AMAZONLARDAN BERİ; GİRESUN'DA MARATON KOŞUYORUZ (?)

(ULUSLARARASI GİRESUN AKSU YARI MARATONU)

İnsanoğlunun "koşma" hikayesi, doğal olarak ve mantık sınırları çerçevesinde aslında ilk insanla başladı... Çünkü; tarihçiler, yazarlar ve düşünürler, "Homo Spaiens" atalarımızdan bu yana insan neslinin av peşinde ya da yırtıcıların önlerinde canlarını kurtarmak için sürekli koştuklarını söylüyorlar bize... Haksız da sayılmazlar. Mutlaka doğrudur dedikleri, çünkü düz mantık da zaten bunu gerektiriyor. Koş-yakala, kaç-kurtul.

Bilim insanları; bu sayede insan ırkının sürekli koşturup durarak ilk çağlardan beri hayatta kalmaya çalıştığını ve bu özellik sayesinde bugünlere gelebildiğinden bahsediyorlar.... Yani uzun lafın kısası bizler bugünkü medeniyetimizi, "koşmaya" borçluyuz. Ve atalarımız iyi ki de iyi koşucularmış, yoksa şimdi dünya üzerinde insanoğlundan eser kalmayıp, sadece yırtıcı hayvanlar hüküm sürecekti belki de?

* * *

Tabi, bu işin; antropolojik tarafı... Antropoloji, geçmiş ve günümüz topluluklarında yaşayan insanların çeşitli yönlerini inceleyen bilim dalıdır. İnsanın iskelet, kafatası gibi fiziki yapısını araştıran antropoloji, insanlık tarihinin en eski dönemlerinin aydınlatılmasına yardımcı olur. Tarihi, bu yönleriyle inceler ve araştırır.

Koşunun, koşmanın, bunun yanında "uzun mesafe" koşmanın da bir tarihi vardır elbet... Bu olayın içine dahi her ne kadar efsaneler, söylenceler, biraz yalan ve biraz da abartılar katılsa da.

Şimdi dilerseniz, az önce bahsini ettiğimiz uzun mesafe koşusunun, yani bilinen adıyla "maraton"un efsane ve söylencelerdeki tarihine bir bakalım.

* * *

Zaman, bundan binlerce yıl öncesi; antik çağ ve M.Ö. 490 yılıydı... Efsaneye göre; antik Yunanistan'da büyük bir düzlük olan Marahton Ovasında, Yunan ülkesini işgale gelen Perslerle Atinalılar arasında büyük bir savaş oldu. Bu mücadelenin sonunda, bozulan Pers ordusunu oluşturan İran'lı askerler geriye, denize doğru kaçmaya başladılar ve buldukları gemilere binerek canlarını kurtarma derdine düştüler. Atinalılar büyük bir zafer kazanmış, topraklarını işgale gelen Pers ordusunu kısa zamanda perişan etmişlerdi.

Atinalı Komutan Miltiades, en hızlı koşan askerini yanına çağırdı ve bu zaferi halkına hemen gidip iletmesini istedi ondan. Philippides adlı asker, komutanının emriyle ama hiç durmadan Marathon Ovası ve Atina arasındaki 42 kilometrelik yolu tam 3 saatte durmamacasına koştu. Atina sokaklarına vardığında ise yarı yorgunluktan, yarı kazandıkları büyük zaferin heyacanından meydanda onu karşılayanlara son sözlerini söyledi ve oracıkta düşüp yığılıp kaldı. Philippides ölmüştü. Söyleyebildiği son sözler ise şunlar olmuştu:

- Nike! (Zafer!)

- Sevinin... Biz kazandık!

Bu olay, modern olimpiyatların ilki olan 1896 Atina Oyunlarında hatırlanıp, bir "saygı" ifadesi gibi de düşünülerek, konuya atıfla 42 km.lik bir koşu yapılmış ve adına da olayın ilk çıkış noktası olan yerden, Marathon Ovası"ndan esinlenilip bu uzun koşuya o tarihten sonra "maraton" denilmiştir.

Bir başka öyküde ise; Bu koşucunun adı Ariston'dur. Ariston, Sparta Ordusunu savaşa çağırmak için lazım gelen mesafeyi 2 günde ve 320 kilometre olarak koşmuştur. Ardından da aynı yolu yine gerisin geriye dönerek hem de?

İşin içinden, bahsi geçen olaylara da bakılarak çıkmak biraz zor... Hem zaten Tarihin Babası da sayılan Halikarnassos'lu Herodot'ta maratondan, maratonun çıkış noktalarından hiç mi hiç bahsetmediğine göre; biz bu konuda yine de bilinen tarihe, yani gerçek yazılı tarihe bakıp inanmak zorundayız.

* * *

İşte yukarıda yazılan bu bilgiler ışığında ve şimdiki modern dünyada bizler, yani düşünen insanlar olarak şimdi ancak şu mantıklı ve haklı yorumları yapabiliyoruz:

"Efsaneler ve söylenceler; biraz hayal, biraz abartı, biraz da mitlerden ve insanoğlunun doğasında olan hayal ve düşlerden beslenmekten ibarettir. Gerçek tarih de zaten bu değildir, hiçbir zaman olmamıştır da."

Madem öyle, şimdi isterseniz bizim tarihimize, bizim söylence ve efsanelerimi de bir bakalım o zaman.

Mitoloji de bilindiği üzere, Amazonların adası Aretias, Savaş Tanrısı Ares'in adasıdır. Amazonlarda, Ares'in Savaşçı Kızları...

Aretias' merkez üs olarak kullanıp Kerasus ve çevresinde yaşayan bu kadim uygarlık, vahşi kadınlar kavmi erkeksiz yaşarlardı. Nesillerinin devamı içinse yılın sadece bir gününü, "silahsız olarak" çağırıp kabul ettikleri Kerasus'lu erkeklere ayırırlardı. O da, üremek için gerekenin yapılması için. Aslında bu onlar için, yaşadıkları çağlarda süregelen her yıllık bir ritüeldi. Dünyaya getirdikleri kız çocuklarını bir savaşçı olarak yetiştirir, erkekleri aralarında barındırmazlardı. Haklarında, erkek doğanları hemen öldürdükleri ya da yaşamalarına izin verip, bebekken iade ettikleri gibi rivayetler vardır. Bunların hangisinin doğru olduğunu tam olarak bilemiyoruz. Tam da her yıl Mayıs ayının (20. Maria Günü) ne denk gelen Mayıs'ın 20 sini aslında baharın geldiği, soğuğun doğadan elini ayağını çektiği gün olarak kabul eder, nesillerinin üremesi için Aretias'ın karşı kıyılarındaki erkeklerle bu özel gün birlikte olurlardı.

Tabi, bu da ister istemez ve insan tabiatının doğal bir refleksi olarak Kerasus'lu kadınların tepkisini çekerdi. Düşünsenize? Kerasus'lu bir kadınsınız ve erkeğiniz sizi yüzyıllardır süren bir geleneğe bağlı kalarak o gün, taş gibi hatunlardan oluşan bir kadınlar kavminin içinden bir afetle "al gülüm-ver gülüm" hesabı aldatıyor.

Zaten geçmişi 4 Bin yıllık olan Uluslararası Giresun Aksu Festivalinde her yıl yaşanan denize taş atma ritüeli de işte tam bu zamanlardan kalma bir nefret ifadesidir aslında... Kerasus kadınlarının, erkeklerini yılda sadece bir günlükte olsa ellerinden alan o şuh Amazon kadınlarına olan çaresiz durumlarıdır yani? O gün erkekler o adada mutluyken, aldatılan kadınların mutsuzluğunu, nefretini ve çaresizliğini simgeler o denize taş atmalar.

Fakaaat... İşte tam da burada, o zamanlarda; bu hovarda erkekler akşam olmadan eve döndüklerinde kopar asıl kızılca kıyamet aslında...

O gün aldatıldıklarını bilen, hisseden ya da anlayan bu çaresiz kadınlar, işte o saatlerde yaparlar yapacaklarını!... Ellerine; balta, girebi, yarmaça odunu, sopa, değnek, ışgın!... Artık ne buldularsa ve Allah ne verdiyse düşerler o Mayıs 20 sinin gündüz ki zevk ve sefa içinde yüzenlerinin peşine!...

Böylece çok uzun mesafeli bir koşudur başlar antik Kerasus sokakları ve yollarında her sene, o baharın geldiği farz edilen işte o gün..

Maraton, antik Yunanistan'ın Marathon Ovasından, bilmem şu askerin, bilmem şu habercinin, zafer kazandık müjdesini getirenlerin öyküsüdür falan diyenlere siz siz olun, sakın inanmayın...

Tarihte ilk maraton; demin bahsedilen olaylar sonrasında ve sadece "kadın" korkusundan; antik Kerasus'ta koşulmuştur.

Yani; (İşte o zamanların bir nevi Amazonu olan Kerasus Kadınları sayesinde:)

"Amazonlar Erkekleri Kovaladı, Tarihte İlk Maraton Da Giresun'da Başladı" diyebiliriz bu tarihi gerçekler ışığında... Ya da:

"İlk Maraton, Kadın Korkusundan, Bu Topraklarda Koşuldu" da diyebiliriz...O zaman gelin bu sene de; GİRESUN Maraton Kulübünün önderliği ve organizasyonunda yapılacak olan, "4. Giresun Aksu Maratonu"nu hep birlikte ve bu efsaneleri anlatıp gülümseyerek koşalım.

O zaman haydi gelin:

“Amazon Efsanesiyle Giresun'da Koşalım"

* * *

Gerçi bunca anlatılanlardan sonra Giresun erkekleri olarak bizler; şanslı mıyız, şanssız mıyız onu da tam bilemedik ama:

Zaten biz, ne hikmetse;"Amazonlardan Beri Giresun'da Maraton Koşuyoruz.”

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Murat Akyol - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Haberler Ankara Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Haberler Ankara hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.