal Rejimi, Adalet Yayınevi, Ankara 2008, s. 250-251; Ayrıca bkz. ALİEFENDİOĞLU, Yılmaz, Anayasa Yargısı, Yetkin Yayınları, Ankara 1997, s. 130- 131; TURHAN, Mehmet, “Olağanüstü̈ Hallerde Çıkarılabilecek Kanun Hükmünde Kararnameler”, Amme İdaresi Dergisi, Cilt 25, Sayı 3 (1992), s. 28, 32, 35; KUZU, Burhan, Olağanüstü̈ Hal Kavramı ve Türk Anayasa Hukukunda Olağanüstü̈ Hal Rejimi, Kazancı Hukuk Yayınları, İstanbul 1993, s. 249, 384-385; YÜZBAŞIOĞLU, Necmi, 1982 Anayasasına ve Anayasa Mahkemesi Kararlarına Göre Türkiye’de Kanun Hükmünde Kararnameler Rejimi, Beta, İstanbul 1996, s. 181; TANÖR, Bülent – YÜZBAŞIOĞLU, Necmi, 1982 Anayasasına Göre Türk Anayasa Hukuku, 8. bası, Beta, İstanbul 2006, s. 410-411; TEZİÇ, Erdoğan, Anayasa Hukuku, 12. bası, Beta, İstanbul 2007, s. 38-39; ÜSKÜL, Zafer, Olağanüstü̈ Hal Üzerine Yazılar, Büke Yayıncılık, İstanbul 2003, s. 188-190; GÖZLER, Kemal, Kanun Hükmünde Kararnamelerin Hukukî Rejimi, Ekin Kitabevi Yayınları, Bursa 2000, s. 209-211; GÖZLER, Kemal, Türk Anayasa Hukuku Dersleri, Ekin Yayınları, Bursa 2008, s. 491. Bkz. ve krş. EROĞUL (1999) s. 38, 42.

Bu yazı toplam 3275 defa okunmuştur.
  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Haberler Ankara | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 545 221 98 97 | Faks : 0 850 303 80 36 | Haber Scripti: CM Bilişim