• BIST 93.297
  • Altın 208,706
  • Dolar 5,3165
  • Euro 6,0196
  • Ankara 3 °C
  • İstanbul 10 °C
  • İzmir 8 °C

ANDIMIZI DAYATMAK ÇOCUKLARIMIZA UYGULANAN MOBBİNGTİR

Mustafa Kır

Son günlerin ana gündemi olan Andımız ile ilgili Mazlum Der Ankara Şubesinde çeşitli Sivil Toplum Kuruluşlarının katılımları ile basın toplantısı tertip edildi.Mazlum-Der adına Abdurrahman Ünlü,Özgür-Der adına Serkan Yıldızhan,Köklü Değişim adına Süleyman Uğurlu,AGEM-DER adına Ramazan Acar'ın söz aldığı basın toplantısında Memur-Sen Ankara İl Başkanı Mustafa Kır'da  konuştu. Kır: İlköğretim Kurumları Yönetmeliğinde yapılan  8 Ekim 2013 tarihli değişiklik  ile andımızın  okutulmasına son verilen değişikliğin  Danıştay tarafından iptal edilmesini yargı tarafından çocuklarımıza yapılan bir mobbing olarak değerlendirdi. Kır'ın konuşması aynen şöyledir.

10 Mayıs 1933 yılından itibaren eğitimin besmelesi  gibi tam 80 yıl  ilköğretim okulu öğrencilerine okutulan andımızın  Milli Eğitim Bakanlığı tarafından  İlköğretim Kurumları Yönetmeliğinde yapılan  8 Ekim 2013 tarihli değişiklik  ile  okutulmasına son verilmesinin ardından  Türk Eğitim-Sen'in açtığı dava  üzerine  Danıştay, Milli Eğitim Bakanlığının değişiklik hükmünü temyiz yolunu açık bırakmak suretiyle  18 Ekim 2018 tarihli kararıyla iptal etmiştir.Milli Eğitim Bakanlığı tarafından temyiz edilmez veya temyiz sonunda aynı karar çıkarsa "Andımızın" okutulması yeniden  dayatılacak okullarımız ne yazık ki Andımızı okuyanlar okumayanlar,okutanlar okutmayanlar curcunasına sahne olacaktır.

Ülkemizin eğitimden ekonomiye,ekonomiden teröre devasa sorunlar ile  boğuştuğu iç ve dış mihrakların baskı ve dayatmalarına maruz  kaldığı bir esnada,tamda döviz fiyatlarının azda olsa düşmeye başladığı bir anda    Danıştay 8.Dairesinin böylesine talihsiz bir karar vermesi; bazı siyasi partilerin ve bazı kurum ve kuruluşların  Danıştay kararı üzerinden tabir caizse bir bardak suda fırtınalar koparması son derece manidardır.

Andımızın yeniden okutulmaya zorlanması toplumu ayrıştırmak için kurulan bir tuzak mıdır?

Son günlerin en tartışılan konusu olan "Andımız" nedir?  lafız ve mana yönüyle dikkatle incelenmiş midir? Okutulduğu zamanlarda  öğrencilerimiz üzerinde psikolojik,pedagojik,sosyolojik bakımdan,eğitim-öğretim ve ahlaki açıdan olumlu etkilerinin olduğuna  şahit olunmuş mudur?   Okutulmasına son verildiği günden itibaren eksikliği acaba hissedilmiş midir? Andımız gerçekten bilimsel  bir çalışmanın mı, yoksa bireysel bir düşüncenin mi  ürünüdür? Andımızın anlamı ve andımız ile  verilmek istenen mesaj nedir?  Bunu anlamak ve kavramak için  kafa yorulmuş mudur?  Yoksa;  "Andımız" tartışmaları toplumu  ayrıştırmak için kurulan bir tuzak mıdır? Şimdi millet olarak bu  soruların cevabını bulmak adımlarımızı bilerek ve sağlam atmak zorundayız.

Şimdi Andımızın giriş,gelişme ve sonuç bölümünü birlikte görelim.  Cumhuriyetin kuruluşunun 10 yılında 23 Nisan 1933 günü sabahı Dönemin Milli Eğitim Bakanı Reşit Galip  kendisinin yazdığı;  "Türküm, doğruyum, çalışkanım. Yasam küçüklerimi korumak, büyüklerimi saymak, yurdumu, milletimi özümden çok sevmektir. Ülküm, yükselmek, ileri gitmektir. Varlığım Türk varlığına armağan olsun." şeklindeki "Andımız" adı verilen bir metni öğrencilere okuduktan sonra; bayramınız biter bitmez mekteplerinize döndüğünüz ilk günden başlayarak birinci derse girdiğinizde sınıflarınızda hep birlikte ve her gün bu  sözleri tekrarlayacaksınız” diyerek, tembihatta bulunur. Daha sonra   10 Mayıs 1933 günü Milli Eğitim Bakanlığı Talim ve Terbiye Heyeti kararıyla, öğrencilere okutulmak üzere tüm okullara gönderilir. "Andımız" 1972 yılına kadar ilköğretim öğrencilerine her sabah ilk ders öncesinde toplu olarak yukarıda yazılı olduğu şekliyle okutulur.

1972 yılında 12 Mart darbecilerinin kurduğu Ferit Melen hükümetinin Milli Eğitim Bakanı Sabahattin Özbek, askeri konseye de onaylatmak suretiyle  "Andın" orijinal metninin  sonuna; "Ey bu günümüzü sağlayan, Ulu Atatürk; açtığın yolda, kurduğun ülküde, gösterdiğin amaçta hiç durmadan yürüyeceğime ant içerim" paragrafını ekletir.

1997 yılı 28 Şubat sürecinde Millî Eğitim Bakanlığının İlköğretim Kurumları Yönetmeliğinin 10. Maddesinde  yaptığı bir değişiklik ile  ilköğretim okullarında öğrenciler, her gün derse başlamadan önce öğretmenlerin gözetiminde; " Türküm, doğruyum, çalışkanım.İlkem, küçüklerimi korumak, büyüklerimi saymak, yurdumu, milletimi özümden çok sevmektir.Ülküm; yükselmek, ileri gitmektir.Ey Büyük Atatürk! Açtığın yolda, gösterdiğin hedefe durmadan yürüyeceğime ant içerim.Varlığım, Türk varlığına armağan olsun. Ne Mutlu Türküm Diyene! " olarak  okutulmaya devam edilirken, 12 Eylül 2010 Referandum sürecini müteakiben başlatılan demokratik sürecine paralel olarak, Milli Eğitim Bakanlığı İlköğretim Kurumları Yönetmeliğinde yapılan  8 Ekim 2013 tarihli değişiklik  ile Andımızın;  okutulmasına son verilir.

Şimdi gelinen noktada  Türk Eğitim-Sen'in 2014 yılında  açtığı dava  üzerine  Danıştay, Milli Eğitim Bakanlığının İlköğretim Kurumları Yönetmeliğinde değişiklik hükmünü iptal ettiğine dair  24 Nisan 2018 tarihli kararını  18 Ekim 2018'   temyiz yolunu açık bırakarak tebliğ eder.

Çocuklarımızı her hangi bir ırktan olmaya zorlamak, yargı yoluyla uygulanan bir mobbingtir.  

"Türküm, doğruyum, çalışkanım" diye başlayan andımızı herkes çocukluk dönemlerinde doğru ile yanlışı, iyi ile kötüyü birbirinden ayırt edilemediği bir çağda ne anlam ifade ettiği düşünülmeden  koro halinde heyecanla  okunan  bir metin olarak hatırlayabilir. Ancak "Andımız" da  insanların eşitliğini ortadan kaldıran, bir etnik unsuru diğer bir etnik unsurdan üstün gören ırkçı bir yaklaşım vardır. Doğru olmayanları Türk olduğu için doğru gösterme,Tembelleri Türk olduğu için çalışkan sayma illeti vardır.Şahsen ben türküm. Anam Türk, babam Türk. Türk oğlu Türküm. Türk olmaktan dolayı gocunmam mümkün olmadığı gibi   benim için bir gurur ve onur vesilesi olduğunu söylemem de mümkün değildir. Çünkü Türklük benim çalışarak elde ettiğim bir sıfat değildir.Durum  diğer etnik unsurlar açısından da  aynen böyledir. Hiçbir kimsenin bir ırka mensup olması o kişi için ne övünülecek ne aşağılanacak bir durumdur.  Kişinin Türk olmadığı halde Türk olmaya,kendisini Türk hissetmeye  zorlanması, Kürt olmadığı halde Kürt olmaya veya kendisini başka bir ırktan sayma dayatması en azından çocuklarımıza ve bu dayatmayı  tasvip etmeyen ailelere uygulanan bugünkü tabir ile mobbingtir. Uygar,demokratik ve hukukun üstünlüğüne inanan toplumlarda böyle bir duruma müsaade edilmesi asla düşünülemez.

İnancımıza göre Allah:" Ey insanlar! Şüphe yok ki, biz sizi bir erkek ve bir dişiden yarattık ve birbirinizi tanımanız için sizi boylara ve kabilelere ayırdık. Allah katında en değerli olanınız, ona karşı gelmekten en çok sakınanınızdır.Şüphesiz Allah hakkıyla bilendir, hakkıyla haberdar olandır” Buyurur.(Hucurât suresi, 13). Peygamberimizde veda hutbesinde insanlığı; "Ey İnsanlar! Sözümü iyi dinleyiniz, iyi anlayınız ve iyi muhafaza ediniz! Muhakkak ki, Rabbiniz birdir. Babalarınız da birdir. Hepiniz Âdemdensiniz, Âdem(as) da topraktandır. Müslüman Müslüman'ın kardeşidir ve böylece bütün Müslümanlar kardeştirler. Allah katında en hayırlınız, Allah’tan en çok korkanınızdır. "Arabın aceme, acemin de araba, sarı ırkın siyah ırka, siyah ırkın da sarı ırka üstünlüğü yoktur. Üstünlük ancak takvâ iledir." sözleri ile uyarır.

İnsanlar tarağın dişleri gibi birbirine eşittir.Bu eşitlik hiçbir güç tarafından bozulamaz           

Peygamber efendimiz, insanların çeşitli sosyal nedenlerden ötürü dünyada kazanmış oldukları statü ve makamların, malca daha zengin ya da daha güzel ve daha yakışıklı olmanın, bir üstünlük aracı olmadığını vurgulayarak şöyle buyurmaktadır: “Allah Tealâ soyunuza ve nesebinize bakmaz; bedenlerinize ve mallarınıza da bakmaz; ancak kalplerinize bakar. Kimin salih (dürüst) bir kalbi varsa,Allah ona merhamet eder. Siz ancak Âdem'in evlatlarısınız ve Allah katında en sevgiliniz, en ziyade takva sahibi olanınızdır.”, "İnsanlar tarağın dişleri gibi eşittir. Hiç kimsenin başkası üzerinde bir üstünlüğü yoktur. Bütün bu gerçekler ortada iken insanların kavmiyetçilik ve ırkçılık üzerinden birbirlerine üstünlük taslamaya kalkışmaları son derece düşündürücüdür.

Andımızın her sabah besmele gibi çocuklarımıza okutulması demokratik bir yaklaşım değildir.

Bilindiği üzere 28 Şubatçı anlayışının devam ettiği süreçte eski Başbakan Prof. Dr. Necmettin Erbakan’ın siyasi hayatı 1994 yılında Bingöl’de yaptığı  Andımız hakkında eleştirisel olarak;  "Bu ülkenin evlatları asırlar boyu mektebe başlarken, besmeleyle başlar. Siz geldiniz, bu besmeleyi kaldırdınız. Ne koydunuz yerine, 'Türküm, doğruyum, çalışkanım.' Sen bunu söyleyince, öbür taraftan da Kürt kökenli bir Müslüman evladı, 'Ya öyle mi, ben de Kürtüm, daha doğruyum, daha çalışkanım' deme hakkını kazandı."  konuşması yüzünden ;" "halkı ırk ve din farkı gözeterek kin ve düşmanlığa açıkça tahrik ettiği" suçlamasıyla bir yıl hapis cezası almış ve bu ceza daha sonra kaldırılana kadar siyasi hayatı sonlandırılmıştır.

Böylesine yıllarca ayrımcı, militarist bir metin olarak milyonlarca ailenin itiraz ettiği bir  andımızın  her sabah besmele gibi çocuklara okutulmaya zorlanmasının doğru bir yaklaşım olduğunu kabul etmek mümkün olmadığı gibi Din dersinin zorunlu olarak okutulmasına   itiraz edenlerin, zorunlu olarak andın okutulmasına alkış  tutanlarının altında yatan  tutarsız davranışı da haklı görmek mümkün değildir.

2013 yılında  hukuk devleti olmanın ve demokratikleşmenin bir gereği olarak Milli Eğitim Bakanlığı tarafından "Andımız" kaldırılarak sivilleşme adına önemli bir adım atılmıştır. . Danıştay 8. Dairesi, idarenin takdir hakkını hiçe sayarak, hukuki denetimin dışına çıkmak suretiyle  hiçbir pedagojik ve bilimsel verilere dayanmadan kendisini idarenin yerine koyarak  ilköğretim okullarında "Öğrenci Andı"nı kaldıran yönetmelik hükmünü iptal etmiştir.  Pedagojik veya hukuki hiçbir gerekçeye dayandırılmayan  kararda, ülke gerçekliği ve toplumsal mutabakat bir yana uluslararası çocuk hakları ve evrensel hukuk metinleri  dahi görmezden gelinmiştir” “Danıştay’ın vermiş olduğu kararla, temel hak ve özgürlükler askıya alınmıştır. Hukukun evrensel ilkeleri göz ardı edilerek toplumsal birliğe ağır bir darbe vurulmuştur.

Hukuki kararlara saygımız sonsuzdur. Hukuksuzluğa asla boyun eğmeyiz.

Sayın Cumhurbaşkanımızın  başbakan olduğu dönemde andımızın kaldırılması sürecinde şu ifadelere yer verdiği hafızalardaki yerini hala korumaktadır. “Andımız olarak bilinen metnin yazarı son derece tartışmalı isim olan Reşit Galip’tir. Reşit Galip Türkçe ezan zulmünün mimarlarındandı. Ayrıca Reşit Galip insanları kafataslarına göre sınıflandıran sözüm ona bir bilim insanıydı. Ant uygulamasının cumhuriyetimizle uzaktan yakından ilgisi yoktur. 1930’larda Hitler ve Stalin gibi toplumu formatlamak için bu tür uygulamalar yapılıyordu. Dünyanın hiçbir gelişmiş ülkesinde çocukların içtimaya dizildiği, ırkçı sloganlar okunan metinler göremezsiniz.”

Bütün bu gerçekler ortada iken şimdi Danıştay böyle bir karar verdi diye Andımızın  okullarda okutulmasına tekrar başlanacak mıdır?  Yargıya ve yargıçlara  saygımız sonsuzdur. Yargının bağımsızlığı yargıçlarımızın dokunulmazlığı başımızın tacıdır. Ancak biz;yargıçlarımız kararlarını hukuk içinde ve hukukun üstünlüğünü esas alarak aldıkları karara saygı duyarız.  Hukuksuzluğa, dayatmaya asla boyun eğmeyiz.

Bu antidemokratik ve evrensel hukuka aykırı karara tepkisiz kalmayacağımızı. Andımızın kaldırılması kararının arkasında sonuna kadar duracağımızı, insan hakları ve demokrasi alanında elde edilen toplumsal kazanımları sonuna kadar  kararlıkla savunacağımızı  ifade etmek isterim.

Bu yazı toplam 1177 defa okunmuştur.
  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Haberler Ankara | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 545 221 98 97 | Faks : 0 850 303 80 36 | Haber Scripti: CM Bilişim