MAHALLİ SEÇİMLER / MUHTAR ADAYI

Varlığında varlığıyla gurur, yokluğundaysa doldurulamaz yerine büyük ve sonsuz bir özlem duyduğum insanlardandır; Ekmekçi Mehmet.

Bu dünyanın benim nazarımda gelmiş geçmiş en güzel, en gönlü zengin, en iyi kalpli insanıdır O… Kendisi benim, özbeöz dayım olur. Hem de en büyük dayım. Hem de en sevdiğim dayım. Kaybedeli dört yıl oldu. Eminim şimdi, cennetin o en güzel köşelerinin birinde ışıklar içinde, bulursa yine o vaat edilen pınarlardan akan bir şeylerden içerek gününü gün ediyordur? Rahmetli bu fani dünyada çok iyi içti çünkü sağlam içti! Eee, huylu huyunu teneşirde bile bırakmazmış?

AGORA MEYHANESİ

Burasııı : A/go/ra Mey/ha/neeee/ siiii.

Burda yaşanıııııııııııııııııııııır;

Aşkların en gü/ze/li

Ve en şa/ha/neee/siiiii.

Sana bu satırları

Bir son bahar gecesinin

Felç olmuş köşesinden yazıyorum.

Beş Yüz mumluk ampullerin karanlığında

Saatlerdir boşalan kadehlere

Şarkılarını dolduruyorum.

Tabağımdaki her zeytin tanesine

“Simsiyah” bakışlarını koyuyorum.

Ve kaldırıp kadehimi

Bu rezilcesine yaşamaların şerefine içiyorum.

Burası Agora Meyhanesi

Burada yaşar aşkların en madarası

Ve en şahanesi.

Burada saçların bir teline bir galon içilir

Gözlerin her rengine bir şarkı seçilir

Sen bu sekiz köşeli meyhaneyi bilmezsin

Bu sekiz köşeli meyhane seni bilir.

Burasııı : A/go/ra Mey/ha/neeee/ siiii.

Burda yaşanıııııııııııııııııııııır;

Aşkların en gü/ze/li

Ve en şa/ha/neee/siiiii.

Aslında, Dr. Onur Şenli’ye ait uzunca bir şiirken; İsmet Nedim Saatçi notalarıyla ünlü olmuş bu besteye “nam” veren başlıktaki ismi, sadece şarkılarda var zannedenler için söylüyorum?... Yanıldınız!... (Bu güzel ülkenin birçok yerinde olduğu gibi) Bir zamanlar bizimde vardı bir “Agora Meyhanemiz.” Yıkıldı şimdilerde, yerine alışveriş merkezi yaptılar! Ekmekçi Mehmet’in en birinci mekanıydı, ömrünün son zamanlarında... Favorisiydi. Fakat yalnız, o akşam içerde ben yoksam eğer bu böyleydi? Şayet varsam, düşünceli davranır, asla ilk seçeneğini o akşam için seçmezdi çünkü bu gönül insanı. Bilirdi; onun olduğu yerde defalarca dilediği ama benim hiçbir zaman tutmadığım “Murat can, birlikte içelim bu akşam iki kadeh?” dileğini yerine getirmeyeceğimi.

Rahmetlinin sağlığında, “O’na yakalanma!” pahasına bazen uğradığım muhabbeti güzel bir mekandı; Agora Meyhanesi... Sahibi Cevat, sevdiğim bir arkadaşımdı. Fiziki tasvirini sorarsanız da; birahane-meyhane karışımı bir yerdi burası. Eskiden çalıştığım resmi daireye çok yakın olduğundan, arada bir mesai arkadaşlarımı kıramayıp dayıma çok yakalandığım oldu bu muhabbeti güzel, samimi mekanda akşamları. Gerçi böyle olsa dahi, bırakın onun bana kızıp bir şeyler demesini, meyhanede ben varsam çıkıp başka bir yere gitmeyi yeğlerdi zaten rahmetli. Kısacası, utandırmak istemezdi “can yeğenini.” Görmezden gelirdi hep. Hiç yokmuşum gibi davranır, ardından da ayrılırdı oradan. İşte asıl o anlarda hep, ben utanırdım.

Bu güzelim günlerin içindeki eski bir gün, belli, ben yokmuşum demek ki?... Dayım her akşamki masasına kurulmuş, akşamları yanından eksik etmediği akşamcı dostlarıyla demleniyor. Tarih olarak da takvimler tamda bir seçim zamanı. Tabi rahmetli fıtratı gereği asi, baş-boyun eğmez, tepkili ve muhalif bir yapıya sahip olması sebebiyle o zamanki iktidara da bir hayli çakıp çakıştırıyor ha bire! Bu arada mahallenin 40 yıllık muhtarlığını yapıyor olan rahmetli Tomşaan Ahmet Amcamıza da kızmış bu, o günkü bir meseleden dolayı? Bu olaya sebep onu da ayrı bir eleştiriyor, yarı şaka yarı ciddi. Birkaç dubleden sonrada; “Bu mahallenin muhtarı da benim, beyi de benim, paşası da!” gibi afili cümleleri de eksik etmeden, yerine göre raconu da kesiyor. Ama aslında, ağzından her zaman bal damlayan bu adamı da bir meyhane dolusu deli, gerek siyasi nutuklarıyla, gerek hayatın içinden ordan-burdan hikayeleriyle, yeri gelince küfür, yeri gelince esprilerin en alasıyla ama can kulağıyla da dinliyorlar… Allah her birine ayrı ayrı akıl ve fikir versin!

Yalnız işte tamda oracıkta, aslında oradaki herkese lazım olan akılı, masasından bir sivri akıllı veriyor kendisine... Malum, seçim arafesi ya?..

- Ekmekçi!… Şu meyhanenin bunca yıllık hatibisin… Gülü ve neşesisin. Sen şu maaleye muhdar adayı ol! Bütün oyumuz anamızın ak sütü gibi helaldir sana! Hem, memleketteki muhdarlardan senin neyin eksik ki? (Alkışlar, tezahüratlar, nümayiş…)

Eyvaaaah! Bombanın pimi çekildi, ortaya atıldı bile? Tabii dilin kemiği de yok ya, hele de birkaç dubleden sonra?... Bundan sonra gelişecek durumlar daha da vahim!

Mahalli seçimlere kadar olan süre zarfındaki bütün akşamlar, yine aynı mekan, yine aynı yüzler olmak üzere; seçim konuşmaları, nutuklar, vaatler, sözler… Bunun yanında ve bu gazla haddinden fazla tüketilen ve şişede durduğu gibi durmayan alkol. Alkolün o garip ama geçici mutluluk hissi eşliğinde kahkahalar, gülüşmeler ve kendini mahallenin yeni muhtarı sanmalar eşliğinde oynanan, bir gülmece tiyatro.

Oynandı… Ta ki seçim gününe kadar… Ve bin bir merakla beklenen o seçim günü geldi de çattı. Belediye Başkanlığı, İl Genel Meclisi ve Belediye Meclis Üyelikleri de dahil olmak üzere Muhtarlık seçimleri de bir arada yapılarak her şey o gün bitti… Kapı, akşam oldu, oylar sayılıyor. Akşamüzeri seçimin o büyülü atmosferi eşliğinde bir büyük meraktır da sürüp gidiyor. Ortalıkta da, kim uydurduysa; “Ekmekçi muhtarlığı kazandı!” türünden de bir rivayet dolaşıyor… Bütün herkes çok heyecanlı… Derkeeeeen…Sonuçlar açıklanıyor:

Tomşaan Ahmet (Amcamız) = 662 oy..Mehmet Ekmekçi = 2 oy!!!

Evet evet, yanlış okumadınız? Sadece 2 oy!... Onun da birisi kendisinin zaten. Diğerini bilen yok?

Tabi, böyle durumlarda insanın aklına hemen aynı yastığa baş koyduğu, vefakar ve cefakar hayat arkadaşı eşi gelir galiba? Biz hiç bu durumlara düşmedik ama öyledir herhalde? Onun da içine böyle doğuyor demek ki; eve varınca ilk iş rahmetli Nebahat hatuna soruyor bu muammalı soruyu. Fakat aldığı cevap olumsuz. Yani o bir diğer oyu da yengem vermemiş, dayıma. Fakat ben onu iyi tanırım. Bulması şart o adamı. Oturup birlikte bir iki duble parlatmaları şart. Ama hesabı dayımın ödemesi şartıyla bir tek. Bir vefa borcu var ortada anlayacağınız, bir oyluk da olsa?... Ve o bulunup ödenecek!

O melun gün ve o nekbet gece öylece gelip geçiyor. Yarın ki gün akşam üzeri Agora Meyhanesine girdiğinde şaşırıyor Dayım… Bakıyor ki; mekan sahibi Cevat oturmuş, tek başına rakı içiyor. Kimsecikler yok. Ortada bir tek garson var, o da ortalığı temizleyip, masaları düzenliyor.

Ekmekçi’de içki istiyor haliyle, ortalık yerde dolaşan garsondan. Ama bu istekten başkada bir laf daha çıkmıyor ağzından. Sessiz, sakin. Morali çok bozuk… Derken, sessizliği Cevat bozuyor. Ve çözülmesi gereken düğümü de tamda orda o çözüyor.

- Mehmet abi, bunca yıllık esnafım, şu seçim zamanı, senin muhtar adaylığın gibi bir zamanı ben şu mekanda daha önce hiç yaşamadım. Sayende bir ay, tıklım tıklım doldu her yer. Müthiş iş yaptık her gece. Bu defa bu mahallenin 40 yıllık muhtarına değil de sana verdiğim o bir oy, anamın ak sütü gibi helal olsun! Bak, seçim bitti, ortalık bomboş!

………………… (Uzunca bir sessizlik hali…)

(Dayıma;)

- Yakınlarda, en erken ne seçimi vardı Mehmet abi?... Milletvekilliği mi?

……………….. (Sessizliğe devam…)

(Yanında çalışan garsona;)

- Oğlum!... Sayın "Milletvekilinin" rakısı bitmiş, tazelesene çabuk, hıyar!!!

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Murat Akyol - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Haberler Ankara Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Haberler Ankara hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.