LANETLİ-BÖLÜCÜ-AMERİKANCI Y.ANAYASA-BAŞKANLIK-(2)

A’DAN Z’YE 4 BÖLÜM-2/4

Yüce Türk Milletim;

Ben “KURTARICIMIZ, Vatan-Millet-Devlet-Cumhuriyet KURUCUMUZ, ATATÜRK’ün Askeri, Yüce TÜRK Milleti’nin bir ferdi” olduğum için, hep“Yüce Türk Milletim” derim; bunu “Dinci(Cemaatçi-Tarikatçı Allah İle Aldatanlar)-Gerici-Bölücü-Emperyalist” oraya-buraya çekip asil milletimizi kandırmaya-ayrıştırmaya çalışır!..

Hâlbuki doğrusu budur! Ve tüm halkımızın-aydınlarımızın-vekillerimizin-tüm siyasi ve resmi yetkili ağızların her adımda gururla haykırması gerekendir “Yüce Türk Milleti” sözü!

Atatürk’ün kendi el yazısı ile “Türk Milleti” tanımı:

“Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Türkiye halkına Türk Milleti denir.’’(1)

Bunun anlamı şudur:

Türkiye Cumhuriyetini kuran, kaderlerini isteyerek, Türk milletine bağlayan,din, dil, ırk, mezhep farkı gözetmeksizin, Türkiye halkına Türk Milleti denir.

Ben bu yüzden hep gururla-onurla-aşkla “Yüce Türk Milletim” derim;ve anlar-duyar-görür-hisseder beni kutsal vatanımızda, kaderlerini isteyerek Türk milletine bağlayıp bu kutsal topraklar benimde vatanım diye yaşayan din, dil, ırk, mezhep farkı gözetmeksizin herkes!..

Yüce Türk Milletim “LANETLİ-BÖLÜCÜ-AMERİKANCI Y.ANAYASA-BAŞKANLIK” rejim değişikliğine, “tüm satın alınamayan-dürüst-namuslu-vatansever yüce milletimizin” hemfikir olduğu gibi ben de “#HAYIR” diyor, daha önce yazdığımı yine yineliyorum!..

“(…)

Yüce Türk Milleti, tarihte, yaratıcının değil yaratılanın kulu olmayı hiçbir zaman kabullenemedi. (KUR’AN-İSLAM’ da yalnızca yaratıcının kulu olmamızı emreder) Üstüne birde kabullenemediği bu insan, düşmana bir tokat bile atmadan onunla işbirliği yapıp;

‘’Anadolu’daki Türk egemenliğinin canice-adice-kalleşçe-haince öldürülüp yok edilmesi anlamına gelen

__‘SEVR KEFENİ’ ni__ giydirmeye kalkınca!’’

Ben ezelden beridir hür yaşadım, hür yaşarım;

Hangi çılgın bana zincir vuracakmış? Şaşarım!

Kükremiş sel gibiyim, bendimi çiğner, aşarım.

Yırtarım dağları, enginlere sığmam, taşarım.

Diye kükreyen yüce Türk Milleti,helal süt emmiş çocuğu-genci-yaşlısı-kadını-erkeği ile bir oldu, iri oldu, diri oldu, birlik-dirlik-beraberlik içinde ‘’Kurtarıcı NUH,Mustafa Kemal’e sarılıp,Kuvayı Milliye oldular.’’ İç-dış yedi düveli, dünyadaki kanlı-yok edici emperyalizmi dünyada ilk defa inlete inlete, çivi gibi çaka çaka, diz çöktürdüler!

Ve tüm dünyadaki mazlum milletlere en büyük ışık olurken bizlere de bugünkü olabileceğinin en yüksek yüceliğine sahip, güneş gibi aydınlık, her karışı kahraman şehit-gazi kanlarıyla sulanarak/kutsanarak yeşertilmiş bir kutsal ‘’Vatan-Bayrak-Millet’’ emanet bıraktılar!

Yine bugün ATATÜRK ve yüce Türk Milleti’nin diz çöktürdüğü kanlı-emperyalizm, unutamadığı-kin ve nefretle-lanetle-irin akıta akıta beslediği o günkü öcünü almak istiyor;

Bunun için bir zaman makinası yapmış ve bizleri yarım asırdır uğraşa uğraşa 1920’ye tekrar götürmeye çalışmış ve başarılı da olmuştur! O tarihte ne neyse,tüm şartları-kişileri-olayları aynı hale getirmiştir!

‘’Ama Katil ‘AMERİKA’nın-‘AB’nin ’EVETÇİLERİN’ ve ‘İç-Dış Yedi Düvelin’ bilmediği bir şey var!!!’’

Unutmayınız! 1920’de karşınızda kim varsa bugünde ve ilelebet karşınızda aynı;

‘’HAYIRCI’’ Kükreyen yüce Türk Milleti var!!!

UYARIYORUZ-UYARIYORUZ!!!

Yine yeniden helal süt emmiş çocuğu-genci-yaşlısı-kadını-erkeği ile bir oluruz, iri oluruz, diri oluruz, birlik-dirlik-beraberlik içinde ‘’Kurtarıcı NUH, Mustafa Kemaller olur, Kuvayı Milliye’ yi kurarız’’

‘’Ve tekrar tekrar inim inim inletir, çivi gibi çakarız!!!’’

(…)”

Kutsal vatan-bayrak-millet, kahraman şehit-gazilerimize olan can-kan-vefa borcumuz için yüce milletimizi bilgilendirmek amacıyla bir yazı yazmak istedim. Sonra bir baktım ki bu öyle basit gelişigüzel bir yazı olamazdı. Bir savunma/varoluş destanlarımız olan, “ÇANAKKALE ve KURTULUŞ” un değişik bir versiyonuydu bu alçaklık!!!

Sonra başladım araştırmaya…

Bu sırada vatanımızın “vatani-seslerinden” olup “vatani-mücadele” verenlerimizden Gülay SERTDEMİREL-Radyo Tucu’ da canlı yayında bu konularda yüce milletimizi bilgilendirmemiz/bilinçlendirmemiz gerektiğini söylüyordu ve bir çalışma yapılmalı o çalışmayı referanduma kadar her gün okumalıyız/aşılamalıyız diyordu. Birden bu görevi bana teklif etti. Ve ben canlı yayında bu görevi gururla kabul ettim. İş daha da büyümüş daha da ciddiyet kazanmıştı artık. 1 Hafta aralıksız gece-gündüz yetebildiğim-yetişebildiğim kadar güvenilir -gerekli –yeterli-ilgili gördüğüm her kaynağı-aydını-kurum ve kuruluşu-medyayı taradım ve bilmeyerek unuttuklarım/görmediklerim olabilmekle birlikte nihayet sonuçlandırdım. Uzun bir araştırma-çalışma olduğu için “4 ayrı bölüm” yaptım, aynen olduğu gibi hiçbir değişiklik yapmadan, kendi yorumlarımı katmadan derledim ve huzurunuza sundum, canım milletim. Yeterli mi? “4 değil, 4444 bölüm olsa bu ihaneti anlatmaya yine yetmez/yeterli gelmez!!!” Cennet vatanımıza-bayrağımıza-milletimize, kahraman şehit ve gazilerimize olan borç okyanusuna bir nokta-bir damla kadar faydam(ız) dokunabiliyorsa ne mutlu bana/bize!..

1.Bölüm: “MADDE MADDE ANALİZ”

2.Bölüm: “Vatani-Karanlığı Parçalayan Türk-Atatürk-Cumhuriyet Çınarlarımız-Kurum Ve Kuruluşlarımızın Bilgi Ve Yorumları”

3.Bölüm: “YALANLAR/YALANCILAR/’U’ DÖNÜŞLÜ EVETÇİLER”

4.Bölüm: “EVET ÇIKARSA OLACAK FELAKETLER! VE NE YAPMALIYIZ?”

Şimdi 2.Bölüm:

“LANETLİ-BÖLÜCÜ-AMERİKANCI Y.ANAYASA-BAŞKANLIK” Hakkında;

Vatani-Karanlığı Parçalayan Türk-Atatürk-Cumhuriyet Çınarlarımız-Kurum Ve Kuruluşlarımızın;

*Dinciden-Cemaatçiden-Tarikatçıdan(Allah ile aldatanlar)/

*Gericiden/Bölücüden/Emperyalistten/

*Ve bunların vatansız-bayraksız-soysuz yerli işbirlikçilerinden/

*Allah’a değil insana-paraya tapanlardan/

*Haklının değil Güçlünün yanında olanlardan/

*‘’Her Devirde Adam Olamayıp, Her Devrin Adamı Olanlardan’’/

Arındırılmış Bilgi Ve Yorumları:

1-) İstanbul Barosu Başkanı; Ümit KOCASAKAL

"Yeni anayasa demek yeni rejim demektir. Yani 'Biz yeni anayasa istiyoruz' talebinin karşılığı 'Biz yeni bir rejim, yeni bir devlet istiyoruz' demektir. Bunu alelade bir yasa değişikliği olarak düşünmeyin. Peki o zaman şu soruyu soralım. Herhangi bir iktidar canı çekti diye, siyasi düşüncesi o diye yeni bir devlet kurmak veya var olan rejimi ortadan kaldırıp yeni bir devlet kurmak hakkına sahip mi? Hayır değil ve asla da olmayacak. Demek ki anayasa istemek aslında yeni bir devlet istemek anlamına geliyor."

Anayasanın ilk üç maddesinin kaldırılmak istendiğini ifade eden KOCASAKAL, "Yeni bir anayasa yepyeni bir devlet kuruluyorsa yapılır. O devlet ortadan kalkıp yeni bir devlet kuruluyorsa yeni anayasa yapılır. O zaman soruyorum. Bunlardan hangisi var Türkiye'de de yeni bir anayasa istiyorsunuz? Çünkü dert başka. Çünkü ilk üç maddeyi kaldırmak istiyorsunuz" diye konuştu.

Ümit KOCASAKAL yeni bir anayasa yapmaya soyunmanın anayasa dışı olduğunu belirterek, şöyle konuştu:

"Seçimde biz oy verirken yeni bir anayasa yapılmasına oy vermiyoruz. Yasama yetkisini kullanıp ülkeyi yönetmesi için oy veriyoruz. Yani kurucu bir meclis de değil bu meclis, normal görevini yapacak olan bir meclis. Yeni bir anayasa yapmaya soyunmak anayasa dışıdır. Hiç kimse anayasadan kaynaklanmayan bir yetkiyi kullanamaz."(1)

2-) TMMOB Yönetim Kurulu Başkanı; Emin KORAMAZ

Halkın temel hak ve özgürlüklerini güvenceye almayan, sosyal hukuk devleti normlarından, hukukun üstünlüğünden ve kuvvetler ayrılığından yoksun, toplumsal, politik örgütlenmelerin hazırlanmasında öncü bir rol üstlenmediği, demokratik koşullarda özgürce tartışılmayan hiçbir anayasa değişikliği girişimi Türkiye’de demokrasinin de “istikrarın” da önünü açamaz. Bu değişikliğin gerçekleşmesi durumunda demokrasinin biçimsel unsurları da yok edilecek, toplum daha büyük yarılmalar yaşayacaktır. Bu gerçeklerden hareketle, anayasa değişikliği teklifi TBMM gündeminden çekilmelidir.

Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği, ardı ardına yaşadığımız katliamlarda genç, yaşlı, çocuk, kadın, sivil, asker, polis binlerce insanımız can verirken, binlerce insanımız yaralanırken; basın yayın organları üzerinde tekel oluşturulmuşken, muhalif kesimler baskı ve şiddetle sindirilmeye çalışılırken, toplumsal kutuplaşmayı artıracak olan Anayasa değişikliği teklifine “HAYIR” demektedir, “HAYIR” diyecektir.

26–29 Mayıs 2016 tarihlerinde yapılan 44. TMMOB Olağan Genel Kurulu Sonuç Bildirisinde belirtildiği üzere, “Mesleki ve toplumsal sorumluluklarını bir bütün olarak gören TMMOB, önümüzdeki çalışma döneminde de, ülkemizi, halkımızı, Birliğimizi, neoliberal ve siyasal İslamcı bir tarzda, kökten bir şekilde dönüştürmeyi amaçlayan “yeni anayasa” ve “başkanlık sistemi”nin karşısında olacak; cumhuriyeti, demokrasiyi, laikliği, barışı, emeği, eşitliği, özgürlüğü, adaleti bir bütün olarak kazanmak için mücadele edecektir.”(1)

3-)"Cumhuriyet’in idam fermanına HAYIR"

Metinde imzası olanlar:

*SANATÇILAR GİRİŞİMİ–Sözcüler/Ataol BEHRAMOĞLU, Bedri BAYKAM, Orhan AYDIN

*İSTANBUL KADIN KURULUŞLARI BİRLİĞİ–Koordinatör/Nazan MOROĞLU

*ATATÜRKÇÜ DÜŞÜNCE DERNEĞİ–Genel Başkan/Tansel ÇÖLAŞAN

*ÇAĞDAŞ YAŞAMI DESTEKLEME DERNEĞİ –Genel Başkan/Aysel ÇELİKEL

*KADIN ARAŞTIRMALARI DERNEĞİ–Başkan/Necla ARAT

*SOSYAL DEMOKRASİ VAKFI –Başkan/Erol KIZILELMA

*MİMARLAR ODASI –Başkan/Eyüp MUHÇU

*TÜRKİYE YAZARLAR SENDİKASI –Başkan/Mustafa KOZ

*NÂZIM HİKMET KÜLTÜR VE SANAT VAKFI –Başkan/Rutkay AZİZ

*ULUSLARARASI SANAT ELEŞTİRMENLERİ DERNEĞİ –Başkan/Fırat ARAPOĞLU

*İNŞAAT MÜHENDİSLERİ ODASI –Başkan/Cemal GÖKÇE

*ULUSLARARASI PLASTİK SANATLAR DERNEĞİ

*PİRAMİD SANAT –Direktör/Öykü ERAS

"Türkiye Cumhuriyeti yüz yıla yaklaşan tarihinde hiçbir zaman olmadığı kadar görülmedik dev bir tehdit karşısındadır"

"Çocuklarımızın geleceği, kadınlık onuru, emeğe saygı, düşünme ve örgütlenme özgürlükleri, gençliğin mutlu bir yaşam beklentisi, her yaşta her kişinin hakkı olan huzurlu, güvenli, korkusuz bir günlük yaşam umudu gibi tüm yaşamsal değerler diktatörlük heveslilerinin keyfine kalmış bir oyuncağa dönüştürülmektedir.

Bu konularda en ufak bir kuşku duymak, duraksamak, vurdumduymazlık ve adam sendecilik yapmak bağışlanamaz bir gaflet değilse eğer, utanç verici bir korkaklık, insan onuruyla bağdaşmayacak bir teslimiyetçilik, vatan değerlerine karşı kabul edilmesi akla bile gelemeyecek bir suçtur, bir işbirlikçiliktir.

Türkiye Cumhuriyeti göz göre göre yıkılmak isteniyor!

Bu enkazın altında kalmaktan kurtulacaklarını sanan kişi ya da çevreler varsa, yıkıcılar da aralarında olmak üzere, ağır ve geri dönüşü çok zor olan bir yanılgı içindedirler.

Türkiye Cumhuriyeti’nin temellerinin yok edilmesiyle ülkemizin çağdaş ülkeler topluluğunun dışına savrulması hepimizin, herkesin sonu olacaktır."

"Bir an önce demokratik tepki hakkımızı kullanarak, bu ülkenin kadınları, sanatçıları, kitle ve meslek örgütü temsilcileri, emeğin temsilcisi sendikalar da katılarak oluşturacakları güç birliğiyle, bu korkunç gidişata dur diyelim. Aynı tepkileri ödünsüz olarak vermeye kararlı istisnasız tüm muhalefet partilerinin de katılımıyla, kitlesel, dev gösterilerde bir araya gelerek “Hayır!” haykırışlarımızı ulusal bir koroya, ortak bir haykırışa, bir büyük Türkiye sesine, demokratik bir tavra dönüştürelim!

“Faşizme Hayır!”

“Diktatörlüğe hayır!”

“Tek adam saltanatına hayır’

“Cumhuriyetimizin ölüm fermanına hayır!”

“Kadın düşmanlığına hayır!”

“Emek düşmanlığına hayır!”

“Çocuk düşmanlığına hayır!”

"Doğa, orman ,çevre düşmanlığına hayır"

“Özgürlük düşmanlığına hayır!” haykırışlarıyla gök kubbeyi çınlatalım!…

Sevgili yurttaşlar, gençler, kadınlar-erkekler, emekçiler, Cumhuriyet’in koruyucuları, yurtseverler, çağdaş insanlar, gün bu gün, an bu andır!..

Yarın çok geç olacak!

Bu Cumhuriyetin ölüm fermanını yırtarak müstahak olduğu yere, tarihin çöplüğüne süpürmekte gecikmeyelim.

Bugünün çocukları; ülkemizi bilimin, sanatın, aklın, güzelliğin, yaratıcılığın aydınlıklarına taşıyacak olan gelecek kuşaklar biraz daha beklersek, hurafelerin kucağına teslim edilen, Cumhuriyet aydınlanmasına ve Atatürk devrimlerine kökten düşman bir kuşağın temsilcisi haline dönüştürülecekler

Haydi ulusal, evrensel, demokrat, laik, yurtsever, özgürlükçü, ilerici, Cumhuriyetçi dayanışmalara!...

Hep birlikte! Akılla, inançla, omuz omuza!"(1)

4-) Ahmet TAKAN-“Ümit ÖZDAĞ, KILIÇDAROĞLU'na kanıt dosyası verdi...”-27/01/17

Vallahi!.. Memleketin gündemi, neresinden tutarsan tut dökülüyor misali!.. Şöyle tek bir konu üzerinde, günlerce, geniş geniş, rahat rahat yazamaz olduk...Neyse!.. Satırları doğal akışına bırakalım. Elimizdeki son haberleri, kulis bilgilerini aktaralım. Önce, dün sabah saatlerinde Ankara'da CHP Genel merkezinde gerçekleşen sürpriz bir görüşmeyi aktarayım.MHP Genel Başkan adayı Gaziantep Milletvekili Ümit Özdağ, uzun süredir, yılmadan yorulmadan, ülkemizde meydana gelen terör olayları ile ilgili son derece kritik tespitler yapıyor ve önemli uyarılarda bulunuyor.

Ümit Özdağ, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'nu ziyaret etti. 40 dakika görüştüler. Özdağ'a görüşmeyi sordum; "Bazı çevrelerin referandum sürecini iç çatışma süreci olarak kurgulamak istediğine dair kanıtları paylaştım "dedi. Kanıtların içeriğini paylaşmak istemedi Ümit Özdağ. "Açık kaynaklar, kapalı kaynaklar ve yarı açık kaynaklar" demekle yetindi. Özdağ, oldukça kapsamlı bir dosya sundu CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu'na. Görüşmede Kemal Kılıçdaroğlu'nun ne değerlendirme yaptığını sorduğumda ise Özdağ, "Onu benim söylemem doğru olmaz. Dikkatle dinledi. Değerlendirmelerde bulundu. Notlar aldı" diye cevap verdi.

Türkiye'nin en kritik eşiğinde, Başbakan'ın Başbakan Yardımcısının, AKP'nin referandum kitapçığının milleti terörle tehdit ettiği bir süreçte bu görüşme ve Kılıçdaroğlu'na sunulan dosya çok önemli. Kanıtlar son derece sağlam ve hayati nitelikte!..

***"Kimseye 'OHAL'de referandum yapıldı' dedirtmeyiz" diyen AKP iktidarının geçici Başbakanı Binali Yıldırım'ın neden fikir değiştirdiği (!) sizler için merak konusu olmuştur!.. Saray'ın en yakın halkadaki danışmanları ile konuştum. Hafif bir tebessümün ardından "Reis küçük bir kulak bükmeyle ikna etti. 'Sen karışma bu işlere otur bakalım yerine' dedi. O da, 'peki efendim' dedi" diye anlattılar ikna sürecini!.. R. Erdoğan'a en yakın kaynaklara göre, OHAL en az 1 yıl daha devam edecek. Çizdikleri siyasi senaryolardan çıkardığım; referandumdan sonra AKP'li bazı eski ve halihazırdaki isimleri fırtınalı bir süreç bekliyor.

Bir dee!.. En geç 2018 ilkbaharı için planlanan erken genel seçime de OHAL şartları içinde gideceğiz gibi görünüyor.

***Geçici Başbakan Binali Yıldırım,bir yandan referandum için ekonomik rüşvet paketleri açıklıyor. Diğer yandan iş dünyasına, "yaza kadar sabredin" diye tavsiyelerde bulunuyor. Dövizde bir türlü frenlenemeyen yükselişten bahsederken de, "AB ile aramızdaki yanlış anlamalar..." diye ifadeler kullanıyor. Memleketin hal-i pür melali ortadayken (!) tam bu noktada, Dışişlerinde ve saray diplomasisinde yaşanan bir krizden haber vermek istiyorum. Diplomatlar, bir süredir yoğun bir şekilde Avrupa ülkeleri liderlerinden R. Erdoğan için randevu almaya çalışıyor. Fakat, başaramadılar, başaramıyorlar. Hangi kapıyı çalsalar olumsuz yanıtla karşılaşıyorlar. Çok büyük sıkıntı içindeler. Bu yüzden ara bir formül bulundu; Erdoğan, Doğu Afrika turuna çıkarıldı. Avrupa'da yüzlerine kapanan kapılar karşısında kan ter içinde kalan diplomasimiz şimdi tüm gücünü (!) ABD'ye yöneltti. Dünya lideri (!) Erdoğan'a, Nisan ayı içinde ABD Başkanı Trump'dan randevu almak için "seferberlik" ilan edildi!..

***AKP iktidarı, tam kadro canlı yayınları işgal edip, millete referandum tehditleri savururken, dün Türk dünyasının aksakalı, bilge lideri Nursultan Nazarbayev Kazakistan'da devlet televizyonunda canlı yayında yaptığı konuşmada "başkanlık sisteminden vazgeçtiğini, parlamenter sisteme geçileceğini" ilan ediyordu.

Türk dünyasının bilge lideri şunları söylüyordu;

"Ülkemizde Cumhurbaşkanı yetkilerinin bir bölümü parlamento ve hükümete devredilmesi gerektiğini ve bunu yapmanın zamanı geldiğini düşünüyorum. Hazırlanan anayasa değişikliği ile daha demokratik bir idari yapıya doğru ilerlememiz lazım. Yeni anayasa metni yayınlanarak halkın görüşüne sunulup kabul edilecek. Kazakistan'ı uzun yıllar yöneten biri olarak ülkemizde yetki dağılımı yapılmasının zamanı geldiğini söylemek istiyorum. Cumhurbaşkanı elbette işsiz kalmayacak. Yapılacak anayasa değişikliği başkanlık modelinden tamamen vazgeçilmesi anlamına gelmiyor.Cumhurbaşkanı parlamento ile hükümet arasında üst hakem kalacak.

"Nazarbayev'in bu konuşmasının Türkiye'de duyulduğu anda saraydan havuz medyasına "kesinlikle yer vermeyin"talimatları gidiyordu.

Manidar!.. Değil mi?..(3)

5-)ANAYASA DEĞİŞİKLİĞİ GİRİŞİMİNİN “ATATÜRKÇE YORUM”U NASIL YAPILMALIDIR?

Prof. Dr. Cihan Dura

AKP - MHP anlaşmasıyla yeniden hortlatılan Anayasa değişikliği, Anayasa Komisyonu’nda… Toplam 21 değişiklik maddesiyle mevcut anayasanın 65 maddesine dokunuluyor; yüzde 35’i değişikliğe uğratılıyor.

Değişiklik teklifiyle neler getiriliyor?

Özetliyorum: ‘Başkanlık rejimi’ veya bir “kuvvetler birliği” sistemi kuruluyor. TBMM’nin yasama yetkisi sınırlandırılıyor, denetleme yetkisi elinden alınıyor. Yasama yetkilerinin bir bölümü, yürütmenin tüm yetkileri cumhurbaşkanına devrediliyor. Cumhurbaşkanı Meclis'i feshedebiliyor. Yürütme yetkisini üstleniyor. Bakanları atıyor, görevlerine son veriyor. Hukuki bakımdan hükümet yok artık. Cumhurbaşkanı Anayasa Mahkemesi üyelerinin tamamına yakınını atama yetkisiyle donanıyor. Partisiyle ilişkisi devam ediyor. MGK cumhurbaşkanı kararnamesiyle düzenleniyor. Üst düzey kamu görevlileri Cumhurbaşkanı tarafından seçiliyor.

Adeta bir rejim değişikliği söz konusu... Tek adam yönetimine gidiyoruz. Böylesine geniş bir tırpanlama kamuoyunu pek etkilememiş gibi. TBMM’nin AKP’li üyelerinin de umurunda değil. Görüyoruz ki, yalnızca iki basit hususa, yedek milletvekili uygulaması ile Milletvekili yaşının 18’e indirilmesine karşı çıkıyorlar.

Peki, Atatürkçüler ne yapıyor?

Gerçek bir Atatürkçü ülkesinde olup bitenle yakından ilgilenir. Bu, onun temel niteliklerindendir. Kültürü ve uzmanlığı ölçüsünde, olanları takip eder, bilgilenir, tartışır, yorumlar. Bir görüşe ulaşır, öneri geliştirir; bunları kamuoyuna duyurur. Ancak bir koşul vardır ki ona mutlaka uyar: Her yaptığını Atatürkçe yapar!

Peki, gündemde olan bu olayı, Anayasa değişikliği girişimini Atatürkçe nasıl yorumlamamız gerekir? Yazımın konusu bu: Yorum için kullanılabilecek malzemeye örnekler vereceğim.

Önce alanımızı sınırlayalım, şu konularla yetinelim:

-Değişikliğin genel anlamı,

-AKP Milletvekillerinin tepkisi.

İzleyeceğimiz yöntemi artık biliyoruz, bundan önceki makalelerimde açıkladım. Kısaca tekrarlıyorum: Bir Atatürkçü’nün ilk niteliği, incelenecek konulara, sorunlara gelişigüzel yaklaşmaması, sistemli olarak düşünüp tartışması, yazması ve konuşmasıdır. Bu durumda ilk işi “bu girişim, olay veya görüş Atatürkçe nasıl yorumlanır” sorusu ve yaklaşımını esas almak olacaktır. İkinci olarak, düşünüp söyleyeceklerine Atatürkçülüğün ilkeleri içinde bir temel (referans) arayacaktır. Gözlemlerini, analizlerini bu temelden hareket ederek yapacak, bu bilgilerle donanmış olarak muhakeme edip sonuçlara ulaşacak, önerilerde bulunacaktır. Ancak böyle bir yol izlediği zamandır ki, açıklamaları sistemli olur. Şunu da ekleyim ki, “referans” dediğimiz şey; “bir girişimi, olayı veya düşünceyi yorumlarken kullanabilecek, Atatürkçü öğretiden derlenen, Atatürk'e ait fikir, görüş veya öğütler”dir.

Artık “referans”ları sunmaya geçebilirim.

I) DEĞİŞİKLİĞİN GENEL ANLAMININ DEĞERLENDİRİLMESİYLE İLGİLİ REFERANSLAR

İki yönden yaklaşabiliriz:

-Millî Egemenliğin nitelikleri açısından.

-Tek şahıs yönetimi açısından.

Son hususu daha önce kaleme aldığım bir makalede işledim[i]. O yazımda derlediğim referanslardan en dikkate değer olanları aşağıya alıyorum. Ancak önce Millî Egemenliğin nitelikleri bakımından kullanabileceğimiz referanslara yer vereceğim.

Başlıyorum:

1-Millî Egemenlik birdir. Bölünemez, parçalara ayrılamaz, ortaklık kabul etmez. Millî egemenlik terk ve iade edilemez, devredilemez, kimseye bırakılamaz. Bir bütündür, bir zerresi bile feda edilemez.

2-Son söz Meclis’indir. Ancak bu demek değildir ki, Meclis her istediğini yapmakta serbesttir. Hayır, bunun sınırları vardır: Her şeyden önce Millî İrade ile sınırlıdır. Bilim verileriyle, ahlak kurallarıyla sınırlıdır.

3-Milletvekilleri istedikleri her şeyi yapmakta serbest olduklarını sanıyorlar. Oysa görevlerini yaparken, vekillerin kendi iradeleri silinir, yerini Millet İradesi alır. Yalnızca onun gerekleri yapılır. Çünkü ancak bu koşulla seçilmişlerdir. Hükümet de öyledir.

4-Millete hizmet ederken, kendi emel ve düşüncelerimize göre değil, milletimizin emel ve düşüncelerine göre hareket etmeliyiz. Kişisel kanıya göre değil, milletin kanı, düşünce ve duygularını yoklayarak yürümeliyiz.

5-Her türlü başarının sırrı, her çeşit kuvvetin, kudretin gerçek kaynağı milletin kendisidir; buna inancım tam olmuştur. Ancak şu da var ki, siyasette milletlerin insanca ve içten eğilimlerinden çok, siyaset adamlarının hesaplara dayalı girişimlerini görürüz.

6- Millî irade ve egemenlik mutlaka bir arada bulunmalıdır. Çünkü egemenlik yoksa, irade bir hiçtir. Türk milleti kendi iradesini, kendi vicdanının eğilimini yerine getirmek, uygulamak istiyorsa, egemenliğini mutlaka kendi elinde tutmalıdır. Tarihi okuyun, göreceksiniz: Geçmişte milletimizin başına hangi felaket gelmişse, kendi talihini ve yazgısını hep başka birinin eline bırakmasından ileri gelmiştir.

7- Hiç kuşku yok ki, milletimizin egemenliğini bir şahısta veya çok sınırlı şahısların elinde tutmaktan çıkar bekleyen insanlar vardır.

8- Kuvvetin kaynağı tektir, o da Türk milletidir. Asıl olan, odur. Egemenlik onundur, yasama hakkı, yönetme ve yargılama hakkı onundur. Devletimizin ve milletimizin başında hiçbir kuvvet, hiçbir makam yoktur; yalnızca tek bir kuvvet vardır, o da millettir, Ulusal Egemenliktir. Yalnız tek bir makam vardır, o da milletimizin kalbi, vicdanı ve varlığıdır.

9- Kuvvetin kaynağı ve sahibi tektir, millettir. Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir. “Kayıtsız şartsız”ı buradan kaldırmadıkça, Türkiye devleti herhangi bir kişiye veya herhangi bir makama, egemenliğini ihlal eden hiçbir yetki veremez.

10-Ben Amerika sistemini ülkemizde uygulamayı hiç hatırıma getirmedim. Sistemsiz ve kanunsuz biçimde cumhurbaşkanlığı ile başbakanlığı birleştirmeyi asla düşünmedim. Ve düşünecek adam olmadığım da bütün milletçe bilinmektedir.

II) AKP’Lİ MİLLETVEKİLLERİN TEPKİSİYLE İLGİLİ REFERANSLAR

Yaptıkları itirazlardan açıkça anlaşılıyor ki, Millî Egemenlik, bunun gaspı, Millî İrade’nin dışlanması, milletin vekili olmanın yüklediği görev ve sorumluluk milletvekillerinin umurunda değil, hatta bu konularda büyük olasılıkla bilgisizler. Sadece kişisel çıkarlarını, ikballerini, gelecek seçimi düşünüyorlar.

Peki, Meclis ve milletvekillerinin görev ve sorumlulukları konusunda Atatürkçü öğretinin koyduğu esaslar nelerdir? İlk taramada gözüme çarpan, önemli gördüğüm kural ve öğütleri aşağıda sıralıyorum:

1-Türkiye halkı kayıtsız şartsız egemenliğine sahip olmuştur. Egemenlik, hiçbir anlamda, hiçbir şekilde, hiçbir işarette, hiçbir renk ve hiçbir kılavuzlukta ortaklık kabul etmez. Unvanı ister halife, ister başka bir şey olsun, hiç kimse bu milletin kaderine ortak çıkamaz. Millet buna kesinlikle izin vermez. Bunu teklif edecek hiçbir milletvekili olduğuna inanmıyorum.

2-Türkiye Büyük Millet Meclisi, milletin meclisidir. Milletin vekillerinden, milletin verdiği yetki ve görevleri yerine getiren kişilerden oluşur. Milletvekili ülkenin yüksek çıkarlarını her türlü düşüncenin, kişisel çıkarlarının üstünde tutar. Milletvekili yüksek karakterli olmalıdır; bilgili, dürüst, güvenilir, yurtsever olmalıdır.

3-Meclis yalnızca milletin emrine itaat eder. Ülkenin yazgısında biricik yetki ve kudret sahibi odur. Büyük ulusal sorunlar ancak Büyük Millet Meclisi’nde çözüm bulur. Meclis yurtseverliğin, çalışkanlığın, önlem almakta isabetin ideal örneğidir.

4-Meclis kanun yapma ve icra kuvvetini kendinde toplamıştır. Millet ve ülke nam ve hesabına biricik başvuru yeri orasıdır. Bu meşru hakkı, bu ulusal hakkı, bu doğal hakkı hiçbir sebep ve bahane ile, hiçbir görüş ile, hiçbir şahsa ve hiçbir kurula terk edemez.

5- Hiçbirimizin şahsı söz konusu değildir. Yetki ve sıfatı ancak Meclis verir. Şahıslar söz konusu olunca, yüce Meclis’i oluşturan zatlardan biri olarak, benim de herhangi bir yetkiye, yasal ve meşru bir sıfata sahip olabilmem mutlaka yüce Meclis’in varlığına bağlıdır.

6- Bizim çok korktuğumuz ve daima korkmakla hayatımızı kurtaracağımız bir şey vardır ki, herhangi bir şahsın, herhangi bir kurulun despotluğu altında kalmaktır. Çünkü şahıslar gibi meclisler de despot olur ve meclislerin despotluğu, şahısların despotluğundan daha tehlikelidir. Dolayısıyla, uzun süre iktidara sahip olmak üzere toplantı halinde kalacak olan milletvekilleri, yavaş yavaş kendilerini seçen milletin arzusundan, emellerinden, duygularından ve düşüncelerinden uzak kalır; arada bir ayrılık olur. Bir gün bakarsınız ki, millet başka türlü çalışıyor, ulusal emeller başkadır.

7- Kanun teklif eden, kanun yapan, kanun koyucu bir kimse; insanlığın bütün duygularını, bütün tutkularını herkesten daha çok kavramıştır, onları herkesten daha çok bilir. Ancak nefsini herkesten ziyade ve tamamen, bütün kapsamı ile, bunlardan soyutlamak kudret ve yeteneğine de sahip olmalıdır. Bu seçkin niteliklere sahip olmayan insanlar, toplum için yasa yapmak hak ve yetkisinden men edilir. Kanunlar duygulara dayanarak ve uyularak yapılamaz.

8- Halkıma şu öğütte bulunmak isterim ki, aranızdan ülkeyi ve milleti en çok seven insanları, aklına, bilgisine, anlayışına, vicdanına en çok güvendiğiniz insanları vekil olarak seçin. Gerekli ahlaka ve niteliklere sahip bulunsunlar. Medenî cesaret, düşünsel yetenek, dinî ve millî sağlamlık gibi niteliklere sahip olsunlar, yurtsever olsunlar. Kötü şöhretli olmasınlar. Bu, Millî İrade’nin gerçekleşmesinin başta gelen bir koşuludur. Ancak bu sayede meclis sizin arzularınızı yerine getirmek, yalnız size hizmet etmek, layık olduğunuz gönenci sağlamak kudretine sahip olacaktır.

Yukarda, değişikliğin genel anlamı ile ilgili on, milletvekillerinin tepkisiyle ilgili sekiz referans verdim. Elbette, bir değerlendirmede bunların hepsinin kullanılması düşünülemez. Yorumcu en anlamlı, en ilginç veya kolay bulduğu bir veya ikisini seçerek kendine kılavuz alır, ona göre yorumunu yapar. Ben kendi hesabıma birinci gruptan, 2. ve 3.; ikinci gruptan 2., 4. ve 7. referansları seçtim. Yazıyı daha fazla uzatmamak için, yorumu başka bir zamana bırakıyorum.

SONUÇ:

-Atatürkçüler Anayasa değişikliği olayını yorumlarken, yukarda verdiğim “referans”lardan hareketle düşünce üretmeli, yorum ve değerlendirme yapmalıdır. Aksi halde görüşünde tutarlı ve sistemli olmaz, analizi sığ, yüzeysel kalır. Dediğim şekilde hareket ederse, dinlenir, saygı uyandırır, ka’le alınır; çekim merkezi olur. Birçok Atatürkçü bu yöntemle düşünmeye fikir üretmeye, iş yapmaya başlarsa, birbirine yaklaşmaya, birlik olmaya başlarlar.

-Halkın sadece oy kullanmasıyla, yani “seçim sandığı” ile demokrasi olmuyor, Millî Egemenlik gerçekleşmiyor. Karar almanın, bilimsel kazanımla sosyal ahlakla desteklenmesi lazım. Milletvekilleri için de geçerli bu: Bilim ve kültürle yüklü, ulusal ahlakla donanmış, yurtsever insanlar olmaları şart. Salt seçim sandığı; ancak verimsiz, çürük, özden yoksun sonuçlar veriyor.(4)

6-)Eğitim İş Merkez Yönetim Kurulu;“BAŞKANLIĞA HAYIR!”

Adı Cumhurbaşkanı olsa da sistem “Başkanlık” sistemidir, bir “Rejim” değişikliğidir. Bütün yetkiler bir kişinin (Cumhurbaşkanının) elinde toplanacaktır. Açıkça, diktatörlük, tek adam rejimi önerilmektedir.

Türkiye’de siyasal rejim, kimi demokrasi eksikleriyle birlikte demokratik bir cumhuriyettir.

Bu değişiklik, eksik demokrasiyi de sonlandırıp, otoriter-totaliter bir diktatörlüğün anayasal zeminini oluşturacaktır.

Cumhuriyet rejimi, kurulduğu günden bu yana egemenliği Saraydan alıp halka verme ve demokratikleşme çizgisini benimsemiştir. Bu ise açık bir karşı devrim hareketi olarak, egemenliği tekrar halktan alıp Saraya (bir kişiye) verme girişimidir. Demokrasiye yönelen gidişin kesintiye uğrayıp, diktatörlüğe yönelmesidir.

Bu nedenle yapılmak istenen basit bir hükümet değişikliği değil, rejim değişikliğidir.

Bu sistemde;

Başbakan ve Bakanlar Kurulu Sistemi kaldırılacak, yürütme, tek başına Cumhurbaşkanına bırakılacaktır. Cumhurbaşkanı istediği kadar bakan, istediği kadar Cumhurbaşkanı yardımcısı ve tüm üst düzey bürokratları tek başına atayabilecektir.

Cumhurbaşkanı tek başına “ferman” niteliğinde kararnameler çıkarabilecektir.

Cumhurbaşkanı istediği zaman meclisi feshedebilecektir.

Cumhurbaşkanı istediği zaman OHAL ilan edebilecektir.

Genelkurmay Başkanı doğrudan Cumhurbaşkanına bağlı olacaktır.

Cumhurbaşkanına bağlı Devlet Denetleme Kurulu doğrudan idari soruşturmalar yapabilecektir.

Cumhurbaşkanı bütçeyi düzenleyebilecek, ek mali yükümlülükler getirebilecektir. Uluslararası anlaşmaları tek başına yapabilecektir.

Cumhurbaşkanının milleti temsil makamı olarak bütünleştirici tarafsızlığı kaldırılacak, aynı zamanda parti başkanı olacaktır. Bu sayede milletvekillerini de belirleyebilecektir. Yani meclisi de kendisi belirleyecektir.

Meclisin, yasa çıkarmanın yanında ikinci asli görevi olan “yürütmeyi denetleme” görevi ortadan kaldırılacak, güvenoyu, gensoru ve bakanların düşürülmesi imkanı olmayacaktır.

Milletvekili sayısının 600’e çıkarıldığı Meclisin kanun yapma yetkisi, sayısal oran itibarı ile zorlaştırılacak, Meclis çalışamaz hale gelecek ve fiilen Cumhurbaşkanının kararnameleri belirleyici olacaktır.

Cumhurbaşkanının işlediği her suçtan dolayı yargılanması mümkün hale getiriliyor denilse de 600 milletvekilinin 400 oyu ile Yüce Divan’da yargılanması söz konusu olduğundan yargılanma fiilen aslında imkansız olacaktır. Cumhurbaşkanı yardımcısı ve bakanlar için de yargılanma fiilen imkansız hale getirilmektedir.

Cumhurbaşkanı, tüm yargı sistemini düzenleyen, hakim ve savcıları mesleğe alan, ihraç eden, atamasını yapan HSYK üyelerinin yarısını tek başına atayabilecek, üyelerin diğer yarısı da Cumhurbaşkanının aynı zamanda parti başkanı olması sebebiyle belirleyeceği meclis tarafından seçilecektir. Aynı şekilde gerektiğinde kendisini de Yüce Divan sıfatı ile yargılayabilecek olan, kanunların denetimini yapacak olan Anayasa Mahkemesi’nin 12 üyesini doğrudan kendisi, kalan 3 üyeyi de kendi şekillendireceği meclis aracılığıyla belirleyebilecektir.

Bu Anayasa ile yürütme gücünü tek başına kullanabilen, parti başkanı olarak milletvekillerini yani meclisi belirleyebilen, yargı üzerinde tam bir hakimiyet sağlayan, fiilen denetimi mümkün olmayan “Tek Adamlık Rejiminin” gelmesi kaçınılmazdır.

Ulusal egemenliğe dayanan, tam bağımsız Türkiye Cumhuriyeti’nin temellerini oluşturan ilk kuruluş belgesi niteliğindeki Amasya Genelgesi’nde, “Milletin bağımsızlığını yine milletin azim ve kararı belirleyecektir” diyen bu ulus, gasp edilmek istenen egemenliğini yine kendisi müdafaa edecektir.

Ulusun Egemenliği için, demokrasimiz için, Cumhuriyetimiz için…

BAŞKANLIĞA HAYIR!(5)

7-)Cumhuriyet Kadınları Derneği

CKD Genel Başkanı: Dr. Canan Arıtman

Cumhuriyet Kadınları Derneği Genel Merkezi tarafından hazırlanan ve milletvekillerine gönderilen mektupta şu ifadeler yer aldı:

”Değerli Milletvekili, Bu Anayasa değişikliğinin kabulü Türkiye’nin kıyameti olur. Asırlar boyu hür yaşamış milletimizin ve son Türk Devletinin de sonunu getirir. Buna izin vermemenizi diliyoruz. Gazi Meclisimizin, demokrasinin, hukuk devletinin,Cumhuriyetimizin sonunu getirecek bu değişikliği asla kabul etmemenizi istiyoruz. Bu anayasa değişikliğindeki başkanlık modelini aslında ABD ve AB emperyalizminin, İmralı’daki terörist başı Öcalan’ın da istediğini biliyorsunuz. Onların istediklerini yapmazsınız değil mi? Milletimizin ve vatanımızın bölünmesine ne olur izin vermeyin. Düşmanları sevindirmeyin.Bu değişikliğin mecliste ve referandum kabulüyle Türkiye Cumhuriyeti ve Tek Parti Devletine- Tek Adam rejimine dönüşecektir. Ne yazık ki milletimiz artık ümmet olacak, vatandaşlıktan, özgür birey olmaktan padişahın kullarına, diktatörün kölelerine dönüşecektir. Allahaşkına buna izin vermeyin. Aziz Milletimizin egemenliğini kimseye devretmeyin. Milletimize deli gömleğini giydirmeyin. Böylesi bir kötülük yapılmasına rıza göstermeyin. Oyunuzu kullanmadan önce çocuklarınızın, torunlarınızın o masum ve güzel yüzlerini anımsayın. Çok iyi bildiğiniz gibi bu Anayasa değişikliği hukuk devletini ortadan kaldıracaktır.

Değerli Milletvekili; bu meclis ki 2003’te 1 Mart Tezkeresini reddederek dünyada büyük saygınlık kazanmış, 15 Temmuz 2016’da darbeciler tarafından bombalanırken çalışmış, milletine umut ve güven vererek destan yazmıştır. Şimdi de bu Anayasa değişikliğin ret ederek bir kez daha destan yazmanızı ve tarihe altın harflerle geçmenizi istiyoruz”(6)

8-) Uğur DÜNDAR-Değerli “Evet”çi kardeşim!..28 Ocak 2017

Sosyal medyadaki paylaşımlarında “Vatanımız, ülkemiz çok zorlu bir süreçten geçiyor, adeta bir İstiklal Savaşı. Güçlü bir Türkiye istiyoruz. Güçlü bir Türkiye için ‘Evet', ben de varım” diyorsun.

Anayasa referandumunda “Evet” oyu kullanacağını belirtiyorsun.

Belki farkında değilsin ama, bunları söylerken Türkiye'nin çok zor durumlara sürüklendiğini… Bu süreçten ancak yeni bir İstiklal Savaşı vererek çıkabileceğimizi… Ülkemizin mutlaka eski gücüne kavuşması gerektiğini de itiraf etmiş oluyorsun!..

Söylediklerine sonuna kadar katılıyorum!

26. Genelkurmay Başkanı emekli Orgeneral İlker Başbuğ'un da önceki gün bu sütunlarda altını çizerek ifade ettiği gibi Türkiye, tarihimizin en zorlu sürecinden geçiyor. İçeride ve dışarıda terör örgütleriyle mücadele eden kahraman askerlerimiz, polislerimiz şehit düşüyor, masum insanlarımız terör katliamlarında hayatlarını kaybediyor, ekonomi her geçen gün daha da kötüye gidiyor.

Türkiye'mizi yeniden yaşadığımız coğrafyanın en etkin, en caydırıcı gücüne sahip pırıltılı ülkesi haline getirmemiz, bu uğurda yeni bir İstiklal Savaşı vermemiz gerekiyor.

Bu tespitlerinde sana yerden göğe kadar hak veriyorum!..

Ama…”Evet”çi kardeşim, ama!..

O mesajları yazarken, güzelim Türkiye'nin bu durumlara durup dururken düşmediğini unutuyorsun!

Ülkeyi tarihin en zorlu sürecine sürükleyip İstiklal Savaşı vermek zorunda bırakanın, bizi 15 yıldır yöneten bu iktidarın uyguladığı yanlış ve ayrıştırıcı politikalar olduğunu görmezden geliyorsun!

Oysa bunları yıllardır yazıp söylemekten yorulduğumuzu, uyarılarımızı dikkate almak yerine desteklediğin iktidar tarafından dokuz köyden kovulduğumuzu, işimizle oynandığı yetmiyormuş gibi hakaretlere, tehditlere uğradığımızı, hatta hainlikle bile yaftalandığımızı çok iyi biliyorsun!..

Belki de yaftalayıp küfür edenler arasında sen de yer alıyorsun!..

Şimdi de kalkmış, gerek Başbakanlığı, gerekse Cumhurbaşkanlığı döneminde bu yanlışlarda büyük sorumluluğu olan Tayyip Erdoğan'a olağanüstü yetkiler vererek laik, demokratik parlamenter sistemi “tek adam” rejimine dönüştürecek olan anayasa değişikliğine “Evet” diyeceğini belirtiyorsun!..

Aynen Rıdvangiller gibi

yapıyorsun!

Yurdunu çok sevdiğinden hiç kuşku duymadığım değerli “Evet”çi kardeşim.

Sana içtenlikle soruyorum:

Madem vatanının büyük tehlikelerden geçtiğini, ikinci bir İstiklal Savaşı vererek güçlenmemiz gerektiğini kabul ediyorsun, o halde bizi bu durumlara düşüren yönetim anlayışının anayasa koruması altında güçlenerek devamına neden “Evet” diyorsun?..

“Demokratik, laik parlamenter sistem yerine tek adam rejimini CHP getirmiş olsa, ona da “Hayır” oyu verirdik” diyenleri neden duymazdan geliyorsun?

Şunu asla unutma:

Demokrasiye sırtını dönerek, Atatürk'ün sana emanet ettiği Cumhuriyet'e, ülkenin geleceğine, çoluk çocuğunun yarınlarına yazık ediyorsun!..

Her fırsatta hayır yapmaktan söz etmene karşın, en büyük “Hayır”ın değerini bilmiyorsun!..(2)

________________________________________

MİLLİYETÇİ HAREKET PARTİSİ VE AKAPE TARAFI ANALİZLERİ

1-)Eski İçişleri Bakanı MHP'li Meral AKŞENER

Eski İçişleri Bakanı MHP'li Meral Akşener; "Bir kişi istedi diye; birden, apar topar, yangından mal kaçırır gibi bir taslak Meclis'e geldi. Adı sözde cumhurbaşkanlığı. Başkanlık deseniz, başkanlık değil, cumhurbaşkanlığı deseniz, o da değil. Ne kadar yetki varsa tek bir kişinin elinde toplanacak. Buradaki özne Recep Tayyip Erdoğan gösterilmekle birlikte, kesinlikle kendisini özneye koyarak konuşmanın doğru olmadığını düşünüyorum. Rahmetli anneannemin bir sözü vardı, 'Kul kurar, kader gülermiş.' Şayet Meclis'ten geçip daha sonra milletten de geçerse 2019'da sayın Cumhurbaşkanının seçilip seçilmeyeceğini bilmiyoruz. Kul kurar, kader gülermiş."

HDP seçimlerde 'Seni Başkan yaptırmayacağız' deyince Erdoğan; açılımı, görüşmeleri kaldırdı. Ve 'Allah bizi affetsin kandırıldık' dedi. Kandırılmak, bu ülkenin yöneticileri için çok vahim bir iştir. Önüne gelen nasıl kandırır sizi kardeşim. Bu durum cezai ehliyetin sorgulanmasını gerektirir. PKK kandırdı, FETÖ kandırdı, şimdi Suriye politikası var. Önce Esad'dı, sonra Esed oldu. Şimdi yeniden Esad'a doğru gidiyor. Anlaşılıyor ki Suriye konusunda da kandırılmaları yakındır. Sizi herkes kandırıyor, ama bu milletin evlatları bedel ödüyor."(1)

2-)TÜRKEŞ'İN BAHSETTİĞİ BAŞKANLIK SİSTEMİ BU DEĞİLDİ

Ali Fuat EYÜBOĞLU (Yozgat), Agâh Oktay GÜNER (Konya), Mehmet DOĞAN (Kayseri), Sadi SOMUNCUOĞLU (Aksaray), Servet BORA (Yozgat), Tahir ŞAŞMAZ (Elazığ) imzalı mektup

Sözde 'Başkanlık Sistemi' ile rahmetli Genel Başkanımız Alparslan Türkeş’in 1969’da ve 1996 bütçe görüşmelerinde bahsettiği 'Başkanlık Sistemi'nin hiçbir ilgisi yoktur. Türkeş 1969’da,'Milli Devlet, Güçlü İktidar' için bu sistemi önermiştir. 1996 bütçe konuşmasında da; 'Başkanlık Sistemi ya da asli devlet görevleri arasında yer alan emniyet ve eğitim hizmetlerinin mahalli idarelere terki veya ademi merkeziyet anlamına gelecek usullerle değil; mevcut sistemin aksaklıklarının yine sistemin kendi yapısı içerisinde gidererek, ahenk ve uyumu temin edecek bir anlayışı hâkim kılarak sağlanmalıdır'demiştir. Türkeş, 'ademi merkeziyeti (özerklik) 'reddetmekte ve 'mevcut sistemin (Parlamenter rejim)aksaklıklarını, yine sistemin kendi yapısı içerisinde gidermekten' bahsetmektedir.

MHP Lideri Devlet Bahçeli'nin başkanlık sistemi konusunda AKP'ye desteğini açıklamasından sonra 12 Eylül'den önce Türkeş'le çalışmış, bakanlık ve milletvekilliği yapmış isimler “ültimatom” gibi bir mektup yayınlayarak, “Türk Milleti ve Devletelinin egemenliği, bir ve bütün olan Türk Milleti'ni etnisitelere ve mezheplere ayrıştırıp, devlete ortak yapmaya uğraşan; Habur, Oslo, İmralı ve Dolmabahçe mutabakatlarından tanıdığımız, Ülkemizin bölücü PKK, PYD, YPG, IŞİD, FETÖgibi terör örgütleri tarafından, içerden ve dışardan kuşatılmasının baş sorumlusu olan bir kişiye teslim edilemez” dedi.(1)

3-)Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkan adaylarından; Sinan OĞAN

“Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkan adaylarından Sinan Oğan Ege Türk Televizyonunda Söz Hakkı programıma konuk oldu ve Devlet Bahçeli'ye, ‘19 yıldır karşı olduğun başkanlık konusunda ne oldu da bebek katili Öcalan ile aynı çizgiye geldin’ diye sordu?

Acilen genel kurul yapılmasını ve başkanlık sisteminin kendilerine sorulmasını istiyor MHP delegeleri. Yarın referandum yapılsa her 100 ülkücüden 99'u başkanlık sistemine, 'hayır' diyeceklerdir”(1)

4-)Ülkü Ocakları eski Genel Başkanı Hakan ÜNSER

MHP İstanbul Milletvekili Atila Kaya ve Ülkü Ocakları eski genel başkanları, Meclis'te görüşülen anayasa değişiklik teklifiyle ilgili milletvekillerine çağrı yaptı. Yapılan çağrıda "Vicdanlarının ve hür iradelerinin sesine kulak vermelerini ve doğacak vebale ortak olmamalarını tavsiye ediyoruz" denildi.

Ülkü Ocakları eski Genel Başkanı Hakan Ünser, Cumhurbaşkanlığı sisteminin rejimi tehdit ettiğini söyledi. ÜnserKRT'de katıldığı Çağlar Cilara'nın televizyon programında, "MHP liderinin söylemlerindeki çelişkileri, tutarsızlıkları konuşacak olursak herhalde vaktimiz yetmez" ifadesini kullandı.

Ülkü Ocakları eski genel başkanları Cumhurbaşkanlığı sistemine karşı çıkan bir bildiri yayımlamışlardı. O bildiride imzası olan Ülkü Ocakları eski Genel Başkanı Hakan Ünser, katıldığı televizyon programında MHP'nin bu sisteme destek vererek geleceğinin riske atıldığını söyledi.

Ünser, "Bu bildiri, adalete, tarafsızlığa çağrıdır ve tek adamlığa bir karşı çıkıştır" diyerek başladığı konuşmasına şöyle devam etti:

"MHP'nin kongre yapmadığı süreçte, Devlet Bahçeli köpürtülecek, Milliyetçi Hareket Partisi AKP'nin içinde eritilecek dedim. Böyle bir tehlike var. Bu tehlikenin de hayata geçtiğini görüyorum. MHP ve ülkücü hareketin sonu öyle kolay gelmez ama MHP'nin Türk siyasi hayatındaki yeri risk edildi. Bildiriye ülkücülerden çok büyük bir destek geldi. Biz her şeyden önce bu dayatma anayasasının meclise geliş şekline, yani esastan önce usule karşı çıktık. Meşruiyetini kaybetmiş bir siyasetçi tarafından gündeme getirilmiş, özelde MHP'yi riske eden genelde de rejimi tehdit eden bir değişimdir. Türk siyasi hayatında MHP liderinin söylemlerindeki çelişkileri, tutarsızlıkları konuşacak olursak herhalde vaktimiz yetmez. Siyasette bu oluyor, dün söylenenler bugün inkar ediliyor. MHP'nin bu çizgiye gelmiş olması ülkücülere izah edilmelidir."(1)

________________________________________

CUMHURİYET HALK PARTİSİ TARAFI ANALİZLERİ

YENİ ANAYASA NE DEĞİŞİKLİKLER GETİRİYOR?

CHP'nin hukukçu milletvekillerinden TBMM Anayasa Komisyonu üyesi Bülent Tezcan, AKP'nin hazırladığı yeni anayasayı 35 maddede açıkladı. İşte 35 soruda yeni anayasa...

Soru 1)Bu teklifle başkanlık sistemi mi öneriliyor?

Hayır. Başkanlık sistemi sert kuvvetler ayrılığına dayanır. Yasama, yürütme ve yargı birbirinden tamamen ayrıdır. Birbirlerini denetleme mekanizmaları vardır. Önerilen sistemde ise bütün yetkiler bir kişinin (Cumhurbaşkanının) elinde toplanıyor. Bu sistem bir başkanlık sistemi değildir. Açıkça, DİKTATÖRLÜK, TEK ADAM REJİMİ önerilmektedir.

Soru 2)Yapılmak istenen bir hükümet sistemi değişikliği mi, rejim değişikliği midir?

Yapılmak istenen bir rejim değişikliğidir. Egemenliğin tek bir elde toplandığı otoriter rejime geçiştir. Türkiye'de siyasal rejim demokrasi eksikleri olmakla birlikte demokratik cumhuriyettir. Bu değişiklik demokrasi eksikliğini gidermeye dönük yapılmıyor. Tam tersine eksik demokrasiyi de sonlandırıp, otoriter-totaliter bir diktatörlüğün anayasal zemini oluşturuluyor.

Cumhuriyet rejimi, kurulduğu günden bu yana egemenliği Saraydan alıp halka verme ve demokratikleşme çizgisini benimsemiştir. Bu ise açık bir karşı devrim hareketi olarak, egemenliği tekrar halktan alıp Saraya (bir kişiye) verme girişimidir. Demokrasiye yönelen gidişin kesintiye uğrayıp, diktatörlüğe yönelmesidir. Bu nedenle yapılmak istenen basit bir hükümet değişikliği değil, rejim değişikliğidir.

Soru 3)Cumhurbaşkanını halk seçiyor. O halde egemenlik neden halktan alınmış olsun?

Egemenliğin halka ait olması için seçim tek başına yeterli bir mekanizma değildir. Egemenliğin yansıması olan erklerin (yasama, yürütme, yargı) kullanılma biçimi de en az o kadar önemlidir. Cumhurbaşkanı geçerli oyların çoğunluğuyla seçilir. Bu, milletin %51'inin altındaki bir temsil oranıyla dahi seçilebileceği anlamına gelir. Ayrıca partili sıfatı ve yürütme organının başı olması nedeniyle milletin tümünü değil belirli bir siyasi görüşe sahip kısmını temsil edeceği açıktır. Türkiye Büyük Millet Meclisi, iktidar ve muhalefetiyle her zaman milletin çok daha büyük bir kesiminin iradesini temsil eder. Bu çerçevede milletin egemenliğini en geniş şekilde yansıtabilen araç meclistir.

Ayrıca egemenliğin millete ait olmasının bir diğer güvencesi, egemenliğin kullanımının (erklerin) dağıtılmış olmasıdır. Yasama, yürütme ve yargı erkleri birbirini denetleyecek şekilde ayrılıp, anayasal zeminde birbirini denetleyebildiği ölçüde egemenliğin tek elde toplanması önlenir. Bu da egemenliğin millette olmasının güvencesidir. Yapılan teklifle tek elde toplanan egemenlik, artık millete ait değildir. Şahsa aittir.

Soru 4)Güçler ayrılığı korunuyor mu?

Bu rejim, güçler ayrılığı rejimi değildir. Güçleri bir kişinin (Cumhurbaşkanının) elinde toplayan bir rejimdir. Cumhurbaşkanının hem yürütmeyi, hem yasamayı, hem de yargıyı eline geçirdiği bir dikta rejimdir.

Soru 5)Denge ve denetleme mekanizmaları var mı?

Denge ve denetleme mekanizmaları kurulmamıştır. Tam tersine başkanlık sistemlerinde denge-denetleme mekanizması olarak çalışan, Meclisin onama yetkileri, meclisle başkan seçimlerinin ayrı tarihlerde yapılması, fesih ve veto yasağı, bağımsız yargı gibi kurumlar, sistemin tıkanma sebebi olarak görülüp yok edilmiştir.

Soru 6)Yürütme yetkisi kimde?

Cumhurbaşkanı yürütmeyi tek başına temsil ediyor. Bugünkü sistemde yürütme yetki ve görevi Cumhurbaşkanı ve Bakanlar Kurulu (Başbakan ve bakanlar) tarafından paylaşılıyor. Hükümet sorumluluğu ise Bakanlar Kurulunda. Getirilen sistemde ise hükümet etme yetkisi Cumhurbaşkanına veriliyor. Devletin yönetimi tek başına Cumhurbaşkanına devrediliyor.

Soru 7)Başbakan ve bakanlar olacak mı?

Bu sistemde başbakanlık kalkıyor. Bakanlar kurulu da kalkıyor. Bu günkü anlamda bakanlıklar kalmıyor. Cumhurbaşkanı istediği kişileri cumhurbaşkanı yardımcısı olarak atayabilecek. Ayrıca hangi bakanlıkların kurulacağına kendisi karar verecek ve bakanları da kendisi atayacak. İstediği zaman bunları görevden alabilecek.

Soru 8)Cumhurbaşkanı yardımcıları ve bakanlar kime karşı sorumlu olacak? Meclisin bunları onaylama ya da denetleme yetkisi olacak mı?

Cumhurbaşkanı yardımcıları ve bakanlar, sadece Cumhurbaşkanına karşı sorumlu olacaklar. Atanmaları ve görevden alınmaları tamamen Cumhurbaşkanının yetkisinde olacak. TBMM'nin bunların atanmalarında hiçbir onama yetkisi yok. Ayrıca görevden alınmalarını isteme, düşürme ya da başka bir şekilde denetleme yetkileri de yok. Meclis Cumhurbaşkanını da denetleyemeyecek, hesap da soramayacak. Cumhurbaşkanı hiç kimseye karşı sorumlu değil. Kimseye hesap vermeyecek. Ayrıca denetlenmeyecek.

Soru 9)Güvenoyu ve gensoru olacak mı?

Hükümetin kurulması ya da göreve devam etmesinde Meclisin onayı anlamına gelen güvenoyu kurumu ile başbakan ve bakanların güvensizlik oyu ile düşürülmeleri imkânını sağlayan gensoru kurumu yok. Meclisin hükümeti (yürütmeyi) en güçlü denetim yolları olan güvenoyu ve gensoru kaldırılıyor?

Soru 10)Cumhurbaşkanı, Cumhurbaşkanı Yardımcıları ve Bakanlar suç işlerse ne olacak?

Cumhurbaşkanı, cumhurbaşkanı yardımcısı ve bakanların suç işledikleri zaman yargılanabilmeleri için önce Meclisin 301 milletvekilinin (üye tamsayısının salt çoğunluğu) soruşturma açılmasını istemesi gerekecek. Sonra Meclisin 360 milletvekilinin (3/5 çoğunluk) soruşturma açılmasına karar vermesi gerekecek. Daha sonra da Yüce Divana sevk için Meclisin 400 milletvekilinin (2/3 çoğunluk) karar vermesi gerekecek. Bu oranlar sağlanamazsa işlediği suç nedeniyle Cumhurbaşkanı, Cumhurbaşkanı yardımcıları ve bakanların yargılanması mümkün olmayacak.

Soru 11)Cumhurbaşkanının mevcut anayasaya göre neredeyse sorumsuz olduğu, bu düzenleme ile sorumlu hale getirildiği söyleniyor. Bu doğru mu?

Doğru değil. Öncelikle mevcut anayasadaki Cumhurbaşkanı ile değişiklikten sonra ortaya çıkacak Cumhurbaşkanı aynı Cumhurbaşkanı değil. Bu nedenle sorumluluklarını, kullandıkları yetkiyle orantılı olarak ele almak gerekir. Mevcut Cumhurbaşkanı'nın yetkileri sınırlıdır. Siyasi sorumluluk hükümettedir. Cezai sorumluluğu da; tarafsız, yetkileri sınırlı Cumhurbaşkanı esasına göre belirlenmiştir. Getirilmek istenen Cumhurbaşkanı ise bütün yürütme yetki ve görevini elinde toplamış, parti genel başkanlığı yapabilecek, yasama ve yargıya müdahale edebilecektir. Şu andaki başbakan ve bakanların kat kat üstünde yetki kullanabilecek, ama sorumluluğu onlardan daha hafif olacak. Karşılaştırma yapılacaksa bugünkü hükümet üyelerinin sorumluluğuyla karşılaştırılmalıdır. Şu anda başbakan ve bakanların işledikleri iddia edilen suçlar nedeniyle Meclisin 55 milletvekilinin (%10 imza) imzası ile soruşturma açılması istenebiliyor, basit çoğunlukla (138 bile olabilir) meclis soruşturması açılmasına karar verilebiliyor ve 276 oyla (salt çoğunluk) da Yüce Divana sevk edilebiliyor.

Teklifte ise, çok daha fazla yetki verilen Cumhurbaşkanının sorumluluğunu sağlamak ve denetlemek nerdeyse imkânsız hale getirilmiştir. Yüce Divana sevk için sırasıyla 301, 360, 400 milletvekilinin oy vermesine ihtiyaç vardır. Parti genel başkanı sıfatıyla Meclis gurubunu da kontrol eden Cumhurbaşkanını Yüce Divana sevk için bu oyları bulmak neredeyse imkânsızdır.

Soru 12)Bakanların sorumlulukları mevcut anayasadan farklı mı?

Evet farklı. Onlar da işledikleri suçlar nedeniyle neredeyse yargılanamaz hale getirilmişlerdir. Şu anda bakanların işledikleri iddia edilen suçlar nedeniyle Meclisin 55 milletvekilinin (%10 imza) isteği ile soruşturma açılması istenebiliyor, basit çoğunlukla (138 bile olabilir) meclis soruşturması açılmasına karar verilebiliyor ve 276 oyla (salt çoğunluk) da Yüce Divana sevk edilebiliyor. Getirilen sistemde ise aynı Cumhurbaşkanı gibi Yüce Divana sevk için sırasıyla 301, 360, 400 milletvekilinin oy vermesine ihtiyaç var.

Soru 13)Cumhurbaşkanı, yardımcıları ve bakanlar denetlenebilecek mi?

Hiçbir denetim mekanizması getirilmemiş. Meclisin güvenoyu ve gensoru gibi denetim mekanizmaları yok. Meclis soruşturması ise neredeyse imkânsız hale getirilmiş. Meclis sadece genel görüşme ve meclis araştırması yollarıyla denetleyebilecek. Bunların da yaptırımı yok. Ayrıca Meclis getirilen yeni yapısı ile doğrudan Cumhurbaşkanının iradesine bağlı hale geleceğinden etkisiz olan bu denetim yollarının da kullanılması mümkün olamayacak. Yargı da tamamen Cumhurbaşkanının etki ve kontrolü altında olacağından, yargısal denetim yolları da kapalı. Bu sistemde Cumhurbaşkanı ve yardımcıları ile bakanların denetim yolları tamamen kapatılmıştır.

Soru 14)Cumhurbaşkanı bu sistemde neler yapabilecek?

Bütün yönetim işlerini yapabilecek. Bugün başbakan ve bakanların kullandığı bütün yetkileri kullanabilecek. Bakanlıkları, kamu idaresinin tamamını istediği gibi Kararnamelerle düzenleyebilecek. Bakanlıkları, devlet dairelerini, kurumları kuracak, kaldıracak, görevlerini belirleyecek, atayacak, azledecek, soruşturma yapacak, disiplin işlerini düzenleyecek, ihale yapacak, bölgesel yönetimler kurabilecek, ne kadar devlet yetkisi varsa kullanacak. Partili Cumhurbaşkanı sıfatıyla milletvekili adaylarını belirleyecek, meclisin oluşumuna müdahale edecek, Meclisi fesih edebilecek, Cumhurbaşkanlığı kararnameleri ile yasama yetkisine ortak olacak, kanunları veto edebilecek. Yüksek mahkemelere, Hâkimler ve Savcılar Kuruluna üye atayacak, yargıyı belirleyecek. Bütün bunları yaparken hiçbir şekilde hesap vermeyecek, sorumlu olmayacak. Herkese dokunabilen ama kendisine dokunulamayan bir kadir-i mutlak kişi olacak.

Soru 15)Cumhurbaşkanı parti genel başkanı olabilecek mi? Partili olmasının ne sakıncası var?

Cumhurbaşkanı hem parti üyesi hem de isterse genel başkan olabilecek. Parti genel başkanı olarak milletvekili listesi yapabilecek. Partisinin meclis grubunun başkanı olacak. Bu şekilde Meclisi istediği gibi şekillendirme ve etkileme imkânına sahip olacak. Parti başkanı olarak aynı zamanda yüksek yargıçlar atayabilecek. Yargı siyasetin emrine girecek. Ayrıca parti başkanı sıfatı Cumhurun başkanı olmasına engel olacak. Sadece kendi partililerinin başkanı olacak. Milleti temsil etmesi söz konusu olamayacak. Partili olması nedeniyle tarafsız olması mümkün olmayacak. (Cumhurbaşkanının yemin etmesini düzenleyen 103.madde aynen duruyor. Orada tarafsızlık üzerine yemin edecek (!), ancak partisinin genel başkanı sıfatıyla parti yönetecek.) Devlet düzeninin parti düzenine, devletin de parti devletine dönüşmesine anayasa ile izin verilmiş olacak.

Soru 16)Cumhurbaşkanı seçimi ile TBMM seçiminin aynı gün yapılmasının ne sakıncası var?

Cumhurbaşkanı seçimi ile milletvekili seçimi aynı gün yapılırsa parti genel başkanı olan Cumhurbaşkanı adayı, aynı zamanda partisinin milletvekillerini de belirleme imkânı bulacak. Burada hem aday gösterme yetkisi nedeniyle milletvekillerini ismen belirleme imkânı olacak, hem de aynı anda yapılan seçimlerde seçmen, Cumhurbaşkanı ile onun partisine oy vereceğinden siyasi olarak da meclis çoğunluğuna hâkim olacak. Böylece seçilen Cumhurbaşkanı fiilen yasama organının da çoğunluğunu belirleyip, kontrol edebilecek. Meclisin Cumhurbaşkanını denetleyebilmesi fiilen mümkün olmayacak. Bu da güçler ayrılığını yok edecek. Oysa, seçimlerin farklı zamanlarda yapılması, milli irade denetiminin işletilmesini de sağlar. Ara denetim yolu açar. Cumhurbaşkanını seçen irade, aradan bir süre geçtikten sonra yönetimden memnun olmaz ise bunu Meclis seçiminde sandığa yansıtıp iktidarı denetleyebilir. Aynı anda seçim bu ara denetim yolunu ortadan kaldırır. Getirilen düzenleme bir anlamda bir dayatma düzenlemesidir. Millete “kimi Cumhurbaşkanı seçiyorsan onun partisinin milletvekillerini de seç ve beş yıl onlara katlan” demektir. Demokratik başkanlık sistemlerinde Başkan seçimi ile Meclis seçimleri ayrı tarihlerde yapılır.

Soru 17)Cumhurbaşkanlığı kararnamesi nedir? Cumhurbaşkanı bu yolla yasama yetkisine ortak mı oluyor?

Teklife göre Cumhurbaşkanı, kişi hak ve ödevleri ile siyasi hak ve ödevlere ilişkin temel haklar hariç, yürütmeye ilişkin her konuda kararname çıkarabilir. Bu kararnameler kanun gibidir. Bu yetki bir anlamda tek başına kanun yapma yetkisidir. Yani padişah fermanı gibidir. Evet, Cumhurbaşkanı bu yolla yasama yetkisine ortak edilmiştir. Anayasada yasama yetkisi TBMM'ne verilmişse de, Cumhurbaşkanlığı kararnamesi çıkarmak suretiyle Cumhurbaşkanı Meclisin yasama yetkisine ortak olmaktadır.

Soru 18)Meclis aynı konuda kanun çıkarırsa kararname hükümsüz olacağına göre, Meclis isterse kararname çıkarmayı engelleyemez mi? Hayır engelleyemez. Çünkü Meclisin çıkardığı kanunu Cumhurbaşkanı veto edebilir. Veto ettiğinde Meclis bunu ancak salt çoğunlukla (301 oyla) tekrar kabul edebilir. Aksi halde kabul edilmez. Partili Cumhurbaşkanı, kontrol ettiği mecliste aynı kanunun salt çoğunlukla geçmesini engelleyip, fiilen yasa çıkarma yolunu tıkayarak, kararname yolunu açacaktır. Bu kanunlarla değil, kararnamelerle Türkiye'nin yönetileceği anlamına gelir. Bu durum açıkça milli irade gaspıdır.

Soru 19)Veto yetkisi şimdi de var. Olmasının sakıncası ne?

Veto yetkisi parlamenter demokrasiye özgü bir yoldur. Elinde yürütme yetkisi yoğunlaşmamış, sınırlı yetkiye sahip Cumhurbaşkanlarına verilmiş bir denge-denetim mekanizmasıdır. Başkanlık sistemlerinde veto yetkisi yoktur. Hele getirilen değişiklikle diktatörlük yetkilerinin verildiği bir tek adamın elinde veto yetkisi olması, yasama organını tamamen sembolik hale getirir.

Soru 20)Yasama tekelinin Mecliste olmasının önemi nedir?

Milli egemenliğin şartı olmasıdır. Egemenliği halka ait kılan en önemli unsur, kanun yapma tekelinin milletin meclislerinde olmasıdır. Egemenliğin krallardan halka geçmesi sürecinde en önemli kavşak noktası, yasama tekelinin milletin (halkın) seçtiği meclislere verilmesidir. Demokrasiler egemenliğin saraydan, krallardan alınıp halka verilme sürecidir. Bu bir anlamda fermandan kanuna geçmeyi ifade eder. TBMM'nin yasama tekelini kaldırmak, tek adama kararname çıkararak buna ortak olma yetkisi vermek, kanundan fermana, milli egemenlikten krallığa geçmektir.

Soru 21)Cumhurbaşkanının Meclisi fesih yetkisinin ne sakıncası var? Şu anda da bu yetkisi yok mu?

Cumhurbaşkanı da, Meclis de halk tarafından seçiliyor. Meclisin halkı temsil oranı (tüm partiler temsil ed

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Hasan Kemal Durgut - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Haberler Ankara Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Haberler Ankara hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.