93. ÖLÜM YILDÖNÜMÜNDE İSKİLİPLİ ATIF HOCA'YI RAHMETLE ANIYORUM

BİR MÜSLÜMANIN HAYATI BİR ŞAPKADAN UCUZ MU?

ZALİM VE KATİLLERLE ELBETTE MAHŞER GÜNÜ HESAPLAŞACAĞIZ

Atıf Hoca 1875 yılında İskilip’in Tophane (Toyhane) köyünde dünyaya geldi. İlk tahsilini köyünde yapan Atıf Hoca, 1891yılından itibaren 2 yıl süreyle İskilipli Abdullah Efendiden fıkıh ve tefsir dersleri aldı. 1893’te ailesinin izni olmadığı halde İstanbul’a gelerek medrese tahsiline devam etti. 1902’de icazetini aldı.

Bir taraftan Fatih medresesinde müderris olarak ders verirken, diğer taraftan da Darülfünun Üniversitesi’ne devam ederek Darülfünun’un İlahiyat bölümünden mezun oldu. daha sonra İstanbul Kabataş Lisesi‘ne Arapça öğretmeni olarak atandı.

Medreselerin ve müderrislerin eksikliklerini gidermek amacıyla hazırladığı raporu Meşihat-ı İslamiyye Dairesi‘ne sunması ile ittihatçı zihniyetin çıkarlarına dokunduğu için Şeyhülislamlık makamına şikayet edildi. Şeyhülislam Mehmet Cemalettin Efendi tarafından önce Bodrum’a daha sonra Kırım’a sürüldü.

Cezası bitip ve İstanbul’a dönmesinin ardından Beyanül’l hak, Sebilürreşad, dergilerinde yazdığı makaleler sebebiyle tutuklandı. Fakat mahkemece suçsuz bulunup serbest bırakılmasına rağmen İttihatçılar tarafından devlet dairelerinde Atıf Hoca'ya görev verilmeyerek eğitimle ilişkisini kesmişlerdir.

Şunu ifade etmek gerekir ki, Atıf Hoca bilim, fikir ve sosyal alanda yaptığı icraatlarla kendini göstermeye başladığı andan itibaren Onun hayatı soruşturma, kovuşturma,sürgün ve mahpushanelerde geçmiş ve en sonunda idamla noktalanmıştır. Atıf Hocaya reva görülen çileli bir hayat sadece Atıf Hocayı değil eşi Zahide hanımı ve Kızı Melahat hanımı da derinden etkilemiştir. Babasının evden alınışından etkilenen kızı Melahat hanım akli dengesi bozulmuş be hayatı boyunca bu durumdan kurtulamamıştır.

İskilipli Atıf Hocayı idama götüren sebebin "Frenk Mukallitliği ve Şapka" adlı kitabın olmadığını iddia eden ittihatçı artıkları tarihi yanıltmaya çalışsalar da yabancı müsteşriklerin Atıf Hoca hakkında ki kanaatleri bizi onun idam edilişinin asıl gerekçesini ortaya çıkarmaktadır. Bir gün Amerikan elçiliğinden bir grup Atıf Hocayı ziyarete geliyor, ona İslâmiyet hakkında sualler yöneltiyor ve ayrılırken ihtiramların en taşkınını gösteriyor. Gruptan yaşlı bir Amerikalı Atıf Hocaya şöyle hitap ediyor: Keşke genç olsaydım da talebeniz sıfatıyle yanınızda kalsaydım. Sizden feyz alsaydım...

Dünyaca meşhur bir İtalyan müsteşriki de Şeyhülislâmlık kapısına baş vurarak bazı suallerine cevap istiyor. Onu Atıf Hocaya gönderiyorlar. Atıf Hocayla saatlerce görüşüp ilmine hayran kalan müsteşrikin sözleri:Ben Arap ve Hind illerini gezdim ve bir çok din âlimiyle görüştüm. Hiçbiri beni sizin kadar doyuramadı. Yıllardır fikrimi harmanlayan en karışık ve girift meseleleri siz çözdünüz. Her tarafa yayılan şöhretinizin ne kadar haklı olduğunu şimdi anlıyorum.

Japonya Büyük Elçisi Baron Uşida, İstanbul'a ayak basar basmaz, ilk iş olarak, resmî ziyaretlerinin peşinden, şöhreti Japonya'ya kadar erişen Atıf Hocayı ziyaret etmiş, onunla başbaşa saatler geçirmiş, ayrılırken de şöyle demiştir. Sizin gibi birkaç hoca daha olsaydı İslâmiyet bütün Doğuyu, bu arada da Japonya’yı fethederdi.

Bence Atıf Hocayı idama götüren gerçek sebep Onun İslam ümmetini yeniden toparlayıp Osmanlının yeniden dirilişini sağlayacağından korktukları içindir. Elbette "Frenk Mukallitliği ve Şapka" idam edilişi için uydurma bir sebeptir. Ancak gerçek sebep onun taşıdığı İslami değer ve taşıdığı konumdur.

26 ocak 1926 tarihinde Ankara istiklal mahkemesinde başkanlığını Kel Ali (Çetinkaya), üyeliklerini Kılıç Ali ve Reşit Galip tarafından Yargılanan: İskilipli Atıf Hoca Şapka Kanunu'ndan 1,5 yıl önce bastırılan ve Maarif Vekaleti tarafından ödüllendirilen "Frenk Mukallitliği ve Şapka" isimli kitabında irtica ve şapkaya muhalefetten dolayı hukuk geriye işletilerek idama mahkum edilmiştir.

7 Mart 1925 ten itibaren sadece 1 Yıllık süre ile halkın gönlünde taht kurmuş hocaların, ilim adamlarının halli için Ankara'da kurulan İstiklal mahkemesinde bir yıl içinde 256 dava sonuçlandırılmış ve 1669 sanık yargılanmıştır. Bunlardan başta İskilipli Atıf Hoca olmak üzere 128'i idam, 50 si sürgün toplam 669 sanıkta toplam 3000 yıl cezaya çarptırılmıştır.

İskilipli Hoca Atıf Türkiye Cumhuriyeti’nin yenilik ve ilerlemeye doğru attığı adımlara mani olmak, şapkaya muhalefet ve halkı isyan ve irticaa teşvik etmekten yargılanmasına rağmen; sağlığında İttihatçıların yaptığı iftiralar gibi bugün onların artıkları tarafından yapılan iftiralarla İskilipli Atıf hocanın İdamının; yazdığı "Frenk Mukallitliği ve Şapka" adlı kitabından dolayı değil de "Milli Mücadelenin karşısında duran İngiliz ve Yunan İşbirlikçisi" olmasından "Cumhuriyete, yeniliklere ve İnkılaplara" karşı çıkmaktan", İngiliz Muhipler Cemiyeti"ne üye olmaktan yargılanan vatan haini gibi takdim edilerek tarih yanıltılmaya çalışılmaktadır.

Oysaki İskilipli Atıf Hoca İzmir'in işgal edilmesine ilk karşı çıkan ve yurdun her sathında işgalcilere karşı mücadele verilmesi için hazırlanan beyannamenin altında imzası bulunan gerçek bir vatanperverdir. İngilizler tarafından Anadolu'nun işgaline direnen milislere karşı Teala-i İslam Cemiyetinin adı kullanılarak hazırlanan İngiliz ve Yunan uçaklarından atılan fetvaya karşı duran batı karşısında yenilmiş ve yenik düşmüş bir milletin ve medeniyetin iman ve İslam çizgisinde galibiyet arayan büyük mücadele adamıdır.

Bilindiği üzere İskilipli Atıf Hoca Teali-i İslam Cemiyeti’ne atfedilen ve Kuvay-ı Milliye aleyhine çıkarılan İngiliz ve Yunan uçaklarından atılan beyannameyi tekzip ettiğini ve cemiyetin bildirisine karşı çıktığını Vakit gazetesinde çıkan bir yazısı ile ispat ettiği bu konuda hakkında açılan dava ile ilgili Giresun'da yargılanıp, beraat ettiği halde 26 Aralık 1925’tarihinde arkadaşları ile beraber 13 kolluk kuvveti gözetiminde Ankara’ya götürülmüştür.

Şapka kanunun çıkarılmasından bir hafta öncesinde mahkeme salonuna şapka ile gelen birisini şapka giydiği için tekme tokat merdivenlerden yuvarlayan Ankara İstiklal Mahkemesi Reisi Kel Ali tarafından 26 Ocak 1926 Salı günü Savcı tarafından 3 yıl hapsinin istenmesine rağmen Atıf Hoca şapka kanununa muhalefet ettiği gerekçesiyle idama mahkum edilmiştir.

Bugün ülkemizde asker ve polislerin dışında sivil olarak hemen hemen hiç kimsenin giymediği 25 Kasım 1925 tarihinde çıkarılan “Şapka İktisası Hakkındaki Kanunun" hâlâ yürürlükte olması ve Anayasa'mızın güvencesi altında bir garabet olarak yürürlükte bulunmasının esbabı mucibesini anlamak mümkün değildir.

Şapkanın ana vatanı olan Avrupa'da bile hiç kimsenin rağbet etmediği şapka'nın giyilmesi neden bu kadar önemsenmiştir? Şapka'nın giyilmesi neden anayasal güvence altına alınmış, İskilipli Atıf hoca, Babaeskili Ali Rıza hoca gibi yüzlerce ilim adamının idamının gerçek yüzü şapka giymemek midir? Neden bir Müslüman'ın hayatı bir şapkadan ucuz daha sayılmıştır? Bütün bu acı gerçekleri bu milletin evlatlarının bilme hakkı yok mudur?

Özel olarak İslam alimlerini idam etme, hapse mahkum etme ve sürgüne gönderme amaçlı kurulan bu mahkemenin kurulması sorgulama ve yargılama usul ve esasları TBMM tarafından neden araştırılmaz ve soruşturulmaz?

Aradan 93 yıl geçmesine rağmen bu milletin imanlı evlatlarının yürekleri İskilipli Atıf Hocaya duyduğu muhabbetle çarpmaktadır. İskilipli Atıf Hocanın İsminin kendi memleketinde bir hastaneye verilmesi ve naşının İskilip'e getirilmesi elbette önemlidir. İvedilikle beklentimiz TBMM tarafından tıpkı Adnan Menderes ve arkadaşları gibi İskilipli Atıf Hocanın itibarının da iade edilmesidir. Fiilen yürürlükte olmayan "Şapka Kanunun" da resmen yürürlükten kaldırılmasıdır.

Hiç şüphesiz Atıf Hocanın yargılama süreci skandallar zinciri ve hukuk garabetleriyle doludur. 1. Skandal İskilipli Atıf Hoca’nın Şapka Kanunu’nun çıkmasından 1,5 yıl kadar önce bastırdığı kitapçıktan yargılanıp idama mahkûm edilmiş olması, 2. skandal ise bir gün önce Savcı Necip Ali’nin 3 yıl ağır hapis cezası istediği İskilipli Atıf Hoca’yı, mahkeme başkanının, son anda idama mahkûm etmiş olmasıdır. Böylece hem bir kanunun geçmişe doğru işletilmesi gibi temel bir hukuk kuralının ihlali, hem de savcının talebinden derece değil, mahiyet itibarıyla “farklı” bir ceza verilerek hukukun da katledilmesidir.

4 Şubat 1926 Perşembe günü Ulustaki eski Meclis binasının önüne kurulan idam sehpasında dimdik duran ve “Zalim ve katillerle elbette mahşer günü hesaplaşacağız.” diyerek şahadet şerbetini içen İskilipli Atıf Hoca'ya ve onunla birlikte idam edilen hocalarımıza Allah'tan rahmet diliyoruz. Onun kabrinin bulunmasında ve İskilipli hemşerilerine emanet edilmesinde büyük mücadele veren Hatay eski milletvekili Mehmet Sılay'a Onu bağırlarına basan İskiliplere teşekkür ediyorum.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mustafa Kır - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Haberler Ankara Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Haberler Ankara hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz


Şehir Markaları

1 yıllık yayın süresi ve makul bütçesi ile markanızı parlatın.

0 (312) 229 25 01
Reklam bilgi

Anket İş Hukuku'nda Zorunlu Arabuluculuk Nedir?