• BIST 102.494
  • Altın 226,922
  • Dolar 5,3255
  • Euro 6,0377
  • Ankara 1 °C
  • İstanbul 6 °C
  • İzmir 7 °C

ABD Suriye'den çekilme kararı aldı, sebebi CB'mızmı? Yoksa...

Oğuz Güler

Emekli Hava Albayı Kemal İntepe, hatıralarında bakın neler anlatmış;

“1941 yılında İngiltere'ye uçuş eğitimi için gitmiştik. Londra'ya vardığımızda, yaşlı bir İngiliz hava binbaşısı, irtibat subayı olarak görevlendirilmişti

Adı Mr. Salter olan bu subay Türkçe'yi bizlerden daha iyi konuşuyordu.

Mr. Salter'i birkaç defa eşi ile birlikte ikindi çayına davet ettim. O da beni akşam yemeklerine evine çağırıyordu. Emekli Binbaşı Salter bir akşam bana şunları anlattı:

“1919 yılında Piyade Binbaşı Salter olarak Samsun'daki İngiliz İşgal Tabur Komutanı idim. 18 Mayıs 1919 günü İstanbul'daki İngiliz İşgal Kuvvetleri Komutanlığı'ndan şifreli bir telsiz telgrafı aldım. Bu telgraf, ‘16 Mayıs 1919 günü, Mustafa Kemal adında bir Türk generalinin, Bandırma Vapuru ile İstanbul'dan ayrıldığını, eğer Samsun'a inecek olursa tutuklanarak İstanbul'a gönderilmesini' istemekte idi.

Gerekli emirleri verdikten sonra Samsun'a indim. Şehir her zamankinden daha kalabalıktı. Bu kalabalık pazar kalabalığından farklı görünüyordu. Siyah çizmeli, külot pantolonlu ve siyah kalpaklı, sert bakışlı kimselerin çokluğu dikkatimi çekti. Sonradan bunların Türk subayları olduğunu öğrendim. Durum çok nazik ama bir o kadarda vahimdi. Dört gün önce Yunanlılar İzmir'i işgal etmişler, Türkler buna çok sert bir tepki göstermişlerdi. Rum tercümanım çok korkuyordu. Bütün gece hiç uyuyamadım.”

“19 Mayıs günü sabah erkenden iskeleye gittim. Sabah namazından çıkan herkes sahile inmişti. Kurtarıcılarını bekliyorlardı. Askerlerimle çevreyi kordon altına aldım.

Denizde, batı tarafında bir duman göründü. Sahildeki kalabalık heyecanlıydı. Bir de baktım ki, her askerimin arkasında siyah çizmeli, kara kalpaklı bir Türk subayı duruyor. Hepsinin silahlı olduğu muhakkak.

Vapur iyice göründü. Görevimi iskele üzerinde yapamayacağımı düşünerek motoruma atlayıp vapura doğru hareket ettim. Mustafa Kemal Paşa'yı orada tutuklamamın daha doğru olduğunu düşündüm çünkü o teslim olursa askerlerim kargaşada ki çatışmada ölmezdi.

Vapura ilk varan benim motorum oldu. Beraberimde getirdiğim iki erimi motorda bırakarak, tercümanımla birlikte vapurun iskelesine tırmandım. Güvertede beni selamlayan iki tayfaya: ‘Vapurdaki generali görmek istiyorum' dedim.

Bir tanesi önümüze düşerek bizi salonun kapısına kadar götürdü. Kapıdaki görevli, durumu içeriye bildirdi ve geriye dönüp bizi salona aldı... Herkes ayakta idi...”

“Ortada, mavi gözlü, sert bakışlı kişi ile göz göze gelince ne söyleyeceğimi şaşırdım. Sert bir asker selamı verip tercümanım aracılığı ile konuşup bana verilen emri söyleyince Türk generalin askerlerim ve benim öldürmek istemediğini söyleyince ağzımdan şu sözler döküldü: ‘Taburum emrinizdedir!'

Bunu nasıl söylemiştim? Daha önce hiç böyle bir şeyi aklımdan bile geçirmemiştim. Rum tercümanım şaşırdı, bir an durakladı. Ben kendisine dönüp bakınca hemen toparlandı ve Türkçe olarak generale iletti.

Mustafa Kemal Paşa'nın yüzünde hafif bir tebessüm belirdi, teşekkür etti ve beni de yanına alarak dışarıya çıktı.

Sanıyorum, konuşmasından ve bakışlarından etkilenip yapılacak başka bir şeyim olmadığını anladığımdan bir anda teslim olma kararı vermiştim.

ALLAH vergisi enerjili gözlerinin, inanılmaz bir etkileyici gücü vardı.

Öteki sandallar da vapura ulaşmışlar, çevreyi doldurmuşlardı.

Mustafa Kemal Paşa, gemiye çıkan birkaç kişiyle tokalaştıktan sonra, vapurdan benim motorumla ayrıldık.

İskeleye vardığımızda muavinime, taburu safta toplayıp silah çattırmasını ve hepsinin Türk makamlarına teslim olmasını emrettim. Biraz durakladı, sonra asker selamı verip ayrıldı ve emrimi aynen yerine getirdi. Taburu o siyah çizmeli, kara kalpaklı kişiler teslim almıştı...

Bu yüzden, İngiltere'ye dönünce askeri mahkemede yargılandım. ‘Bir İngiliz subayı, nasıl olur da bir Türk generalin emrine girer? Bu vatan hainliğidir!' diyorlardı.” ( Aynen şimdide ABD'nin Suriye'den çekilme kararı gibi... Bu kısım benden.)

Mr. Salter, olayın devamını şöyle anlatıyor: “Mustafa Kemal Paşa benim yanıma, o siyah çizmeli, kara kalpaklı kişilerden birini vererek kendi makam otomobilimle ve kendi şoförümle birlikte, misafir edileceğimi söyledikleri Ankara'ya gönderdi.

Taburumun tutuklu erlerinin de, Çorum, Çankırı ve Kastamonu'da kurulan esir kamplarına yerleştirildiğini öğrendim.

Türklerin Kurtuluş Savaşı'nın sonuna kadar Ankara'da, Hacıbayram Camii'nin önündeki cadde üzerinde bulunan iki katlı ahşap evde kaldım.

Hizmetimi göreceğini söyledikleri, fakat aslında gardiyanım olan ve sıksa suyumu çıkaracak kuvvetteki bir kadınla dört seneye yakın bu evde oturdum. Savaşın sonunda imzalanan anlaşma gereğince ben ve taburum, Malta'daki Türk esirlerle değiştirildik.

İngiltere'ye döner dönmez tutuklandım ve vatana ihanet suçundan divanı harbe verildim. Hakkımda ağır hapis isteniyordu!

Ben askeri hapishanede tutuklu iken ziyaretime gelen ailem ve ebeveynim, savunmamı yapabilmem için bana birçok gazete ve kitap getirmişlerdi.

Onlardan yararlanarak, kısa fakat öz bir savunma hazırladım.

Bana isnat edilen suç, taburumu hiç direnmeden teslim edişim idi.

Savcı, teslimiyetimin vatana ihanetle eşdeğerde bir suç olduğunu iddia ediyor ve en ağır şekilde cezalandırılmamı istiyordu.

Yüksek Askeri Mahkeme'nin önüne çıktığımda savunmamı büyük bir soğukkanlılıkla okudum ve şu cümlelerle bitirdim:

‘Sayın hâkimler... Başbakanımız Lloyd George, Avam Kamarası'nda şöyle bir soruya muhatap olmuştur:

‘Yunanlıları silahlandırarak 15 Mayıs 1919'da İzmir'e çıkarttık... Ve o tarihten bu yana milyarlarca sterlini bulan masraflar yaptık. Sonuç ne oldu? Yunanlılar İzmir'de denize döküldü.

Ayrıca Anadolu'daki bütün Rumlar atıldılar veya göçe zorlandılar. Bu olayda bizim kazancımız nedir? Hiç... Bu akılsızca bir gaf, korkunç bir hata, büyük bir felaket değil midir?'

Bu sert ve suçlayıcı soruya karşılık Başbakanımız Lloyd George şu cevabı vermiştir: ‘Yüzyıllar bir veya iki dahi yetiştirir. 20. yüzyılın dahisinin Mustafa Kemal adıyla Türkiye'den çıkacağını ben nereden bilebilirdim?'

Görüyorsunuz sayın hâkimler... Karşınızdaki bu subay, Başbakanımızın bahsettiği 20'nci yüzyılın dâhisi ile hiç beklemediği bir anda karşı karşıya ve göz göze gelip KONUŞUNCA o beni ikna etti bu yüzden hepimiz ölecektik başka ne yapabilirdim dedim. Eğer ben o gün başka türlü hareket edecek olsa idim, bugün benimle beraber bütün taburumun mezarlarını ziyarete gelecek, eşlerimiz ve çocuklarımız ne yapacaklardı. Fakat şimdi, eceli ile ölmüş olan üç erimizin dışında hepimiz sağ salim yurdumuza dönmüş, ailelerimize kavuşmuş ve devletimize hizmet etmek üzere buradayız. Tecrübeli ve hesabı doğru yapan insan kolay yetişmiyor. Karar yüksek adaletinizindir.'

“Beraat ettim ve terhise tabi tutuldum. Ailemle birlikte Türkiye'ye gidip Mustafa Kemal Paşa'yı ziyaret ettim. Paşa beni muhteşem nezaketiyle karşıladı. Tekrar görevli olarak İngiltere'ye çağırılmasaydım, Türkiye'de kalacaktım...

İngiltere'ye döndüğümde beni, Kraliyet Hava Kuvvetleri'ne aldılar ve...İstihbarat Başkanlığı'nda önemli bir görev verdiler.

Türkiye ile İngiltere arasında irtibatı sağlayan grupta görev yapıyorum.”

Emekli Hava Albayı Kemal İntepe anılarında Binbaşı Salter için “İki yıldan fazla bir süre birlikte olduk. Bu süre içinde her zaman bizleri savundu ve kendisini daima bizden biri saydı. Büyük bir Atatürk hayranıydı” diyor."

Evet şimdi sadet gelelim saadete;

Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Merkezi İstihbarat Teşkilatı (CIA) eski Başkanı Orgeneral David Petraeusa olası bir Türk-ABD sıcak çatışmasında neler olabileceği sorulunca Generalin cevabı şöyleydi:

"Orada durup iki defa düşünmek gerek. Türklerden bahsediyoruz, kontrolümüzdeki Araplardan değil. Düzenli taktik ve biz de bile olmayan disiplinli bir orduya sahipler.

Geri çekilme gibi bir huyları yok ve bunu hiç düşünmezler. Top yekun savaşan bir millet.Olasılık hesapları yapmıyorlar. Akıllarında toprakları ve dinleri varsa kaygılanıp sonlarını düşünmüyorlar.

Son iki yıl içinde ABD PYD’ye teknik bilgi aktarımı yapmış ancak Türkiye karşısında hiçbir başarı sağlamadı. Bunu söylememem gerekir ama sırf bu başarısızlık yüzden onlarca ABD’li general ya emekli edildi yada kovuldu ( bakın ABD ordusunda rezillik diz boyu, bu yüzden daha rezil olmaya gerek yok).

Türkiye'ye giriş yapan her ABD ve Avrupalı turist artık adım adım izleniyor. Şu an böyle kritik bir durum hem bizim görevlimiz için hem diğer ülke istihbaratları için çok büyük bir risk.

Evet beyler son Afrin operasyonunda MİT başkanı Hakan Fidan ve Askerlerimizin başarısı bu yadsınamaz...

ABD'liler daha fazla rezil olmadan Suriye batağından çıkarak salakça İran batağına yürümek istiyorlar. ABD sınırlarının dışında son 30 yıldır hep hüsrana uğradı. On bin küsur km öteden yine başarısız olacağı kesin. Rusya, İran, Çin ve Türkiye işbirliğine bizi iten ABD hala akıllanmadı. Bakın ABD Suriye'den çekilecem diyorsa ki sanmam ama bu arada ordumuzun başarısı unutulmamalı. Biz ne olursa olsun Suriye ile bir süreliğine de olsa aynı çizgide olmalıyız. Baksanıza batılılar ve ABD Suriye de katliam bile olsa Eset gitsin istemiyor ve biz iki arada bir derede kalabilecek hamleler yüzünden başımıza bir iş gelecek diye endişeleniyorum. Suriye'ye operasyon yapacaz diyen hainler niye Esed'i hedef almıyor da gereksiz yerlere bomba yağdırıyor bu love story'ler ile ben bazı şeyleri okuyabildiğimi dostlarımın söylemesi keşke faydaya dönüşebilse. ABD ile bazı olgular olunca kıçına kadar terleyen ülkeler ve Arapların yavşaklığı ortadayken tarikatlara ve iç yapıda ki angaryalara tavır almak ne iş anlayamadım. 

Bu yazı toplam 1349 defa okunmuştur.
  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Lütfen Ad ve Soyad yazınız.
    Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Haberler Ankara | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 545 221 98 97 | Faks : 0 850 303 80 36 | Haber Scripti: CM Bilişim