• BIST 82.166
  • Altın 147,844
  • Dolar 3,8195
  • Euro 4,0719
  • Ankara 2 °C
  • İstanbul 4 °C
  • İzmir 8 °C

SINIF ARKADAŞIM MERHUM MUHSİN YAZICIOĞLU

Ahmet Nizamettin Güvener

Sevgili okuyucularım bu yazımı bundan yedi yıl önce mahalli seçim çalışmaları dolayısı ile gerçekleştirmeyi düşündüğü bir seçim çalışması öncesinde elim bir helikopter kazısı (ya da suikastı) sonucunda Yüce Allah’ın rahmetine kavuşan sınıf ve sıra arkadaşım Merhum Muhsin Yazıcıoğlu’nun anısını tazelemek ve kendilerinin ben de olan ya da benimle birlikte olan anılarımızı sizler ile paylaşabilmek adına kaleme alıyorum.

Sınıf Arkadaşım Rahmetli Muhsin Yazıcıoğlu ile ilk defa Ankara Üniversitesi Veteriner Fakültesine başladığımız 1972 yılının Ekim ya da Kasım aylarında tanıştım. Okul numaralarımızın arka arkaya olmasını Fakülteye aynı gün ve arka arkaya kayıt olmamamızdan kaynaklandığına bağlıyordum.

Memur çocuğu ve Ankaralı olmam dolaysı ile evimiz Ankara Keçiören de idi. Rahmetli Muhsin Yazıcıoğlu ise okulumuzun kampüsü içerisinde bulunan Yıldırım Beyazıt Öğrenci yurdunda kalıyordu.

Fakültenin ilk yıllarında yani birinci ve ikinci sınıf zamanlarında Anatomi, Fizyoloji, Biyokimya gibi dersler sırasında biz öğrencileri ilgili kürsü yönetimleri onar kişilik gruplar halinde tatbikatlara dahil ediyorlardı. Bu vesile ile ben Rahmetli Yazıcıoğlu ile hep yan yana aynı sırada oturuyorduk. Ve elbette ki bu tatbikatlar sırasında ders haricinde çeşitli konuları da birlikte paylaşıyorduk.

Lise yıllarında Türkocağı Gençlik kolları içerisinde Şevket Bülent Yahnici, Rahmetli Hasan Basri Öngel gibi isimler ile beraber olmam dolaysı ile ben kendimi o yıllar Merhum Yazıcıoğlu’dan daha kıdemli olarak niteliyordum. Ancak elbette zaman içerisinde o benden daha kıdemli olduğunu ortaya koydu.

Öğrencilik yıllarımızın ilk zamanları bu şekilde geçti. Rahmetli Hüseyin Nihal Atsız Hocanın Ötüken dergisinde yayınlanan bir yazısı dolaysı ile Başbuğ Alparslan Türkeş ile aralarının açılmasına müteakip ve bir derin devlet operasyonu dolaysı ile içerisinde olduğum arkadaş grubunun etkisi ve mecburi pozisyonu dolaysı ile ben Ülkü Ocakları camiasından zorunlu olarak koptum. Ve bu vesile ile de Rahmetli Yazıcıoğlu ile yollarımız mecburen ayrılmıştı. Ancak okul hayatımızdaki birliktelik elbette devam ediyordu.

Daha sonraki yıllarda Aynı fakülte kökenli olmamız sebebi ile Ramiz Ongun Ağabeyimizin de etkisi ile önce Sınıf arkadaşımız Ali Batman ve daha sonra da Rahmetli Yazıcıoğlu arka arkaya Ülkü Ocakları Genel Başkanı oldular.

O yıllarda ben de Mehmet Özdemir (Şu anda Demokrat Partisi Genel başkan Yardımcısı) Rahmetli Cihat Özönder (Sonraları ProfDrve  MHPMv), Rahmetli Gökay Mukyen ve kalabalık bir ekip ile birlikte Adalet Partisi Gençlik Kollarına girdik.

Daha sonraları 12.Eylül askeri darbesi gerçekleşti. Birçok Ülkücü gibi Muhsin Başkan da Mamak Cezaevine girdi. Aradan yıllar geçti. Muhsin Yazıcıoğlu cezaevinden çıktı. İşte tam da bu zaman diliminde ortak arkadaşımız Erol Salih Delice ile birlikte Muhsin Başkan a geçmiş olsun ziyareti amacı ile Yıldırım Beyazıt semtinde ikamet ettiği evinde ziyarete gittik.

O zaman diliminde Erol Salih Delice ve Ben evli idik ancak Muhsin Yazıcıoğlu henüz evlenmemişti.

Hiç unutmuyorum Muhsin ile bu buluşmamız sırasında ona önemli bir soru sormuştum. “Bundan sonra Siyasi hayatında ne yapacaksın?” kendisi o zaman bana ne yapacağını söylemedi. Ancak Mamak cezaevinde kendilerine yapılan işkenceleri anlattıktan sonra; “Devlet bizim devletimiz. Ona sahip çıkmak görevimiz. Ancak devlete olan bakış açım değişti.” İfadelerini kullandı. Ben o zamanlar bu cümlenin hangi anlama geldiğini çözememiştim.

Kanaatime göre Muhsin Yazıcıoğlu’nun bütün hayatı boyunca toplam dört ya da beş kırılma noktası gerçekleşti. Bu kırılma noktalarının ilki elbette ki Ülkü Ocakları Genel Başkanı olmasıdır. İkincisi Mamak Cezaevine girişidir. Üçüncüsü Başbuğ Alparslan Türkeş ile münasebetleridir. Dördüncüsü evliliği ile birlikte gelişen siyasi olaylardır. Sonuncusu da BBP sinin kurulma safhalarıdır. Bu kırılma noktalarından ilkine zaten herkes şahittir. Onu ölümsüzleştiren Ülkü Ocakları’nı efsanevi Genel Başkanlığı dır.

Bütün bu kırılma noktalarının en önemlisi de kanaatimce Mamak Cezaevi deki Devlete olan bakış açısının değişmesidir. O dürüstlüğünden şahsiyetinden mertliğinden yardımseverliğinden, dava arkadaşlarına olan vefasından ve fedakarlığından hiçbir zaman taviz vermedi. Ancak kendi siyasi yolunu kendi hür iradesi ile çizdi. Ve ölünceye kadar da siyasi çizgisinden vaz geçmedi.

Onun ile ilgili bir çok anım hatırıma geliyor. Parlamentoda arka plan dosyasını Mehmet Alkan’ın hazırladığı ancak parlamenter zeminini benim oluşturduğum Sığır Vebası Meclis araştırma önergesi dosyası için Sayın Bakanımız Refaddin Şahin ile Arkadaşım BBP Genel Başkanı  Sivas Milletvekili Muhsin Yazıcıoğlu ve Aksaray Milletvekili İsmet Gür arasında meclis koridorlarında gidip gelişim. Muhsin Başkanın “Bu önergeyi biz vereceğiz çünkü biz Veteriner Hekimiz.” Deyişleri diğer taraftan Ordu Milletvekili Refaiddin Şahin Beyefendi’nin “Biz İktidar partisiyiz. Bizim vermemiz daha doğru ve uygundur.” Sözleri.

Bir ara benim Koruma ve Kontrol Genel Müdürü ve onun da BBP partisi Genel Başkanı ve Sivas Milletvekili sıfatı ile muhtelif zamanlarda aynı Protokol içerisinde yer almamız. Bütün bu hatıralardan bazılarıdır.

Bütün bu zaman dilimlerinde çok daha sonraları BBP Genel merkezinde onu ziyarete gitmiştim ve çayını içmiştim.Bu ziyaretim sırasında bana “Geldiğin iyi oldu. Eski arkadaşlarımla hasret gidermem bana iyi geliyor. Seni özlemişim.” Demişti.

Onu son gördüğüm zamanlardan bir tanesi Rahmetli İstanbul Milletvekili kıymetli can arkadaşım ProfDr.M.CihatÖzönder’in cenaze töreni idi. Elbette AKP iktidarda idi.

Bu cenaze töreni sırasında çok eski bir öğretim görevlisi ortak arkadaşımızın bir yorumu sanki Rahmetli Muhsin Yazıcıoğlu’nun sonunun da habercisi idi.

Bu öğretim üyesi arkadaşım bana bu yorumunda “Bazı gizli güçlerin ki bu güçlere emperyalizmin uzantıları da dahil olarak yorumluyordu. Bu güçlerin devlette sivrilmiş ne kadar Ülkücü, Milliyetçi ve Türkçü var ise sıra ile bütün bunların bir şekilde ortadan kaldırıldığını ya da kaldırılacağını veya elemine edildiğini, edileceğini” özellikle ve altını çize çize ifade ediyordu.

Herkes Reis i cezaevinde yazdığı Üşüyorum şiiri ile ölümsüzleştirdi. Kaderin tecellisi ve Yüce Allah’ın taktiri o üşüyerek hayata veda etti. Ancak onun soğuğa ve üşümeye karşı ne derecede meydan okuduğunu ifade etmek için kendisi ile ilgili başka bir hatırama burada yer vermek istiyorum.

Çok soğuk bir kış günü idi. Benim üstümde elbette mevsim gereği palto, kaşkol vardı. Ankara’yı bilenler bilir. Ulus ta sebze halinde tek başıma evime alış veriş ediyordum.

Bir baktım Arkadaşım, kardeşim Muhsin eşi ile birlikte alış veriş etmek üzere oradalar. Ancak Eşi Gülefer Hanım sıkı giyimli olduğu halde Muhsin Reis’in üzerinde sadece takım elbise vardı. Ben kendisine tabii olarak “Neden üstünde bir şey yok?” diye soru sordum. O sırada eşi atıldı ve “Ben de söylüyorum. Ancak bir türlü dinletemiyorum.” İfadelerinde bulundu.

Çünkü o; o sıralar soğuğa karşı direncini arttırmaya çalışıyordu.

Çünkü Muhsin Reis bütün yiğitliği, mertliği ve cesareti ile soğuklara, karanlıklara ve şerefsizliklere karşı mücadele etmeyi tek başına da kalsa kendisine şiar edinmişti.

Yüce Allah kendisini Rahmetinle yargılasın, Makamı Cennet olsun inşallah.

Bu yazı toplam 451 defa okunmuştur.
  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Haberler Ankara | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 545 221 98 97 | Faks : 0 850 303 80 36 | Haber Scripti: CM Bilişim