• BIST 97.726
  • Altın 145,622
  • Dolar 3,5781
  • Euro 4,0001
  • Ankara 13 °C
  • İstanbul 19 °C
  • İzmir 16 °C

YOL HİKAYELERİ - 4 / HAVA KORSANI

Murat Akyol

Çocuktuk… Dedemin; Giresun’un merkezi, Camlı Sokağındaki taa Rumlardan kalma, 3 katlı kesme-kara taştan yapılma konağındaydık. Daha henüz hava korsanlığının ne olduğunu, uçak kaçırma eylemlerinin ne için yapıldığını bile tam olarak bilemezken, bir yaz akşamı evde anneannemle televizyon izliyorduk. İhtilal yıllarıydı. Televizyonlar tek kanallıydı. Ekranlar siyah beyazdı. Ülkem için zor zamanlardı. Program olarak o saatte de, bize göre “haberler,” anneanneme göre de  “ajanslar” vardı. Başkentte Ermeni teröristlerce havaalanımı basılmış ne?... Rahmetli anneannem, (Ekmekçi Veloo Yusuf karısı) Samiye hanım, her zaman o saatlerde yaptığı gibi yine pür dikkat kesilmiş ajans izlerken, birdenbire ve oturduğu yerden  fırlayarak “Uyyyyy!” diye keskin bir heyecanla, mutfak tarafına doğru koşturdu! Akşam yemeği vaktiydi ve onun soracağı soruya yanıt verebilecek yetkinlikte olanlar mutfakta yemek hazırlıyorlardı. Bu duruma çocuk gözlerimizle bakakaldık; bulunduğumuz salondan, mutfak kapısının ardına doğru, içeriye? 

İçerde, dışarıda… Ne çok düşmanı var, şu güzelim yurdumun?

Atalarımızın kanla, anlatılamaz destansı bir mücadeleyle ve canları pahasına kurmuş oldukları Cumhuriyetimizi yıkmak parçalamak için ne çok uğraşanlar var? Siyasi fikirlerle kandırılan bütün marjinal sağ ve sol fraksiyonlardan tutunda, geçmişten gelen milliyetçi kinlerle yada (dünyada bu idare şekilleriyle yönetilen ülkelerin yerlerde süründüğü gerçekliliğini bile bile) fundamentalist düşüncelerle, dine dayalı yönetimler kurmak isteyenlere kadar pek çok kişi, cemaat, örgüt, organizasyon ve ülke; cennet vatanımı bölmeye, parçalamaya çalışır durur yıllardır?

Yukarıda sayılan bu örgütlerden biride Ermeni Milliyetçisi bir terör yapılanması olan ASALA’dır… Levon Ekmekciyan adındaki teröristse, bu örgütün bir zamanlar ki üyesi, tetikçisi ve katilidir.

1982 yılında Ankara / Esenboğa Havaalanındaki Türk Hava Yolları Bürosu yakınında gerçekleşen bombalı eylemin eli kanlı katillerinden biri olan bu kişi, bir Ermenidir. Utanmaz, arlanmaz Ermeni milliyetçisi siyasetçiler tarafından kandırılıp, eline silah tutuşturulan bir zavallıdır aslında, bu dünyadaki insanlıktan nasibini almamış cümle teröristler gibi. Esas amaçları burada patlattıkları bombayı, bir THY uçağını kaçırmak için kullanmaktır. Yani bir nevi “Hava Korsanlığı” yapmaktır esas amaç. Fakat bunu başaramazlar ve yapacakları eylemi başka şekilde ortaya koymayı seçerler… Çünkü yanlarında taşıdıkları içi silah ve mühimmat dolu ağır çantalar ve yük, şüpheleri üzerlerine çekmiştir. İlk müdahalede de bir anda çatışma çıkmıştır. O gün, Esenboğa Havalimanında 9 kişi ölür, 70 kişi yaralanır bu utanç verici, insanlık dışı olayda… Bu durumu akşam ajanslarda izleyen anneanneme de, televizyon başından mutfağa kadar koşmanın ve saf ama temiz bir utançla ve de heyecanla içerdekilere şu soruyu sormanın komik ama meraklı telaşı düşer aynı anda:

-Ulaaa, yazık-yazık çok yazık! Bizim Ekmekçi’lerden biri gitmiş, ortalığı gan gölüne çevirmiş Angara’da!... Kimdir, kimin nesidir? Semiha’nın oğluna benzettim ben?  Ama tam da tanıyamadım resminden, az gelinde bi bakın taa?

Geldiler televizyon başına, mutfaktakiler…

Gelir gelmezde anladılar, Levon Ekmekciyan’la Samiye Ekmekçi’nin gerçekle hiç alakası olmayan, akrabalık bağlarını… Güldüler.                                                                    

Şimdilerde bu trajik olayla aradan 30 koca yıldan fazlası geçti… 1983 yılında Levon, 2010 yılında da Samiye hanım bu dünyadan göçüp gittiler. Bir tanesi insanlık adına utanç verici bir eylemden dolayı (dilerim?) cehenneme, diğeri ise bu utancı, yüreğinde yaşarken bile hissettiği için ancak Tanrının takdirine mazhar olabilecek mekanlardan birine, cennete gitti sanırım? Levon idam olundu, Ankara Merkez Kapalı Cezaevinde, öbür dünyada altından hiç mi hiç kalkamayacağı en içten beddualarla…Samiye hanımsa; yolculandı, yaprak dökümü bir hüzünlü Sonbahar günü, en yürekten dualarla.

Ee; bu kadar tarihsel izahatta bulundum, açıklamalar yaptım ya? Şunu yazdım-bunu yazdım, onu-bunu kötüledim, ASALA’yı lanetledim ya hani?... “Başıma bir gelecek var!” Demekmiş bu? Ben nerden bilebilirdim ki?

Kahpe kader böylesine mi acımasız, böylesine mi delişmen, böylesi mi kara talih olurmuş ya arkadaş? … Anneannemin bundan tam 30 yıl önce “bizden” sandığı ama gerçekte bizimle hiçbir akrabalık bağı bulunmayan elin teröristinin, elin hava korsanının yerine; gerçek hava korsanı, bu hikayeden 30 yıl sonra bir anda “ben” oldum iyi mi?  (Şu ana kadarki, bu hikayeyi anlayıp çözen biri varsa da, beri gelsin?)                                                     

Yakın bir tarih, adı “Engin” olan engin bir can dostla, uçakla bir Antalya yolculuğu yapacağız… İki can dost arkadaş kurumsal bir seminer için yollardayız; Side’ye gidiyoruz… Birde; adı reklam olmasın, bazen aksayan, (bu bir kez oldu ama) bazen de sizi uçuran, havaalanlarına bağlı faaliyet gösteren özel bir “ulaşım” firmamız var… “Hava”yla başlıyor adı? Başlamaz olasıcanın!

Bu firma, o gün her zamankinin aksine bizi resmen uçurarak, ( ki normalde anlamsızca hep bekletirdi?) uçağımızın kalkış saatinden yaklaşık 2,5 saat önce havaalanına dikti!... O gün gündüz saati şansımıza, yollarda ve özelliklede ilçelerde bizimle uçacak hiç yolcu yokmuş (?)        E, havaalanından da içeriye bir kere girmiş bulunduk? “Ula, biz ne yapalım, ne edelim?” diye kendi kendimize düşünürken, Engin dost, iyi bir öneride bulunarak “ İki tek atalım, şu üst kattaki barda?” teklifini yaptı. Kıramadım onu, az sonra başlayacak yolculukta kaderin bize öreceği ağlardan habersiz… (Uçak kaçırmaya değil belki ama?) Böylesi durumlarda bu tekliflere açığım.

O an, güzel bir yaz günü; serin ve güzel bir mekanda, susuzluğunda etkisiyle sarıldık biz buz gibi soğuk biralara. Ortam iyi olunca ve de sohbette güzelse, ikimizde iyi içeriz. Bu bilinen bir şeydir? Öyle yaptık sadece… Ama su koy vermeden ve de düzeyli. 

Vakti zamanı gelince de, geçtik uçağımıza. Her şey buraya kadar akışında ve güzel sürdü-iyi gitti. Ta ki uçakta, servis yapılıncaya kadar. Çünkü, koca uçakta herkes çay-kahve içerken biz bira içmeye devam ettik. E tabi, bunca sıvı takviyesi de, bizi arada bir tuvalete kadar gitmeye mecbur etti?

İlk tuvalete gitme durumumuz, sorunsuz gerçekleşti. Oturduğumuz orta bölümden, uçağın en arka bölümündeki WC’ye kadar gidiş gelişimizde bir sorun yaşanmadı. Geri geldik, oturduk. Güzel ve candan bir sohbetle, içmeye devam… Ama keşke içmez olaymışız uçaktaki o biraları? Az sonra tekrardan bir tuvalet ihtiyacı hasıl oldu, her ikimizde de. Tekrardan kalktık yerimizden. Sanki, birbirlerini kaybetmekten korkan ve sürekli el ele tutuşan samimi ilk okul çocukları gibi yine uçağın arka bölümüne doğruda beraberce ilerledik. Kader ağlarını bizim için türlü türlü ve en çetrefilli yollardan yine-yeniden örecek ya? Hele de bana yeryüzünde yapmadığı kötülüğü 20.000 feet yukarılarda yapıp, beni cezalandıracak?... O an nasıl denk geldiysek de,  şansımıza kapıda kuyruk var? Birbirine karşılıklı bakan iki tuvalette doluymuş. (E, biz de bayağı doluyuz haliyle?) Orada çaresizce beklerken, galiba yüzümüze vuran durumu anlayan anlayışlı bir hostes, sıranın en arkasında olmamızdan da dolayı bize “Beyefendi, isterseniz siz, kokpitteki tuvaleti kullanabilirsiniz?” dediydi… Ben en son o sözü hatırlıyorum.

Allahım Allahım!... Bizde deli kıtlığımı var? Bizde manyaklık ve  sıyırmışlığın en üst limitlerimi var sanki? Yok bence! Olamazda?...  Baktım ki bizim Engin, uçağın orta yerindeki o bir metre enindeki koridoru sanki Yüz metre koşu pisti sanıp, uçağın içinde depara kalktı! Bütün uçak sallandı fezada! Herkes ona baktı bir anda! Ben gözlerime inanamadım? Engin’i hiç tanımazmış gibi yapıp, tabi çaresiz, usulca gittim peşi sıra… 

Yetişemedim! Yetişemez olduğum Engin’e… Yetişemedim!

"Allah senin belanı versin Engin!!!"… Sen git! Kaşla göz arasında “tuvalet” diye, uçağın en önündeki pilot kokpitinin kapısını deliler gibi zorla!!! Tabi kapı kapalı, kapı kilitli, açılmıyor kabin kapısı! Ben olay mahalline her şeyden habersiz yaklaşmak üzereyken son anda gördüm; Engin’in açamadığı kapıyı, ayağını da kullanmak suretiyle delice çekerek zorladığını...

O an aynı olayı, ön tarafta bulunan bir hosteste gördü. Tamda Engin’e müdahale edecekti kiiii?... Buna pekte gerek kalmadı!

Pilotlar anında şu anonsu yaptı;

-          Güvenlik! Güvenlik! Pilot kabinine saldırı, pilot kokpitine saldırı! Kabin kapımız zorlanıyor! Derhal müdahale edin! Tamam!

Uçaktaki yolcu salonundan; “Aaaa!” “Oooo!” “ Oooooo ha! sesleri…

Yine aynı taraflardan;  “Pis Korsanlar! Uçağı kaçırıyorlar!!!” nidaları.

Fakat bence, bizde içki mi içtik? Fakat bence biz, gayet ayık olmamıza rağmen alkol mü aldık? Bu uçağı kullananların kafası, hiç içmemiş olmalarına rağmen bizden daha da güzelmiş? “Uçak kaçırılmak isteniyor!!! İçerde uçağı kaçırmak isteyen hava korsanları var!” diye yememiş içmemiş, anında aşağıdaki kuleye bu yönde bilgi  vermiş, bizim kaptan pilotlar. 

İşte durum bu merkezdeyken ve biz tam hava korsanı, biz tamda terörist oluyorkeeen!,,,  Yetiştim ben… Olay yerine vardığımda, Engin’in yarı sarhoşluktan yarıda içinde bulunduğu o sıkışık durumdan, derdini tam olarak  anlatamadığını gördüm… Hemen müdahale ettim. Bayan kabin görevlisine “Tek amacımızın tuvalete gitmek olduğunu, çok sıkıştığımız için arka taraftaki hosteslerin yönlendirmesiyle buraya kadar geldiğimizi, sadece tuvalet ihtiyacımız olduğunu” açıkladım bir çırpıda.

Hosteslerin  ve sonradan ortaya çıkan erkek kabin görevlisinin kahkahalarını hatırlıyorum, durum anlaşıldıktan sonraki?... Birde o küçücük tuvalete sırayla girip çıktıktan sonraki tarifsiz rahatlamamızı.

Levon Ekmekciyan’da hava korsanımıymış?

Halt etmiş o, benim kafası güzel ama saf Engin’imin ve benim yanımda?... İnişte; Antalya Havaalanında çok özel(!) iki yolcu gibi karşılandık… Özel Güvenlikçiler dahil herkes bize pis pis baktı sırayla, uçaktan inerken!

(Büyük bir ihtimalle; Ağustos/1982’deki o kara gün, Esenboğa Havalimanında da bulunmuş olsa gerek?) Olayı tam olarak anlayıp çözemeyen yaşlı bir kocakarı da laf attı bize, yanımızdan geçerken;

Pis          

- Pis Korsanlar sizi! Utanmaz- arlanmazlar!... Allah belanızı versin!...

(Bana bakarak da;)

- Sen!... Uzun boylu?... Aynen de Levon Ekmekciyan’a benziyosun zaten!!!  

Hoppalaaa?... Sil baştan bu seferde yine 30 yıl kadar geriye gittim ister istemez… Aklıma anneannem Samiye Ekmekçi’nin, (Ekmekciyan ailesiyle olabileceğini düşündüğü) akrabalık bağları mevzuumuz geldi yine?… İçime bir kurt düştü!

Acaba haklı olabilir mi diye, huylanmadım da değil?

Bu yazı toplam 583 defa okunmuştur.
  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Haberler Ankara | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 545 221 98 97 | Faks : 0 850 303 80 36 | Haber Scripti: CM Bilişim