BANA DEDEMİ ANLAT. DEDEEEE....

"Bana dedemi anlat dede" demişsin evlat. Herhal de en zor, bir o kadar da kolay olanı benden, DEDENDEN istemişsin. Lâkin, ben nereden başlayacağımı bilmiyor, bilemiyorum. Babam... Deden... Bana göre dedelerin dedesi idi. Son Osmanlı... Son delikanlı... Son, adam gibi adam. İşte bana göre zor bir o kadar da kolay olan dedenin babası... Yada sizin lisan ile BÜYÜKBABAN. Evlât, Son Osmanlı dedim ya, İnan onun her hâli ve edvarı bir Osmanlı gibiydi. Tıpkı, onun da babası, ataları ve dedeleri gibiydi. Durduğu zaman boyu, posu endamı ve çatık kaşları ile ilk baktığında ürkerkin, korkardın. Sanki patlamaya hazır bir bomba gibiydi.

Onu ilk tanıyanlar " Yahu Halil abi seni tanımadan önce şu haşmetli duruşun ve de bakışın ile ödümüz kopar, acaba yanlış bir şey söyler yâda yanlış bir davranışta bulunur isek bize patlar mı? diye acayip korkardık." derlerdi. Lâkin seni tanıyınca o haşmetli duruşun, çatık kaşların ve siman ile, taşıdığın kalbinin ne kadar da tezat olduğunu gördük. O kaşları çatık, sert mizaçlı adamın görünmeyen dünyasının altında pırıl pırıl bir kalp, merhamet ve şefkat dolu bir yürek olduğunu ancak seni tanıyınca gördük ve anladık. Biz seni böyle sevdik. Bir serçe kuşunu, bir karıncayı dâhi incitmeyen nazik ve nazenin bir yürek olduğunu gördük. Senin deden evlat; fiziki yapısı, görünüşü ve duruşu ile adeta cenge çıkmaya hazır bir yeniçeri gibiydi. Dimdik... Eğilmeyen... Bükülmeyen... Yay gibi... Deden, DELİKANLI BİR ADAM idi. Doğruları söylemekten ve haykırmak dan hiç bir zaman çekinmeyen " aman kalbi kırılacak, üzülecek, darılacak, muhabbetimiz zarara uğrayacak diye düşünüp HAKKIN, HAKİKATİN, YALANIN, RİYAKARIN hiçbir zaman dolmuşunda ve dolduruşuna gelmeyen DOSDOĞRU bir adam idi. En son söyleyecek sözünü en başta söylerdi. Vesselâm, yiğit üstü yiğit bir adamdı. Kapısına gelipte ihtiyacı olanı hiçbir zaman geri çevirmeyen bir adamdı. Sormaz dı " Ne zaman ve nasıl ödeyeceksin" Kimi zamanda gelmezdi o verdiği paralar. Büyükannene bunları hiçbir zaman aksettirmezdi. Zira üzülmesini ve sıkılmasını hiç bir zaman istemezdi. Üzulürmüy dü? Evet. Bazen üzülürdü. "Niçin böyle yaparlar?" diye kendi kendine de konuşurdu. Lâkin bilirdi, birde hesabın öbür tarafı olduğunu. Ağlamayı severdi. Lâkin kimseler bilmezdi, kimselere göstermezdi GÖZYAŞINI. Zor evlât, anlatmak çok, inan çok zoooor. Boğazıma düğümlenen gözyaşımın bendini yıkıp, ağlamak doyasıya ağlamak istiyorum. İçimdeki fırtınaların, kasırgaların önüne geçip bağırasım, göğsümü yırtarcasına haykırasım var. NERDESİN BABAAAAAAA... NERDESİİİİN...... Seninle; bir gün dahi olsun elini tutmak, oyun parkına gitmek, kokunu içine çekmek, yürekten ve doya doya DEDE!!! DEDEEEEE!!! demek isteyen bu minik yüreği SARI DANAYI görmeni isterdim. Lakin.... Evlât, dedeni anlatmak zor. Ve beni daha fazla yorma, Eski günleri hatırlatıp ta ağlatma... ......... Dedeeeeeee... Dedeciiiiiiim... Seni Ve görmediğim halde BÜYÜKDEDEMİ ÇOK SEVİYORUM. Selam ve dua ile..

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Bülent Ertekin - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Haberler Ankara Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Haberler Ankara hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.