• BIST 95.852
  • Altın 190,976
  • Dolar 4,6622
  • Euro 5,4311
  • Ankara 25 °C
  • İstanbul 22 °C
  • İzmir 27 °C

KAYIP KITA "MU" ve İÇİNDE "GİRESUN"

Murat Akyol

Sizler bilmezsiniz?... Zaten de, nereden bileceksiniz?... Tıpkı kayıp kıta "Mu" gibidir bazen, benim güzeller güzeli memleketim.

Arada bir kaybolur o, Türkiye Cumhuriyeti topraklarından... Görünmez olur, çoğu zaman zaten de her daim görmezden gelinir. 

Diyeceksiniz ki; "bu nasıl bir şeydir, bu nasıl akıl mantık dışı bir durumdur... 1923 yılından beri "İl" olarak gayet yerli yerinde olan bir kent, nasıl olur da arada bir gözlerden kaybolur?"

Açıklayalım..

*          *          * 

Giresun, fiziki yapı olarak 38 E 24 enlem, 40 N 55 boylamlarındadır. Kapladığı alan 317 kilometre karedir. Toplam nüfusu 500 Bin civarındadır. Samsun ile Trabzon arasına sıkışıp kalmıştır. Bu sıkışıklık gün geçtikçe kendisini daha da bir hissettirmekte, bahse konu baskı ve bu durumdan kaynaklı rahatsızlık kendisini daha da çok açığa çıkarmaktadır. Ekonomisi bitiktir. Hakkı olan devlet yatırımlarını, hiç bir dönem alamamıştır. Hayat damarı, ticaretinin can suyu olan ürünü fındık son zamanlardaki yanlış tarım politikaları sayesinde yerlerde sürünmekte, kendi adıyla ürettiği "Giresun Qaliyt" marka dünyanın en kaliteli, markalı ve dünyaca tescilli fındığı artık ekonomik olarak bir değer taşımamaktadır.  İçlerinde; dünyanın en büyük fındık işleme tesisi olan Fiskobirlik Entegre, yine gazete kağıdı üretiminde Türkiye'nin en büyüğü SEKA Aksu Kağıt Fabrikası, onlarca fındık fabrikası dahil bütün büyük fabrikaları kapatılmıştır. Kentte, şu anda bacası tüten ve büyükçe veya orta halli bir istihdam sağlayan tek bir fabrika dahi kalmamıştır, yenileri de açılmamıştır. Bir utanç abidesi olarak ortada şu  durmaktadır ki; şehrin en büyük işvereni maalesef ki Giresun Belediyesidir.  


Şükür ki; uluslararası standartlarda bir kara yolumuz ve kent merkezine 20 km. yakınlıkta olan bir hava alanımız vardır, bunlar olsun mevcuttur. Ama bu durumu gerçekten tuhaf kentin, ulaşım konusunda da gariplikleri, hiç akla hayale gelmedik değişik yol hikayeleri vardır. Mesela; Samsun-Sarp kara yolunun, kara yolları ulaşım ağında Giresun kısmı yoktur, görünmemektedir ve bir hayalden ibarettir. Çünkü bu kentin, bu yola ait ulaşım arterlerinde tabelası bile bulunmamaktadır. Sanırsınız ki, sanki D-100 devlet kara yolu Giresun girişinden kesilmiş, ama çıkışında tekrar başlamaktadır. (Tıpkı gelmeyen yatırım ve diğer hizmetler gibi.) Yani başka ve tuhaf bir şekilde anlatacak olursak, araçlar Ordu çıkışından havada atlamakta, Trabzon girişinde de tekrar yere inmektedirler. Kayıp kıta "Mu," halt etmiş yani bizim yanımızda!  

Giresun'un yıllar yılı ihmal edilip görmezden gelindiği, tıpkı kayıp kıta "Mu" gibi arada bir sulara gömüldüğü gerçeğini bu ve bunun gibi bir çok örnekle burada yazabilirim ama buna daha fazla da gerek görmüyorum. Çünkü memleketim, görmezden gelinse de, hakkı-hukuku her daim çiğnense de hiç bir şekilde kötülenmeyecek kadar güzel ve özeldir. Çünkü bütün handikaplarına, unutulmuşluğa, olumsuzluğa rağmen yinede mutluluğun başkentidir o, ve hayat burada tüm evrendekilerin aksine daha bir başka güzel ve olağanüstü olayların getirdiği muazzamlıkta akar, öylece sürer de gider... Ağlanacak halimize; uyumayıp da uyanık olduğumuz her an için mutlaka ama mutlaka bir şekilde bir yolunu bulur ve güler memleketim insanı... Hatta kimi zaman, cenazelerde bile ağlarken güler.

Mesela, çok sevdiği bir insanı kaybedip de, onun cenazesinde ve çok gönülden ve ona (ölene) ağlar üzülür iken; "Beni şu ellerde bırakıp da nasılda, nerelere ve ne diye gidiisun? Haydi! galk da yerinde yat. Burda belli ki boynun ağrıyacak!" diye ciddi ciddi ama son kez kaybedileni düşünüp de orada bulunan üzüntü içindeki topluluğu bile kahkaha seline katıp cami kapılarında yerlere yatıracak olayların ve cümlelerin sahibidir onlar...  Her kötü şartta bile yüzü güleç, yarınları her daim umut vardır bu bambaşka kentin insanının. Çünkü bu şehir, şartlar her ne olursa olsun her daim "mutluluğun başkentidir" biz için. 

Görelim..

*            *           *   

Malum, mübarek Ramazan ayındayız... Bu Ramazan da, bula bula seçim ayını, seçim takvimini bulmadı mı gelip de?... Aynı zamanlar içinde ise dolar bir fırladı, bir düştü... Ekonomik, sosyal, sportif akıllıca-zekice ama çokça delice espriler ve bunları meydana getiren olaylarda bu ara havada uçuştu güzelim şehrimde..

Kimisi, açlığın-susuzluğun da verdiği etkiyle çok garip ve asla nereden gelip nereye gittiği belli olmayan laflar etti, kimileri de sosyal medya vasıtasıyla ruh halini çok gülünecek biçimlerde ortaya koydu. Zaten, bir köşebaşına bir sandalye çekip de, oturup sadece etrafı izlemekle doğal tiyatrolar, temsiller verilen bir şehirdi ki şehr-i cananım Giresun... Bu ramazanda öyle oldu. 

İzleyelim..

*           *            *  

E tabi, malumunuz; ramazan ayı seçim arefesine denk geldi ya?... Anlatacağımız ilk olay tam da böylesi bir garip durumu ihtiva etti, ilk duyduğumuzda attığımız kahkahalar eşliğinde.

Geçenlerde, Giresun'da, bir siyasi partinin kadın kolları akşamları kapı kapı gezerek "seçim çalışması" yapmaktadır. Bugünlerde de bizim buralarda sıra dışı bir yağış oldu upuzunca ve günlerce süren... O akşamda hava çok soğuk olmamasına rağmen sağanak yağışlı. Sanki gök delindi de, gökyüzü ıslak ıslak yere geçecek. Ha bire ve çok kuvvetli yağmur yağıyor... 

Sırılsıklam bir vaziyette, yağmurdan ve fırtınadan bitap düşmüş bir şekilde bir evin kapısı çalınmış partili kadınlar tarafından. Bu eylemi gerçekleştiren kadınlardaki görüntü; biraz Suriyeli göçmenleri, biraz Afgan muhacirleri, biraz da ve daha da çok Hint fakirlerini betimlemekte... Çalınan kapıyı, gayet yaşlıca ve birazda zor yürüyen bir kadın açıyor. Yorgunluğun ve ıslanmanın verdiği o rahatsız edici ruh haliyle de, gelen misafirler daha henüz hiç bir şey diyemeden ve çok kısa bir bakışma anından sonra yaşlı kadın kapıyı açtığı haliyle açık bırakarak sırtını dönüp evin içine doğru çekip gidiyor..

Bizimkiler beklemede... Akıllarına; "bu kadın neden gerisin geriye gitti? Neden bizleri görünce geri döndü? Ve, acaba neden hiç bir soru sormadan ya da bir hoş geldiniz bile demeden bizimle ilgilenmedi? Yoksa bu, bizim hangi partiden olduğumuzu anladı da, siyasi görüşleri bize mi uymadı? gibi sorular geliyor..

Tabi bu arada da, zaman ilerlemiş... Kapı, yarım açık... İçeriye şöyle bir göz ucuyla bakmış kafiledekiler ama hiç bir hareketlenme de yok ortada... Sabırla beklemişler. 

Şimdi bu bekleme anlarında, gelin isterseniz size bu topraklarda çook yıllardır, on yıllardır, belki de yüz yıllardır olan bir gelenekten bahsedelim. Bu geleneği çocukluğumdan beri ben de yaşadım. Halende sürüp gitmekte bu adet, yaşatanlarının sayıları azalsa bile..

Giresun'da ramazanda, iftar sonrası "dömbelekçi" denilen çocuklar gelir kapılara... Bir kaç çocuktan oluşan bu küçük ama nezaketli, kibar ve gönüllü çocuklar, kapıları çalıp ellerindeki teneke, bidon yada darbuka türü şeylerle onlar eşliğinde şu türde manileri türkü gibi okurlar. Karşılığında da kapısını çaldıkları evlerden gönülden ne koparsa, bahşiş beklerler. 

İşte geldik kapınıza

Selam verdik hepinize

Selamımı almazsanız

O da sizin keyfinize 

Yeni cami direk ister 

Söylemeye yürek ister 
Benim karnım toktur ama 
Arkadaşım börek ister. 

Davulumun ipi kaytan  
Kalmadı kolda derman  
Verin benim bahşişimi  
Alayım sırtıma mintan

........

Şimdi, az önceye ve tekrar kapının gelen ziyaretçilere yarım bırakıldığı o anlara geri dönüyoruz biz... Bizimkiler ramazan dömbelekçisi formatında ve sırılsıklam, kapıda "acep şimdi ne olacak, bu seçim çalışmamıza içeriden ne gibi bir cevap gelecek?" diye bekler iken, nihayet bir küçük çocuk çıkıp geliyor içeriden... Ve hiç olmayacak, olamayacak bir anlayışla da, kapıya seçim çalışması yapmaya gelen gruba kağıt bir "5 Lira" uzatıyor... Bizimkiler şok! 

Ama esas bomba az sonra patlıyor... Kapıya gelen dömbelekçilerin(?) henüz hiç bir mani, hiç bir türkü söylememelerine kızıp içerleyen kocakarı, kapıya tekrar geri gelip bunlara basıyor fırçayı;

- Ula gızım siz ne iş yaparsııız? Size 5 Lira bile çok normelde! Ne mani söylersiiz, ne türkü? Gözüüüze girsin ha bu çaldıız gapının tatdası kütüğü!!! 

*          *          *   

Ama fakat buralarda, cımbış bu kadarla ve hemencecik biter mi ki?... Bitmez tabi.

Geçenlerde biri bize ramazanla ilgili bir müjde verdi... Müjde ki, ne müjde?... Dolar son günlerde çok yükseldi, tarihi rekorlar kırdı ya hani? Durup dururken birden sevinçle dedi ki bu geri zekalı;

- Ramazan bereketiyle geldi aabi... Dolar bugün 4.45'den 4.44'e düşmüş. (???)

Bir başkası tüm contalarımızı yakacak olan başka bir olmaz olası yorumda bulundu; 

- Abi ben en sonunda doğru yolu buldum. Ahirete facebook'ta hazırlanıyorum. Çünkü orada olanların alayı çok dürüst ve temiz insan, hepsi de iyi müslüman. (!!!) (Doğru söylüyor. Henüz yanlış, henüz eksik ve hatalı olan tek bir kişiye bile rastlamadık. Sanırsın herkes evliya.)  

Az sonra konu döndü dolaştı, gözbebeğimiz ama ince sızımız Giresunspora geldi...  Cümle arasında, sevdiceğine henüz  kavuşamamış ama onu çok seven bir dost şunu söyledi, güya ona kendi dilinde sitem etti, içini de çekip;

- Giresunspordan galibiyet bekler gibi bekledim seni... Öyle umutsuz..

Ardından, takımın kötü gidişatıyla ve özelliklede teknik direktörün ayrılmasıyla ilgili konuşuyorduk ki, birisi beni şu lafla hayattan soğuttu, futbola küstürdü;

- Hoca'da gitti aabi... Arada bir istifaya davet ediyorduk kendisini. (???) 

*          *          *

Oradan ayrıldım... Yolda tam da biraz başım önümde, kimi biraz etrafı seyrederek fakat az önce olanlardan sonra kendime gelmeye çalışıp da yürüyordum ki, bütün manevi dünyam yeniden alt üst oldu!... Çünkü bir lokantacı, lokantasının önüne kaldırıma "ok işaretleri" de çekmek suretiyle, özel olarak yaptırdığı tabelasıyla yoldan geçenleri çok tuhaf bir şekilde bir lezzete davet etmekteydi. Ok işaretlerinin sonlanıp da gösterdiği tabelada da şunlar yazmaktaydı;

"Arnavut ciğere gider!" 

Bir de, sonradan öğrendim... Biraz sevimsiz espri, çokça çirkin, argo ama; insanın "vay toprağım!" dediği kişiye kazık atmasına "toprak kayması" deniliyormuş. (???) 

Eve gittim... Okurken yarıda bıraktığım ve çok büyükçe bir toprak kayması sonucu Büyük Okyanusla Atlantik Okyanusu arasında bir yerlerde sulara gömülen sır "Kayıp Kıta Mu" yu okumak için bir kitabın başına çaresizce oturdum... Şimdi onu okuyorum. 

Siz de okuyun. 

(Kitap Adı: Kayıp Kıta Mu / Yazarı: James Churcward / Çeviri: Pelin Tornay / Omega Yayınları)   

-  S   O   N   -

Bu yazı toplam 1261 defa okunmuştur.
  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Haberler Ankara | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 545 221 98 97 | Faks : 0 850 303 80 36 | Haber Scripti: CM Bilişim