Kimse “Benim işim budur, istersen kudur!” Dememeli!

Ülkemizde öyle alışıla gelmiş yanlışlar var ki, hangi birini ele alsam diye şaşı kaldım. Bir önceki yazımda “bize zihniyet değişikliği lazım” başlıklı bir yazdım, yazının makul ebatına göre ancak yedi sorunu sığdırabildim. Şimdi bir yedi daha ele alalım. Yedisi de bir başka yazıya inşallah.

1-Uyuşturucu mafyası: İnsanımızı helal kazanca alıştırmamız lazım, emek, alın teri, üretime alışmamız lazım. Sadece bu mu? değil tabi yapılan yanlış işin de insan hayatını nasıl da zindana çevirdiği, uyuşturucu kullananlarının nasıl da günden güne yok olduğu ve ailelerin biricik evlatlarının nasıl da çürüdüklerini bu yanlış kazanç yolunu seçen vatandaşlarımıza anlatmamız lazım. Şimdi soruyorum biri dese ki. “Ben sana bir 100 bin TL vereceğim ancak o andan hemen sonra ben hastalanmaya başlayıp her geçen gün hastalığım büyüyecek ve kısa zamanda öleceğim, ebedi hayatta da senin yakana yapışacağım onu da bil” acaba hangi insan bu durumda o kişiden para alabilir. Halbuki hepimiz biliyoruz ki uyuşturucu kullanımı sonucu binlerce evlatlarımızın hayatı yaşanmaz hale geliyor.

2-Çek senet mafyası: Bu mafyanın bu düzeyde bir vaka olarak ortaya çıkması devletin adalet mekanizmasının gevşek işlemesi, ve mağdur kimselerin hakkına bir türlü ulaşamamasından kaynaklanıyor. Ancak bu işten iyi kazanç olduğunu fark eden kırk haramiler ruhlu kimseler bunu bir rejon haline getirip toplumdaki varlığını teamülen kabul ettirdiler.O zaman adalet mekanizmamızın bu açığı kapatacak yasal düzenlemeyi yapıp bu alanda çalışana sayıları binlerle ifade edilen vatandaşlarımızı rehabilite etmemiz lazım.

3- Karakol komutanlarının rüşvet yaverleri: Bir zamanlar karakollarla dirsek teması olan kimseler memlekette general gölgeleri konumundaydı. Maalesef doğuda hala da yer yer rolünü korumaktadır. Bir anekdotla teyit edeyim. Adamın biri kıdemli başçavuş rütbesiyle karakol komutanlığını yapan birinden bir suçlunun serbest bırakılması isteniyor, başçavuş buna müsaade edilmeyince bu karakol kurdu adam bir binbaşıyı misafirliğine davet ediyor, bizzat karakol komutanına da bu defolu vatandaşın evinin etrafında nöbet tutturuluyor. Yani bir anlamda tedip ediliyor. Alsana kabahatin alası. Millet duysun da doğuda ne edepsizlikler oluyormuş bilsinler belki ibret alırlar.

4- Ağalar, Begler:Devlet uzun süre toprak ağalarının beglerin arkasında durmuş, yanlış bir yöntemle haklı susturma, öldürme yolunu tercih etmiştir.Bu zalim ve zorba kimselere verdikleri katkıyı halka verseydi şimdi hayatın rengi değişirdi. Yıllar boyu ağasını, sahte şeyhini muhatap kabul etmiş, mebus olarak Ankara’ya götürmüş, ancak bu kırk haramiler ceplerine çalışmış, memleket sorunlarını baş kente taşımamış ve 30 yıldır bunun cezasını çekiyoruz. Bu 10 bin dönümlük arazileri kim ne hakla bu adamlara tahsis etti, bu kabahati nasıl işledi? gel de anla, anlayan varsa söylesin.

5- Aşiret Sistemi: Aslında aşiret eskiden bir sosyal olguydu ve toplumsal açıdan bir değeri vardı. Zaman içinde defolu devletin rüzgarına paralel hale geldi ve bir yandan oy potansiyelleri olarak kullanılırken diğer yandan zulüm aracı haline geldi. Çünkü devlet aşiret reislerinin bir kısmını yanına aldı edepsizliğe alıştırdı, kendi adamlarına benzetti. Baş kokmaya başlayınca bu bozunma cesede de sirayet etti. Dolayısıyla eski aşireti geri getirmek artık zor ama aşiret üzerinde bir çalışma yaparak güzelliklerini yaşatmak iyi olur kanaatindeyim. Aşiretin cesareti, mertliği, din ve namus anlayışı hayata katkı verecek cinsten insani değerlerdir bunları canlandırmak toplumumuzun niteliğine değer katar. Ayıca aşiret mensubu kimse kendini güvende hisseder, üretkenliği ve mutluluğu artar.

6- İhale kurtları, Evet evet, bu dert ağırdır bu ihale oyunları sivil, bürokrat, siyasetçi üçgeni içinde işliyor“devletin malı denizdir yemeyen domuzdur”çarpık deyimi azıcık dillerden düştü fakat gizliden gizliye işliyor. Buna dikkat etmek lazım. Bu çarkın içine giren bir kimsenin şahsiyeti eriyor, kazanç uğruna değerlerini feda ediyor, daima dertlidir, dünyası sıkıntıda olduğu gibi ahreti de tepe taklak oluyor. İşte bu ihale oyunlarını ortadan kaldırmadan topluma huzur getiremezsiniz, uyanık kimselerin gözü orada adam vekil olmak için 200-300 milyarları denen harcıyor bir düşünelim? Bu kadar harcamayla bir vekil seçilmişse tek yapacağı şey ihaleden kar payının peşine düşecek gerisi teferruatta kalıyor.

Yoksa nerde görülmüş hem işe gideceksin hem de üstüne para vereceksin.Bir vekil ne zaman ki maaşında aylık 5 bin lira biriktirebildiyse o zaman hayat normale döner diyebilirim.

7- Vatandaşlık kavramı: Bir bütün olarak vatandaşlığa değer verelim, hem anayasal düzeyde vatandaşı önemseyelim, hem de hepimizin asıl vasfı devletle olan ilişkimizde vatandaşlık olduğunu unutmayalım. Bir anekdotla izah edeyim. Özel eğitimle ilgili bir koordinasyon toplantısında söz alan emekli Orgeneral Necdet Timur, konuşmasına şöyle başladı,”Bakıyorum bazı arkadaşlar hala o eski vasfımla beni tanıtıyorlar, halbuki ben emekliye ayrılırken şu andan itibaren generallikten Türkiye cumhuriyeti vatandaşlığına terfi ediyorum demiştim”işte vatandaşı böyle bilmek lazım, her devlet erkanı vatandaşa,“Buyurun efendim”diyebilmeli/demeli.

Kısacası “eski tas, eski hamam”la yeni Türkiye’yi inşa edemezsiniz. Bu kavramın içini doldurmakla yükümlüyüz.

Kanaatim bu, siz ne düşünüyorsunuz?

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Eyüphan Kaya - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Haberler Ankara Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Haberler Ankara hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.