ACELE TRAŞ / TREN YOLU / ARNAVUTLUK

Hayatın içerisinde öylesi tipler vardır ki; baksan, gülesin gelir... Bu gibi insanların yüz ifadelerine gülersin, kullandığı garip kelimelerine gülersin, cümlelerine gülersin... Mutlaka ama mutlaka çok özel anıları olur bu güzel insanların, hikayeleri olur... Gülersin.

Ben, bu dünyada bu olaylarda çok şanslı bir adamım. Bu konularda hiç yoksulluk çekmedim. Çocukluğumdan bu yana, daha da doğrusu hayatı bilip anladığımdan beri bu kalıpta çok insan tanıdım. Hatıraları ezberimdedir her daim, canım sıkıldıkça anıp anıp gülerim kendilerine... Bir yerlerde bu durumdan doğabilecek; "birilerinin bana -deli- diyeceklermiş halleride hiç mi hiç umurumda olmaz... Gülerim.

Şu anda yine güldüm... Bizim Sıtkı'yı hatırlayıp.

* * *

Bizim Sıtkı; gayet orta boylu, gayet sakin, beyefendi ama birazda "rahat" bir insanoğlu profili çizer, tanısanız size aslında... Fakat iyi kalpli, dürüst ve çok sevdiğimiz birisidir kendileri. Lisedeki o çok güzel sınıfımızın "özel üretim" sayılabilecek numuneliklerindendir bir bakıma. Kendisi bir gurbetçi çocuğudur. Ailesi, o yıllarda Almanya'daydı.

Biz, lise son sınıftaydık yanılmıyorsam? O zamanlar bir de, "kayıt yenileme" adı altında çok saçma sapan ve ucube bir uygulama vardı her ders yılı başında okullarda, ne hilmetse? Aynı saçmalık şimdilerde devam ediyor mu, bilemiyorum. Bu bizim Sıtkı, ailesi yurt dışında olduğu için o sene başında kasti olarak kayıt yenilememiş, ailesi onu Almanya'ya yanlarına alacaklar maksadıyla. Biz sonradan öğrendik bu durumu. Okulun açıldığı ilk günlerde sınıfımıza hiç uğramadı bu arkadaşımız. Şöyle bir 20 güne yakın bir süre vardır, bu bahsettiğim zaman dilimi. Yalnız, bir mühim konu daha var ki; öğrencilerin devamsızlık hakları da 20 günle sınırlı o zamanlar. Bu süreyi geçirirseniz sınıfta kalıyorsunuz. Biz, işte o gün tam da bu durumu hesaplıyorduk ki; Sıtkı 19. günün sabahı okulumuza geri geldi. Türkiye'de devam etmeye karar vermiş eğitimine meğerse. Yurt dışı işi bazı sebeplerden dolayı olmamış. Zaten Sıtkı'yla ilgili bütün garipliklerde o günden sonra başladı ya?..

Yaptığı bunca devamsızlıktan dolayı okuldan atılmasına 1 günü kalan Sıtkı, her sabah ama her sabah ve hiç sektirmeden, okulumuza tabiri caizse: "kuşlar kahvaltılarını yapmadan(?)" gelen ilk kişi oldu o yıl boyunca... "Geç kalırım da, sonra o bir günümüde harcarım, o da biter!" korkusuyla gün ışıdıktan hemen sonra, okulun önünde kapıların açılmasını bekleyen ilk öğrenci o oldu. O dönemler, sabah ezanı okuyan müezzinler iyi tanırlardı onu. Zaten o yıl, ortaya çıkan bu durumdan dolayı okulun anahtarlarını bile Sıtkı'ya vermeyi düşündü idare ama bu niyet sadece düşüncede kaldı.

İşte bu günlerin içinde bir gün, Sıtkı'yla biz ikimiz, yine o dönemin en saçma sapan uygulamalarının birinden dolayı, sabah sıra olup sınıfımıza girecekken okul müdürünün hışmına uğradık... Adam bizi okula almadı, bizzat yaptığı saç kontrolünde. Uzunmuş saçlarımız!

Sıtkı'nın toplamda sadece bir gün hakkı var oysa? O günü de devamsız geçirirse okuldan atılacak! Sınıfta kalacak! Şu an size, elimden-kolumdan çekiştirip de benimle okulun yakınlarındaki berbere ulaşma çabasını anlatamam. Her neyse, sonuçta o dakikalar içinde beraberce o berbere girildi. Sıtkı, gayet yaşlı berber amcamıza yalvardı, elini çabuk tutması için. Makas bile kullanılmadan, tam iki dakikada biten çok acele bir el makinası traşından sonra da o yine koşarak okula yetişti. Benim çok da acelem olmadığı için sonraya kaldım. İşim bitince de o ilk dersteki öğretmenimize durumu izah ederek de sınıfa dahil oldum.

* * * İlk dersimiz Coğrafyaydı o sabah. Konu da; Balkan Devletleri... Bundan beş-on dakika önce çok talihsiz bir traş vakası yaşayan Sıtkı, sınıfımızın en arka sıralarının birinde her zamanki yerinde sakin bir şekilde otururken, birazda "tren yolu"nu andıran yeni saç modelinin çekiciliğinden olacak, öğretmenimiz tarafından derse, ayağa kaldırıldı. Sabah sabah ona uğrayan bu kör talihe ve alelacele yapılmış çok komik o saç traşına bütün sınıf kahkahalarla gülerken de, öğretmen sordu;

- Sıtkı, yeni traşın hakikaten de bir harika olmuş evladım, kime yaptırdın o saçı? (Kahkahalar..)

(O yıllarda, saç traşlarıyla ilgili espri konusu olan "Toraman" adında bir şehir efsanesi de var ki Giresun'da, ondan da bahsederek;)

- Adam, usta adammış?... Kafana bir tren yolu esintisi verip, bence bir sanat yapmış... Toraman'mıydı adı? (Kahkahalar devam ediyor..)

- Her neyse, biz dersimize geri dönelim. Bir zamanlar Osmanlı İmparatorluğu sınırları içerisinde bulunan bir Balkan Devletini soracaktım sana?... Balkanların güneyindeki, başkenti Tiran olan olan bu küçük ülkenin adını biliyor musun?

Sıtkı, hem yeni stil traşının o güzelim sınıfımız üzerinde bıraktığı izin muazzam etkisini henüz tam olarak üzerinden atamamışken ve hem de okuldan kaydının silinmesine ramak kala "saldan atlamanın" verdiği o rahatlıkla vevapladı soruyu;

- Hıh!Hıh!... Bilmez miyim Hoca'm, ne var bunu bilmeyecek, bundan basit soru mu olur?... Bu ülke pek tabi ki; Gırnavukluk!!!

* * *

Hayatın içinde öylesi tipler vardır ki; baksan gülesin gelir... Bu gibi insanların yüz ifadelerine gülersin, garip kelimelerine gülersin, cümlelerine gülersin?... Mutlaka ama mutlaka çok özel anıları olur bu insanların, hikayeleri olur... Gülersin.

Geçenlerde, iki arkadaş bir seyahatte Ankara'ya gidiyorduk. Şehirler arası bir otobüste aklıma geldi bu olay, o arkadaşıma da anlattım... Yolda, gece yarısı sakinliğinde güldük birden bire, biraz da sesli. En arka koltukların birinde oturuyorduk...

Bir şoför, iki muavin ve Elliden fazla yolcu, gerisin geriye dönerek tip tip bize baktı!

- S O N -

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Murat Akyol - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Haberler Ankara Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Haberler Ankara hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.