• BIST 89.695
  • Altın 145,860
  • Dolar 3,6136
  • Euro 3,9258
  • Ankara -3 °C
  • İstanbul 4 °C
  • İzmir 7 °C

TİNERCİ YUSUF

Murat Akyol

Efendim, bendeniz 25 yıllık Devlet Memuruyum. Çok ama çok sevip aşığı olduğum  cennet misali bir şehrim, dünya iyisi bir eşim, ellerinizden öper bir güzel kızım ve huzurlu da bir işim var. Bugüne kadar Yüce Yaradan bana bütün dilediklerimi eksiksiz verdiği için şükretmesini her zaman bildim, kendi içimden. Bugün de bunu yapıyorum. Yalnız, bir de yaptığım ayrı bir iş var, boş zamanlarımda? “Yaşam Koçuyum” ben… Yaşarken oldum! Ama sadece bir kişinin yaşam koçluğu bu ne hikmetse?... Bizim neşe kaynağımız, saf ve altın kalpli, fakir ama gururlu hamal “Tinerci Yusuf’un”

Yalnız sizden ricam, başlıktaki lakaba bakarak hemen yargısız infaz yapmamanızdır. İsmin tinercilik tarafı biraz rivayet. Biz görmedik. Eskiden öyle olduğu söyleniyor sadece.

Oysaki bu dünyanın en temiz, en iyi yürekli ama bir o kadarda talihsiz fakat çalışkan, yiğit bir delikanlısıdır o... Hamallık yaparak geçinen, yetim ve öksüz bir insan… Kimsesi, sahibi, hamisi yok bu dünyada.

Bizim tanışmamızda, yıllar önce tesadüfen oldu aslında. Çok sevdiğim ve kıymet verdiğim fırın sahibi bir esnaf arkadaşımın yanına uğramışken fırına geldi bir akşam üstü Yusuf, ekmek almaya. Çok çekingen, mahcup, saf ve boynu bükük bir çocuktu o zamanlar. Baktım, fırın çalışanları dahil herkes ona ne hikmetse “tinerci!” diye takılıyor. Evi-barkı, kimi-kimsesi yokmuş! Yalıda kimi zaman kayıklarda, kimi zaman boş bulduğu barakalarda yatarmış!

İlk görüşte üzüldüm tabi ki ben bu duruma. Bir sonraki karşılaşmamızda da tanışlık verdim kendisine. Baktım ki; saf, temiz, hayatın sillesini henüz çocuk yaşlarda yemiş olan bir garip Allah adamı… Yalvar yakar ikna ettim ardından da fırıncı arkadaşım Bekir’i, ona bir iş vermesi için. Kendisine duacıyım, kırmadı beni. Zaten kendisi altın kalpli bir insan ve iyi bir patrondur. Yalnız, bizim Tinerci biraz pis ve pasaklı olduğundan Fırıncı Bekir bana, “Adam hamal… Ekmeğe falan el sürdürmem, fırına odun-kabuk taşısın, ortalığı süpürsün yeter!” dedi.

Çok sevindim ben bu duruma. İşçi yatakhanesi de var çünkü fırında… Yusuf’u sokaklardan kurtuldu sandım? 

Aradan biraz zamanlar geçti. Yusuf çalıştığım resmi daireye yanıma geldi. Ben her şeyler yolunda gidiyor zannederken, fırındaki işinden istifa ettiğini söyledi bana… Güldüm ben. Sebebini öğrenince daha da bir güldüm sonrasında. Hem de katıla katıla. Sebep, normal sayılacak bir durum değildi çünkü. Gerekçe; bir gece vardiyasında  karnı çok acıkan Yusuf’un 30 yumurtayı, 1 kilo tereyağına kırıp işçilerden habersiz yemesiymiş!!!

-   “Ya arkadaş; hamalsın, ağır iş yaparsın ama bu kadar tereyağı ve yumurta normal bir ailenin bir aylık sarfiyatı, insaf!” diyemedim ben… “Olsun, üzülme. Başka bir iş bakarız sana” cümlesi dökülüverdi dilimden.

Başka bir iş baktık… Fındık fabrikası sahibi bir dostum, el tuttu buna, sağ olsun… Ama bizim Yusuf bu seferde gece bekçisi olduğu fabrikanın, ısınmak için yaktığı ateş sebebiyle üçte birini yaktı! Her yerin fındık ve fındık kabuğu olduğu fabrikanın az kalsın tamamı yanıyordu. İtfaiyeciler, “Biz böyle azılı yangın daha da görmedik” demişler.

Bu dünyada fakirin yüzü güler mi? Tinerci Yusuf’unda bu ve buna benzer olaylarla çalıştığı bütün müesseselerde yüzü gülmedi o zamanlar… O dönemde Giresun’da, “Kepenk kapatma eylemleri” olsa, ancak bu kadarı olurdu?

Bu şekilde zaman akıp geçtikçe, bu gözünü sevdiğim işsizlikten bir ara hepten kafayı sıyırdı! Bir siyasi partiye üye olup, siyasete atıldı birden bire. Etrafımızdaki üç-beş delide buna yeterli gazı verdi ki, işler hepten içinden çıkılmaz bir hal aldı… Ben duruma önce tahsil meselesinden baktım, bunun geleceğini hesaplamak bakımından. Meğerse “Yusuf’u,  ilkokulu bitirmek üzereyken askere almışlar?” Umutsuz vaka yani Yusuf’un yapacağı siyasi kariyer anlaşılan. Ama bu dünyada ona  hiç yol-yokuş yok ya? Siyasette en üst mevkilere gelmekmiş amacı. Fakat üstte yok, başta yok! Ben acıdım onun bu rüyada gezen hallerine yinede.

Artık Yusuf’un bulunduğu yer ve konum itibarıyla her gün giymesi gereken takım elbiseleri, kravat ve gömlekleri ya kendi gardırobumdan hediye ettim, yetmediği yerde de arkadaşlardan istemek suretiyle ayarlamaya başladım. Sağ olsunlar  benim güzel gönüllü arkadaşlarım, bu sevimli ve saf insanı zamanla onlarda çok sevdiler. Her zaman ellerinden gelenide yaptılar onun için. Bende yaşam koçu olmaya ilk adımlarımı atmış oldum böylece.

Tabi, siyasetçi adam kendisine bakacak. Şık ve karizmatik olacak. Giysileri göz alıcı ve çarpıcı olmalı her daim… Bizim Tinercinin kimi giydikleri büyük, kimileri biraz ikinci el olsa da, görüntü itibarı ile siyaset dünyasında bir iz bıraktığını söyleyebilirim yinede... En azından, olmayacak ama güzel hayalleri ve başından geçen komik olaylarıyla bizleri her zaman gülümsetti. Bunu olsun başardı kendi halince. Bulunduğu her yere bir ışık, bir renk getirdi. Ama bu furyada çok uzun sürmedi. Tinerci günün birinde istifa etti, o siyasi partiden de, siyasetten de.

Ama delilik parayla pulla mı?... Bu sefer siyasetten daha pis işlere bulaşmış ki, tesadüfen öğrendim. Beni daireye ziyarete geldiği bir gün birde baktım ki, Yusuf elinde cep telefonu, bilmediğim biriyle utana sıkıla fakat çok özel olduğu her halinden belli olan bir telefon görüşmesi yapıyor… Merakımdan sordum, “Yusuf, kimdi o konuştuğun kişi?” diye… Yeni manitası olduğunu söyledi. Ben; “Kimdir, kimin nesidir?” diye diretince de, olan biten her şeyi Türk filmi gibi anlattı bana.

Meğer bu deli, ismini şu an zikredemeyeceğim bir ilin o zamanlar ki Emniyet Müdürü’nün evde kalmış kızıyla uzaktan uzağa arkadaş olmuş! Gerçi bizim Tinerci deli ama karşı taraftaki kız ondanda deli! Kız Yusuf için daha önce bizim buralara da gelmiş hatta. Kısa bir süre kalıp dönmüş. “Yanlış şeyler oldu mu oğlum aranızda?” diye sordum, Yusuf gülmeye başladı, garip garip ve salak salak!... Anladım ben durumu. İşler karışık. Hatta vahim!

Onun yaşam koçuyum ya?... Her sorunu ile ilgilenmem lazım! Yalnız bu seferki olay, siyaset yaptığı zamanlardaki giyecek olduğu gömlek rengi ile kravatının uyumunu sağlamak kadar kolay değil!

Beni çok sevdiği ama benden biraz da korktuğu, sözümü asla ikiletmediği ve bana her zaman saygı gösterip yalan söylemediği için kızın ve babasının cep telefonu numaralarını almam zor olmadı o an… Ben direk hemen kızın babasını aradım o kızgınlıkla. Hiç tanımadığım ve benden yaşça büyük bir insanla ama gayet doğruyu yaptığıma inandığım bir şekilde aramızda geçen telefon konuşması şöyle gerçekleşti.

-          Beyefendi iyi günler, ben sizi Giresun’dan arıyorum. İsmim Murat… Murat Akyol.

-          Tanıyamadım. Ne için aramıştınız Murat bey, buyurun?...

-          Kızınız için aradım efendim, ben Tinerci Yusuf’un ağabeyi sayılırım.

-          Anlamadım! Ne kızı, ne tineri?... Kardeşinizin uyuşturucu madde bağımlığımı var yoksa?

-          Hayır efendim, kızınıza bağımlılığı var!

-          Neeeeeey!... Kimsiniz oğlum siz ya? Telefon şakası mı bu yoksa?

-        Değil!... Bakın beyefendi, olayın telefonla geliştiğini bildiniz… Ama kızınız ve Tinerci arasında oluyor bu gelişme. Lütfen kızınıza sahip çıkın! Onun, tanımadan bilmeden muhatap olduğu bu çocuk, ipsizin sapsızın biri! Giresun’da evim var, işim var diye kandırmış kızınızı. Ne evi, ne barkı? Bu adam burda kayıklarda, kayalıklarda yatıp kalkıyor! Ama nasıl oluyorsa bunlar evlenmeye karar vermişler. Kız, bir tarih Giresun’a bile gelmiş hatta! Siz onu hangi mantıkla buralara yolladınız ki?

-          Haa, anladım!... Ben yollamadım güzel kardeşim, o tarih evden kaçtıydı o… Sen mert ve dürüst bir insana benziyorsun? Aradığın için teşekkür ederim, sağ olasın! Gereğini yaparım ben.

-          Rica ederim efendim, insanlık görevimizdi. Siz kızı evde tutun, o bize yeter... İyi günler dilerim, hürmet ile.

 Güler misin, ağlar mısın?...

Eeee , bende böyle bir yaşam koçuyum işte!

Bu yazı toplam 750 defa okunmuştur.
  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Haberler Ankara | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 545 221 98 97 | Faks : 0 850 303 80 36 | Haber Scripti: CM Bilişim