HEPİMİZ KAYBEDERİZ !!

Ülke gündemimiz o kadar hızlı değişiyor ki, bir olay soğumadan, ötekine kilitleniyoruz. Sadece konuşup, eleştiriyoruz, kendi kendimize fikirler üretiyoruz, tek başımıza sanki dünyayı kurtaracak cesarete sahibiz, ama üç kişi bir araya gelemiyoruz. Tahammülsüz bir toplum olduk. Herkesin öfkesi dilinin ucunda. Ne eleştiriye açığız, ne de tartışmaya. Öfke, nefret, hakaret, ötekileştirme ve şiddet hiç eksik olmuyor. Bu duruma gelmemizde bizi yönetenlerin kullandıkları dil çok etkili. ‘’Umutsuz olmayalım’’ ‘’Umutsuzluk aşılamayalım’’ ‘’Dibe vurmadan akıllanmayız’’ ‘’Bize bir şey olmaz’’ ‘’Anayasamız tehlikede değil’’ ‘’Onlar’’ ‘’Bizler’’ ... diye diye bu günlere geldik. Anayasa, Müfredat, Medeni Kanun değişti. Tarım politikaları, emekli hakları, işçi hakları, hak, hukuk, adalet derken; şehit haberi almadığımız gün yok. Herkes ötekini eleştiriyor, biri siyasetten söz ediyorsa beklentisi var, hükümeti savunuyorsa çıkarı var, muhalefeti eleştiriyorsa hain; kimileri kaderine razı, kimileri her şeyden şikayetçi, kimileri umutsuz, kimileri de hayatından memnun...derken çok köşeli bir toplum haline geldik. Hangi köşeden bakarsak bakalım, iyi durumda değiliz. Veliler, eğitim sisteminden şikayetçi; çocuğu atanmamış, işi yok ama sandığa gidince yine bildiğini okuyor. Okullar imam hatiplere dönüştü, okullara mescid zorunluluğu getirildi, karma eğitim sonlanıyor, çocuğunun matematik sınavını ve okul puanını önemsediği kadar geleceğini önemsemiyor, ''eğitim sistemi niye bu hale geldi'' diye, sormuyor. Kahvehaneler emekli öğretmen dolu, işsiz bir çok insan günlük sıkıntılarını unutmak için elindeki taşlara, kağıtlara odaklanmış, kimse ‘’ben ne yapabilirim’’ diye sormuyor. Köylü, çiftçi, üretici yem fiyatlarından şikayetçi; tohum pahalı, gübre pahalı, mazot pahalı diye ağlanıyor ama gidip, ‘saray’da ağırlanan muhtara hesap sormuyor. Köylünün pazarda; süt , yumurta satması yasak, kendi yetiştirdiği tohumu satması yasak, üretimde birçok desteğe ihtiyacı var ama seçim zamanında köyüne gelen Vekil’e hesap sormuyor. Üretici zor şartlarda ürettiği ürünü, aracılara yok pahasına vermek zorunda kalıyor, bir yıl çalışıp, kendi deyimiyle; ilaççıya, ziraatçıya, bakkala dahi borcunu ödeyemez durumda, ithalatla ekmeğine bıçak saplanıyor, oy verdiği partiye hesap sormuyor. Çiftçinin banka kredilerinden beli bükülmüş, gidip bankada memura bağırıyor, müdüre bağırıyor ama bu sisteme mecbur bırakanlara hesap sormuyor. Cumhuriyet’in kurumları tek tek satılırken seyredenler, ''tarımda niye bu hallere geldik'' diye sorgulamıyor. ‘’Üreten tarım ülkesi‘’ olmaktan çıkıp, dışa bağımlı tüketen bir topluma dönüştük, ‘’Milli tarım kuruluşları niye kapatıldı’’ diye kimse hesap sormuyor. ‘’Yerli Malı Yurdun Malı’’ diye kutlamalar yapan bir nesilden, elin adamının buğdayına, tohumuna, gübresine el açan bir toplum olduk. Kimse, neden? diye sormuyor !! ‘’Kaç adamız işgal edildi, ne kadar toprağımızı yabancılar satın aldı, ne kadar ormanımız yok edildi, ne kadar suyumuz gaspedildi’’ diye kimse sesli düşünmüyor.. Üreten köylüyü ‘’milletin efendisi’’ yapan bir yapıdan, köylüyü tüketime zorlayan bir sistemin kurbanı olduk. Herkes halinden memnun kimse ‘’neden üretmiyoruz’’ diye sormuyor... Çiftçiler, ziraatçılar, üreticiler, muhtarlar ‘’Milli Tarım Politikası neden hayata geçmiyor’’ diye sorgulamıyor. İthalatta gümrük vergisini yüzde 137’den, yüzde 26’ya düşürmek; tarıma, ekonomiye, köylüye, çiftiye en büyük darbedir. Bir üretici de çıkıp ‘’yapmayın’’ demiyor. Yurtlarda çocuklar yanıyor; yurtlarda, camilerde çocuklar tacize uğruyor; analar, babalar sokağa çıkıp hesap sormuyor. Binlerce askerimiz zehirlendi, kimse çıkıp ‘’suçlu kim, Mehmedimin hakkını kim arayacak’’ diye sormuyor. İç içe geçmiş dertlerimiz. Kimi siyasilere güveniyor, kimi çok sevdiği ‘tek adam’a, kimi biat ettiği partiye, kimi ülkenin ‘aydın’larına... ama kimse kendine güvenemiyor. Kimi yeni arayışlarda, kimi ne olursa olsun durumunda.. Herkes karşısındaki topluluğu azınlık olarak görüyor. Hangi siyasi görüşten olursa olsun, aslında hiç kimse laik düzenin bozulmasını istemiyor.

Herkesin hassas noktası Vatan...

Kimsenin insan olarak ötekine bir nefreti, öfkesi, ön yargısı yok ama bu düşüncede olan milyonlar bir araya gelemiyor.

Emek verenleri, gücü yettiğince çaba gösterenleri ise sadece eleştiriyoruz. Medeni kanun değişiyor, mahkemeye veren bir kaç örgüt dışında kimse ses çıkarmıyor. Evrim teorisi yok sayılıyor, bu konuda bir bilim dergisi yayın yapıyor, kimse alıp okumuyor. Müfredat değişti, belli birkaç dernek ve kurum dışında çözüm yolları arayan yok, kimse merak edip okullar açılınca ne olacak diye sormuyor. Toplumu bu duruma getiren, kutuplaştıran, ötekileştiren tek neden; siyasilerin öfkeli üslupları, hedef göstermeleri, kışkırtmaları, sindirmeleri, korkutmaları ve siyasi çıkarlarına halkı alet etmeleridir. Bu durumda, bir yanda kişisel çıkarlarından vazgeçemeyenler, diğer yanda da ne olursa olsun tam bağımsızlıktan yana tavır koyanlar var. Kimin kazanacağını tahmin etmekten çok, kimin kaybedeceğinden eminiz. Sen, ben, o, bizler, onlar, milyonlar, koca bir ülke... Hepimiz !!!

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Ebru Oğuzhan Yeter - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Haberler Ankara Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Haberler Ankara hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.