• BIST 103.186
  • Altın 227,073
  • Dolar 5,3171
  • Euro 6,0307
  • Ankara 7 °C
  • İstanbul 3 °C
  • İzmir 10 °C

KADIN HAKLARI DEVRİMİNDE İKİNCİ ADIM (ll)

Ebru Oğuzhan Yeter

Kadın hakları için Mecliste verilen mücadele  karşısında ki  yobaz düşünce,  bugün izlerini farklı şekillerde devam ettirmektedir.

O zaman ‘’cahil’’   diye tanımlanan kadınlar kendilerine verilen hakların kıymetini bildiler, sahiplendiler, kendilerini çağdaş Türkiye Cumhuriyetinin bir ferdi olarak yetiştirmek için çaba gösterdiler, haklarına sahip çıktılar.

Bugün eğitimli kesim diye gördüğümüz çoğu kadın bunun farkında değildir.  En doğru tanım belki de bugün  kadınlar ne kazandıklarının  ne kaybettiklerinin ve daha neler kaybedeceklerinin farkında değiller.

Hergün siyasi çıkarlar uğruna verilen tavizler, kadın üzerinden yürütülen politikalar, kadını bir araç olarak kullanıp sadece onların kalabalık görüntüsünden faydalanmadan öteye gitmemektedir.

Kadınlar siyasette, sanatta, eğitimde, üretimde dolaylı şekilde engellenmektedir.

Tüm bunların bir sonraki aşaması tıpkı saltanat döneminde olduğu gibi yaşanacaktır. Gidişat bunu göstermektedir.

Bakalım   Osmanlı’da  ve Eski Türkler’de kadının durumu nasıldı.

Metin Aydoğan anlatıyor ;

''Osmanlı yönetimi, 16. Ve 17.  Yüzyıllardan sonra ‘’kadını toplum yaşamının dışında tutmak için ‘’ bir dizi karar almıştı.

18.yüzyılda, ‘’ kadının belirlenen günler dışında sokağa çıkmasını yasaklayan ‘’ padişah fermanı vardı.

Kadınlar sokağa çıktığında, kocalarıyla yan yana  yürüyemez, arabada yan yana oturamazlardı.

İstanbul başta olmak üzere kentlerde, ‘’ kadınların ırzından’’  yalnız kocaları,  ana babaları ya da erkek kardeşleri sorumlu değildi. Tüm mahalle halkı,  kişisel yaşamı denetlerdi.

Vapur, tramvay gibi toplu taşıma araçlarında, kadınların oturabileceği yerler,  perde ya da kafesle ayrıldığı için,  koca karısıyla birlikte,  aynı yerde oturamazdı.

Birlikte arabaya binen kadın ve erkekten, polis ‘’evlilik belgesi’’ sorardı.

Meşrutiyetten sonra bile,  kız okullarında edebiyat öğretmenliğini,  kadın öğretmen olmadığı için  ‘’harem ağaları’’ yapıyordu.

Kadının,  evi dışında  sosyal yaşamla ilişkisi yoktu.

Yüksek eğitim alamaz,  çalışamaz,  tiyatro,  konser,  pastane gibi yerlere gidemezdi.

1911’de, İstanbul’da açılan  Gülhane Parkı’na , haftada dört gün erkekler, 3 gün kadınlar giriyordu.

Türkçe oynanan tiyatrolarda kadın rolünü, Türkçe bilen Ermeniler oynardı.

Osmanlı İmparatorluğu’nun son döneminde kadının getirildiği yer, Türk toplumunun çok eskiye giden göreneklerine, toplumsal yaşama yön veren törelerine uygun değildi.

Eski Türk ailesinde, babanın eşiyle paylaştığı baskıcı olmayan reisliği, baskıya dayanan  ataerkil aile yapısından farklı birşeydi.

Tarihte hiçbir toplum, kadını Türkler kadar erkekle eşit saymamış ve hak tanımamıştır.

Arap Gezginci İbn Arabşah, Türk kadını için, ‘’ erkekler gibi savaşıyor, kafirler üzerine dötnala at sürüyorlardı’’ diye yazar.

12.yüzyıl tarihçilerinden İbn Cübeyr, ‘’ Türk ülkelerinde kadına gösterilen saygıyı, başka hiçbir yerde görmediğini’’  söyler.

Eski Türkler’de,  kadının  siyasal yaşamda da önemli bir yeri ve kabul edilmiş hakları vardı.

Toplantılara kadın ve erkek birlikte katılırdı. Toplumu ilgilendiren siyasal kararlarda, hakan kadar hatun’unda yetki ve sorumlulukları vardı.

Kadının toplumdaki yeri, özellikle Arap kültürüyle ilişkiye geçildikten sonra, önemli oranda değişti, ancak hiç bir zaman eski Türk geleneklerinden, özellikle köylerde, tam olarak kopulmadı.

Eski yaşam biçimleri ve alışkanlıklar, önemli oranda korundu.

Atatürk’ün kadın haklarını getirirken  sağladığı başarının nedenlerinden biri, bozulmanın, Türk toplumunun özüne dek, yani köylere dek gidememiş olması ve çalışan kadın nüfusunun, eskiden gelen haklarını kullanmasıydı.

Kadın özgürlüğünün kişisel boyutunu insan onuruyla, toplumsal boyutunu ise uygarlık gelişimiyle ilgili bir sorun olarak görüyordu.

ATATÜRK’e göre, kadını özgürleştirmemiş bir toplum gelişemez, tutsaklıktan kurtulamazdı.

‘’ Mümkün müdür ki, bir toplumun yarısı, yere zincirlerle bağlı kaldıkça, öbür yarısı göklere yükselsin. Kuşku yok; devrimci adımlar, iki cins tarafından  birlikte, arkadaşça atılmalı, yenilik ve ilerlemeler birlikte gerçekleştirilmelidir. Devrim ancak böyle başarıya ulaşabilir’’ diyordu.

Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK  devrimin bir başka adımını atmıştı.

KAYNAK: METİN AYDOĞAN // ATATÜRK VE TÜRK DEVRİMİ

Bu yazı toplam 1363 defa okunmuştur.
  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Lütfen Ad ve Soyad yazınız.
    Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Haberler Ankara | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 545 221 98 97 | Faks : 0 850 303 80 36 | Haber Scripti: CM Bilişim