EKONOMİK ÇÖKÜŞÜN EŞİĞİNDEN ATLADIK !!

1939'dan itibaren başlayan dışa bağlanma süreci,Türkiye'yi bugünkü durumuna getirdi.

Mustafa Kemal, baştaekonomiolmak üzere, dil, inanç,kültür,siyaset ve daha bir çok alanda ulusal bağımsızlığın önemine vurgu yapmış ve Türk halkının bunu benimsemesi için mücadele etmiştir.

Türk ulusuna bıkmadan, her sözünde ve eyleminde bağımsızlığınne kadar önemli olduğunu, mutlaka korunması gerektiğini anlatmıştır.

Ülkenin bağımsızlığı, her şeyden önce ekonomik bağımsızlığı ile mümkündür.

Tarihimize baktığımızda çöküş nedenlerinin ekonomik olduğunu açıkca görüyoruz.

Bugün geldiğimiz noktada, büyük bir çöküş ve borçlanma eşiğini çoktan atladığımızın farkına varmalıyız.

Ne oldu da, bu durumlara geldik?

Neden ekonomik gücümüzü yitirdik, neden Cumhuriyet kazanımlarımıza sahip çıkamadık?

Tüm bu sorunlarımızı büyük öngörüsüyle, 2015 yılında yazdığı kitabında dile getiren değerli yazarımız,

Metin Aydoğan, şöyle anlatıyor;

''Cumhuriyetin ilk yirmi yılında bağımlılık doğuracak dış borç almayan, üstelik Osmanlıdan devralınan Düyunu U-mumiye borçlarını ödeyen Türkiye, bugün yeniden büyük bir borç yükü altındadır.

Dış borç artışı doğal olarak, içerde borçlanmayı getirdi. Özaldönemine dek, Türkiye'nin iç borcu yoktu. 2000 yılında iç borç 36 katrilyon liraydı. Bu borç, 2001-2005 arasındaki dört yıllık dönemde, yüzde 624 artarak 224,5 katrilyon liraya çıktı. Türkiye'nin 2005 yılında, iç-dış toplam 323,9 milyar dolar borca ulaştı. Türkiye bugün, IMF'den "uyum kredisi" alan 137 ülke içinde, "en çok borcu" olan ülkeler sıralamasında birinci sırada bulunuyor.(2015)

Türkiye'ye 2001 yılında, "En iyi koşullarda borç bulan ülke" ödülü verdi. Hazine MüsteşarıSelçuk Demiralpve yardımcısıAydın KaraözLondra'ya giderek bu ödülü aldılar. Osmanlı İmparatorluğu ilk dış borcu 1854 yılında aldı ve yirmi iki yıl gibi kısa bir süre sonra 1876'da, dış borç toplamı bütçe gelirlerinin yüzde 76.5'ini oluşturuyordu. Daha sonra, borç faizlerini bile ödeyemez duruma düştü ve iflasını ilan etti.

Dünya Bankası, Ağustos 2002'de "Küresel Araştırma Raporu" adıyla bir araştırma yayınladı. Araştırmada, Türkiye'de nüfusun yüzde 18'inin (12 milyon kişi) "yoksulluk sınırının" altında yaşadığı ve günde 2 dolardan az bir parayla geçindiği belirtiliyordu

Türk halkının yoksullaşması yeni bir olay değildir ve yoksullaşma kronik bir sorun haline gelerek, 1980'den beri sürmektedir. Yeni olan, yoksullaşmanın toplumsal bir "felaket" haline gelerek yayılması ve yoğunlaşmasıdır. Dünya Bankası Raporu, gelir dağılımı ve kişi başına düşen ulusal gelir konusunda da bilgi veriyor ve Türkiye'de gelir dağılımının, aşırı bir dengesizlik içinde bulunduğunu saptıyo

"Küresel Araştırma Raporuyla" halkın yoksullaşma düzeyini açıklayan Dünya Bankası, Türkiye'de, "Sosyal Riski Azaltma Projesi" adıyla yoksullara "yardım" yapmaya karar verdi. Borç olarak verilmesine karşın "hibe" gibi gösterilen bu "yardımın" bir bölümü, kişi başına 50 milyon lira olarak belirlendi ve bu para, insanlar sokak ortalarında kuyruklara sokularak dağıtıldı. IMF programlarının yoğunlaştığı 1999 ve özellikle de "Güçlü Ekonomiye Geçiş" programının uygulandığı 2001 başından sonra Türkiye, ağır bir sosyal yıkım ve ekonomik çöküş yaşadı. Toplumsal yapıyı ayakta tutan kamusal sistemin, işlemez hale getirilmediği hemen hiçbir kurumu kalmadı. Birkaç yıl içinde sağlanan bozulma, belki de onlarca yıl yerine getirilemeyecek düzeydeydi. 15 bin fabrika ve imalathane 500 bin KOBİ kapandı.Borçlu kalmaktan hiç hoşlanmayan Türk halkının, bankalara olan kredi kartı borcu, 2004 yılında 793 trilyon liraya ulaştı.Küçük işletme sahipleri, ücretliler, köylüler ve elbette işsizler, çaresizlik içinde yalnızca yaşamlarını sürdürmeye çalışıyor. Sosyal dengeler hızla bozuluyor. Adalet Bakanlığı verilerine göre, Türkiye'de yaşayan ailelerin yarısı icra takibine uğramış. Uzmanlar, borcuna sadık Türk toplumunun yoksulluk nedeniyle, geleneksel değerlerini yitirmekte olduğunu belirtiyorlar.

Avrupa Birliği'nin köylü nüfusu azaltma isteğine uygun olarak, köylüler devlet hizmeti götürülmeyerek göçe zorlanıyor. Bu nedenle, köylüler başta olmak üzere, halka hizmet götüren devlet örgütleri, teker teker kapatılıyor. Bu kurumlardan bazıları şunlardı;

*Köy Hizmetleri: Urfa, Malatya, Eskişehir, Kastamonu, Konya, Sivas.

*Toprak Mahsulleri Ofisi: Bandırma, Gaziantep.

*Karayolları:İstanbul, Kars.

*TCDD: İstanbul, Ankara, İzmir, Sivas, Malatya, Adana, Afyon (Bölge Müdlk. tümü);

*DLH: Bartın, Şanlıurfa, Erzurum, Sivas.

*Meteoroloji Genel Müdürlüğü: Balıkesir, Zonguldak, Eskişehir, Isparta, Trabzon, Şanlıurfa, Malatya.

*Denizcilik Müsteşarlığı: Çanakkale, Antalya, Samsun;

*TPAO: Batman, Adıyaman, Trakya.

*Türkiye Kömür İşletmeleri: 8 Bölge Müdürlüğünün tümü.

*Emekli Sandığı: İstanbul (2), İzmir, Bursa, Adana, Erzurum, Diyarbakır, Samsun, Afyon.

*Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğü ise, 59. AKP Hükümeti tarafından 2005 başında tümüyle kapatıldı.

*SSK Genel Müdürlüğü Sağlık Bakanlığı'na devir adıyla kapatıldı.

*Türkiye'yi kağıtta dışa bağımlılıktan kurtaran SEKA'nın tümden kapatılmasına karar verildi.

*Telekom'un satışı hazırlandı, TÜPRAŞ satıldı, ancak yargıdan döndü, TEKEL'in alkollü içkiler bölümü satıldı, "altın yumurtlayan tavuk" konumundaki sigara fabrikaları satışa çıkarıldı.

*Ekonomik çözülme, yönetim bozulmasına ve ulus devlet işleyişinin dağılmasına yol açıyor; dış karışmayı arttırıyor. *Türkiye bugün, dışardan yönetilen ya da dış isteklere göre hareket eden bir ülke haline gelmiştir.

*Yürütme, yasama hatta yargının aldığı kritik kararlarda belirleyici ölçüt, ülke ve halkın çıkarlarından çok, Washington ya da Brüksel'in istekleridir.

*Kuzey Irak ve Kıbrıs'a yönelik politikalar, ulusal hakların savunulmasına değil, ödün vermeye dayanıyor.

*AB'ne uyum adı altında Ceza Yasası değiştirildi.

*Terör ve kaçakçılık suçları dahil, geniş kapsamlı af çıkarıldı.

*Polis iş yapamaz hale getirildi. Teröre karşı mücadele eden komutanların, yargılanmasından söz ediliyor.

*GAP Bölgesi başta olmak üzere, birçok yerde yabancılara toprak satıldı.

*GAP Yönetimi AB'nin isteğiyle dağıtılıyor.

*Misyonerlik çalışmaları hiçbir kural ve denetime bağlı olmadan özgürce sürüyor.

*Türk insanı, kaygı ve üzüntü içinde, gençler geleceğe umutla bakamıyor.

*Bütçeler, iktidar gücünü elinde bulunduranların, siyasi-ekonomik önceliklerini, bağlı olarak devletin niteliğini ortaya koyan belgelerdir. Yalnızca mali yapıyı ilgilendiren teknik çalışmalar gibi görünürler, ancak her biri sayılarla ifade edilen politik yaklaşımların ve yönetim anlayışına biçim veren ideolojik yapılanmanın ürünüdürler.Yönetim biçimine doğrudan yansıyan önceden belirlenmiş amaçları, toplumsal gelirin kullanımını belirleyen öncelikleridir.

Ne Yapılmalı?

Mustafa Kemal Atatürk 28 Aralık 1920'de şunları söylüyordu: "Bir ulus varlığını ve haklarını korumak yolunda bütün gücü, bütün görünür görünmez güçleriyle ayaklanarak karara varmış olmazsa; bir ulus yalnız kendi gücüne dayanarak varlığını ve bağımsızlığını sağlayamazsa, şunun, bunun oyuncağı olmaktan kurtulamaz."

Atatürk, 80 yıl önceden sanki bugünün Türkiyesini anlatıyor.

Çok yönlü zenginliklere sahip koskoca bir ülke bağımsızlığını yitirerek, bugün gerçekten "şunun bunun oyuncağı" durumuna düştü. OysaMustafa Kemal'in önderliğinde aynı durumdan kendini kurtarmış ve ulusal varlığını, ağır bir bedel ödeyerek kazandığı, bağımsızlık savaşı üzerine oturtmuştu. Kemalist Devrim Türkiye'de derinliği olan anti-emperyalist birikim sağlamıştı.

Günümüzdeki tüm olumsuz koşullara ve bütün görünür görünmez bozulmalara karşın bu birikim, Türk ulusu içinde yaşamaktadır. "Kendi gücüne güvenmek" Türklerin tarihten gelen doğal bir niteliğidir; bu güç, bilince çıkarılmayı ve harekete geçirilmeyi beklemektedir. Bu yapılmalıdır. Türk halkında her zaman var olan direnme gücü ve ortak duygu halinde varlığını sürdüren özgürlükçü anlayış, örgütlü bir ulusal hareket haline getirilerek, bağımsızlık yolunda mücadeleye sokulmalıdır.

''Türk ulusu uzun süre, yabancıların belirlediği sınırlar içinde yaşamaya katlanamaz.''

*Çıkış yolunu bulacak ve önderlerini kendi içinden çıkaracaktır.

*Tüm olumsuzluklara karşın, yeniden tam bağımsız olacaktır.

*Türkiye'de siyaset; çıkar sağlamanın, makam ve ün elde etmenin, yabancılaşmanın aracı olmaktan çıkacak, halk ve ulus yararına verilen bir mücadele haline gelecektir.

*Türk halkı bu mücadeleye hazırdır ve kendisine öncülük edecek ulusal bir hareket beklemektedir.

*Bu hareketi, ulusçu aydınlar yaratacak ve halkı ulusal hedeflerde örgütleyecektir.

*Bu işe giriştiklerinde güçlü bir halk desteğiyle karşılaşacaklardır.

*Çünkü halkın yaşamdan gelen gereksinimleri, böyle bir eylemi gerekli kılmaktadır.

*Bu eylem, halka dayandığı için, içten ya da dıştan, hiçbir güç tarafından yenilemeyecektir.Mustafa Kemal'in yaptığı yapılmalı, Türk halkı kendi kaynaklarına dayanarak emperyalizme karşı örgütlenmelidir. Herkes, ulusal haklar için, yani kendi geleceği için, konumuna ve gücüne uygun düşen bir çaba içine girmelidir. Herkesin ülkesine karşı yapabileceği bir şey vardır. Haklarına ve geleceklerine sahip çıkıp mücadele etmeyenler, özgür olamazlar. Bu gerçek kavranmak, gereği yapılmalıdır. Ulusal bağımsızlığın korunarak halkın gönencinin sağlanması, örgütlü olmaktan ve mücadele etmekten geçer.Mustafa Kemal Atatürk'ün şu sözleri hiç unutulmamalıdır: "Bir milletin yüzü gülüyorsa o millet mutludur. Bir ülkede yüzü gülmeyen insanlar çoğunlukta ise, o ülkenin yöneticilerini değiştirmek gerekli olmuş demektir."

Yararlanılan kaynak;

Metin Aydoğan // TÜRKİYE ÜZERİNE NOTLAR 1919-2015

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Ebru Oğuzhan Yeter - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Haberler Ankara Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Haberler Ankara hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz


Şehir Markaları

1 yıllık yayın süresi ve makul bütçesi ile markanızı parlatın.

0 (312) 995 05 01
Reklam bilgi

Anket Ankaragücü Yılın Başarılı Futbolcusunu Taraftar oylarıyla belirliyoruz.