MİLLİ EĞİTİM; NEREDEN NEREYE..

Kaldıkları cemaat yurdundayanarak hayatını kaybeden evlatlarımızsessiz sedasız, ağıtlar ve gözyaşları arasında toprağa verildi.

Yayın yasağına rağmen cemaat yurdu hakkında bir çok bilgi paylaşıldı.

Bunlara o kadar alışkın bir toplum yapısı oluştu ki kimse yadırgamadı.

Hep alıştırıldığımız gibi yine ateş düştüğü yeri yaktı ve bugün de dün oldu.

Geçmişimizi bir kez daha okurken, şu sözlere takılıp kaldım...

‘’Hangi ülke, çocuklarına bizim ülkemiz kadar muhtaçtır? Hangi millet bizim kadar fakirdir? Öyle bir işin içindeyiz ki, herkes dağarcığında ne varsa ortaya dökmelidir.’’

Bu sözleri 1927 yılında dönemin Milli Eğitim Müsteşarı olan Kemal Zaim Sunel, yine o dönemin eğitimcilerinden olan Şevket Süreyya (Aydemir)’ e söylemiştir.

Bugün eğitim sistemini sürekli eleştiriyoruz. En büyük sorunun temeline inmedikten sonra günü birlik yaşanan sorunlar sadece sözlerle tartışılıp bir çözüme ulaşamadan, başka sorunlara yerini bırakıyor.

Laik eğitime nasıl kavuştuğumuzu, bu eğitim ve kültür yapısına kavuşana kadar hangi mücadelelerin verildiğini bilmeden bugün geldiğimiz noktayı doğru anlayamayız.

Tam da bu konuda Metin Aydoğan şöyle diyor;

‘’Geçmişi öğrenip ondan ders almak isteyenler için önemli olan, nereye gelindiği değil, nereden nereye gelindiği’dir. Geçmişteki olaylara bu biçimde bakılmadığı sürece, başarı yada başarısızlık olarak ileri sürülecek görüşler nesnel bir değer taşımayacaktır.

Kurtuluş Savaşı ve sonrasındaki devrimler, çok güç koşullar ve olanaksızlıklar içinde başarılmıştır.

Cumhuriyet kurulduğunda, ilçe değil birçok Doğu ilinde , ilkokul dahil hiç okul yoktu.

Atatürk , Cumhuriyet ilkelerine bağlı, yeniliğe açık, ulusal değerlerle donanmış yeni aydınlar yetiştirmek için, işe eğitimle başladı.

Ulusal bilinci geliştirmek ve devrimi koruyacak kadroları yetiştirmek için, önce milli eğitim ele alındı ve eğitimde birlik temel ilke yapıldı. Okuma yazma öğrenerek askerden çavuş olarak terhis olan gençler hızlandırılmış kurslarda eğitilerek, köylerinde okuma-yazma öğretecek eğitmenlere dönüştürüldü.

Kent ve köylerde okul yaptırma kampanyaları başlatıldı. Köylerde üç yıllık ilkokullar açıldı.

Köy aydınlanmasını sağlamak ve toprak devrimini gerçekleştirmek amacıyla köy enstitüleri tasarlandı, uygulamaya sokuldu ve Ülkenin değişik yörelerinde 21 köy enstitüsü açıldı.

Okullardan ayrı olarak, halka yönelik okuma yazma seferberliği başlatıldı ve millet mektepleri açıldı.

Köy enstitülerinin dünya çapında dikkat çeken başarısının, 1945’ten sonra Türkiye’ye girmeye başlayan ABD’nin dikkatini çekmemesi olası değildi. Nitekim ABD, o dönemde, Türk hükumetine 12 adet ‘’eğitim projesi’’ kabul ettirdi ve bu kabulden sonra Türk Milli Eğitim’i çok ayrı bir yöne döndü.

Köy enstitüleri önce etkisizleştirildi sonra kapatıldı, yerlerine imam hatip okulları açılmaya başlandı.

Cumhuriyet öğretmenleri Atatürk’ün sözlerine uydular, yurt ve ulus yararına olağanüstü bir inanç sağlamlığı ve üretkenlikle büyük bir kavga içine girdiler; Yeni ve aydın bir kuşak yetiştirdiler. Ancak, henüz kendilerini ve Devrim’i koruyacak kadar güçlenmeden önderini yitiren bu kuşak, daha sonra hırpalanmaya,; hor görülmeye başlandı.’’

Evet, bugün Cumhuriyet devrimleri öksüz ve yetim kalmıştır.

Bugün Cumhuriyet aydınlanmasını devam ettirecek güç etkisizleştirilmeye başlandı.

Eğitimde gericilik yaşanırken, dış güçlerin etkisi baskın bir şekilde uygulanmaktadır.

Eğitimde eşitsizlik, öğrencilerin barınma sorunları hepimizce bilinen ama ne yazık ki etkili bir çözüm bulunamayan sorunlardır.

Bugün Cemaat yurtlarına, korunmasız, sağlıksız koşullara mecbur bırakılan, her türlü zorluğa, istismara terkedilen çocuklarımızın sayısı her geçen gün artmaktadır.

Köylerin mahallelere dönüşmesiyle, azalan eğitim kurumları, çocukları taşımalı eğitime mecbur bırakmış ve yoksul ailelerin imdadına devlet yerine bu kontrolsüz yurtlar yetişmiştir.

Çağdaş ve Laik eğitimden rahatsızlık duyanlar ülkenin her yerinde devlete ait yurtlar yapmak yerine bir çok yerde var olanı yıkıp çeşitli cemaat ve tarikatlara, vakıflara yurt yapma ve işletme hakkı vermektedirler.

Ümmet olmaktan çıkıp Millet olma onuruna kavuşan Türk ulusu için bugün Millet olmaktan çıkarılıp Ümmet olma yolunda şartlar hazırlanmaktadır.

Cumhuriyet aydınlanmasıyla Tekke ve Zaviyelerin kaldırılması ile birlikte toplumda tarikat düzenine son verildi.

Bugün bu gericiliği yeniden diriltmeye çalışanlara karşı mücadele etmeliyiz.

Senin benim çocuğum için değil, hepimizin çocukları için, ülkenin bugünü, yarını ve geleceği için Cumhuriyet değerlerimize sahip çıkmalı hepsinin en temeli olan eğitim sisteminde Laik eğitimden asla vazgeçmemeliyiz.

Bugüne kadar tek amacı okumak olan, zor şartlarda, imkansızlıklar içinde okuma hakkı dahi elinden alınan ve sorumsuzca kaybettiğimiz çocuklarımız unutulmasın.

Atamızın şu sözleri geleceğimiz olan çocukların, gençlerin ne kadar kıymetli olduğunu anlatıyor.

‘’ Çocuklar her türlü ihmal ve istismardan korunmalı, onlar her koşulda yetişkinlerden daha özel ele alınmalıdır.’’

Kaynak:Metin Aydoğan YÖNETİM GELENEKLERİ VE TÜRKLER

Uluslar, egemenliklerini geçici bile olsa, bırakacağı meclislere dahi gereğinden fazla inanmamalı ve güvenmemelidir. Çünkü meclisler bile despotluk yapabilir ve bu despotluk bireysel despotluktan daha tehlikeli olabilir. Meclislerin öyle kararları olabilir ki, bu kararlar ulusun yaşamına giderilmesi olanaklı olmayan zararlar verebilir. Gazi Mustafa Kemâl Atatürk

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Ebru Oğuzhan Yeter - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Haberler Ankara Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Haberler Ankara hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.