• BIST 97.559
  • Altın 144,656
  • Dolar 3,5587
  • Euro 3,9715
  • Ankara 19 °C
  • İstanbul 17 °C
  • İzmir 21 °C

ŞARAPCI SÜLÜMAN

Murat Akyol

Memleketimiz yemyeşil… Allah vergisi güzelliklerle bezeli. Denizi var, adı “Kara” ama kendisi masmavi. Yalnız, yağmur çokça yağarsa biraz yeşilimsi, biraz  kahverengi akar derelerimiz. Bazen de gri. Yaradan tüm renkleri vermiş avuçlarımızın içine ve de gözlerimize. “Size hangi renk lazımsa, alın bakın doya doya?” demiş. Bir de başka renklerimiz var. Aslında biz bu konuda öyle zengin ve öyle şanslıyız ki?         

Kimi renklerimizi gördük, yaşadık, tanıdık ve ebediyete yolculadık... Arnik Teyze, Cin Ahmet, Deli Hasan, Semiha, Abidi, Ölü Muzaffer, Tenekeci Rüştü, Hamal Sebahattin, Ali Arif, Nebiye, MİT Hasan, Sepetçi Cafer’in karısı Müzeyyen ve daha niceleri… Onlar şimdi öteki alemde en güzel mertebelerde tekrar hayat buldular eminim. Ve şuna da çok da  eminim ki; cennette onların olduğu “özel bölümde” gırgır, şamata, komedi ve şen kahkahalar had safhadadır.

Kalanlara gelince?...

Sayıları çok azaldı… Mesela, yakın bir zamanda yolda “Bayrakçı Ruhi”yi gördüm. “Nasılsın Ruhi?” dedim. Bir elinde borazanı, bir elinde de çok değer verdiği ve onu bir yere bırakırken Üç kere öpüp başına koyduğu Türk Bayrağıyla resmi geçit yaptığı için beni pek takmadı!... Olsun, yakışır benim çocukluğumun güzel kalpli arkadaşına.

Şarapçı Sülüman’la sık sık görüşürdük, ben evlenip Giresun’un Sokakbaşı semtinden Kumyalı’ya taşındım, zaten o da işadamı oldu, artık pek karşılaşamıyoruz. Bazen Sokakbaşı’nda oturan anneme ziyarete gidince veya o muhitte tuvalet ihtiyacı hasıl olursa görüşebiliyoruz onunla sadece…Çünkü Sülüman, tuvalet işletiyor.

O aslında “On numara” bir elektrik ustası. 1969 yılında ben doğarken o, Giresun SEKA Aksu Kağıt Fabrikasının elektrik tesisatlarını yapmış, Japon Mühendis Takashi ile… “Benim ilk ve tek ustam odur” der hep. Çok da saygı gösterir halen deniz aşırı, okyanus ötelerindeki bu sağ mı-ölü mü belli olmayan elektrik bilgesine. Açtığı her şişe şarabın “kaymağı” dediği ilk yudumunu, gözlerini uzun uzun engin denize dikerek, minnet ifadeleri eşliğinde Takashi ustaya adar. Ona selam gönderir, kendi diliyle. Denizin karanlığına yansıyan gözlerindeki neme çok şahit oldum. Çünkü “vefa” kelimesi eski insanlar için önemlidir. Bizim içinde öyle olmalı, diye düşünen ve buna değer verenlerdenim bende.

Japonlar buralardan gittikten sonra bazen fabrikadaki önemli elektrik arızalarını elektrik mühendisleri bile bulamazlarmış da, bizim Sülüman’ı götürürlermiş karga tulumba tamirata?… Üstelik, sarhoş-berduş! Beş şişe ucuz şaraba Türkiye’nin en büyük kağıt fabrikalarından biri, tekrar faaliyete geçermiş böylece.

Eskiden beridir sever Sülüman beni. Değer de verir sözlerime. İki oğlu da ilkokuldan sınıf arkadaşımdır, tanışıklığımız eskilere dayanıyor çünkü. 75 yılında İlkokula başladığımda, okulumun Yetiştirme Yurduyla bitişik, yan yana olmasını bir lütuf sayıyorum. Yurttan arkadaşlarımızdan paylaşmayı öğrendik biz, henüz hayatın başlarında. Bir ucuz simidin hepsinin, arkadaşın ona bakarken ve açken, yenilmemesi gerektiğini gözleriyle öğrettiler bize. Hiçbir zaman bizde fazla olanları sözle istemeden hem de. Onlarda yoktu; ana-babalarımızın varlığına gıpta ettiler hep. Anladık biz. Onlarla yarım simit gibi sıcacık evlerimizden bize yansıyan ışığı bölüştük. Beş yıl kapısında büyüdüğüm Giresun Namık Kemal İlkokulu’nu ve çevresini işte bu yüzden hep çok sevmiş, çocukken en güzel duygularla buralarda nefes aldığım için kendimi mutlu saymışımdır.

Mustafa ve Saim işte bu Yetiştirme Yurdunun öğrencileriydiler. İkisi de Şarapçı Sülümanın oğlu, ikisi de pırlanta gibi çocuklardı o yıllarda. Ben Mustafa ile aynı sınıfta okudum. Saim, bizden İki sınıf alttaydı. Gel zaman git zaman bizlerde büyüdük. Bu insanlar belli bir yaştan sonra devletin himayesinden çıkıyorlar kanun gereği. Anneleri olmadığı için ikisi de İstanbul’a gittiler. O yıllardan sonrada ikisiyle de bir daha görüşemedik.

Babalarıyla hep görüştüm ama… Bu iyi kalpli çocukların akıbetlerini sordum sık sık ona. Ortada, yıkılan bir aile durumu ve alkol sorunu olduğundan, "kontrol edilemeyen alkolün" insanları ve çevrelerini ne hale getirdiğine bir örnektir bu yazılanlar. Babalarına bu çocuklardan ne zaman bahsetsem, anlarım üzüldüğünü.

Bu gerçek bir hayat hikayesi ama çok kasvetli bir yöne doğru kaydı hikayenin gidişatı… Her şeye rağmen, Şarapçı Sülüman neşesiyle, komik hikayeleriyle, anılarıyla ona uğrayanları güldürmeyi başarıyor. Hayata halen gülen gözlerle ve pozitif açılardan bakabiliyor. Yüzü, her daim güleç. Yaralı bir baykuş bulmuş, onu bakıp besliyor. Bu baykuşun bir gece onu, kanatlarında, İki oğlunun ölen annelerine götürmesini bekliyor.

Birlikte bir anımızla noktalayalım, Süleyman abimizi…

Bir dönem gözlük kullanmıştım ben, Dört-Beş yıl kadar… Gelip geçerken, Sülüman’ın “orta” diye tabir ettiği 3-5 kuruşu eline sıkıştırdığım bir gün; “Sana bir sır verecem moruk!” dedi bana. (Samimi bulduğu hemen herkese böyle hitap eder, herkeste ona.)

-   Senin bir abin var. O var ya o, çok delikanlı çocuk, çok kral çocuk!... Bana yıllardır çok iyi ortalar yapar, bende şarap alır ortayı gole çeviririm. Beni gol kralı yaptı yaa! Allah ondan razı olsun!                       

Biran durup düşündüm?... Tam da;

-  Ya moruk, benim hiç abim olmadı ki?... Diyecektim, aklıma "gözlüklü yıllarım" geldi.

Bu yazı toplam 1161 defa okunmuştur.
  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Haberler Ankara | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 545 221 98 97 | Faks : 0 850 303 80 36 | Haber Scripti: CM Bilişim