DOĞU'NUN BATIŞI BATI'NIN DOĞUŞU

Hangi konularda güçlü hangilerinde zayıf olduğunuzu hiç düşündünüz mü? Her şey çok iyi giderken ufak bir zayıflığınızın her şeyi nasılda kabusa çevirdiğine tanık olmuşsunuzdur. Dolayısıyla bu sizin en zayıf halkanızdır ve o kadar güçlüsünüzdür. Bu zayıflıkları sürevle (zamanla) güçlü kılmaya çalışmak ise en güzel davranışlardan biri olmakla beraber kendinize de yaptığınız en güzel yatırımlardan birisidir. Sizi hem geleceğe hazırlar hem de özgüveninizi yerine getirir hem de ayaklarınızı sağlam basmanızı sağlar.

Peki hiç Türkiye'nin güçlü ve zayıf yönlerini düşündünüz mü? Kiminin evet, kimininse hayır yanıtı verdiğini duyar gibiyim. Taşı toprağı bereketli, kalbinde büyük acıları ve büyük zaferleri barındıran, doğusundan batısına, güneyinden kuzeyine gidildikçe ayrı ayrı güzelliklere ev sahipliği yapan, Türk bodununun (milletinin) ana yurdu olan Türkiye topraklarının da güçlü ve zayıf yönleri var, evet. Tıpkı senin, benim, onun olduğu gibi. Durum böyle olunca da zayıf halka güçlü halkaları etkiliyor. Şuan ki durumda güçlü halka batı iken, zayıf halka doğu oluyor. Aslında her bölge kendi içinde de güçlü ve zayıf yönlere sahip ama genel dağılıma bakınca durum bu.

Peki aynı düzlemdeki bu iki uç nasıl oluyor da birbirinin sonunu ya da devamını getirebilir. Doğunun batışı ile batının doğuşu nasıl oluyor?

Önce her iki bölgenin de güçlü yanlarından bahsetmek istiyorum. Bilindiği gibi batının gerek okuma oranı, iş olanakları, yaşam şartlarının çeşitliliği, sanayileşmesi, yatırımların sayısı bg. olanakların çok olması ve her gün daha da artması, burayı güçlü ve çekici kılmaktadır. Nüfusun batıda yoğun olması da büyük şehirlerin çokluğunu buraya taşımıştır. Doğunun güçlü yanlarına gelirsek, doğudan gelen ve de gelebilecek yeni tehditlere karşı bir süzgeç olması, yaşayanların sıcakkanlı ve daha insancıl olması, gelenek ve göreneklerine bağlı olması ve kalması, tarımsal bölge ve hayvancılık açısından zengin olması, doğa güzelliklerini ve geçmişin derin izlerini barındırması bg. sayılabilir.

Dikkat ettiyseniz baskın özellikleri arasında birbiriyle kesişen pek bir nokta yok. Devam edelim.

Batının zayıf yönüne gelince, insanların birbirine karşı daha temkinli olması, komşusunun kapısını daha az çalması, her şeyde bir karşılık ya da bedel gözetmesi, ülkenin doğusunu sırtında taşıdığını sanması, alçak görmesi, doğuyu kaderine terketmesi, yatırım yapmaması, tatil için yalnızca deniz kenarına gidilir sanması bg. daha pek çoğu sayılabilir. ( Burada yazılanlar batıyı yermek için değil, bazı şeylerin ayırdına varılması için genel olarak yazılmıştır. %100 bu şekildedir değil. Lütfen yanlış anlaşılmasın.) Doğunun zayıf yönlerine gelirsek, okuma oranının düşük olması, yeterince iş gücünün oluşturulmaması, göç vermeye zorunlu hissetmeleri, batıyı gözlerinde büyütüp kendilerini küçümsemeleri, hayatın yalnızca batıda yaşanabileceğini sanması, herkesin doğuyu soğuk bulduğunu sanması bg. sayılabilir. (Yine burada bir yerme değil, bilinçlenmeye vurgu yapılmıştır.) Güneyi ve kuzeyi ayrı değerlendirmiyorum. Genel itibariyle Sinop'tan Hatay'a bir çizgi çekildiğini düşünürsek solun batı, sağın doğu olduğunu varsaydım.

Şimdi, gelelim Türkiye'nin bu güçlü ve zayıf yönlerinin genel etkisine. Eğer ki böyle gidersek, yani iki uç birbirine sırtını dönüp, ilgilenmeden, bir süre sonra doğunun batışına tanıklık etmiş olacağız. Çünkü yeterince önem verilmediği açıktır. Bunu gerek ekranlardan gerek betiklerden (kitaplardan), gerekse gidip gelmelerden biliyoruz. Doğunun koşullarıyla batının koşullarını harmanlayıp, her iki yakanın da zayıflıklarını güçlü duruma getirmeliyiz. Toplum olarak başta bunu yapmalı, yapmaya özen göstermeliyiz. Ve eğer, doğu batarsa, batı da batar. Bu unutulmamalı. Bir zincir zayıf halkasından koparsa, güçlü olanlar da artık iş göremez duruma gelir. Doğu için gerekli iş gücünün sağlanması, yaşam koşullarının iyileştirilmesi, a'dan z'ye eksikliklerinin tamamlamaya başlanmasına bir an önce geçilmeli. Oradaki insanları bir görseniz, ne kadar sıcak, yardımsever, ikramı bol, gelişmeye açık, en ufak bir yatırımda, ziyarette gözlerindeki parıltıyı bir görseniz, bunca süredir orayı kaderine terkettiğinize yanarsınız.

Ve eğer ki batıyı doğuyla harmanlarsanız, bu kez de batının yeniden doğuşuna tanıklık edeceğizdir. Hangi bakımdan derseniz, daha yardımsever, insancıl, yalnızca mantığıyla değil kalbiyle de hareket edilebileceğini, karşıdakine yalın, beklentisiz yaklaşılabileceğini, ülkenin iki ucu arasında rahatça gidilmeye başladığını, tüm halkın birbiriyle kaynaşıp, gelenek ve göreneklerin iyice sağlamlaştığını ve dahasını görebileceğiz. Batının ruhu doğu iken, doğunun bedeni batıdır. Biri olmadan diğeri yeryüzünde yaşayamaz.

Bu söylediklerim elbetteki bir anda olacak değil ve de burada yazılanlarla sınırlı da değil. Sizleri sıkmamak adına kısa tutmaya çalıştım ancak o kadar söylenecek, irdelenecek, gözler önüne serecek durum var ki, sanırım betik yazmak gerek bunu anlatmak için. Ne olursa olsun, yakın sürevde doğuya gitmiş biri olarak, ki bu geçen hafta idi, eve dönerken hem sevinçli hem hüzünlü ayrıldım diyebilirim. Ne batı doğuyu ne de doğu batıyı tam anlamıyla anlamış, bilmiş, hissetmiş değil. Umarım ki çok geç olmadan, batışları değil doğuşları gördüğümüz bir ülkeye sahip olarak geleceğe ilerleriz. Benim umudum ve duam bu yönde. Biliyorum ki sizlerin de öyle. Ancak eylemde bulunmak da gerekiyor. Atacağımız her adım, bize sağlıklı nesiller olarak geri dönecektir. Gücümüz bunu başarmaya yeter de artar bile. Büyük küçük demeden bir adım atın. Sen yeter ki iste. :)

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Tolga Ziyagil - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Haberler Ankara Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Haberler Ankara hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.