HAYDİ SEN DE KAPAN !!

İmam hatiplerin sayıları hızla artmaya başladığında hiç telaş etmedik.

Kitlesel bir karşı duruş sergilemek yerine, çocuğumuzu aldığımız gibi özel okulların kapısına dayandık.

İmam hatip mezunları devletin en üst kademelerinde sıra sıra yerlerini aldıklarında da hiç kaygı duymadık.

İmam hatipli, generaller, polisler, profesörler, doktorlar, hakimler, savcılar gözümüzün, kulağımızın alışmasını sağladı, alıştık, alıştırıldık.

Laik ve çağdaş eğitimden uzaklaşan bir müfredat dayatıldı, ama biz hep birlikte sesimizi yükseltmek yerine, ayaküstü memleket kurtarma sohbetleriyle geçiştirdik.

Dinin bu kadar siyasallaşmasını ise, ’’ben kendimi korurum’’ duygusuyla, uzaktan izlemeyi tercih ettik..

Defalarca sınav sistemi değişti, Milli Eğitim’in başına getirilen kişilerin bile işin içinden çıkamadığı durumda dahi bizim tek derdimiz vardı, o da çocuğumuzun alacağı sınav sonucu...

Bu kadar ‘’imam hatip niye açıldı, bu kadar imam niye yetiştiriliyor’’ diye ‘sessiz ‘ muhabbetler yaparken, bizim bilim insanına, bizim doktora, mühendise, matematikçiye, edebiyatçıya, sanatçıya daha çok ihtiyacımız var diye hep birlikte sesimizi yükseltemedik.

On binlerce cami yapıldı, içlerini dolduramadığımız camilerimiz için yardımlar yağarken, yolu olmayan, çatısı olmayan, öğretmeni olmayan okullarımızı ortaya çıkaramadık.

Vekillerin maaşlarını peşin peşin ödediğimiz vergilerimizden, bol kepçe dağıtırlarken sustuk,

Asgari ücreti, ‘’gözünüze dizinize dursun’’diye açıklayan devlet yetkilisini ayakta alkışladık.

Şaşırdığımız bir çok şeye şaşırmaz olduk.

İmamlara, resmi nikah kıyma yetkisi verilirken, boşanmanın mesajla da gerçekleşebileceği açıklaması yapılırken, olayın sadece magazin kısmına bakıp ağlanacak halimize güler olduk.

Binlerce öğretmen atama beklerken, taşeron işçiler kadro diye yalvarırken izlemekle yetinip, Diyanetin 2018 yılında on bine yakın personel alacağı ve bunun için de KPSS’den 50 puan almanın yeterli olduğunu açıklamış olmasını ise büyük bir lütuf olarak görür olduk.

‘’Alışmayacağız’’ dediğimiz her şeye alıştırıldık.

2017 biterken, Şanlıurfa’da bir ortaokul’da din kültürü ve ahlak bilgisi öğretmeni, başlarını örten kız öğrencileriyle, gözlerine maskeler takarak, elleriyle hazırlayıp yazdıkları mesajlarla, ‘’kapanma partisi’’ düzenlemişler.

’Haydi sen de kapan’’

Olayın sadece bir ya da iki tarafı yok ki, neresinden tutsanız elinizde kalıyor.

Okul yönetimi, bu etkinlikten haberi olmadığını, aynı anda bir çok öğretmeni denetleyemediklerini, kapanma partisini son anda öğrendiklerini söyleyerek kendini savunurken, her hangi bir zorlama olmadığını da araya sıkıştırıyor.

Hafta sonuna denk geldiği için de herhangi bir inceleme ve soruşturma olmadığı, Pazartesi araştıracaklarını dile gitriyorlar. Hiç şaşırmayacağımız bir sonucu beklerken, bu çocukların babaları habercilere konuşuyorlar;

‘’Kızımın ve benim rızam var kimse zorlamadı’’

‘’Öğretmenin suçu yok, kızım istedi, benimde haberim var’’

Gibi açıklamalarla, hiç de yabancı olmadığımız bir toplum yansıyor ekranlara.

(Yandaş basın ise sıradan, olağan bir haber gibi verip geçiştiriyor.)

Kadınların davranışları, kıyafetleri, yaşam şekilleri üzerinden başlayan, küçük yaşta evliliklere izin verilmesine kadar tamamen kadın üzerinden bir Din istismarını bile bile yapıyorlar..

Ana okullarından başlayarak, kız çocuklarına istedikleri yaşam şeklini, erkek çocuklarına ise daha o yaşlarda karşı cinse hükmeden davranışları körpe beyinlere işlemeye çalışıyorlar.

Gün gelecek bu durumu kabullenen bu babalar, yarın kızının ezilmesi, dayak yemesi, tacize uğraması, yurtlarda yanması, küçük yaşta evlenmesine izin verilmesi, gibi durumlarda olayı kadere, fıtrata bağlayacaklar ama ömür boyu ağlayan, kızının kendi kaderini taşıdığına inanan analar olacaktır.

Sorgulamayan toplumun bu görüntüsüne alıştırıldık...

Ulus birliğimiz üzerinden, yıkılamayan toplum yapımız etnik olarak, inanç, siyasi görüş ayrılıkları, ve cinsiyet üzerinden yavaş yavaş yıkılıyor.

Biz emperyalizmi hep dışarıda görüp, kendimizi koruduğumuzu düşünürken, aslında içimizde ki işbirlikçilere çoktan teslim olmuşuz farkında değiliz.

Susuyoruz, seyrediyoruz, kabulleniyoruz bizim başımıza gelmeyecek sanıyoruz.

Ve bugün, Diyanetin yaptığı bir açıklama da , ‘’kız çocukları 9 yaşında evlenebilir, gebe kalabilir’’

demesi ile toplumun tüm ahlak ve değer yargıları yerle bir edilmiştir.

Diyanet’in yaptığı açıklama, son yıllarda yaşadığımız bu örneklerin tesadüf olmadığını, bilinçli bir şekilde, ülkeyi uçuruma sürüklediklerinin bir göstergesidir.

Cumhuriyetimizin kurucusu, Ulu önderimiz, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün Gençliğe Hitabesinde dediği gibi bugün memleketim ...

‘’M emleketin dahilinde, iktidara sahip olanlar gaflet ve dalâlet ve hattâ hıyanet içinde bulunabilirler. Hattâ bu iktidar sahipleri şahsî menfaatlerini, müstevlilerin siyasi emelleriyle tevhit edebilirler. Millet, fakr ü zaruret içinde harap ve bîtap düşmüş olabilir.

Ey Türk istikbalinin evlâdı! İşte, bu ahval ve şerâit içinde dahi, vazifen; Türk İstiklâl ve Cumhuriyetini kurtarmaktır! Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur! ‘’

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Ebru Oğuzhan Yeter - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Alfa Haber Ajansı Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Alfa Haber Ajansı hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz


Şehir Markaları

1 yıllık yayın süresi ve makul bütçesi ile markanızı parlatın.

0 (312) 995 05 01
Reklam bilgi

Anket Ankaragücü Yılın Başarılı Futbolcusunu Taraftar oylarıyla belirliyoruz.