EDEBİYATIN MADDİYATI

Yazıya çok saçma bir başlık atmış olabilirim ama başlığa değil içeriğe bakın ve sonuna kadar okuyun lütfen.

Edebiyat, maddi kaygıyla yazıldığı günden beri, yayınevleri ticarethane gibi çalışmaya, okunmayan kitapları rafa doldurarak 2 liradan çay satılmaya, yazarlar eserlerinden para kazanma ihtiyacı duymaya, iyi bir kitabın karşılığının satış oranı olduğuna inanılmaya başlandı.

Kitap satıyorsa başarılı, satmıyorsa başarısızdır mantığı ortaya çıktı.

İşte bu yüzden Sabahattin Ali’yi sağlığında kimse anlayamadı.

Benim de kitaplarım var, birini geçen sene, birini bu sene çıkartmayı Allah nasip etti. Allah izin verirse daha da çıkartacağım çok kitap var.

Satıyor muyum? Karınca, kararınca. Okunuyor muyum? Eh işte.

Allah var yalanım yok, vallahi de billahi de satmak falan değil amacım. Zaten bizim toplumumuzda kitap satabilmek ne mümkün. Emek falan hak getire yani.

‘’(İMZALI) bir kitabını hediye edersin artık’’. Son iki senedir kesinlikle en çok duyduğum söz.

Tanıdıkları geçtim artık tanımadıklarım bile bu sözü söylüyor. Facebook’tan bir arkadaşlık talebi, İnstagram’dan bir takip isteği derken hop bir bakıyorsun. Selam, sabah yok adam direkt konuya girmiş. Hediye kitap istiyor hem de imzalı.

Hediye kitap olayına karşı değilim, insanların okuyacaklarını bilsem sokakta dağıtırım ama okunmuyor. Geçen gün başıma geldi, birine kitap hediye etmiştim askere gitmeden önce. 6 ay yaptığım askerliği, 3 ay oldu geleli. 9 ay geçmiş üstünden, 9 ayda değil 1 kitap 9 kitap bitirir insan.

Sordum, ‘’nasıl buldun kitabı’’ diye. ‘’Okumadım’’ dedi. ‘’Daha o zaman aldım, eve koymuştum, bir ara okurum diye, şimdi nerede bilmiyorum, kitabı bulamıyorum’’ dedi.

Ülkede kitaba verilen değer bu işte.

Bu ülkede gazeteden 30 kupona 100 temel eser satın alınıyor, okunmuyor. Bir çok kitapçı kırtasiye malzemeleri satarak hayatta kalmaya çalışıyor, işte bu yüzdendir ki çoğu kitapçı dükkanının içine 2-3 masa atıp 2 liradan çay satıyor.

Hatta daha da ileri gidip, şunu da söyleyeyim. Kutsal kitabımız, Kuran-ı Kerim. Dünya üzerindeki en büyük rehber. Dünyanın en büyük ansiklopedisi. İçinde bütün bilgiler var.

‘’Kıyamet ne zaman kopacak’’, ‘’Oruç nasıl tutulur, orucu ne bozar’’, ‘’Namazın farzları’’, ‘’Karıncaların hükmü’’, ‘’Öldüğümüzde ne olacak’’ hatta ve hatta ‘’Kadınların özel günleri (bknz: Bakara - 222)

Bu denli rehber olan bir kitabımız var, sözde Müslüman ülkede yaşıyoruz ama her sene Ramazan ayında, aldıkları rakamlar konuşulan hocalara sorduğumuz sorulara bakın.

Dini programları, feyz almak için değil, sinir olmak için izliyorum çoğu zaman. 1400 yıldır orucu bozan şeyin ne olduğunu bulmaya çalışıyoruz. Her sene aynı şeyleri anlatan bir din adamına her sene aynı şeyleri soruyoruz.

Cevap çok basit halbuki, hem de aracılardan falan değil bizzat Allah söylemiş. Oruçla ilgili birşeyi mi merak ediyorsun aç oku Bakara 183,184,185,187, 196’yı’ Yetmedi mi aç oku Nisa Suresi 92. Ayeti. O da mı yetmedi Maide Suresi’ni oku, Tevbe Suresi’ni, Azhab Suresi’ni oku.

Korkma, Kuran’ın Türkçe’sini okuduğunda ‘’Din elden gidiyeeaağhh, irtica geliyeeğğhh, laiklik geliyiğğgh’’ olmayacak.

Kuran’ın Türkçe’sini okuduğunda, Allah’ın sana söylediği şeyi sana söyleyen olmayacak. Bizzat sen öğreneceksin cevabını. Çarpıtılmadan, dümdüz.

Okullara söyleşiye giderdim eskiden. Öğrencilere sorardım. ‘’Var mı sorunuz’’ diye. Orada sorulan ilk soru ‘’Para kazandırıyor mu bu iş’’ olurdu. Edebiyat, son yıllarda budur işte.

Ömer Seyfettin’i öldüğünde hastanede niye kimse tanımamış, niye cesedi koboy olarak kullanılmış daha iyi anladım, kitap çıkardığım zaman.

Sabahattin Ali’nin sağlığında kör iken öldükten sonra badem gözlü olmasının sebebini de anladım.

‘’Ben kitap okumuyorum ki, neden alayım kitabını’’ lafının edildiği bir toplumda, niye bu durumdayız diye pek te sorgulanmamalı aslında.

İnandığı kitabı bile okumayan, dininin gerekliliklerini bile bir başkasından öğrenmeye muhtaç olan ama lafa geldiğinde mangalda kül bırakmayan, CIA örgütünün üzerimizde oynadığı oyunları bilecek kadar kültürlü insanların arasında, neden bu halde olduğumuzu sorgulamaya gerek var mıdır acaba?

Bu ülkeye, bu ülke insanına okunacak eserler bırakanlar olarak, bir gün hak ettiğimiz değeri görür müyüz, yoksa Sabahattin Ali gibi öldükten sonra sırma saçlı, badem gözlü mü oluruz acaba?

Çok fazla uzattım biliyorum, kitap okumayan adam bu yazıyı gördüğünde ‘’Kim uğraşacak bu kadar uzun yazıyı diyecek ve bizim yazı yine güme gidecek ama olsun, iki kişiye anlatabilsek ne mutlu bize.

Zaten bu yüzden, okullarda yapamadığız söyleşileri dışarıda yaptığımızda gelen bir avuç kişiye bile 1 kişiyi kazansak yeter mantığı ile bakmıyor muyuz?

Kitabı anlatan, kitap okumanın güzelliklerinden bahseden bir adam, neden konuşturulmaz onu da anlamıyorum ya neyse.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Muhammed Yavaş - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Haberler Ankara Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Haberler Ankara hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.