• BIST 82.363
  • Altın 147,033
  • Dolar 3,7764
  • Euro 4,0385
  • Ankara 0 °C
  • İstanbul 8 °C
  • İzmir 8 °C

ORSAM'ın Suriye Krizinin Komşu Ülkelere Etkileri Çalıştayı

Ergün Aydoğan

Stratejik Adamlar, İhtilaflı Analizler

Ortadoğu Stratejik Araştırmalar Merkezi (ORSAM) 26 Nisan 2016 tarihinde Ankara Swiss otelde “Suriye Krizinin Komşu Ülkelere Etkileri” başlıklı bir çalıştay düzenledi. 25 ülkeden diplomatlar, akademisyenler ve gazeteciler düzeyinde organize edilen çalıştaya gelen davet üzerine, bende büyük bir merakla katıldım. Çalıştayın açılış konuşmasını ORSAM Başkanı ve TOBB üniversitesi öğretim üyesi Prof.Dr. Şaban Kardaş yaptı. Çalıştay ve Çalıştayın konusu olan rapor, ORSAM-Konrad işbirliğinde yazılmış. Çalışmanın mimarları, ORSAM stratejistleri Uludağ Üniversitesi’nden Ferhat Pirinçci ve Oytun Orhan’ın raporu yazması bir buçuk yıllarını almış. İki değerli stratejist rapor yazımında analiz yapmakla kalmamış, bir buçuk yıl boyunca Suriye, Lübnan, Ürdün ve Irak’ta saha çalışması yaparak raporlarını yazmışlar.  Kardaş, kısa süren açılış konuşmasında, raporun yazılma süreci ve Konrad ile eşgüdümlü çalışmalarından bahsetti. Ardından sözü, Suriye sorunu ve Suriye iç savaşı başladığından beri önemli bir aktör konumunda olan Suriye Muhalif ve Devrimci Güçler Ulusal Koalisyonu Eski Başkanı ve Suriye Yüksek Müzakere Komitesi Üyesi Halid Hoca devir aldı.

Halid Hoca, kürsüye ilk çıktığında salon; simültane çeviri için kulaklıklarını takmaya hazırlanırken salonda büyük bir şok etkisi yaratan, Halid Hoca’nın akıcı ve mükemmel aksanı ile Türkçe sunumu başladı. Herkesi şaşırtan bu şok dalgası, benim içinde kendime şu soruyu sormamı sağladı : “ Krizin aktörü ve üstelik Suriyeli bir aktörü nasıl bu kadar mükemmel ve akıcı Türkçe konuşuyor ? Bu kadar mükemmel Türkçe’yi krizin hangi safhasında ne tür gerekliliklerle ne kadar zamanda öğrendi?

Halid Hoca, konuşmasında krizin nedenlerine değinmek yerine, mevcut tablo ve Esad’ın uygulamalarından bahsederek çözüm önerileri sunarak bitirdi. Fakat satır aralarında söylediği şu sözler dikkatimi çekti:

- İç Savaş süresince Esad, 2013 Haziran ayında Guta’ya atılan kimyasal silahtan sonra Rusya’nın desteği ile varlığını sürdürebilmiştir.

- Suriye Krizi, bölge de PYD gibi terör örgütleri ile ittifak yaparak çözülemez.

- Rejim şiddeti tırmandıktan sonra siyasi çözüm bulmak mümkündür değildir.

- Suriye Krizinin çözümünün tek yolu, Rejim ile masaya oturarak geçiş hükümetinin belirlenmesidir. Başka bir çözüm krizin aşılmasını sağlamayacaktır.

Halid Hoca, akıcı Türkçesiyle sunumunu bitirdi fakat iç savaşı doruklarına kadar yaşayan bu önemli aktör krizin tabiatına itinayla değinmekten uzak durdu. Bu kriz bir rejim sorunu muydu yoksa bir iktidar sorunu muydu? İkincisi, Esad’ın Rusya desteği ile hala ayakta kaldığını ısrarla söyleyen Halid Hoca, böylesine muhteşem Türkçe öğrenmek yerine acaba Rusça öğrenmeyi hiç düşündü mü? Rusça öğrenmek yerine Türkçe öğrenmeyi seçen Halid Hoca örneğinden krizin “ne olduğunu” sizlerin yorumuna bırakıyorum.

Halid Hoca’nın konuşmasının ardından, rapor sunumuna geçildi ve Ferhat Pirinçci ve Oytun Orhan mikrofonu devir aldı. Çalışma özellikle sayısal verilerin incelenmesi açısından bu güne kadar örneği olmayan bir Suriye raporu niteliğinde. Türkiye, Irak, Lübnan ve Ürdün’e mülteci akınıyla başlayan krizin yansımaları, devlet yapısına etki, ekonomiye etki, göç etkisi ve güvenlik etkisi başlıkları altında incelenmiş. Raporun taslak hali katılımcılara dağıtıldı ve tam halinin bir hafta içerisinde ORSAM sitesinde yayınlanacağı belirtildi.

Ardından Irak’tan Hamza Hassan Shareef, Ürdün’den Walid Al-Khatib, Lübnan’dan Nasser Yasin ve Türkiye adına çalıştaya katılan Dış İşleri Bakanlığı Diplomasi Akademisi Başkanı Mesut Özcan sunumlarına geçtiler. Her biri, temsil ettikleri alanda Suriye Krizinin ülkelerine etkileri konusunda sunumlar yaptılar. Detaya girip, sizlere boğmak yerine sadece dikkatimi çeken noktaları yazmayı uygun görüyorum. Irak adına çalıştaya katılan Hamza Hassan Shareef konuşmasına “ özgür bir ülkenin özgür bir vatandaşı olarak burada bulunuyorum” sözleriyle başladı. Katılımcıların hepsinin yüzünde oluşan düşündürücü bir gülümse, aslında aykırı bir analizin başlangıcıydı. Shareef, konuşmasında krizin tırmanışını Amerika’nın politikalarına bağlıyordu ki, bence özgür bir ülkenin özgür vatandaşı açılışını da bu yüzden yaptı. Irakta var olan radikalleşme, devlet yapısının bölünmüşlüğü üstüne Suriyeli mültecilerle başlayan yerinden edilenler sorunun büyük ekseriyetle bölgeyi istikrarsızlaştırdığını ve krize kısa bir sürede çözüm bulunamazsa, bölgenin uzun bir süre istikrara kavuşturulamayacağına söyledi. Lübnan adına toplantıya katılan Nasser Yasin’de yaptığı araştırmaların sonucunda, Suriye’den iç savaş sonucunda göçenlerin büyük çoğunluğunun Almanya’ya ulaşmayı hedeflediklerini ve şuanda Almanya’da yer alan Suriyeli her dört mülteciden birinin doktor olduğunu söyledi.  Gözler Nasser’e çevrilse de, katılımcılar göz ucuyla salonda ki Alman Diplomatları aramaya başladı. Üstünden çok zaman geçmeden, soru cevap bölümünde de bomba patladı ve ismini vermeden Alman Büyükelçiliği’nden çalıştaya katıldığını söyleyen bir diplomat, Almanya’nın Suriyeli mülteciler konusunda sınıfsal ayrıma gitmediğini ve sınıra gelebilen her mülteciye açık kapı diplomasisi uyguladığını söyledi. 

Soru cevap bölümünün bitilmesinden sonra, yemeğe geçildi ve çalıştayın büyük kısmı bitirilmiş oldu. Benim açımdan bu çalıştay, Suriye Krizinin görünenin ötesinde satır aralarının taşları, Suriye’nin de  satranç tahtası olduğunu anlamamı sağladı.

Bölgede hala devam etmekte olan kriz, mikro milliyetçilik sorunlarının radikalleşerek makro sorunlara dönüşmesini sağladı. Bölgede birden fazla aktörün ve birden fazla güç odağının krize müdahil olması sorunu çözme girişimleri yerine, diplomatik bir “kazan-kazan (win-win)” aracına dönüştürdüğü aşikar. Türkiye Bazında krizi ve etkilerini konuşacak olursak, en önemli ve stratejik müttefik ABD ile hareket eden Türkiye, Esad’ın gitmesi konusunda büyük patronu ikna etmişti. Fakat, ABD-Rusya mekik diplomasi sonucunda, Esad gitsin diyen ABD, “Esad gitmeden sorun çözülemez” demiş ve Türkiye kendini çaresiz yalnızlıkların içinde bulmuştu. Bu noktada da, mülteci sorunuyla boğuşan Avrupa kanadından, Almanya ile ittifak kuruldu ve şuanda Türkiye, bölgede ki dış politikasını Almanya ile birlikte müttefikler olarak devam ettiriyor. Yoksa Konrad’ı bölgede ağır maliyetli bir çalışmanın finansörü olmasında kim ikna edebilirdi? 

Türkiye bazında Esad’ın kesinlikle gideceği çözüm önerilerinin yanında, büyük güçler satır aralarından yaptıkları taşları satranç tahtasında ilerletmeye devam ediyor. Satrancı oynayan üç büyük devlet, ABD, Rusya ve İran. ABD, başkanlığının son demlerini yaşayan Obama’nın kaz yanmasın stratejisinin gereklerini yerine getiriyor, vekalet savaşlarına devam ediyor. İran, 1979 İslam devriminden beri statükocu krizler yaratma ve krizlerin çözümünün kendisi olduğuna inandırma politikasına devam ediyor ve bölgede ki istikrarsızlıktan yararlanırken, istikrarsızlığın devamını Esad’ı destekleyerek sağlayacağını düşünüyor. Rusya ise, Ukrayna Krizinden sonra gerginleşen AB-Rusya ilişkilerinin zararlarını üstünden atamadan fırsatın ayağına geldiğini ve kendine yeni bir hakimiyet alanı oluşturduğuna inanıyor.

Kriz ne zaman aşılır, nasıl aşılır, aşıldığında Suriye nasıl bir yer olur konularında fikir yürütmek için çok erken. Krizin bir an önce aşılması ve Ortadoğu’nun bataklık yerine medeniyetlerin beşiği özelliğiyle anılması en büyük temennimiz…

Soru, görüş ve önerileriniz için : ergun.aydogan@yahoo.com.tr

Bu yazı toplam 2146 defa okunmuştur.
  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Haberler Ankara | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 545 221 98 97 | Faks : 0 850 303 80 36 | Haber Scripti: CM Bilişim