TERK ETMEK ÖZGÜRLÜKTÜR

Yarım asrı geçti bu dünyadayım. Yarım asırdan fazladır nefes alıyor, gülüyor, ağlıyor, seviniyor, üzülüyorum. Artık ölüm hiç de uzak değil. Bugün ölsem unutulmam ne kadar sürer acaba? Gerçi unutulup unutulmamayı o kadar önemsediğim de yok. Belki de ölünce ne kadar çabuk unutulursak kalanlar için o kadar iyi. Ölüme ne kadar da yakın hissediyorum kendimi. Belki biraz da gitmek istiyorum artık…

“İnsanlar anlaşıldı. Cihanın da sırrı yok” diyor şair.

Bugünlerde, artık elli yaşımı geçmişken insanları da, cihanı da merak etmiyorum. Bence yeterince tanıdım hayatı ve insanları. Daha nereye kadar sürecek yıkılışlarımız ve aldanışlarımız?

Kendimi de tanıyorum artık biraz da olsa. Ne kadar çok yaralarım, korkularım, zaaflarım var biliyorum. Hele o hiç bitmeyen takıntılarım…

İnsanın hiç yıllanmış takıntıları olur mu? Benim var. Yıllanmış takıntılarım var. Bitmeyen komplekslerim, önyargılarım, çıkmazlarım, aptallıklarım var.

Pek çok şeyi yendim bu hayatta. Pek çok zorluğu, insanı. Bir tek kendimi yenemedim. Yaklaşık kırk yıldır kanlı savaşlar yaşıyorum kendimle…

Parayla aram hiç hoş olmadı bu hayatta. Kadınlarla da öyle. İstanbul sokaklarında beş parasız, aylak aylak dolaştığım çok oldu. Kadınların dilinden ne ben anladım, ne de onlar benim dilimden anladılar…

Bir başka gezegenden geldiğimi biliyorum. Onun için ne bu dünya, ne insanlar, ne de kazandıklarım hiç yetmedi bana. İtiraf ediyorum, bir türlü alışamadım günümüz insanlarının kurduğu bu karmakarışık hayata. Onun içindir ki ömürboyu aklımın hep bir köşesinde “Sen yanlış zamanda dünyaya gelmişsin oğlum!” ünlemi kalakaldı.

Zaaflarımı biliyorum. Günahlarımı, yanlışlarımı, salaklıklarımı. “Ya Rabbim! Ne aptallıklar yapmışım ben bu hayatta” Elli seneye ne de çok yanlışlar sığdırmışım. Ne kadar çok “keşke”lerim var…

Ya pişmanlıklarım! Dünyaya her daldığım, her dünyevileştiğim, dünyayla hemhal olduğum an için şimdi ne kadar da pişmanım. Ne kadar da pişmanım bana güzel öğütler veren o güzel insanları dinlemediğim için. Hayatın verdiği dersleri hep iş işten geçtikten sonra fark ettiğim için pişmanım. Nedense bir musibetten ders çıkardığımda artık o ders hiç de işime yaramadı. Çoktan iş işten geçmiş, ok yaydan çıkmıştı.

Dünya bazen çok güldü yüzüme. Ben hemencecik kanıverdim. Allahtan ki darbeleri de hiç eksik olmadı. Ben gülen dünyadan çok, darbelerinden öğrendim ne öğrendiysem.

İnsanları çok önemsedim. Kitaplar yazdım tam beş tane. Üç yıldır yazmıyorum. Elli yaşıma doğru fark ettim ki insanlarla anlaşamıyorum bir türlü. Ve bir zamanlar yazar olmak için deli olurken, şimdi artık başkaları için yazmanın, kendi terakkimize nasıl da ket vurduğunu fark ediyorum.

Bundan sonra büyük bir yazar olmak istemiyorum. Bir çok konferanslardaki, panellerdeki alkışları da istemiyorum. Sadece kendimle hesaplaşmak; hayatla, varlıkla ilgili derdi olan, meselesi olan dostlarla okumak, anlamaya çalışmak, müzakereler yapmak istiyorum. İnsanlara verecek bir dersim yok. Bir şey bilmediğimi de biliyorum. Beraber öğrenmeye çalışmaktan başka bir bilgim de yok. Sadece Allah’tan ve kendimden isteklerim var. Bundan sonra başkalarından bir şey istemeyeceğim.

Bu yazıda olduğu gibi dağınık bir adam olduğumu biliyorum. Dağıttığım da çok olur. Rabbimin toparlayan eli değmese darmadağın olacağımı da biliyorum.

Yazarlığın bir güzel tarafı da bu satırlar aracılığıyla herkesten helallik dileyebilmenizdir. Gıybetten, başkalarını konuşmaktan, kırmaktan nefret ederim. Kırmaktansa kırılmayı tercih ederim. Bütün kırdıklarımdan özür diliyorum…

Bir şeyde, bir sevgide, bir işte yarım kalmayı sevmiyorum. Ama öyle şeyler oluyor ki hayatta bir türlü tamamlayamıyorsunuz. Bir yerleriniz, bir şeyler hep eksik kalıyor ve sürekli acıyor. En çok da kendimizi tamamlayamıyoruz.

Ne kadar da çok eksik kalmışım bu hayatta. Ne kadar da isteyip de yapamadıklarım varmış.

Ne kadar da çok iflas ettim bu güne kadar. Ne kadar da çok dibe vurdum. Ama bazen dibe vurmadan göklere çıkamazsınız değil mi? Onun için hiç korkmadım dibe vurmaktan. Bir sargıç gibi muallakta kalmaktan çok korktum. Bazen Araf’ta kalmaktansa dibe vurmayı özledim. Çünkü anladım ki bu hayatta, kördüğümleri ancak dibe vurarak çözmeye başlayabiliriz. Dibe vurmadan çoğu zaman gözlerimiz açılmaz, aklımız çalışmaz.

Terk edemediğimiz şeyin kölesi olduğumuzu da öğrendim bu hayatta. Bize acı verdiği halde terk edemediklerimizin nasıl putlaştırıldığını gördüm. Sahip olduklarımızın gün gelip bize nasıl sahip olduklarını biliyorum artık.

Acılarım vardı, hayal kırıklıklarım, yıkılışlarım. Ama ellibeşine doğru adım adım ilerlerken iyi ki yaşadım dediğim pek çok sınavlarım, pek çok kaybedişlerim de oldu. Bazı yitirilişlerin, mağlubiyetlerin, kazanımlardan çok daha fazla feyizler taşıdığını öğrendim.

Ve nihayet şimdi ellili yaşlarda, nefsani ve dünyevi beni öldürmeye çalışıyorum. Eski benin yasını da tutmayacağım. Kimseden hiçbir şey istemeyeceğim. İnsan yaşı ilerledikçe anlıyor ki, başkalarının beni anlamasını beklemek çok zaman alıyor. Kimse kimsenin aynısı değil. Ve nihayet hiç kimsenin sizi anlamadığını anlıyorsunuz sonunda.

“Bir kısmı sizi hiç tanımıyor, tanısa da sizi sevmiyor, sevse de size bir fayda vermiyor, daima hadsiz firaklardan ve ümitsiz dönmemek üzere zevallerden azap çekiyorsunuz” diyor Ebu La Şey.

Yaşım yarım asrı geçti. Ortalama bir ömür yaşasam, araya ani bir ecel girmezse 15/20 sene gibi bir ömrüm kaldı. Yani artık hayatın boş işleri, boş insanları, boş hayalleri peşinde koşacak yaşı çoktan geçtim. Her an gaiplerden bir davetin gelebileceğinin farkındayım. Her anım, her saatim, her günümün çok değerli olduğunun bilincindeyim. Yolcunun derdi yolculuk ve gideceği menzil olmalı. İdama götürülen bir insanı yemeklerin lezzeti kandıramaz. Artık zaman öteleri düşünme, öteler için çalışma zamanıdır.

Bundan sonra sadece kendimden ve Allah’tan isteklerim var. Sadece O’na doğru yürüme, O’nu arama, O’nun deli divanesi olmayı istiyorum.

Allah için terk etmenin özgürlük olduğunu, ancak dibe vurunca anladım!

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Levent Bilgi - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Haberler Ankara Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Haberler Ankara hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.