• BIST 107.792
  • Altın 151,812
  • Dolar 3,7027
  • Euro 4,3496
  • Ankara 15 °C
  • İstanbul 19 °C
  • İzmir 21 °C

SÜRE SİZSİNİZ

Tolga Ziyagil

Kendinize süre ayırmazsanız, o hayatın sizin olduğunu söyleyemezsiniz. Başkalarının isteğine, kurallarına göre yaşıyorsunuz demektir. Bundan dolayı, hayatınızdan şikayet etmeye de hakkınız olamıyor ne yazık ki.

Her gün çevremde süresizlikten yakınan birçok insan görüyorum. Okumaya, vücut çalışmaya, film izlemeye, bir etkinliğe katılmaya, çocuğuyla ilgilenmeye, eşiyle yemek hazırlamaya, kısa bir yürüyüş yapmaya, gün doğumunu izlemeye ve dahasına, kendi hayatının bir "hayat" olması için gerekenlere yetişemiyor insanlar. Neden peki?

            Başlıca bahaneleri söyleyeyim size.

1.  Masraflarım çok fazla, aldığım ücret kendi zevklerime yetişmiyor.

2.  Zihnim yoğun oluyor. Başka bir şeye odaklanamıyorum.

3.  Evliyim, çoluk çocuğum var. Onlara bile yetişemiyorum.

4.  Aklımda iş varken, etkinlik düşünemiyorum.

5.  Küçük şehirde/ yerleşim yerinde yaşıyorum. Öyle bir olanağım yok.

6.  Büyük şehirde yaşıyorum, yapmak istediğim etkinlikler hep uzak yerlerde.

Daha sayayım mı? Hele ki son iki seçenek, ne kadar da birbirine geçmiş. Küçük şehirdekinin derdi büyük şehirde olamamak, büyük şehirdekinin derdi her yerin birbirine uzak olması. Ben size asıl sebebini söyleyeyim bu işin. Sevdiğiniz uğraşıları gerçekten yapmak istemiyorsunuz. Çünkü bir işi yapmak isteyen, bir şekilde ona süre bulabilir. İşi yapmak istemeyen ise bahanesini. Şimdi sırayla seçenekleri bir gözden geçirelim. Örnekleri çoğaltmak mümkün ama en sık karşılaşılanların bu 6 madde olduğu kanısına vardım. Hazırsanız, başlıyorum.

1. Masraflarım çok fazla, aldığım ücret kendi zevklerime yetişmiyor: Günümüz koşullarında herkesin ihtiyaçları çok fazla. Çağ ilerledikçe, sürekli zorunlu ihtiyaçlar sayısı artıyor. Bu yüzdende daha çok kazanamak için daha çok çalışıyoruz. Çünkü önüne geçilmez bir sahip olma arzusu taşıyoruz. Günün şartlarını yerine getiren bir telefona sahipken, yenisi çıkınca hemen parayı bayılıyoruz. Ne için? Kim için? Kime göstermek için? Tamamen kişisel tatminden kaynaklanıyor ama mutlu değiliz. Sebebi ise bizi mutlu edecek olanın aslında en son çıkan ürünlerin olmaması. Sonuç ne? Para buraya gitti ve sinemaya, tiyatroya, okumaya, kursa gitmeye para kalmadı. Şimdi daha çok çalışın, çünkü yeni teknoloji ürünleri geliyor. Almazsanız mutlu olamazsınız, değil mi! Öncelikle kazandığınız paranın nereye ne kadar gittiğini bir hesaplayın. Sonra gerçekten ihtiyacınız olanlar dışında alacaklarınızı tekrar gözden geçirin. Gerçekten gerekiyor mu, yoksa tamamen gösteriş mi? Eminim epey bir paranız elinizde kalacaktır. Sonra paranızı kişisel zevklerinize harcayabilirsiniz.

2. Zihnim yoğun oluyor. Başka bir şeye odaklanamıyorum: Zihin. İnsan hayatının karar merkezi. Tek sahibi var, o da sizsiniz. Ama zihninizin içini karıştırırsanız, hayatınızı karıştırırsınız. Peki zihin yoğunluğunu nasıl azaltır ya da onu nasıl rahatlatırsınız? Bunun için önce kendinizi tanımanız gerekli. Neleri yaparken rahatladığınızı, mutlu olduğunuzu keşfetmeniz, eğer keşfetmişseniz de uygulamanız gerekiyor. Balık tutmak, betik ( kitap ) okumak, müzik dinlemek, resim yapmak, yürüyüş, yemek, ayaklarınızı uzatıp dinlenmek, çay içip arkadaşınızla konuşmak ve daha birçok şekilde zihninizi boşaltabiliyorsunuzdur eminim. Ama buna zaman ayırmaz ve hep çalışırsanız, sadece sorunları ve nasıl işin içinden çıkacağınızı düşünürseniz, tıpkı aşırı yükleme sonucu kapanan bir bilgisayar gibi zihniniz kapanır ve başka şeylere odaklanamazsınız. Kendinize gösterdiğiniz özen, yaşamınıza gösterdiğiniz özenle doğru orantılıdır. Ve bu rahatlama / rahatlatma yöntemi, sizi her alanda daha başarılı kılacaktır.

3. Evliyim, çoluk çocuğum var. Onlara bile yetişemiyorum: Evlilik. İnsanların mutlu olduğu insanla bir ömür geçirmek için kurulan güzel birlikteliğin adı. Ancak bir süre sonra bunun tadı kaçıyor ve geriye sadece adı kalıyor. Bunun en başlı sebebi ise; her iki tarafında kendi beğenilerinden, yapmaktan hoşlandıkları etkinliklerden vazgeçmeleri. Gerek beraber gerekse tek başlarına. Bu da evliliği, sadece çalışıp, para karşılığında sürdürmek zorunda kalınan bir duruma sokuyor. Halbuki evlilik öncesi ne kadar da gezip tozuyordunuz. Arkadaşlarınızla eğleniyor, çeşitli etkinlikler yapıyordunuz. Mutluydunuz. İyi de, evlenince neden bundan vazgeçiyorsunuz? Neden hayatlarınızı bir tekdüzeliğe mahkum ediyorsunuz? Ve en büyük hatalardan biri de, evliliği şenlendirmek adına çocuk sahibi olmak. Sonra onun dertleriyle uğraşırken, tamamen kendi hayatınızı tek bir noktaya adamak. Sonuç? Tekdüze bir evlilik. Elbette çocuğunuzla ilgileneceksiniz, onu da yaşamınızın renkleri arasına koyup, renklendireceksiniz. Herkes adına konuşmuyorum, ancak bu halde olan pek çok evlilik var. Kendinizi hayata kapatmayın. Eşinizle, çocuğunuzla mutlaka vakit geçirin, eğlenin, akşam yemeği yiyin, pazar kahvaltısı yapın, pikniğe gidin, açık havada dolaşın, kışın bahçede kar topu oynayın, yazın deniz / göl kenarına gidin, aynı zamanda da bireysel zevklerinize de vakit ayırın. Erkekseniz, halı sahaya gidin, vücut geliştirin ( evde de yapılıyor, bahaneniz yok yani :) ) , kadınsanız el becerileriyle uğraşın, yemek kursuna gidin, evde tasarım yapın vs. Hem bireysel hem de ailenizle yapacağınız zevkleriniz olsun. Olsun ki, hayata karşı daha dayanıklı olurken, daha da mutlu olun.

4. Aklımda iş varken, etkinlik düşünemiyorum: İş yaşamına girdiyseniz, her daim aklınızın bir köşesinde işinizle ilgili sorunlar olacaktır. Bu durum, iş hayatının özel hayatınıza etkisidir ve doğaldır. Sadece sizin, bunu nasıl yöneteceğinizi öğrenmeniz gerekiyor. Bunu da en güzel, bulunduğunuz anı yaşamayı öğrenince başarırsınız. İşi, mümkün olduğunca iş yerinde bırakmaya çalışın. İş dışında halletmeniz gerekenler olursa da, buna ayıracağınız süreyi sınırlandırın. Böylece iş hayatının, özel yaşamınıza müdahalesini kısıtlamış olursunuz, hem de hakimiyetin sizde olduğunu bilir ve yaşamınızı istediğiniz gibi düzenlemiş olursunuz. Hatta yapabiliyorsanız, iş yerinde de küçük molalar vererek ve tamamen işten bağımsız bir uğraşla, gün içindeki iş baskısını azaltmayı deneyin. Buna en güzel örnek, eğer seviyorsanız kağıt katlama sanatıdır.

5. Küçük şehirde/ yerleşim yerinde yaşıyorum. Öyle bir olanağım yok: Ülkemizin her karışı bizim için çok değerlidir. Evet, bazı bölgelerin gelişmesi, büyük şehir olanaklarının oraya ulaşması çabuk olmuyor. Bunun için emek ve süre gerek. O yüzden burada iş, tamamen sizin kendi isteğinize ve çabanıza bağlı kalıyor. Küçük yerlerin en büyük kazanımı, komşuluk ilişkilerinin, arkadaşlıkların ve dostlukların daha sıkı, samimi ve sıcak olmasıdır. Bu da size toplu olarak etkinlik yapma olanağı sunarken, eğer bireysel yapmak istediğiniz uğraşlar varsa, bunun için de internetten alışverişi kullanabilirsiniz.  Örneğin boya malzemeleri, el işi malzemeleri, son çıkan betikler ( kitaplar ), maketler, vücut çalışma araç gereçleri vb. birçok uğraş için internet büyük bir nimet. Haftasonlarınız varsa, geziler yapabilir, 1 ya da 2 günlük etkinlikler hazırlayıp başka şehirlere gidebilirsiniz. Siz yeter ki isteyin, uygun süre ve şartlar içinizden gelip sizi bulacaktır.

6. Büyük şehirde yaşıyorum, yapmak istediğim etkinlikler hep uzak yerlerde: Büyük şehirlerde en büyük sorun yolların yoğunluğudur genelde. Uzun sürelerde evden işe veya tersi söz konusudur. Ancak günümüzde neredeyse şehrin her semtinde her olanak barınıyor. Adeta küçük birer il gibi, çarşısından alışveriş merkezine, sinemadan kafeye, yeşil alanlardan eğlence mekanlarına, halk eğitim merkezlerinden belediye kurslarına kadar her şey mevcut. İş yerinde günboyu yoruluyorsunuz, biliyorum, ancak eve gitmeden önce, kendinize ayıracağınız 1 ila 2 saat, ileride geriye baktığınızda iyi ki yapmışım dedirtecektir. Yine haftasonları tatilseniz, küçük seyahatler yapabilir, hem şehirden uzaklaşıp kafanızı dinlemiş olur, hem de yeni anılara sahip olmuş olursunuz. Emin olun, geriye baktığınızda, her haftasonunuzun ya da iş çıkışınızın aynı olduğunu gördüğünüzdeki hisleriniz, sizi hayata karşı olumsuz ve daha mutsuz kılacaktır. Aynı şekilde şehir içinde ise, iş çıkışı ya iş yerine ya da evinize yakın bir yerlerde etkinliklere gidebilir, arkadaşlarınızı dışarı davet edebilir, çeşitli uğraş veya kişisel gelişim kurslarına katılıp, yeni ortamlar keşfebilirsiniz. Hem çevrenize yeni insanlar da katılmış olur. Fena mı? Bence çok güzel bir zenginlik.

Şahsen ben hem küçük hem büyük şehirlerde yaşamış biri olarak, kendimi nasıl etkinliklere, uğraşlara boğduğuma etrafımdakiler şahittir. Çoğu arkadaşımda hep katıldığım kurslardan gelmektedir. Halk oyunlarından, dil kurslarına, iletişimden çizim kurslarına kadar, bana bir artısı olacağına inandığım ve zevk aldığım her alana bulaştım diyebilirim. Bunun yaşla da bir alakası yok. Edindiğim arkadaşlar her yaştan. Hepsiyle de hala çeşitli etkinliklere katılmaktayız ve ara sıra bir araya gelip uzun süren keyifli konuşmalar yapmaktayız. Hepsi de hayatlarındaki yoğunluğa rağmen, hala enerjilerini yüksek tutmayı başarıp, anın tadını çıkarmaya devam ediyor. Size de tavsiye ediyorum. Lütfen, hayatınızı tek renge boyamayın. Her rengi kullanmaya bakın. Süresiz değilsiniz, çünkü süre sizsiniz. Kendinizi kullanmayı bilin. :)

Bu yazı toplam 1206 defa okunmuştur.
  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Haberler Ankara | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 545 221 98 97 | Faks : 0 850 303 80 36 | Haber Scripti: CM Bilişim