LANETLİ-BÖLÜCÜ-AMERİKANCI Y.ANAYASA-BAŞKANLIK-(3)

A’DAN Z’YE 4 BÖLÜM-3/4

Yüce Türk Milletim;

Ben “KURTARICIMIZ, Vatan-Millet-Devlet-Cumhuriyet KURUCUMUZ, ATATÜRK’ün Askeri, Yüce TÜRK Milleti’nin bir ferdi” olduğum için, hep“Yüce Türk Milletim” derim; bunu “Dinci(Cemaatçi-Tarikatçı Allah İle Aldatanlar)-Gerici-Bölücü-Emperyalist” oraya-buraya çekip asil milletimizi kandırmaya-ayrıştırmaya çalışır!..

Hâlbuki doğrusu budur! Ve tüm halkımızın-aydınlarımızın-vekillerimizin-tüm siyasi ve resmi yetkili ağızların her adımda gururla haykırması gerekendir “Yüce Türk Milleti” sözü!

Atatürk’ün kendi el yazısı ile “Türk Milleti” tanımı:

“Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Türkiye halkına Türk Milleti denir.’’(1)

Bunun anlamı şudur:

Türkiye Cumhuriyetini kuran, kaderlerini isteyerek, Türk milletine bağlayan,din, dil, ırk, mezhep farkı gözetmeksizin, Türkiye halkına Türk Milleti denir.

Ben bu yüzden hep gururla-onurla-aşkla “Yüce Türk Milletim” derim;ve anlar-duyar-görür-hisseder beni kutsal vatanımızda, kaderlerini isteyerek Türk milletine bağlayıp bu kutsal topraklar benimde vatanım diye yaşayan din, dil, ırk, mezhep farkı gözetmeksizin herkes!..

Yüce Türk Milletim “LANETLİ-BÖLÜCÜ-AMERİKANCI Y.ANAYASA-BAŞKANLIK” rejim değişikliğine, “tüm satın alınamayan-dürüst-namuslu-vatansever yüce milletimizin” hemfikir olduğu gibi ben de “#HAYIR” diyor, daha önce yazdığımı yine yineliyorum!..

“(…)

Yüce Türk Milleti, tarihte, yaratıcının değil yaratılanın kulu olmayı hiçbir zaman kabullenemedi. (KUR’AN-İSLAM’ da yalnızca yaratıcının kulu olmamızı emreder) Üstüne birde kabullenemediği bu insan, düşmana bir tokat bile atmadan onunla işbirliği yapıp;

‘’Anadolu’daki Türk egemenliğinin canice-adice-kalleşçe-haince öldürülüp yok edilmesi anlamına gelen

__‘SEVR KEFENİ’ ni__ giydirmeye kalkınca!’’

Ben ezelden beridir hür yaşadım, hür yaşarım;

Hangi çılgın bana zincir vuracakmış? Şaşarım!

Kükremiş sel gibiyim, bendimi çiğner, aşarım.

Yırtarım dağları, enginlere sığmam, taşarım.

Diye kükreyen yüce Türk Milleti,helal süt emmiş çocuğu-genci-yaşlısı-kadını-erkeği ile bir oldu, iri oldu, diri oldu, birlik-dirlik-beraberlik içinde ‘’Kurtarıcı NUH,Mustafa Kemal’e sarılıp,Kuvayı Milliye oldular.’’ İç-dış yedi düveli, dünyadaki kanlı-yok edici emperyalizmi dünyada ilk defa inlete inlete, çivi gibi çaka çaka, diz çöktürdüler!

Ve tüm dünyadaki mazlum milletlere en büyük ışık olurken bizlere de bugünkü olabileceğinin en yüksek yüceliğine sahip, güneş gibi aydınlık, her karışı kahraman şehit-gazi kanlarıyla sulanarak/kutsanarak yeşertilmiş bir kutsal ‘’Vatan-Bayrak-Millet’’ emanet bıraktılar!

Yine bugün ATATÜRK ve yüce Türk Milleti’nin diz çöktürdüğü kanlı-emperyalizm, unutamadığı-kin ve nefretle-lanetle-irin akıta akıta beslediği o günkü öcünü almak istiyor;

Bunun için bir zaman makinası yapmış ve bizleri yarım asırdır uğraşa uğraşa 1920’ye tekrar götürmeye çalışmış ve başarılı da olmuştur! O tarihte ne neyse,tüm şartları-kişileri-olayları aynı hale getirmiştir!

‘’Ama Katil ‘AMERİKA’nın-‘AB’nin ’EVETÇİLERİN’ ve ‘İç-Dış Yedi Düvelin’ bilmediği bir şey var!!!’’

Unutmayınız! 1920’de karşınızda kim varsa bugünde ve ilelebet karşınızda aynı;

‘’HAYIRCI’’ Kükreyen yüce Türk Milleti var!!!

UYARIYORUZ-UYARIYORUZ!!!

Yine yeniden helal süt emmiş çocuğu-genci-yaşlısı-kadını-erkeği ile bir oluruz, iri oluruz, diri oluruz, birlik-dirlik-beraberlik içinde ‘’Kurtarıcı NUH, Mustafa Kemaller olur, Kuvayı Milliye’ yi kurarız’’

‘’Ve tekrar tekrar inim inim inletir, çivi gibi çakarız!!!’’

(…)”

Kutsal vatan-bayrak-millet, kahraman şehit-gazilerimize olan can-kan-vefa borcumuz için yüce milletimizi bilgilendirmek amacıyla bir yazı yazmak istedim. Sonra bir baktım ki bu öyle basit gelişigüzel bir yazı olamazdı. Bir savunma/varoluş destanlarımız olan, “ÇANAKKALE ve KURTULUŞ” un değişik bir versiyonuydu bu alçaklık!!!

Sonra başladım araştırmaya…

Bu sırada vatanımızın “vatani-seslerinden” olup “vatani-mücadele” verenlerimizden Gülay SERTDEMİREL-Radyo Tucu’ da canlı yayında bu konularda yüce milletimizi bilgilendirmemiz/bilinçlendirmemiz gerektiğini söylüyordu ve bir çalışma yapılmalı o çalışmayı referanduma kadar her gün okumalıyız/aşılamalıyız diyordu. Birden bu görevi bana teklif etti. Ve ben canlı yayında bu görevi gururla kabul ettim. İş daha da büyümüş daha da ciddiyet kazanmıştı artık. 1 Hafta aralıksız gece-gündüz yetebildiğim-yetişebildiğim kadar güvenilir -gerekli –yeterli-ilgili gördüğüm her kaynağı-aydını-kurum ve kuruluşu-medyayı taradım ve bilmeyerek unuttuklarım/görmediklerim olabilmekle birlikte nihayet sonuçlandırdım. Uzun bir araştırma-çalışma olduğu için “4 ayrı bölüm” yaptım, aynen olduğu gibi hiçbir değişiklik yapmadan, kendi yorumlarımı katmadan derledim ve huzurunuza sundum, canım milletim. Yeterli mi? “4 değil, 4444 bölüm olsa bu ihaneti anlatmaya yine yetmez/yeterli gelmez!!!” Cennet vatanımıza-bayrağımıza-milletimize, kahraman şehit ve gazilerimize olan borç okyanusuna bir nokta-bir damla kadar faydam(ız) dokunabiliyorsa ne mutlu bana/bize!..

1.Bölüm: “MADDE MADDE ANALİZ”

2.Bölüm: “Vatani-Karanlığı Parçalayan Türk-Atatürk-Cumhuriyet Çınarlarımız-Kurum Ve Kuruluşlarımızın Bilgi Ve Yorumları”

3.Bölüm: “YALANLAR/YALANCILAR/’U’ DÖNÜŞLÜ EVETÇİLER”

4.Bölüm: “EVET ÇIKARSA OLACAK FELAKETLER! VE NE YAPMALIYIZ?”

Şimdi 3.Bölüm:

“LANETLİ-BÖLÜCÜ-AMERİKANCI Y.ANAYASA-BAŞKANLIK”

YALANLAR/YALANCILAR/”U” DÖNÜŞLÜ “EVETÇİLER”

1-) Yılmaz ÖZDİL-“Al Sana Anket”-28 Ocak 2017

Başkan seçilecek. Sene 1936…

Demokrat partili Roosevelt ile Cumhuriyetçi partili Landon yarışıyor.

ABD'nin o tarihte en çok satan dergisi, bir milyondan fazla tirajı olan Literary Digest, kamuoyu araştırması yapmaya karar veriyor.

Öyle bir yöntem uygulayalım ki, kimseye hak geçmesin, adaletli olsun diye düşünüyorlar. Açıyorlar telefon rehberini ve ehliyet sahiplerinin listesini… Rehberde ve ehliyet listesinde yer alan vatandaşların adreslerine, istisnasız tek tek, sembolik oy pusulası gönderiyorlar.

Kaç kişiye gönderiyorlar?

10 milyon kişiye…

Bir de not ilave ediyorlar, “lütfen oyunuzu işaretleyin, postaneden bize gönderin, gönderme işleminiz tamamen ücretsiz olacak, tüm masrafı biz karşılayacağız” diyorlar.

Beklenenin çok üzerinde katılım oluyor, dörtte biri geri geliyor.

2 milyon 400 bin kişi, bu anket için oy kullanıyor, postalıyor.

Sonuç ne çıkıyor? Yüzde 59 Landon. Yüzde 41 Roosevelt çıkıyor.

Dergi, sonuçları resmen açıklıyor.

Landon “tamamdır bu iş” diyerek, şişine şişine gezinmeye başlıyor.

Ardından seçim oluyor. Gerçek seçim. a-aaa!

Roosevelt yüzde 61.

Landon yüzde 39 çıkıyor.

Landon kös kös evine gidiyor.

Roosevelt Beyaz Saray'a gidiyor.

Peki neden böyle oluyor?

Neden tam tersi çıkıyor?

Sosyal bilimciler inceliyor…

Şu yoruma varıyorlar.

O dönemde büyük bunalım'ın etkileri sürüyor, ekonomik kriz, işsizlik, adaletsiz gelir dağılımı ülkeye kan kusturuyor. Bu kriz ortamında otomobil ve telefon sahibi olanlar, tuzu kuru olanlar… Cukkası sağlam olan bu mutlu azınlıkta “komünizm fobisi” var, kızıllar iktidara gelecek diye ödleri kopuyor, bu korku yüzünden sermayenin partisine sarılıyorlar, Landon'a oy veriyorlar. Literary Digest'ın hemen hemen hiç ulaşamadığı garibanlar ise, oylarını komple Roosevelt'e veriyor. Böylece, anket rezaleti meydana geliyor.

Bu fiyasko, kısaca “kamuoyu yoklaması” denilen bilimdalının yeniden şekillenmesine yol açıyor. Gerçek sonucu bulabilmek için kaç kişiye sorduğun değil, nerelerde ve kimlere sorduğun önemli hale geliyor.

Ve, bu fiyaskonun asıl “tarihi sonucu” ne oluyor biliyor musunuz?

O dergi artık yok!

Kaş yapayım derken göz çıkaran, en ufak bir kötü niyeti olmamasına rağmen millete yanlış sonuç veren, seçmen tercihlerini manüple etmiş durumuna düşen dergi, kapısına kilit vuruyor, kapanıyor.

Aslına bakarsanız, kapanmaktan başka çaresi kalmıyor. Çünkü, bir milyondan fazla tirajı varken, gümbür gümbür çakılıyor, insanlar bir daha o dergiyi satın almıyor, elini bile sürmüyor.

E bize bakıyoruz…

Palavracılığı tescilli anketçiler, yalancılığı tescilli televizyonlarda boy göstermeye devam ediyor. Hiç utanmadan, aslında hiç yapılmayan anketlerin, aslında varolmayan sonuçlarını, sanki kesin bilgiymiş gibi anlatıyorlar. İnsanlar kazanmaktan umudu kessin, nasıl olsa gene sonuç değişmeyecek diye düşünüp, sandığa gitmesinler diye, her türlü haysiyetsizliği yapıyorlar.

Dolayısıyla, bu referandumun tercihlerinden biri de budur.

Ahlaksız medyaya…

Yetmez ama evet mi?

Yetti gari hayır mı?(2)

2-) Yılmaz ÖZDİL”Pranga”-25 Ocak 2017

Rejim değişiyor diye havaya giren Akp'nin kadın milletvekili, “100 yıllık prangadan kurtuluyoruz” dedi.

Pranga öyle mi? Satı kadın mesela…

Tee 1935'te TBMM'ye seçilen ilk kadın milletvekillerinden biriydi. Gazi eşiydi. Beş çocuk annesiydi. Kazan'ı Kahramankazan yaptılar ya… İşte o Kahramankazan'ın muhtarıydı! Seçimlerden kısa süre önce Mustafa Kemal'le tanışmış, kendi elleriyle ayran ikram etmişti. Sohbet sırasında muhtar olduğunu öğrenince “kaç doğumlusun?” diye sormuştu Atatürk… Satı o sırada 44 yaşındaydı, 1890 doğumluydu ama, “19 Mayıs 1919'da doğdum” cevabını verdi. Nasıl yani demeye kalmadan devam etti, “O tarihten evvel yaşamıyordum!”

Akpli kadın vekilin “pranga” dediği… İşte bu şuurdur.

Fatma Seher Erden… Şehit eşiydi. Sivas kongresine gitti, yolunu gözledi, simsiyah atının üstünde, simsiyah elbiseler içinde, simsiyah çizmeleri ve simsiyah tüfeğiyle, Mustafa Kemal'in önüne dikildi, “bana iş ver” dedi. Bu esmer tenli, gözü kara kadının görev pusulasını bizzat imzalayan Mustafa Kemal, tarihi sıfatını da bizzat taktı, “Kara Fatma” dedi. Aralarında kendi kızının da bulunduğu, neredeyse tamamı kadınlardan oluşan 300 kişilik birliği vardı. İnönü'de Sakarya'da Dumlupınar'da vuruştu, yaralandı, bir ara esir bile düştü, kaçmayı başardı, Ege dağlarında çarpıştı, 9 Eylül'de İzmir'e ilk giren süvarilerimizin arasındaydı. İstiklal madalyası aldı. Onbaşı olarak başladı, üsteğmen olarak emekliye ayrıldı. Maaşını hiç almadı, Kızılay'a bağışladı. Dara düştü, kimseye haber etmedi. Galata'daki Rus manastırına sığındı, tesadüfen farkedildi, madalyam bana yeter demesine rağmen, zorla maaş bağlandı, Darülaceze'de vefat etti.

Akp'nin Erzurum milletvekili olan kadın “bu topraklara pranga vuruldu” diyor ama… Bu toprakları özgürleştirmek için canını ortaya koyan Türkiye'nin ilk kadın subayı Kara Fatma, Erzurumlu'ydu.

Bademlerin yere göğe sığdıramadığı Abdülhamid'in 16 eşi vardı. TBMM'de anma töreni yaptıkları Abdülmecid'in 22 eşi vardı. Atatürk hakkında idam fermanı yazan, İngiliz gemisinin ambarına saklanarak kaçan zat-ı şahane Vahdettin'in altı eşi vardı. 1926'da… Zehra Say medeni kanunla evlenen, Türkiye'nin resmi nikahlı ilk kadını oldu.

Suat Berk ilk kadın hakimimiz, Nebahat Sarıyal ilk kadın savcımız, Süreyya Ağaoğlu ilk kadın avukatımız oldu, 1925'te… Ferdane Bozdoğan ilk kadın diş hekimimiz oldu, 1924'te… Esma Deniz ilk diplomalı hemşiremiz oldu, 1924'te… Kamile Şevki Mutlu ilk kadın tıp profesörümüz oldu, 1935'te… Kadınlarımızın değil insanlarla ilgilenmesi, hayvanlarla ilgilenmesi bile yasaktı, Sabire Aydemir ilk kadın veteriner hekimimiz oldu, 1937'de… Nüzhet Gökdoğan ilk kadın gökbilimcimiz, ilk kadın dekanımız, 1933… Gül Eser ilk kadın muhtarımız, 1933… Herifler bugün bile hâlâ kadınların gülmesine, kahkaha atmasına tahammül edemiyor ama, Selma Emiroğlu ilk kadın karikatüristimiz oldu, 1943'te.

Afife İpek ilk kadın zabıtamız 1952, Akp'li kadın vekil üzülecek ama, ilk kadın zabıtamız Erzurum belediyesinde görev yapıyordu. Jale İnan ilk kadın arkeoloğumuz 1943, Feriha Saner ilk kadın emniyet müdürümüz 1953, Tülin Tepedeldiren ilk kadın komando subayımız 1999, Seher Aytaç ilk kadın makinistimiz 1990, Lale Orta ilk kadın futbol hakemimiz 1986, Türkan Akyol ilk kadın bakanımız 1971, Tansu Çiller ilk kadın başbakanımız 1993, Özlem Bozkurt ilk kadın kaymakamımız 1992, Lale Aytaman ilk kadın valimiz 1991, Müfide İlhan ilk kadın şehir belediye başkanımız 1950, Filiz Dinçmen ilk kadın büyükelçimiz 1982, Fürüzan İkincioğulları ilk kadın Danıştay başkanımız 1994… Yüksek yargı üyesi ilk kadınımız Melahat Ruacan, sadece Türkiye'nin değil, dünyanın ilk Yargıtay hakimi oldu, 1945'te.

Bedriye Tahir Gökmen ilk kadın pilotumuz oldu 1933'te, Sabiha Gökçen ilk kadın savaş pilotumuz oldu 1937'de, Semiha Es dünyanın ilk kadın savaş muhabiri unvanı kazandı, 1950'de… Leman Bozkurt Altınçekiç sadece Türkiye'nin değil, NATO'nun ilk kadın jet pilotu oldu, 1958'de… Adile Tuğrul, Mualla Bayülken, Münevver Erdoğdu, Nermin Şen ilk hosteslerimiz 1946, Yıldız Uçman ilk kadın paraşütçümüz 1935, Dilhan Eryurt NASA'da görev yapan ilk Türk kadını 1961.

Feriha Tevfik ilk Türkiye güzelimiz oldu, 1929'da, Keriman Halis Ece ilk dünya güzelimiz oldu, 1932'de… Prangalı kraliçeler yani!

Samiye Cahid Morkaya ilk kadın otomobil yarışçımız 1932, Asıme Şahsuvaroğlu resmi otomobil ehliyeti olan ilk kadınımız 1934… Aliye Berger ilk kadın gravürcümüz 1951, Sabiha Bengütaş ilk kadın heykeltıraşımız 1924, İlgi Öztuncer ilk kadın kaptanımız 1959, Zehra Kosova Durmaz ilk kadın sendikacımız 1933, Dervişe Koç ilk kadın sendika başkanımız 1955, Hikmet Cengiz ilk kadın komiserimiz 1957, İnci Özdil ilk kadın orkestra şefimiz 1983, Tennur Yerlisu ilk kadın dünya şampiyonu sporcumuz 1987, Emel Gazimihal ilk kadın radyo spikerimiz 1937, Nuran Devres ilk kadın televizyon spikerimiz 1968, İclal Ersin ilk kadın muhasebecimiz ve ilk kadın banka müdürümüz 1928, Arzuhan Doğan Yalçındağ Tüsiad'ın ilk kadın başkanı 2007, Tülay Tuğcu Anayasa Mahkemesi'nin ilk kadın başkanı 2005, Eylem Elif Maviş, Burçak Özoğlu Poçan, Meltem Özmine ve Suna Yılmaz, Everest'e tırmanan ilk kadın dağcılarımız 2006, Seniha Sami Moralı ilk kadın müzecimiz 1927, Cahide Sonku ilk kadın film yönetmenimiz 1949, Yıldız Moran eğitim almış ilk kadın fotoğrafçımız 1950, Nesrin Olgun Manş'ı yüzerek geçen ilk kadın sporcumuz 1979, Gizem Girişmen paralimpik olimpiyatlar tarihinde altın madalya kazanan ilk kadın sporcumuz 2008, Behice Boran ilk kadın siyasi parti başkanımız 1975, Beyza Bilgin ilk kadın vaizimiz 1962, Sabiha Rıfat Gürayman ilk kadın inşaat mühendisimiz 1933, Semiha Berksoy ilk kadın opera sanatçımız 1934, öncü kadınlarımızın hepsini yazmaya kalksak sabaha kadar bitiremeyiz.

Mustafa Kemal Atatürk özetle diyor ki… “İnsan topluluğu kadın ve erkek denilen iki cins insandan mürekkeptir. Kabil midir ki, bu kütlenin bir parçasını ilerletelim, ötekini ihmal edelim de, kütlenin bütünlüğü ilerleyebilsin? Mümkün müdür ki, bir cismin yarısı toprağa zincirlerle bağlı kaldıkça, öteki kısım göklere yükselebilsin?”

Pranga denilen vizyon, işte budur.

Pranga'dan önce bu topraklarda… Nüfus sayımı yapılıyordu ama, sadece erkekler ve büyükbaş-küçükbaş hayvanlar sayılıyordu.

Pranga'dan önce bu topraklarda… Erkek vardı, ahırdaki inek vardı, ağıldaki koyun vardı ama, kadın yoktu!

Atatürk devrimleri sayesinde eşit insan haklarına sahip olacaksın, Atatürk devrimlerinin yarattığı imkanlardan sonuna kadar faydalanacaksın, Atatürk devrimleri sayesinde milletvekili seçileceksin, sonra da “100 yıllık pranga” diyeceksin öyle mi?(2)

3-) Emin ÇÖLAŞAN-“Bay Bahçeli sen neyin peşindesin?”-28 Ocak 2017

“Zat-ı alinize yeni bir açık mektup yazmak zorunda kaldım. Sanırım bundan sonra daha çoookmektuplar yazacağım.Beyefendi Allah rızası için sen neyin peşindesin?Kime, kimlere hizmet ediyorsun?Recep Tayyip için kürsülerde, miting meydanlarında söylediğin sözleri unuttun mu?Resmen hakaretler ediyordun.O da sana hakaretler savuruyordu. Hem de özel yaşamını bile gündeme getirerek…Eğer zamanınız olursa partili yöneticilerinizle birlikte bugün bizim gazetenin internet sitesinebir girin…O görüntülü haberi, birbirinize neler demiş olduğunuzu izleyin.Yüzünüz kızarır mı bilemem ama!..Dün kara dediğine bugün akdiyorsun Devlet Bey, AKP'nintestisine su taşıyorsun.Ayıptır yahu, bu nasıl iştir!..Bay Devlet Bahçeli, bildiğimkadarıyla sen “Türk milliyetçisi” olan bir partinin genel başkanısın.Allah rızası için söyle, şimdi MHP olarak işbirliği yaptığınız, destek verdiğiniz iktidar partisinin“Türklükle” uzaktan yakındanilgisi var mıdır?Kürsülere çıkıp “Biz her türlü milliyetçiliği ayaklarımızın altına aldık” diyen Recep Tayyip'in peşine şimdi nasıl oluyor da böyletakılıyorsunuz?Onun ağzından bir gün olsun “Türk Milleti” lafını duydunuz mu?Söylemlerinde “Türk” sözcüğünü kullandığına hiç tanık oldunuz mu?Dahası da var… İçinde “Türk” sözcüğü geçiyor diye andımızıkaldırıp çöp tenekesine atan bu Recep Tayyip iktidarı değil mi?Ulusal bayramlarımızınkutlanmasına kimler yasak getirdi?Atatürk'ün adını eğitimmüfredatından bile kaldırmaya, Türkiye'nin gündeminden silip yok etmeye (!) yeltenen bunlar değil mi?Güneydoğu'da terörü hortlatan, bölücülüğe ve Kürtçülüğe çanak tutup ülkemizi mahvedenler kimdi?Bir süre önce Sözcü ekibi olarak zat-ı alinizi partinizin genel merkezinde ziyaret edip söyleşi yapmıştık.Gerek makam odanızda ve gerekse bizi ağırladığınız toplantı salonunun duvarlarında büyük boy Atatürk fotoğrafları asılıydı.Mert ve dürüst olunuz beyefendi!..Madem Atatürk'ü yok sayan bu kafalara şimdi hiç sıkılmadan destek veriyorsunuz, o halde o göstermelik fotoğrafları derhal kaldırmanız gerekir.Bay Devlet Bahçeli, sizin kadar çelişkiler içinde yuvarlanan ikinci bir parti başkanı Türkiye'ye bugüne kadar hiç gelmedi.Çok iddialı söylüyorum, bundan sonra da gelmeyecektir.Dün medyada yer alan sözlerinizi okuduğumda yine şaşırdım.Gülmek mi gerek ağlamak mı,yoksa şaşırmak mı, doğrusu bilemedim.Aynen şöyle demişsiniz:“Biz Türklüğün bekası için evet diyoruz!”Yani Türklüğün sonsuza kadar devamı için!Maşallah sana beyefendi!Demek ki “Evet” gerekçeleriniz arasında Türklüğün bekası da var haaa!Demek ki Türklüğü, Türklüğümüzü, ağzına Türk sözcüğünü alamayan Recep Tayyip ve bu AKP kadroları sürdürecek haaa!Helal olsun sana!Helal olsun senin bu bilinç düzeyine!Sonra da senin bu çelişkilerini eleştiren, karşı çıkan gazeteciler için aynen şöyle diyorsun:“Bunlar kirli ve kinli kalemsahipleridir!”Sen busun işte beyefendi…Yaptıklarını savunman mümkün olmayınca bu lafları söylemekzorunda kalıyorsun.Beyefendi, 7 Haziran 2015 seçimleri sonrasında sana iktidar ortağı olma fırsatı verilmişti ama senkorktun ve kaçtın… Çünkü iktidar olmaya hiçbir zaman niyetin olmadı!Hükümet bunalımı çıkarınca bu kez 1 Kasım 2015 seçimleri yapıldı ve hezimete uğradın. 7 Haziran'da 80 milletvekilliği kazanmıştın, beş ay sonraki seçimde bu sayı 40'a düştü. HDP'nin bile gerisinde kaldın ve o pamuk ellerinle iktidarı yeniden AKP'ye teslim ettin.Sonra geldik günümüze, bu kez durup dururken yeni anayasa vebaşkanlık sistemini gündeme taşıdın.Al işte, eserinle gurur duy!Bak bayım, bundan sonraolacakları sana şimdiden söylüyorum.Hele de nisan ayında yapılacak oylamada bu anayasa kabul edilirse, sorumlusu sen olacaksın…Ve o aşamadan sonra olacakları söyleyeyim:AKP senin suyunu afiyetle içecek, sonra da posanı çöp tenekesine atacak.Belki sana ve parti yönetimindeki birkaç arkadaşına ne olduğunuşimdiden bilemeyeceğimiz bazıkıyaklar yapacak, hepsi o kadar.Bay Devlet Bahçeli, binmişsin bir alâmete, gidiyorsun kıyamete.Sadece sen olsan sorun değil de, ülkemizi de aynı kıyametesürüklüyorsun.Bana inanmıyorsan MHP'nindürüst, yurtsever ve iyi niyetliülkücü kadrolarına sor.Partine ve ülkücü tabanına büyük saygım var ama sana değil.Yazıklar olsun sana, yazıklar olsun.Sana başka ne diyeyim!”(2)

4-)Rahmi TURAN-“Halk aç kalıyor ama TRT’yi doyuruyor!”-26 Ocak 2017

Adı Türkiye Radyo Televizyon Kurumu… Kısaca TRT diyoruz.

Türk halkının kesesinden çıkan paralarla yaşıyor ama Türk halkına, doğru ve tarafsız haberler vermiyor, iktidar yandaşlığı yapıyor, Atatürk karşıtı abuk sabuk insanları programlara çıkarıyor, özetle Türk halkına faydalı olmadığı gibi zarar veriyor.

Bu nedenle TRT'nin izlenme oranı, özel televizyonlara göre düşük! Haberlerine güvenen ve inananların sayısı da çok az!

Önümüzde referandum var… Türkiye için hayati önem taşıyor.

TRT ne yapacak?

İktidarın borazanı olup, milletin kafasını çelmeye çalışacak tabii ki…

TRT, izlemeyen milyonlarca aile de dahil, herkesin elektrik faturalarına zorunlu olarak eklenen paralarla aldığı milyonları hiç hak etmiyor!

Halkımız sayesinde çok büyük gelire sahip olan TRT, bu geliri babasının parası gibi savurduğu için zarardan da kurtulamıyor!

TRT'de 7500 personel çalışıyor ya da çalışır görünüyor, bunlara 581 milyon lira maaş ödeniyor. Özel kanallarda çalışan personelin sayısı bundan en az 10 kat daha az!

TRT'nin iktidara kıyak yaptığı ve yandaş kadrolara para dağıttığı birçok kanalı var. Aklıma gelenler:

TRT-1,

TRT Haber,

TRT Türk,

TRT Müzik,

TRT 3 Spor,

TRT Belgesel,

TRT Okul,

TRT World

Bu kanallarda 7500 kişi çalışıyor. Kadro yandaşlarla şiştikçe şişiyor ama ne gam, millet sağ olsun… Parayı çileli insanlarımız veriyor, halk aç kalıyor ama TRT'yi doyuruyor! Milyonlarca vatandaşımız TRT'yi izlese de izlemese de, evinde televizyon olsa da, olmasa da, her elektrik faturasında TRT payı (daha doğrusu TRT haracı) ödüyor!

Bunları neden yazdım?

Tüm bu eleştirilerime rağmen TRT kanallarından bir tanesini çok beğeniyorum da ondan… Sadece bir kanal, o da TRT Müzik Kanalı.

Günümüzde yok olmaya başlayan Klasik Türk Müziği'ni canlı tutuyor, yayınlarıyla Türk müziği dostlarını memnun ediyor.

Ben fırsat buldukça bu kanalı izliyorum. Geçenlerde açtım, ekranda Mustafa Keser vardı. Söylediği şarkılarla, memleketin içinde bulunduğu sıkıntıları bana bir süre için de olsa unutturdu.

TRT'nin haberlerini, yorumlarını izlemeyin sevgili okurlar. Sizi yanıltır, uyutmaya çalışır… Fakat TRT Müzik Kanalı'nı izleyebilirsiniz.

SEÇMENE İHANET!

Bir çeşit intihar bu…

339 milletvekili verdikleri oylarla Meclis'i önemsiz bir kurum haline getirdi.

Bunların 24'ü MHP, 315'i AKP milletvekili…

Ülkenin bütün kaderini tek kişiye teslim ettiler!

Nisan ayında yapılacak referandumda halk da onaylarsa 80 milyonluk koca Türkiye'nin kaderi bir kişinin elinde olacak!

CHP'li Muharrem İnce buna “TEK BAŞ SİSTEMİ” diyor.

Ülke, halk, vatan, millet gibi kavramlar, bu sisteme oy veren milletvekillerinin umuruna bile değil.

O milletvekilleri kendi çıkarlarını ülke çıkarlarının üstünde tuttular…

Benim en çok şaşırdığım MHP milletvekilleridir.

Ülkeyi demokrasiden uzaklaştırıp, otoriter bir rejime sürükleyecek yasa tasarısına oy verirken elleri titremedi mi?

Gerçek ülkücüler, verdikleri sözden dönerler mi?

Seçimde Başkanlık Sistemi'ni tehlikeli ve vatan bölücü olarak niteleyerek şiddetle karşı çıkmışlardı. Seçmen de onlara bu nedenle oy vermişti?

Lânetledikleri bu sistemi sonradan var güçleriyle desteklemeleri onların kendi seçmenlerine ihanet olmuyor mu?(2)

5-) Bekir COŞKUN “Milliyetçiler…”-25 Ocak 2017

“Irkçı…”“Kafatasçı…”“Bahçeli'nin ağzından salyalar akıyor…”“Ey Bahçeli, sen bozkurtlarla mı dolaşıyorsun… Ben eşrefi mahluk olan insanla dolaşıyorum, insanla…”Malum kişi…9 Ocak 2015…Bu kez Devlet Bahçeli, havayaşaplak patlatarak:“Sistem değişmelidir diyenler halt etmiştir…”30 Ocak 2015…“Oturmuş ve yerleşmişparlamenter sistemi yıkmak ve başkanlık kılıfı ile diktatörlüğe geçmek yenilikse, bırakın eskide kalalım…”Şaplak…9 Mayıs 2015:“Erdoğan Meclis'i kendikontrolüne alarak, denge,denetim ve fren sistemi olmayan bir tek adam diktatörlüğüne, tahtsız ve taçsız bir sultanlığa koşmaktadır…”15 Ağustos 2015:“Yönetim bir tek kişinin elinde kaldıysa vah halimize… Bizim yerli üretim Hitlerlere, Stalinlere, Kaddafilere tahammülümüz yoktur, olamaz da…”Şaplak…Şimdi ne sihirdir, ne keramet bilemeyiz, ikisi el ele, cumhuriyet rejimini yıkıp diktatörlük kuruyorlar…Yukarıdaki sözleri silip atsan, geçmişi unutsan dahi… Milliyetçi-ülkücü isen, olacakları düşün be kardeşim…Sizin milliyetçiliğinizde Kurtuluş Savaşı yok mudur?…Sizin milliyetçiliğinizde Cumhuriyet Devrimleri yok mudur?..Sizin milliyetçiliğinizde; kitaplardan çıkartıp attıkları İsmet İnönü yok mudur?..Sizin milliyetçiliğinizde Lozanyok mudur?..Sizin milliyetçiliğinizde 23 Nisan, 19 Mayıs, 29 Ekim yok mudur?..Sizin milliyetçiliğinizde laiklikyok mudur?..Sizin milliyetçiliğinizde; bu ulusun büyük bir savaş vererek kurduğuTürkiye Büyük Millet Meclisiyok mudur?..Sizin milliyetçiliğinizde çağdaşTürkiye Cumhuriyeti yok mudur?..Milliyetçi-ülkücü arkadaşlarımızı tenzih ederim…“Milliyetçilik” Atatürk ilkesidir…Nasıl unutursun:Sizin milliyetçiliğinizde Atatürkyok mudur?..(2)

6-) Soner YALÇIN-“Kandırıcılar”-26 Ocak 2017

Samimi olarak yazıyorum:Biri bizleri ikna etsin!Kuşatma altındayız.Bir yanda IŞİD, PKK, FETÖ terörü, diğer yanda ağır bir ekonomik kriz var.Ülkede istikrar yok. İnsanlarda güven yok.Birlik olmak, topyekun mücadele etmek gereken şu zamanda; yok müfredat, yok başkanlık seçimi tartışmalarıyla yine bölündük.Müfredatın aciliyeti niye?Başkanlık seçimi referandumunun ivediliği niye?Eğer mesele Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın yetkilerini artırmak ise, Erdoğan bugün ne istiyor da yapamıyor?Erdoğan ne istiyor da Meclis'ten geçiremiyor?Erdoğan ne istiyor da OHAL'e rağmen yapamıyor?Erdoğan'ın icraat için hangi yetkisi yok? İstediğini yapabiliyor. O halde…Bu başkanlık ısrarının altında ne var arkadaş?Evet, birilerinin bizi ikna etmesi gerekiyor!Rıdvan Dilmen, Arda Turan, Burak Yılmaz, popçu şarkıcı Murat Boz, “güçlü devlet” için “evet” diyeceklerini açıkladı.Anlamadığım bu; “güçlü devlet” olmak için 15 yıldır ne eksikti?Anlamadığım bu; “güçlü devlet” yapmanın önünde ne gibi siyasi-hukuki engel var?Soruyorum; Erdoğan ne istedi de yapamadı? Yapamıyor.Açılım istedi, yaptı. Açılımı kapatalım, dedi, kapattı.FETÖ'yü destekledi. Arka arkaya darbeleri yiyince aklı başına geldi; FETÖ ile mücadeleye başladı.IŞİD meselesine hiç girmeyeyim.Dış politikadan bahsetmeyeyim.Ve ülkenin ekonomisinin durumundan söz etmeyeyim. Biliyorsunuz.Evet, çıksın biri bizi ikna etsin; Erdoğan'ın 15 yılda “güçlü devleti” bir türlü inşa edememesinin sebebi nedir? Yok. Evet yok.O halde, başkanlık sistemiyle “güçlü devlet” nasıl yapılacak? Erdoğan bu amaçla bugün neyi yapamıyor da, yarın onu yapabilecek?Bu işin altında ne var arkadaş?Yine birileri birini kandırıyor mu?MESELEM KİŞİLER DEĞİL

Benim meselem kişilerle olmadı; olmaz.Ben hakikati arayıp yazmaya çalışan bir gazeteciyim.Bu sebeple…– 7 Şubat 2012'de Cemaat'in MİT'e yaptığı operasyonun Erdoğan'a yapılan darbe olduğunu yazdım.– 17-25 Aralık 2013'te Cemaat'in yaptığı operasyonun Erdo ğan'a yapılan darbe olduğunu yazdım.– 19 Ocak 2014'te Cemaat'in MİT TIR araçlarına yönelik operasyonunun Erdoğan'a yapılan darbe olduğunu yazdım.Cemaat'in darbe yapacağını yazdım.Ve bu köşede Erdoğan'ın hoşuna gitmeyen; ve hatta defalarca savcılara şikayet ettiği, dava açtırdığı yazılar da kaleme aldım.Şimdi…Türkiye zorlu bir sürece giriyor. Sadece IŞİD, PKK, FETÖ ile mücadele edilmiyor; ABD/ “üst akıl” ile kıran kırana savaşılıyor. Evet, kuşatma altındayız. O halde…Böyle bir zamanda bu başkanlık referandumu neden halka dayatıldı?Bu ısrarın sebebi ne?İşte… Bu ısrarlı yanlışlığın nedenini arıyorum.Kafamda aynı soru: Erdoğan bu sistem değişikliğiyle ne yapacak?Muhalefet, “bu bir rejim değişikliği” diyor.Peki, rejim değişikliğiyle ne yapılacak?Erdoğan, 15 Temmuz sonrası “darbe yapmış” gibi yetkilere sahip oldu. Rejim ya da sistem her istediğini yapabilir. O halde…Başkanlık dayatması niye?Erdoğan yine kandırılmış olamaz mı?Bunun üzerinde durmak gerek…ÖZERKLİK DERSİ

Erdoğan geçtiğimiz günlerde “Rakka'ya gideceğiz” dedi.PKK/PYD “Kürdistan kurmasın” diye Kuzey Suriye'ye girdik; ve ardından birden IŞİD'in “başkenti” Rakka gündeme geliverdi! Yazdım bu köşede, “Türkiye IŞİD ile neden savaşıyor?”Bakınız…Kaç kez seyrettim; İkinci Dünya Savaşı komutanlarından Amerikalı General George S. Patton'u anlatan”General Patton” filmini.Bir sahnesini hocam Prof. Taner Timur BirGün gazetesindeki köşesinde yazınca anımsadım.“Film, Patton'un dev bir Amerikan bayrağı önünde askerlere hitabıyla başlıyor ve açık sözlü komutan erlerine -onların anlayacağı dille- şunları söylüyordu:‘Hiçbir p.ç, asla ülkesi için ölerek savaş kazanamaz! Savaş, başka zavallı ahmak p.çin (poor dumb bastard) kendi ülkesi için ölmesi sağlanarak kazanılır!' Yoksa ‘vekâlet savaşı' denilen şey de Amerikan militarizminin özünü yansıtan bu sözlerin ‘politically correct' (siyaseten doğruculuk) ifadesi miydi?”Hayır meselem “Suriye'de ne işimiz var” tartışması yapmak değil.Veya… 1876 Anayasa'sını ve itibarıyla Meclis-i Mebusan'ı rafa kaldıran II. Abdülhamit'in, dönemindeki savaşlara müdahale ederek Osmanlı Ordusu'nu bozguna uğrattığından bahsetmek değil. “İşte tek adamlık budur” filan demeyeceğim.Aradığım; bu başkanlık sistemini, bize kimler neden dayattı, onu bulmak!Örneğin… Muhalefet diyor ki, “amaç ülkeyi bölmek!” Doğru mu?Aklımı hep müfredat karıştırıyor! İlköğretim 4. sınıf öğrencilerinin “İnsan Hakları, Yurttaşlık ve Demokrasi” ders kitabından haberdar mısınız?Başkortostan Özerk Cumhuriyeti, Uygur Özerk Cumhuriyeti, Dağıstan Özerk Cumhuriyeti, Altay Özerk Cumhuriyeti, Tuva Özerk Cuhhuriyeti gibi özerk cumhuriyetlerinden bahsediliyor! Kosova'dan, Makedonya'dan, Sancak'tan bahsediliyor.Yaşı 10 olan çocuk siyasi-özerklik bilgilerini nasıl yorumlayacak? Amaç ne? Neye alıştırılıyor?Keza, bu ders kitabının içinde dünyadaki her etnisite var. Bir tek ne yok; Türkler!Bir yanda IŞİD, PKK, FETÖ terörü dayatılıyor.Bir yanda ekonomik kriz dayatılıyor.Ve bir yanda başkanlık sistemi dayatılıyor.Bu “oyun kurucu” kim belli değil mi arkadaş?Siz ne “evet” ten bahsediyorsunuz?Başımıza ne gelecek anlamıyor musunuz?(2)

7-) Metin FEYZİOĞLU “Hayır” demek için o kadar çok sebebimiz var ki-25/01/17

Ben ve benim gibi milyonlarca insan ise diyoruz ki, terör örgütleri, milli birliği paramparça edecek bir "evet" çıksın isterler.Dün Başbakan Yardımcısı Numan Kurtulmuş'un referandumdan evet çıkarsa terör biter şeklinde açıklamasını dinledim ve okudum. Bu açıklamanın, muhalefet tarafından "işte ikrar etti" şeklinde bir söyleme konu edildiğini de gördüm.

Terörün tırmanmasında hiç kuşkusuz en büyük sorumluluk siyasi iktidarın. İktidar bu sorumluluğu, kendinden başkalarını suçlayarak, üst akılları işaret ederek üzerinden atamaz.

Yanlış Suriye politikaları, bölücü örgüte adeta teslim olarak girdikleri açılım süreci, tecrübeli polis ve askerlerimizin kumpas davalarla tasfiye edilmelerine destek vermeleri ve daha niceleri yüzünden bugün bu haldeyiz. Üstelik sanki ülkede bir tek parti iktidarı yokmuş ve referandumda evet çıkarsa istikrar sağlanacakmış gibi akla zarar bir söylem geliştirmeye çalışıyor iktidar. Numan Kurtulmuş da, bu apaçık gerçek dışı söylemin sözcülüğünü yapıyor. "Evet çıkarsa terör biter" diyerek, terörden bıkmış insanları korkutarak oy istiyor. Yani kendi kusurları, sorumlulukları üzerinden oy devşirmeye çalışıyor.

Emin olun bu söylem, büyük çoğunluğu daha da öfkelendiriyor, rahatsız ediyor. İnsanları, kendi sorumlu olduğunuz bunca trajediyle korkutarak oy isteyemez, onlara hiçbir şeyden anlamaz muamelesi çekemezsiniz efendiler! Yıllarca ülkeyi yönetip, sonra bu hale getirip, herşeyi başkalarının üzerine yıkamazsınız.

Devleti, Gülen cemaatine ben mi teslim ettim!

Binlerce kahraman, vatansever subayı, polisi, darbeci diye etiketleyip ben mi tasfiye ettim!

Ordunun içine 15 Temmuz darbecilerini ben mi yerleştirdim!

Güneydoğu'da ana caddelerin bile altına bombalar döşenirken ben mi başımı başka yere çevirdim!

Benim atadığım valiler mi askere operasyon izni vermeyi reddetti yıllarca!

Habur'da çadır mahkemelerini ben mi kurdum! Pişman değilim diyen teröristleri, pişmansındır pişmansındır diye sırtını sıvazlayıp ben mi serbest bıraktım!

Ben mi vahşi IŞİD'e yıllarca öfkeli gençler muamelesi yaptım, hastanelerde tedavi ettim, krallar gibi ağırladım!

Ben mi ekonomiyi darmadağın ettim, benim ekonomi bilmezliğim, hırstan kararmış gözlerim mi doları bu hale getirdi!

Ben mi sürekli aldatıldım ve "hay Allah yine aldatıldım, vallahi billahi sorumlu değilim, beni aldatanlar sorumlu" diye durumu idare etmeye çalıştım!

Sorumlusunuz beyler, bal gibi, buz gibi sorumlusunuz terörün tüm ülkeyi kasıp kavurmasından, insanların içine düştüğü umutsuzluktan, Türkiye Cumhuriyeti'nin Avrupa'dan kopuşundan, her gün daha çok Ortadoğu'ya dönüşmesinden.

Ancak Numan Kurtulmuş'un zaten son derece yanlış ve itici cümlesini anlamı dışına çekerek muhalefet yapmayı da doğru bulmuyorum. Çünkü bu yaklaşım, insanları çıldırtan Numan Bey'in yardımına koşuyor esasında. Onu, kendi tabanının gözünde mağdur ediyor.

Diyor ki Kurtulmuş, "terör örgütleri hayır çıksın istiyor". Oysa Numan Bey sorumlu bir mevkide. İçinde yer aldığı siyasi iktidarın terörün bu hale gelmesindeki sorumluluğunu görmezden gelerek böyle ucu açık bir cümle kurmak bir devlet insanına yakışmaz.

Ben ve benim gibi milyonlarca insan ise diyoruz ki, terör örgütleri, milli birliği paramparça edecek bir "evet" çıksın isterler. Düşünsenize, 15 Temmuz kanlı darbesi, bir parti genel başkanının çağrısıyla önlenebilir miydi? Sonra çok yaşamadı ama Yenikapı'daki birlik ruhunu bir parti genel başkanı sağlayabilir miydi?

DAVAMIZ TÜRKİYE DAVASI. EVLATLARIMIZI DÜŞÜNEREK HAYIR DEMEK İÇİN O KADAR HAKLI SEBEBİMİZ VAR Kİ...

Anayasa değişikliğinin nasıl büyük zararlara yol açacağını, memleketin tapusunun devri anlamına geleceğini haklı örneklerle açıklamak varken, ifadelerin anlamını kaydırarak söylemler geliştirmeye çalışmak yanlış.

Davamız, Türkiye davasıdır. Bütün siyasi partilerin ve siyasi parti söylemlerinin üzerinde bir davadır bizimkisi.

Takdir Milletindir. #TakdirSizin(3)

8-)Müyesser YILDIZ- “Hatırla BAHÇELİ” -23-01-17

Anayasa değişikliğinin “kişiye özel” olmadığı söyleniyor. Bizatihi “Partili Cumhurbaşkanı” maddesi bu söylemi yalanlamıyor mu? Kılıçdaroğlu, Bahçeli veya Selahattin Demirtaş Cumhurbaşkanı olacak da partileriyle bağı sürsün diye bu düzenleme yapılmadığına göre, tek adres belli değil mi?

AKP ve MHP'nin on yıllardır birbirine etmediği laf, hakaret, suçlama kalmadı. Kişiye özel sistem ve rejim değişikliği sayesinde bunların hepsi unutuldu, can ciğer kuzu sarması oldular.

Erdoğan her fırsatta Bahçeli'ye teşekkürlerini iletirken, Başbakan Binali Yıldırım hem MHP ile aralarında “amaç birliği” olduğunu açıkladı, hem de “Sayın Devlet Beyi tanımamışlar. Devlet Bey ilkeleri olan bir zattır, ülke söz konusu oldu mu, asla kişisel çıkarları ile hareket etmeyecek birisidir. Kendisini bu şekilde tanıdım ve yakın siyasi tarihimizde de önemli kriz anlarındaki duruşu bunun en güzel ispatıdır” dedi.

Bahçeli de anayasa değişikliğinin Meclis'ten geçmesi sonrasında yaptığı yazılı açıklamada özetle şunları söyledi:

“Partimizi tutarsızlıkla suçlayanların, dün söylediklerimizle bugünkü ifade ve irademizin çeliştiğini ileri sürenlerin ne kadar yanıldıkları, ne denli art niyetli oldukları yakında tüm yönleriyle anlaşılacaktır... Milliyetçi Hareket Partisi devlet ve millet bekasını güçlendirmek, güvenceye almak, aynı zamanda milli uzlaşma ruhuyla sistem krizini büyüten fiili açmazı bitirmek amacıyla, yüklendiği tarihi görevi gönül huzuruyla ifa etmiş ve üstüne düşeni yapmıştır... İftiharla söylemek isterim ki; Bildik mahfiller aracılığıyla, sosyal medya başta olmak üzere, her zemin ve sahada telkin ve tahrik altına alınmaya çalışılan milletvekillerimiz dava adamlığının ve dik duruşun ne demek olduğunu dosta düşmana ispatlamışlardır.”

En çok “ilke ve tutarlılık” ifadelerine takıldım.

Hemen çok değil, Haziran ve Kasım 2015 seçimlerinde kullandıkları afişler ve sloganları hatırladım. Tamamı AKP'yi hedef alan afişlerde şunlar yazıyordu:

“Oslo görüşmelerini ihanet pazarlıklarını HATIRLA... Aksaray değil Karasaray 1.370.000.000 TL HATIRLA... 17/25 Aralık rüşvete rüşvetçiye kol kanat gerdiler HATIRLA... Emekli, memur, çiftçi açlık sınırında HATIRLA... Yandaşlarını işe aldılar 12 yılda 6.3 milyon işsiz HATIRLA... Kadına şiddeti durduracağız dediler, kadın cinayetleri arttı HATIRLA... Takibe düşen kredi kartı borçlusu 2. 980.000 kişi HATIRLA... Zonguldak, Soma, Ermenek; Fıtratında yok ihmal var HATIRLA... Geleceğini çaldılar sınav skandalları bitmedi HATIRLA...”

Ya Kasım seçimlerindeki sloganlar; Dediler ki:

“Artık analar ağlamayacak dediler YALAN... Terör örgütü ile görüşmedik dediler YALAN... Hukukun üstünlüğü dediler YALAN... Komşularla sıfır sorun dediler YALAN... Tüyü bitmemiş yetim hakkını yedirmeyiz dediler YALAN...”

Bu kadar ithamdan sonra gelinen nokta; “AKP ve MHP arasında amaç birliği var”mış!.. Ne “tutarlılık” ama!..

“ÇİFTLİK PADİŞAHI” DA DEDİLER

Ya iktidar medyası ile MHP arasındaki ilişkilerin düzeyi?

Yine çok değil, 7 Haziran 2015 seçimlerinden sonra iktidar medyası MHP'ye en ağır dille saldırırken, bugün o medyanın vazgeçilmezi haline gelen Genel Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Semih Yalçın, 20 Ağustos'ta “Havuz Medyasınca MHP’ye Yöneltilen Saldırılara Cevaben” yaptığı yazılı açıklamada şu ifadeleri kullanıyordu:

“Bir süredir pusuda bekleyen havuz medyasının besleme yazarları, çiftlik padişahından aldıkları talimat doğrultusunda yeniden MHP’ye saldırıya geçmişlerdir.”

“Her fikrin ve fikir serdedenin bir namusu vardır. Havuz medyasınınki olsa olsa fikir namussuzluğudur... Hakikatleri böylesine çarpıtmak için bir insanın bütün insani değerlerinin aşınmış, sinirlerinin alınıp beşeri reflekslerinin ortadan kaldırılmış olması; namertlik, oynaklık ve kıvırtma konusunda maharet sahibi hâline gelmesi gerekir.”

“Yandaş medya bu kadar vuzuhsuz, temelsiz ve birbirini nakzeden tezlerle algı yönetimi yapmaya çalıştığına göre MHP’yi etkisizleştirmeye, sandıktan kayıpla çıkarmaya dönük bir siyasi linç kampanyası için düğmeye basılmış ve ulufe düşkünü birtakım köşe yazarlarına da bu konuda tembihte bulunulmuş demektir.”

“(Tamer Korkmaz için) Cemaat yandaşlığı onu kesmemiş, daha fazla arpa ve yulaf veren iktidara kapılanmıştır... Tamer Korkmaz gibi ateşli ve muhteris yandaş medya mensuplarının kalıplarına bakıldığında; zarımsı ciltlerinin altındaki etin şeffaflığından, içlerindeki AKP silueti ayan beyan görülmektedir.”

“(Engin Ardıç için) Bu ahlâksız yazar taslağının üslubu; ne kadar aşağılık, rezil ve pespaye bir adam azgını, ne kadar şeytanın emrinde bir mahlûk olduğunu ortaya koymaktadır. Neyse ki Engin Ardıç gibi hayata nefs-i emmareden bakanları milletimiz adam yerine koymadığı gibi, gazetelerini de tuvalete bile sokmamaktadır.”

“Şurası açıktır ki, Erdoğan ne istiyorsa, neyi uygun görüyorsa, yandaş medya onu yazmaktadır.”

Ve Yalçın'ın 1.5 yıl önce, “AKP'nin gönüllü köleliğini yapan havuz medyası boşuna debelenmesin. Saltanatı uzun sürmeyecektir” dediklerinden Erdoğan'ın gazetesi Sabah dün itibarıyla, “Kim ne derse Bahçeli'nin Türkeş'ten sonraki 'ikinci başbuğ'u olarak adını tarihe yazdırdığını” ilân etti.

MHP'NİN KOALİSYON ŞARTLARINDAN BİRİ NEYDİ?

Semih Yalçın'ın o açıklamasında çok önemli başka hususlar da vardı.

Mesela, “AKP bizim için kalp parti hükmünde” diyor;

AKP'nin “sözde terörle mücadelesinin göz boyamaya yönelik olduğunu, Erdoğan ve emrindeki AKP'nin, terörle mücadeleye çözüm sürecine verdikleri kadar önem vermediğini, çok fazla şehit verilmesinin başta gelen sebebinin hükûmetin bu affedilmez hovardalığı olduğunu” anlatıyor;

MHP'nin “reddedilen” koalisyon şartlarını şöyle sıralıyor;

“Anayasa'nın ilk dört maddesi değiştirilemez... Çözüm süreci eksiksiz ve bahanesiz olarak ortadan kaldırılmalıdır... 17-25 Aralık kapsamındaki rüşvet ve yolsuzluk iddialarının üzerine gidilmelidir... Cumhurbaşkanı anayasal sınırlarına çekilmelidir...”

Ve şunları soruyordu:

“Çok mu şey istemiştir MHP?.. Yandaş medya AKP’nin bu şartları kabul etmeme sebeplerini niye gündeme getirmemektedir?.. AKP’nin koalisyonla ilgili çekinceleri ve tutumu neden masaya yatırılmamaktadır?.. MHP’nin şartları zülfiyare dokunacağı için AKP’nin buna yanaşmadığı niye yazılıp söylenmemektedir?”

Gelinen nokta itibarıyla ben de “zülfiyare dokunup” sorayım:

Terörle artık “özde” mi mücadele ediliyor?.. Çözüm süreci eksiksiz ve bahanesiz olarak ortadan kaldırıldı mı?.. 17/25 Aralık iddialarının üzerine gidilmeye mi başlandı ki, fiili MHP-AKP koalisyonuna girildi?

Ya o, “Cumhurbaşkanının anayasal sınırlarına çekilmesi” şartı?.. Ne oldu da Bahçeli bir sabah kalkıp, “Cumhurbaşkanının fiili durumunun hukukileştirilmesi” gerekçesiyle Anayasa değişikliğini gündeme getirerek, anayasayı Erdoğan'a uydurmak için Meclis’te o “dava adamlığı ve dik duruşun ne demek olduğunu dosta düşmana ispatladı”?..

BAHÇELİ'Yİ BU DEFA KİM İKNA ETTİ?

Cumhurbaşkanlığı seçiminde CHP ve MHP'nin “çatı adayı” Ekmeleddin İhsanoğlu'nu gerçekte Bahçeli'nin önerdiğini, ona da bu ismi dönemin Cumhurbaşkanı Gül'ün verdiğini yazmıştık.

Seçim döneminde İhsanoğlu'nun medya ilişkilerini yürüten Özlem Gürses bugün Sözcü'de İhsanoğlu'nun kendilerine, “Bu teklif bana Devlet Bahçeli'den geldi” dediğini aktararak, bu iddiaları doğrulamış oldu.

Gel de şimdi, “Bahçeli'yi bu defa kim veya kimler, nasıl ikna etti?” diye iyice meraklanma!..(3)

________________________________________

Milliyetçi Hareket Partisi Ve AKAPE Tarafı Analizleri

1) Adalet Bakanı Bekir BOZDAĞ

YALAN:Adalet Bakanı Bekir Bozdağ, hükümet adına Meclis genel kurulundaki konuşmasında “bizim yapmak istediğimiz Atatürk anayasasına dönmektir” dedi.

GERÇEK: "Sayın Bozdağ! Atatürk Anayasası'na değil, Abdülhamid Anayasası'na dönülüyor. Başkanlık Anayasası, 1876 Kanuni Esasisi’nden farksız"(3)(Sinan MEYDAN)

2) MHP Afyon Milletvekili Mehmet PARSAK

DÜN:

*"Devlet Bahçeli: Biz, RTE’yi mutlu etmek ve "Başkanlık" hayalini gerçekleştirmek için Anayasa yapamayız, yapmayacağız!"

* "Ne olduğu bir türlü söylenemeyen 'Türk tipi başkanlık sistemi”, acaba insanların kurallara değil, insanların başkana itaat ettiği bir sistem mi olacaktır?"

* ”Hala ’BAŞKANLIK’ peşindesin! Evet bir gün ‘BAŞKAN’ olacaksın ama bu, işlediğin suçların cezasını çekeceğin ‘KOĞUŞ BAŞKANLIĞI’ olacak!”

* ”AKP’nin önerdiği ve RTE’ nin istediği ‘BAŞKANLIK’ rejimi değil ‘BAŞKANCIL’ rejimdir! Tıpkı ‘BALIKÇIL’ ın ‘BALIK’ değil ‘kuş’ olduğu gibi!”

BUGÜN:MHP Afyon Milletvekili Mehmet Parsak kürsüye çıkarak Anayasa değişikliği teklfini savundu. MHP'nin her kritik dönemde devletin yararı için inisiyatif aldığının altını çizen Parsak, Anasayasa değişikliğiyle bir rejim değişikliğinin olmadığını bir "hükümet sistemi değişikliği" yapıldığını anlattı.(…)(3)

3-)Burhan KUZU

(…)Anayasa profesörü olan Burhan Kuzu, AKP’nin “Başkanlık Tasarısı” nı savunanların en önünde yer alıyor. Türkiye’de Başkanlık sisteminin olması gerektiğini defalarca tekrarlayan Burhan Kuzu, televizyon kanallarında sık sık programlara katılarak Başkanlık sistemine övgüler dizdi.

CHP Milletvekili Aykut Erdoğdu da Burhan Kuzu’nun “Her Yönüyle Başkanlık Sistemi” kitabından bir bölüm paylaşarak AKP’nin “Başkanlık Tasarısı”nı eleştirdi. CHP’li Erdoğdu sosyal medya hesabından “Burhan Kuzu'nun kitabından... Son paragrafa iyi bakın... Kendilerinin Anayasa tekliflerini yerden yere vurmuş... Allah şaşırtmasın...” şeklinde mesaj atarak, Burhan Kuzu’nun “Her Yönüyle Başkanlık Sistemi” kitabının 14. sayfasını paylaştı.

Erdoğdu’nun dikkat çektiği bölümde Burhan Kuzu şöyle yazıyor:

“Kuzey Amerika’daki Başkanlık Sistemini ülkelerine taşımak isteyen Güney Amerika ülkeleri, temel ilkeleri değiştirdiklerinden başarılı olamamışlardır. Örneğin Başkana kanun hazırlama imkanı verilmiş ve gerektiğinde parlamentoyu dağıtma yetkisi tanınmıştır. Böyle bir sisteme Başkanlık Sistemi denilemez.”

AKP’nin hazırladığı “Başkanlık Tasarısı”nda, Başkana hem Kanun Hükmünde Kararname hem de Meclis’i feshetme yetkisi veriliyor. CHP’li Erdoğdu, AKP’li Kuzu’nun kitabında yazdığı ile AKP’nin “Başkanlık Tasarısı”ndaki çelişkiye dikkat çekiyor.(…)(3)

4-) Sinan OĞAN-“Ülkücü hareket, Balgat'tan büyüktür”-26-01-17

“MHP Genel Başkan adaylarına ana akım medya kapılarını açmaya çekiniyor”

Sosyal medyadan videolarla hayır kampanyası başlatan Sinan Oğan’ınT24’e değerlendirmeleri şöyle:

Öncelikle, bu anayasa değişikliğinin ne getirip ne getirmediğinin kamuoyuna net şekilde anlatılması gerekiyor. Özellikle bu süreçte Milliyetçi Hareket Partisi tabanı referandumda kilit konumda olduğundan ve partimiz seçmeninin de yüzde 80-90 arasında referandumda “hayır” diyeceği göz önüne alındığında Milliyetçi Hareket Partisi içerisinde “hayır” diyen kesimlerin düşüncelerini aktarması demokrasi adına bir mecburiyettir. Ne var ki, referandumda MHP genel merkezi gibi düşünmeyen kesimler maalesef birçok baskı ve kısıtlamaya maruz kalıyor. MHP genel başkan adaylarına maalesef ana akım medya kapılarını açmaya çekiniyor.

“İsmail Koncuk istifaya zorlanıyor”

Bununla birlikte, bildiğiniz gibi vatanımızın dört bir yanındaki vatansever kamu görevlilerinin yuvası olan Türkiye Kamu-Sen, Türk milliyetçilerinin en büyük sivil toplum kuruluşu... Bu güzide kurumumuzun genel başkanı Sayın İsmail Koncuk, referandumda bu değişikliğe onay vermeyeceğine ilişkin açıklamalarından sonra istifaya zorlanıyor. Sayın Koncuk’un sonuna kadar yanında olduğumu bir kez daha belirtmek isterim. Görülüyor ki, daha referandumdan geçmeden aslında yeni sistem özündeki demokrasiye aykırı özelliği belli etmeye başladı. Tabii ki, bu başkanlık sistemi sadece demokrasi noktasında değil birçok açıdan sorunlar barındırıyor.

“Bu vebale ortak olmamak için ülkücüler hayır diyecek”

Adına ister “partili cumhurbaşkanlığı” isterseniz “Türk tip başkanlık” deyin, ne derseniz deyin getirilmek istenen başkanlık sistemi eşittir federatif yapı, bu yapı da iki partili meclis demektir ki, böyle bir durum Milliyetçi Hareket Partisi’nin idam fermanı anlamına gelmektedir. İki partili yapıda şu anda maalesef TBMM’de dördüncü parti konumunda olan MHP kendine bir yer bulamayacak dolayısıyla partimizin kurumsal kimliği ya sona erecek ya da MHP, “Ülkücüleri Koruma ve Yaşatma Derneği” gibi bir vasfa sahip olacaktır. Bunu AKP’liler kendi ağızlarıyla söylediler. Burhan Kuzu ekranlarda çıkıp MHP’nin kapanacağını ifade etmişti. Bu vebale ortak olmamak için Türk milliyetçileri referandumda “hayır” diyecektir. Başbuğumuz Alparslan Türkeş’in kemiklerini sızlatmamak için biz “hayır” diyeceğiz.

“Teşkilat yöneticilerimizin, ülkücülerin AKP ile davaları hala devam ediyor”

Çeşitli yaş ve meslek grubundan camiamızdaki insanlarla istişare ediyoruz. Hepsinin dediği ortak bir noktada kesişiyor, madem şimdi AKP ile dost olacaktınız bizi neden düşman ettiniz diyorlar. Bir gençle konuştum, önceki dönemlerde birçok iş başvurusundan ülkücü olduğu için elendiğini ifade etti ve ekledi o zaman AKP’lilerin referans oldukları alındı biz davamızdan dönmedik, AKP’ye üye ol, işe alalım dediler; ama biz olmadık, tavan mutabakata vardı, taban işsizliğiyle kaldı yine dedi. Teşkilat yöneticilerimizin, ülkücülerin AKP ile davaları hala devam ediyor, hepsinde hayal kırıklığı almış başını gidiyor maalesef.

“Erdoğan’ın federalizme övgüler düzdüğü birçok konuşmasını unutmadık”

MHP Genel Merkezi’nin aldığı karar ne delegelerimize, ne partimizi kuran aksakallarımıza, ne il/ilçe başkanlarımıza ve yöneticilerimize ne de ülkücü hareketin kanaat önderlerine danışılarak alınmıştır. Kaldı ki, partimizin 1 Kasım Seçim Beyannamesi’nde başkanlığa ve/veya bakanlık benzeri sistemlere izin verilmeyeceği açıkça belirtilmiştir. Şimdi MHP yöneticileri bunun tam tersini söylüyorlar; ama ülkücüler sözünün eri insanlardır, MHP’ye o zaman başkanlığa engel olmak için nasıl oy verdilerse şimdi de aynı şekilde sınırsız yetkilerle donatılmış bir başkanlık sistemine izin vermemek için referandumda oylarını kullanacaklardır. Tabi bir de şunun altını çizmek gerekmektedir; Bu sistemde federalizm yok deniyor. Peki, yarın tek adamın kararname yetkisi ile her şeyi yapabileceği bir sistemde, “Bahçeli beni kandırdı, ey HDP’li kardeşlerim, başkanlık sistemi demek iki partili ve federal sistemdir. Gelin şu federasyon sistemini hele sizle bir görüşelim” dediğinde, Sayın Bahçeli buna nasıl karşı çıkacak? Ya da bugün “fiili durum” sona erdirilmek için başkanlık getirilecek deniyor yarın birileri çıkıp ülkemizin doğusunda ve güneydoğusunda “fiili durum” var dese buna verilecek cevap ne olacaktır? Kaldı ki, Erdoğan’ın federalizme övgüler düzdüğü birçok konuşmasını biz unutmadık.

“Başkanlık vatandaşın derdine deva olmayacak”

Başkanlık sisteminin herhangi bir Türk vatandaşının hayatında iyileşmeye yol açacağına ilişkin tek bir düzenleme yok, anayasa değişiklikleri ile kurulacak düzen tamamen başkan ve yakınlarının geleceğinin sağlama alınmasını öngörüyor. Biz sosyal medyada kısa videolarla da “Başkanlığa Hayır Hareketi” üzerinden kampanyamıza başladık, orada da (Ali ve Ayşe isimli) iki karakterimiz var ve onlar üzerinden anlatmaya çalıştık.

15 yıldır AKP bu ülkeyi yönetiyor ve kadına şiddet yüzde 90 artmış, çocuklara tecavüz, cinsel istismar almış başını gidiyor. Bunların bir anda bu değişiklikle düzelmesi mümkün değil. Türkiye’deki 4 milyon mülteci başkanlık gelince evine mi dönecek? Özetle şunu anlatmak istiyorum; getirilen düzenlemeler vatandaşın derdine deva olmayacağı gibi çok kritik sorunların kapısını açacak. Tanzanya, Uganda, Zambiya, Liberya, Kenya gibi ülkelerde uygulanan bir sistemin Türkiye’nin gelişimine bir katkısı olmayacaktır.

“Bu yetkiler eğer bir dengesizin, bir delinin ya da bir faşistin eline geçerse”

Getirilen düzenlemeyi şahıslar üzerinden tartışmak doğru değil, düzenlemenin neden olacağı sistemsel sorunlar üzerine yoğunlaşılmalıdır. Bugün ise yapılmaya çalışılan Recep Tayyip Erdoğan’a uygun bir düzen inşa etme çabasıdır. Sayın Erdoğan, diyelim ki, bu görevi iyi yaptı; ama ya sonra? Yarın bir gün bu yetkiler eğer bir dengesizin, bir delinin ya da bir faşistin eline geçerse o zaman Türk milleti ne yapacak,

Bu aynı zamanda, eğer Türkiye Cumhuriyeti’nin başına ülkücülerden hiç hoşlanmayan bir başkanın geldiğinde vakıf statüsünde olan Ülkü Ocakları’nı, Türk Ocakları’nı yine Türk Hukuk Enstitüsü gibi kurumları keyfi olarak soruşturup denetlenemez yetkileriyle kapattırmasının yolunu açmaktadır ki, yer yarılıp gök çökmedikçe buna hiçbir ülkücü izin vermez! Yarın Başkan isterse Ülkü Ocakları’nı istediği gibi denetlettirip, istediği zaman kapattırabilir veya başına bir yandaşı kayyum olarak atayabilir.

“Ülkücü hareket Balgat’tan, Türkiye de Başkandan büyüktür”

Ülkenin kaderi, ülkücülerin elinde ve ülkücüler de bunun farkında. Unutulmamalıdır ki, ülkücü hareket Balgat’tan, Türkiye de eline her türlü yetki verilmiş bir başkandan büyüktür. Türkiye’nin dört bir yanında birçok arkadaşımızla irtibat halindeyiz, ülkücü camianın ezici çoğunluğu bu oldubittiye karşı olduğunu açıkça belirtiyor. Ülkücü kardeşlerimizi sahipsiz bırakmayacağız. Sahaya çıkıp sonuna kadar gayret göstereceğiz. Gazi bir parti olan MHP’yi toprağa gömmek isteyen bu sistemi biz de sandığa gömeceğiz.(4)

5-) Ahmet TAKAN-“Tivitırın lideri Devlet Bahçeli!...”-28/01/17

Saray rejimine "hayır" diyenlere, Türkiye'yi uçurumdan aşağı yuvarlamak isteyenlere karşı var gücüyle direnenlere, belden aşağı vurmaktan hiç çekinmemiş. Ortağı AKP'ye etten duvar olmuş!.. Dünü unutmuş, hakaretler yağdırmış.. Mavi kuşun öttürdüğü metinleri, biri isim okumadan anlatsa; "aktiroller yine sövmüş" dersiniz. Koalisyon ortaklığı demek böyle bir şey!.. AKP söylüyor, Doktor Bahçeli ezber ediyor. Üstüne iki kat ekleyip ortaya karışık hakaretle Don Kişot'luk vazifesini hakkıyla yerine getiriyor...

Tavan yapan bu hırçınlık, belden aşağı vuruşlar, Türk milletine gerçekleri anlatmaya engel olabilecek mi?.. Herkesi korkudan köşeye çektirip, sindirebilecek mi?.. Tivitırın lideri Doktor Devlet Bahçeli, çok kötü sövüyor, çok acımasızca tehdit ediyor, diye korkudan lal mı olacağız?..

AKP-MHP Genel Merkezinin yürüttüğü kara propagandaya karşı verilecek çok oturaklı cevaplar var. MHP Genel Başkan adayı Gaziantep Milletvekili Ümit Özdağ'a sorduk. O da YENİÇAĞ'a açık seçik net yanıtlar verdi.

-- "Hayır"cı Türk Milliyetçileri, HDP ile aynı çizgide diye yürütülen kara propagandaya ne diyorsunuz?..

"Abdullah Öcalan ile aylarca İmralı adasında 'Yeni Türkiye' dedikleri federal-çok milletli devletin anayasasını tartışan ve kaleme alan AKP'dir. Sonunda ulaştıkları anlaşmayı utanmadan ecdadın sarayında Dolmabahçe'de imza töreni ile açıklayan AKP'dir. Ancak bu arada Suriye'de güçlenen PKK, 'özerklik olmaz, doğrudan konfederasyon' diyince AKP-PKK-HDP anlaşması bozulmuştur. HDP bunun üzerine Erdoğan'a 'Seni başkan yaptırmayacağız' demiştir. Şimdi bu AKP Türk Milliyetçilerine HDP ile aynı çizgide olma suçlamasında bulunur ise onlara vereceğimiz cevap kısaca 'Hadi oradan Öcalan ile başkanlık anayasası yazan siz değil miydiniz?' der geçeriz. Üstelik hala pazarlığa devam ediyorlar. Hani bir laf vardır ya: Konuşana bak….

Balgat'ın durumu

Peki, 7 Haziran ve 1 Kasım seçimlerinden önce MHP 'Başkanlığa Hayır' derken, HDP'de pazarlık için 'Başkanlığa Hayır' diyor muydu? Evet, diyordu. Başkanlığa 'Hayır' demek, Türk Milliyetçilerini 7 Haziran ve 1 Kasım seçimleri öncesinde HDP ile aynı çizgiye getirmedi de şimdi mi getirecek? Keza CHP, 7 Haziran ve 1 Kasım seçimlerinden önce Başkanlığa MHP gibi karşı çıkmıyor muydu? O zaman kimse CHP ile aynı çizgide olmayalım başkanlığa karşı çıkmayalım diyor muydu? Bunun üzerinden siyaset üretmeye kalkmak acizliktir.

Üstelik, TBMM'de yapılan oylamada HDP sözcüleri görünürde Başkanlık Anayasası aleyhine konuştular ancak hiçbir HDP'li 'başkanlığa Hayır' oyu vermedi. Çünkü hala Saray ile Öcalan-HDP arasında pazarlık devam ediyor. Referandumdan önce bu pazarlığın nasıl biteceğini bilmiyoruz. Özetle, HDP'nin nerede durduğu hala belli değildir pazarlıkların sonunda HDP referandumda 'Evet' diyeceğini açıklar veya gizlice seçmenine 'Evet' oyu verin derse görürüz."

--"FETÖ"cüler ne yaptı?

"Üstelik, AKP içinde Bylockçu diye aylarca reklamı yapılan milletvekilleri de 'Evet' oyu verdiğine, FETÖ 'Evet' vereceğiz açıklaması yaptığına göre, bu sahte kamplaşmalar üzerinden başkanlığı Türk Milletine yutturmaya kalkmayın. Şundan emin olun; başkanlığı desteklemek, MHP için Öcalan'ın idamı konusunda izlenen politikanın ortaya çıkardığı sonuçlardan çok daha ağır sonuçlar ortaya çıkaracaktır. Başkanlık sonrasında Allah korusun 'Evet' çıkar ise Türkiye'nin başına gelecek felaketlerden MHP sorumlu tutulacaktır.

Tekrar uyarıyorum, bu anayasa değişikliği geçerse tek adam olan başkan özerk bölgeler kurabilir. Eğer Anayasa değişikliği gerçekleşir ise 123. Madde şu şekilde olacaktır: "İdare kuruluş ve görevleriyle bir bütündür ve kanunla düzenlenir. İdarenin kuruluş ve görevleri, merkezden yönetim ve yerinden yönetim esaslarına dayanır. Kamu tüzelkişiliği, ancak kanunla veya Cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile kurulur." Özetle, Cumhurbaşkanına kararnameler ile nereye gideceği belli olamayacak şekilde devlet teşkilatını düzenleme yetkisini muhafaza ettiği gerçeğinin altını çizmek isterim. Cumhurbaşkanı, 123'ncü Madde'nin yeni hali ile örneğin bir çok ili içine alan koordinatör valilikler kurup, koordinatör valilerin yetkilerini bölgesel yönetimler kurabilecek şekilde düzenleyebilir. Erdoğan, bu yetkiyi yeni bir müzakere ve çözüm sürecinde üzerinde İmralı'da ve Oslo'da uzlaşılan, Dolmabahçe'de ilan edilen iki milletli devletin temellerini oluşturacak şekilde kullanacaktır.

Özetle, kimse Türk Milliyetçilerinin aklı alay etmeye kalkmasın. Çünkü Türk Milliyetçileri akılları ile alay etmeye kalkanlardan çok daha akıllıdır. Tarih bunun şahididir. "

--Başkanlığı, MHP Genel Merkezi ve AKP Dışında destekleyenler?..

"Türk Milliyetçileri başkanlığa karşı çıkıyor. Balgat'ta küçük bir grup kendilerini Ülkücü Hareketten ve Türk Milliyetçiliğinden soyutlayarak Erdoğan'ı başkan yapmak için çırpınıyorlar. Ancak onların dışında Başkanlık için çırpınanlar var. Birincisi Hizbullah'ın siyasi örgütü olan Hüda-Par. Hüda-Par, başkanlık rejimini destekliyor. Saha da AKP ile birlikte çalışacak. Başkanlığı diğer destekleyen ise Mesut Barzani ve partisi KDP. Daha fazla bir şey söylemeye gerek yok. Ondan dolayı cepheleşme tartışması açanlar bundan zararlı çıkarlar."

--"ABD ve AB Türkiye'de Başkanlığa Karşı" şeklindeki propaganda doğru mu?

"Hayır, ABD ve AB Türkiye'de başkanlık rejimine karşı değil, hatta bir kişi bütün sistemi kontrol edince o kişiyi kontrol ederek bütün sistemi/devleti kontrol etmek mümkün olduğu için başkanlık sistemine örtülü bir destek veriyorlar. 1 Mart Tezkeresi döneminde Türkiye'de başkanlık sistemi olsaydı, Irak Savaşı'nda ön safta olurduk. Başkanlık sistemi olsaydı, çoktan Türk ordusu Esad'ı devirmek ve Şam'ı fethetmek için Suriye'ye yollanmış olurdu. Özetle, parlamenter rejim Türkiye gibi ülkeler için bir milli güvenlik rejimidir. Bundan dolayı ABD ve AB başkanlık sistemini destekliyorlar. Örneğin; ABD'de devam etmekte olan Rıza Sarraf davasının görülmesi Ocak 2017'den Ekim 2017'ye ertelendi. Neden ise, Rıza Sarraf kendisinin 1 ay daha fazla hapishanede yargılanma

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Hasan Kemal Durgut - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Haberler Ankara Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Haberler Ankara hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.