• BIST 83.067
  • Altın 146,530
  • Dolar 3,7912
  • Euro 4,0490
  • Ankara 1 °C
  • İstanbul 6 °C
  • İzmir 9 °C

ÜLKEYİ YÖNETENLERİN ÖNGÖRÜSÜZLÜĞÜ, TÜRKİYE’Yİ KAOSA SÜRÜKLÜYOR

Nur Çelebi

Türkiye bir yandan terör ve diğer yandan göçmenler sorunu ile önünü göremiyor. Ekonomik gelişmelerden olumsuz olarak etkileniyor. Ülkeyi yönetenlerin dış politikadaki öngörüsüzlüğü, ülkemizi göçmenler ülkesi haline getirmiştir.

Ülkemizde büyük bir bölümü Suriyeli olmak üzere, Iraklı, Gürcü, Pakistanlı, Bangladeşli, Afganistanlı ve Ermeni toplamda 3 milyondan fazla göçmen yaşamaktadır. Her geçen gün bu sayı artmaktadır.

AB ile yapılan antlaşma ile bir kısım Avrupa ülkesi “kalifiye eleman” olarak belirledikleri çok az sayıda göçmeni kabul ederken, ülkelerine sığınmış “vasıfsız” olarak adlandırılan göçmenler ise Türkiye’ye gönderilmektedir.

Türk Milleti olarak elbette bize sığınan insanlara yardımcı olmalıyız. Ancak, milyonlarca göçmenin ülkemizin dört bir yanında serbestçe dolaşması ve onlara bu hakkın verilmesi Türkiye’ye yapılacak en büyük kötülüktür.

Biz, göçmenlerin kamplarda barındırılması, gerekirse Suriye sınırında yani Suriye topraklarında güvenli bölgeler oluşturularak, orada ikametlerinin sağlanmasından yanayız.

Türkiye içinde dolaşan göçmenler Türk Milleti’nin geleceğini tehdit eder hale gelmiştir. Sınırlarımızın ardına kadar açılması nedeniyle ülkemize girip çıkanların ne milliyetleri bellidir, ne de masum göçmen oldukları bellidir. Göçmen mi yoksa terörist mi tespiti yapılamamaktadır. Ankara’da 3 ayrı patlamada 200’ün üzerinde vatandaşımız şehit edilmiş, IŞİD ve PKK’nın yaptığı bu saldırıları gerçekleştirenlerin ne yazık ki Suriye’de eğitim gördüğü ve Suriye sınırından sahte isimlerle göçmen olarak giriş yaptıkları ortaya çıkmıştır. En son Konya’mızda yakalanan canlı bomba da Suriye’de eğitilen ve Suriye sınırından ülkemize giriş yapan bir teröristtir.

Ülkenin dört bir yanına dağılan göçmenler sadece güvenliğimizi tehdit etmemektedir. Aynı zamanda kendi mahalle ve kantonlarını oluşturmaktadırlar. Bu göçmenlerin etnik kimlikleri de oldukça farklıdır. Yani tamamı Suriyeli Arap değil, özellikle Ermeni, Süryani, Bölücü PYD’li ve diğer etnik kimliklere sahip insanlardır.

Bu göçmenler hırsızlık, gasp ve fuhuş gibi olaylara bulaşmaktadırlar. Ayrıca ülkemizde resmi kayıtlara göre 1 milyondan fazla göçmen, kayıt dışı çalışmaktadır. Gençlerimizin %30’unun işsiz olduğu ülkemizde kendi vatandaşlarımız işsiz gezerken, yabancıların istihdamı kabul edilebilir bir durum değildir.

KANDİL VE İŞİD’E KARA HAREKATI YAPILMALIDIR

Bugün ki siyasi iktidarın barış süreci ve açılım adını verdiği “ihanet sürecinde” ne yazık ki, hiçbir dönemde olmayan acıları yaşamaktayız.

Yaklaşık 3,5 yıl boyunca PKK terör örgütünün silah ve cephane yığınağı yapmasını, şehirlerimizde hendekler kazmasını, yollarımıza bombalı tuzaklar kurmasını seyreden siyasi iktidarın ihmallerinin bedelini; her gün 3-5 asker ve polisimizi şehit vererek ödemekteyiz.

İktidar sahiplerinin bu aymazca tutumu nedeniyle daha yüzlerce şehit vereceğimiz endişesini taşıyoruz. Güneydoğu Anadolu Bölgemizde halen terör örgütünün kontrolünde onlarca ilçe ve mahalle bulunmaktadır.

Diğer yandan IŞİD adı verilen yeni bir terör örgütümüz oldu. Suriye ve Irak’tan ithal ettiğimiz bu kanlı örgüt, PKK ile birlikte milletimizi katletmektedir.

Kilis ilimiz her gün bombalanmakta, insanlarımız katledilmektedir. Ülkeyi yönetenler ise sadece seyretmektedir. Eğer komşularımız olan Suriye ve Irak’a, Rusya ve Amerika gibi ülkeler hiçbir zarar görmedikleri halde ve hatta AB üyesi ülkelerle birlikte operasyon yapıyorlarsa, PKK ve IŞİD teröründen dolayı yıllardır canı yanan Türkiye’nin Irak ve Suriye’ye operasyon yapma hakkı vardır.

Biz Türkiye Kamu-Sen olarak, siyasi iktidarın Kandil’deki PKK’ya ve Suriye’nin içlerinde barınan IŞİD terör örgütlerine kara harekatı yaparak hadlerini bildirmesini istiyoruz. Eğer Kandil’e Türk Bayrağı dikilmez, IŞİD’e haddi bildirilmezse millet olarak uzun yıllar daha her gün şehit cenazesi kaldırırız.

KAMUDA AYRIMCILIK YAPTILAR

Çalışanları “bizden olanlar ve olmayanlar” diye ikiye böldüler. Siyasi ve keyfi yönetim anlayışıyla memurları sindirdiler. Liyakat, birikim ve tecrübeyi ayaklar altına aldılar. Kamuda ne kadar yandaşları varsa, liyakate bakmadan hepsini yönetici yaptılar. Memurları sendikalarına göre tasnife tabii tuttular. Kamuda huzur kalmadı. Çalışma barışı bozuldu.

Memurlar arasında ayrımcılık yaptıkları ve İLO normlarına uygun düzenlemeleri yerine getirmedikleri için Türkiye’nin 12 yılda İLO tarafından 7 kere “kara listeye” alınmasına sebep oldular.

Milyonlarca evladımız KPSS’ye girerek memur olmak için uğraşırken, aileleri dershanelere para öderken kamuda istisnai memur kadroları istismar edilerek, doldur – boşalt yöntemiyle 13 yılda 20 binin üzerinde siyasilerin yakınları sınavsız memur yapıldı.

PARALEL YAPI İLE MÜCADELE ADI ALTINDA İŞ GÜVENCESİ KALDIRILACAK

Siyasi iktidar, yarattığı paralel canavarını bahane ederek, her türlü hukuksuzluğu yaptı. 12 yıl birlikte ülkeyi yönetenler, orduya, emniyete, yargıya ve siyasi muhaliflerine birlikte kumpas kurdular. Bugün birbirlerini boğazlıyorlar. Milletten de kendi yanlarında saf tutmalarını ve destek vermelerini istiyorlar. Ülkeyi 12 yıl boyu paralel paralel yönetenler, ikinizde kirlisiniz ikinizde çamura battınız. 12 yıl boyu yaptığınız zulme ortaksınız. Sonuçta 3Y ile mücadele etmek yerine, 3Y bataklığına saplananlar, yaptıkları tüm hukuksuzlukları paralel canavarına yıktılar. Şimdi de konuşmalarında paralel yapı ile mücadele için 657 sayılı DMK’nın değiştirilmesi gerektiğini söylüyorlar. Bu bahane ile memurların iş güvencesini ellerinden alacaklar. Kamuda paralel bir yapı varsa, oda yandaş sendikadır.

BAŞTA ABD OLMAK ÜZERE BİRÇOK AVRUPA ÜLKESİNDE ÇALIŞANLARIN ORTALAMA %90’ININ HAYAT BOYU İSTİHDAM GARANTİSİ BULUNMAKTADIR

İktidara geldikleri günden beri, memurun iş güvencesini ortadan kaldırarak, güvensiz ve güvencesiz bir çalışma hayatı oluşturmak için altyapı hazırlamaya çalışan siyasi iktidar, 13 yıllık iktidarları döneminde sürekli işçi-memur ayrımının kaldırılması gerektiğini dile getirerek türlü söylemlerle kazanılmış hakları yok etmeyi, memurlarımızı adeta bir ateş çemberinin içine atmayı amaçlamaktadır. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Başbakan Ahmet Davutoğlu ve Eski Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik işçi, memur ayrımını kaldıracaklarını ifade ederek, yeni anayasayla birlikte çalışan kavramının geleceğini belirtmişlerdir. 13 yıllık iktidarları boyunca Cumhurbaşkanı Erdoğan, Başbakanlığı döneminde de defalarca işçi-memur ayrımını kaldıracaklarını etmiş hatta bir konuşmasında Patronlara seslenen Erdoğan, “İki şeyiniz vardır. İhbar tazminatını ödersiniz, kıdem tazminatını ödersiniz. Memnun değilsiniz kapıya koyarsınız. Öyle mi? İlanihaye çalıştırmaya mecbur musunuz? Bu yeni anayasa ile birlikte memur işçi ayrımını da ortadan kaldırmak lazım. Aynen gelişmiş ülkelerdeki gibi çalışanlar sistemini getirmek suretiyle bu işi ilerletmek lazım” demiştir.

Halbuki Devlet Personel Başkanlığının resmi internet sitesine bakılırsa  birçok gelişmiş ülkede aynen kamu çalışanları gibi hayat boyu garantisi olan devlet memurları var. Örneğin Hollanda’da süreli sözleşmeli çalışanların oranı yüzde bir bile değil. Hepsi iş garantili ama Türkiye’de devlet memurların iş garantisi birilerini rahatsız ediyor.

Amerika’nın da Başkanlık sistemiyle yönetildiğini örnek gösteren Sayın Cumhurbaşkanı burada çalışanların %90’ının hayat boyu çalışanlar veya ucu açık süreli sözleşmeliler olduğunu bilmiyor mu?

Ayrıca, İngiltere, İspanya, İrlanda, Avusturya, Yeni Zelanda, Portekiz, Belçika, Finlandiya’da Devlette çalışanların %90’ı güvenceli sürekli çalışanlardır. Memurun güvencesine göz dikenler, bilmiyorlar mı her yıl 500’ün üzerinde memurun işten atıldığını? 20 binden fazla memura ceza verildiğini?

İŞ GÜVENCEMİZ İÇİN 2 MİLYON 600 BİN MEMURUMUZLA MÜCADELE EDECEĞİZ

Devlet memurlarının istihdam şekli, Cumhuriyet kurulduğundan bu yana devam eden bir sistemler bütünüdür. Devletin asli ve sürekli işlerini yapanlara “Devlet Memuru” denir. Devlet memuru olabilme ve çalışma şartları kanunların teminatı altındadır. Bir hukuk devleti olan Türkiye Cumhuriyeti Devletinde de memurların süreli çalışma güvenceleri hukukun teminatı altındadır. Aslında memurun güvencesi, hukuki güvencedir. Görevini kötüye kullanan, sorumluluklarını yerine getirmeyen ve devletin temel niteliklerine aykırı davranan devlet memurlarının iş akitleri sonlandırılmaktadır. Hukuk devletinde olması gereken yapılmaktadır. Devlet memurlarının hukuk güvencesi, Cumhuriyetimizin çağdaş yönetimi adına milletimize verilmiş bir haktır. Memur sendikalarının amacı da öncelikle “mevcut hakların korunması” daha sonra da bu hakların geliştirilmesidir.

Memurlarımız Devleti somutlaştırır. Devletten memuru çıkarırsanız duvarlar ve kurallar kalır. Devlet memuru anlayışını, parti memuru anlayışına çevirirseniz, Milletimiz kamudan nitelikli hizmet alamaz. En önemlisi de devletin hafızası yok olur. Memurlarımızın iş güvencesinin kaldırılması demek, devletin birliğinin ve bütünlüğünün bozulması demektir. Biz buna asla müsaade etmeyeceğiz. Türkiye Kamu-Sen olarak 2 milyon 600 bin memurumuz ile iş güvencemiz için mücadele edeceğiz. Memurun iş güvencesiz olarak çalışmasını asla kabul etmeyiz.

TÜRKİYE KAMU-SEN GENEL TEŞKİLATLANDIRMA SEKRETERİ 
VE TÜRK BÜRO-SEN GENEL BAŞKANI 
FAHRETTİN YOKUŞ

Bu yazı toplam 760 defa okunmuştur.
  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Haberler Ankara | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 545 221 98 97 | Faks : 0 850 303 80 36 | Haber Scripti: CM Bilişim