“R.T. ERDOĞAN’A ve HERKESE AÇIK MEKTUP” TURGUT ÖZAKMAN (1)

“R.T. ERDOĞAN’A ve HERKESE AÇIK MEKTUP” TURGUT ÖZAKMAN’IN YARIM KALAN MEKTUBU (1)

Yüce Türk Milleti Olarak “Vatani/Milleti ve de İnsani Olarak” Turgut Özakman’a Çok Şey “Borçluyuz!”…

Bu Okuyacağınız “Kitap/Yarım Kalmış Mektup” Turgut Özakman’ın Kutsal Bildiği Vatanımız/Yüce Türk Milletimiz İçin Tamamlamaya Çalıştığı Ama Ömrünün Yetmediği Son Vatani–Eseridir!..

16 Nisan’da #Evet! (Kutsal Vatanımızın/Milletimizin Bölünmesi) Ve #Hayır! (Kutsal Vatanımızın/Milletimizin Bölünememesi) Anlamına Gelen Oyumuzu Kullanmadan Önce 144 Sayfadan Oluşan Bu Yarım Kalmış Mektubu;

“Ön Yargısız-Biatsız Ve Sorgulayıcı-Asil Yüreğimizle” Okuyalım/Okutalım!..

Ben Kutsal Bildiğim Vatanımız/Milletimiz İçin Burada Tüm Önemli Bölümlerini “Bir Yazı Dizisi Halinde” Yayımlamaya Çalışacağım… ["ALLAH KORUSUN! BÖLÜNMEDEN ÖNCE BELKİ DE BU SON VATANİ-GÖREVİM!"]

“(…)

Sevgili okurlarım!

Bu yıl Türkiye Cumhuriyeti’nin 90’ıncı yılı.

Bir durum değerlendirmesi yapmak gereğini duydum.

Ne haldeyiz?

Dünyayı, dolayısıyla Türkiye’yi ilgilendiren büyük sorunlar var:

Küresel ısınma, su ve enerji sorunu, artan nüfus vb. Bunların bir bölümü acil. Ayrıca bize özgü sorunlar var. Bu sorunların bazıları tehlike sinyali veriyor

Türkiye’ye özgü sorunlar konusunda, genel olarak yumuşak bir üslup ile sorunları ve durumumuzu belirtmeye, ilginizi uyandırmaya, sorumluları uyarmaya çalışacağım. Olumlu işleri öveceğim, olumsuzlukları yereceğim. Aklıma, kalemime takılan bazı kimselere, konulara yer vereceğim.

Son 11 yıldır, ister beğenelim, ister beğenmeyelim, tarih sahnemizde başrolde sayın RTE yer alıyor. Bu nedenle mektubumun başlıca muhatabı ve konusu sayın RTE olacak.

Sayın Başbakanım,

Bu mektup84 yıllık bir yaşamın, gözlem ve bilgi birikimi ile iyi niyetin ürünüdür. Bu yaz Rize’de RTE Üniversitesi’nde öğretim üyelerine yaptığınız önemli bir konuşma var. Ben de Ankara ve 9 Eylül Üniversitelerinde bilim ahlakı ve anlayışı içinde uzun yıllar çalıştım. Bilimin gerektirdiği özelliklere sahip olmaya çok özen gösterdim. Yazılarımda kanıtsız, belgesiz bir iddiada bulunmadım. Bulunmam.

Orada Demişsiniz Ki:

“İlim Adamı, İlim Namusundan, Fikir Namusundan, Bedeli Ne Olursa Olsun Taviz Vermeyen İnsandır. Ben Bir Siyasetçiyim. Eğer Biz Bile Kalkıp Bilime Ters Bir Şeyi İstiyorsak, İlim Adamının Şunu Söylemesi En Önemli Görevidir:

‘Oyle Değil, Böyledir’ Demesi Lazım. Elpençe Divan Durup ‘Ferman Buyurdunuz Efendim’ Dememesi Gerekir. Şu Anda Biz Dünyada Bunu Yaşıyoruz. Ülkemizde De Bunlar Yaşandı. İşte Bunların Aşılması Gerekir.”

Bu sağduyulu, ileriyi gören bir siyasetçinin sözleri.

Tutumumu bu konuşmaya göre ayarladım. Aynı zamanda, yaşım dolayısıyla bir aile büyüğü içtenliği ve açık sözlülüğü ile davranacağım. Saygıda kusur etmemekle birlikte, Türkiye’nin dostu olarak, doğruyu söylemekten de kaçınmayacağım. Bunun size de dostluk olduğunu düşünüyorum. Gerçek bir dostunuz sizi uyarsaydı, bazı sözleri söylemezdiniz. Bundan hepimiz kazançlı çıkardık diye düşünüyorum.

Sayın Başbakan,

Her şey bir yana yaşa-başa saygı gereği, bu mektubu dikkatle okuyacağınıza güveniyorum Mektupta okumanızı gerektirecek çok şey var!

Sevgili okurlarım!

Ama bu uzun mektup aynı zamanda herkese, hepinize yazılmıştır. Bütün AK Partililer, CHP’liler, MHP’liler, BDP’liler, Meclis dışı bütün partilerin, siyasi grupların taraftarları, medya mensupları, bürokratlar, üniversiteler, baro, sendika ve oda üyeleri, aydınlar, bilim ve sanat çevreleri, iş adamları, esnaflar, çiftçiler, STK üyeleri, ev hanımları, tutuklular, mahkumlar, Ağrılı Zeyno Teyzeye kadar, kadın-erkek, geç-yaşlı, şehirli-köylü, herkes, bu mektubun muhatabıdır. Mektupta herkesi insan ve yurttaş olarak yakından ilgilendiren birçok konu ve sorun var.

İlgi ve dikkatinizi diliyorum. Çünkü kritik bir süreçten geçmekteyiz…

“(…)

1.Sayın Başbakan:

Benim Hukuk Fakültesini bitirmemden iki yıl sonra, 1954 yılında doğmuşsunuz. Aramızda 24 yaş fark var. Birçok önemli olayla dolu bir çeyrek yüzyıl

11 Ağustos 2004 tarihinde Gürcistan ziyaretinizde;

“Ben de Gürcüyüm, ailemiz Batum’dan Rize’ye göç etmiş bir Gürcü ailesidir” demişsiniz. 2007’de NTV’de katıldığınız bir programda ise Türk olduğunuzu” söylemişsiniz.

Sayın Başbakan, benim için de, benim gibi düşünenler içinde fark etmez ama merak edenler vardır., onun için soruyorum, hangisi doğru, lütfedip açıklar mısınız?

1960 yılında ilkokula başladığınız varsayıyorum. Harçlığınızı çıkarmak için simit, su satan, çok çocuklu, dar bütçeli bir ailenin çocuğu olduğunuz yazılıyor. Eve herhalde gazete gelmiyordu. Belki radyonuz da yoktu. Böyle kuru bir ortamda yetişip büyüdünüz.

Atatürk, İnönü, Menderes” dönemlerini, yaşınız gereği hiç bilmiyorsunuz.

Sizin kuşağınız “Süleyman Demirel-Bülent Ecevit” döneminde yetişti. Bu dönem genel olarak bir atışma-çekişme dönemiydi. O zamanki yaşınız gereği demokrasiyi tartışma kavga, suçlama, germe, inatlaşma sanmış olmalısınız. Bu sanı sizde ve kuşağınızda yer etmiş gibi görünüyor.

Kişiliğiniz, demokrasiyi anlayışınız ve yakın tarihimiz hakkındaki bilginiz üzerinde yeri geldikçe genişçe duracağım.

Aileniz sizi birinin yanına çırak vermemiş, okumanızı istemiş, ilkokuldan sonra İmam-Hatip okuluna yazdırmış. Tarihimizi, özellikle Cumhuriyetin erken dönemini, bulunduğunuz ortamda geçerli söylentilere kulak vererek öğrendiğinizi tahmin etmekteyim. Anlaşılan o ki, bu söylentileri ciddi kaynakları inceleyerek denetlememişsiniz. İddia ve yakıştırmaların çoğunu, olduğu gibi kabul ettiğiniz anlaşılıyor;

“Oysa Başbakanlık katına yükselmiş birinin gerçek tarihi bilmemesi olmaz. Türkiye Cumhuriyeti’nin Başbakanının Türk, Türkiye ve Türkiye Cumhuriyeti tarihlerini çok doğru bilmesi şarttır. Dünü bilmeden bugünü anlayamaz, yarını kestiremeyiz.”

Dünü iyi bilmemenin yarattığı sorunlarımız var…

Ben liseye giderken gündelik harçlığım 5 kuruştu. Otobüse binmez, okula yaya gider-gelir, beş kuruşu abur cubura harcamaz, üç günde 15 kuruş biriktirir, bir kitap alırdım. Tercüme Dergisi şiir özel sayısını da böyle alabilmiştim (1946).

Her önemli kitabı almaya gücümüz yetmediği için arkadaşlarla aramızda kitap değiş-tokuş ederdik. Lisemizin güzel bir kitaplığı vardı. Öğle tatillerinde açıktı, oradaki kitaplardan da yararlanırdık. Zaman zaman aramızda yeni ya da ilginç kitapları tartışmaya açardık. Genel kültürümüzü böyle kazanmaya, geliştirmeye çalışıyor, iyi insan, iyi yurttaş olmaya gayret ediyorduk.

Sizin kültür ve sanat kitapları konusundaki durumunuzu bilemiyorum. Hakkınızdaki kaynaklarda bu konuda yazık ki bilgi yok. Konuşmalarınızdan bu tür kitapları okumaya pek vaktiniz ya da imkanınız olmadığı anlaşılıyor. Başlıca bilgi kaynağınızın;

“Necip Fazıl Kısakürek” olduğunu bazı açıklamalarınızdan öğrendik. Necip Fazıl Kısakürek iyi şairdir ama tarihçi değildir.

60 yıldır yakın tarihimizle ilgilenen bir büyüğünüz olarak size, o tür kaynakların kesinlikle sağlıklı olmadığını hatırlatmayı borç bilirim. Tarih belgeye dayanır. Masalcıların, sahte tarihçilerin hiçbiri ciddi bir belgeye dayanmaz. Dayanakları dedikodu ve hayal.

Şair olarak “Mehmet Akif Ersoy”a da saygınız ve ilginiz var. Türk şiiri M.Akif’ten çok ileri gitti. Yahya Kemal’den Cahit Külebi’ye, Behçet Necatigil’e kadar birçok değerli şairimiz var.

Ben rahmetli Atatürk’ten Nutuk’unu lise son sınıfta, sözlük yardımıyla okumuş, hayran kalmıştım.

Siz ne zaman okudunuz?

Siz de hayran kaldınız değil mi?

“Milli Mücadele Ne Olağanüstü Bir Destan.”

Her şeyin bittiği sanılan bir dönemde, bu destanı başlatanlar, sürdürenler ve zafere kavuşturanlar ne kutlu insanlar!

Milli Mücadele dört yıl sürdü. Art arda nice ateş çemberlerinden geçildi. Daha önce hiç yaşanmamış acılar ve gururlar yaşandı.

1921 Yazında Son Haçlı Ordusu Sakarya Nehrini Aşıp Polatlı’ya Kadar Gelmişti. Yunan Ordusunun Top Sesleri Ankara’dan Duyuluyordu. O Sırada Türk Ordusunun Ne Durumda Olduğunu Gösteren Birkaç Örnek Vereyim:

Üç Tümeni olan Türk Süvari Kolordusu’nda sadece;

118 Kılıç vardı!

Geri kalan süvariler mızrak niyetine uçları sivriltilmiş sopalarla savaşmaktaydılar. Halktan toplanan kılıç, pala ve yatağan gibi silahlarla 1.200 kılıçları oldu. Öbür süvariler yine sopadan mızraklarla dövüştüler. Ordunun yarısının üniforması vardı, yarısı köyden geldiği kıyafette idi. Cephanesini omuzuna asılı azık torbasına koyuyordu. Savaşın daha yarısında çarıkların altı eridi, ordu çıplak ayak dövüştü.

“Bu Yoksul Gazi Ordu, Dünyanın Yarısından Çoğuna Egemen Büyük Devletlerin Donattığı, Desteklediği Son Haçlı Ordusunu Yendi, Yarısını Toprağa Gömerek Taarruz Azmini Kırdı, Afyon-Eskişehir Hattına Kadar Geri Sürdü! Ertesi Yıl Da Bir Hamlede Denize Döktü!”…

Bu dünyada, emperyalizme karşı kazanılmış ilk ve kesin zaferdir. Ünlü tarihçi Toynbee diyor ki:

“Türk Ulusu Kendisi İçin Savaşırken, Aynı Zamanda Yoksul Ülkelerin De Savaşını Vermiştir. Kendisine Karşı Kabaran Sel Sularını, Ankara Kapılarında Durdurarak, İzmir’e Trakya’ya, İstanbul’a Doğru Süren Türklerin Başlattığı Yeni Akım, Belki De Irak, Suriye, Filistin, Mısır, Tunus, Cezayir Ve Hindistan’a Dek Etkisini Sürdürecek Ve Bu Ülkeleri Kaplayan Batı Selini Sürükleyip Götürecektir.”

Mr. Toynbee geleceği görüyordu. Tahminlerinin tümü gerçek oldu.

Yetişirken sanat etkinliklerini izlemeye vakit ve imkan bulamadığınızı tahmin ediyorum. Ben de hepsini izleyemiyordum. Çünkü bazı etkinlikler ücretliydi. Para yetiştirmeye tabii imkan yoktu. Bu nedenle halden anlarım.

Fakat siz artık bütün etkinlikleri izleyebilirsiniz. Ama tiyatroya, operaya, baleye, senfoni orkestrası konserlerine hiç gitmiyorsunuz. Haksızlık etmeyeyim, belki bir-iki Türk müziği konserine gitmişsinizdir. Sanat olaylarını Cumhurbaşkanı da, Bakanlar da, milletvekilleri de izlemiyorlar. Hatta Kültür Bakanları izlemiyor. Gitmemeyi nasıl başarıyorlar, anlamıyorum. İnsan gençken edindiği sanat kültürü ile yetinebilir, hayatını onunla sürdürebilir mi?

Sanat hava gibi, su gibi bir uygar ihtiyaç...

Sanatla ilgilenmek insanın iç zenginliğini artırır, ufkunu genişletir, düşünce ve duygularını olgunlaştırır, inceltir, hayatı anlamlandırır…

Her iyi kitap, iyi tiyatro, iyi konser çok ciddi bir kazançtır. Yalnız okul bilgisi ve söylentiler, hele sahte tarihler yoluyla edinilen bilgiler ile hayatı karşılamak ve olaylara sağlıklı bakmak, koca bir milleti doğru yönetmek, birliği korumak mümkün değildir.

Son 60 yıldır Türkiye’yi sanatsever devlet adamları ve bürokratlar yönetseydi, Türkiye bugünkü sorunların pek çoğu ile karşı karşıya kalmazdı. Yönetenlerin kültürü ta en alta kadar sızardı.

Polis:

*Tek başına duran bir genç kadının yüzüne, birkaç metre mesafeden biber gazı sıkmazdı,

*Öğrenci kızları saçlarından tutup sürüklemezdi,

*Kadınları tekmelemezdi,

Bunların barbarlık olduğunu bilerek büyümüş olurdu.

Sayın Başbakan RTE,

Geçenlerde 9. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’den söz ederken “çoban” ve “sürü” gibi sözcükler kullandınız. Sayın Demirel’in eski bir Cumhurbaşkanı olduğunu, konuşma heyecanı içinde, unuttunuz herhalde. Yoksa eski bir Cumhurbaşkanından böyle söz edilmemesi gerektiğini elbette iyi bilirsiniz. Devlet üslubu ve İstanbul inceliği diye bir şey vardır.

Bakınız, 1924 yılında, Tevhid-i Tedrisat Kanunu yürürlüğe girince medreseler kapatılmış, ihtiyacı karşılamak için birkaç İmam-Hatip okulu açılmıştı. Ama giderek talep o kadar azaldı ki okullar kapanmış gibi oldular. 1945-1960 arasında bir İlahiyat Fakültesi ile birkaç İmam-Hatip kursu ve okulu açıldı. O günden bu yana, en çok ve ısrarla İmam-Hatip okulu açan Başbakan sayın Süleyman Demirel’dir. Gittiğiniz İmam-Hatip lisesini de belki hizmete Demirel açmıştır.

Şimdi bundan memnun mudur, değil midir, bilmem.

Hayat Hikayelerinizden Anladığıma Göre, İmam-Hatip Lisesinden Sonra Din Görevlisi Olmak İstemiyorsunuz. Sizin Dünyaya Yönelik Yanınız Ağır Basıyor. Fark Derslerini Verip Marmara Üniversitesi’ne Bağlı Bir Fakülteyi (Galiba Bir Yüksekokulu) Bitiriyorsunuz. Bu Arada Futbola Ve Siyasete De Merak Sarıyorsunuz.

Ticaretle uğraşırken, bir yandan da çeşitli kademelerde siyaset yapıyorsunuz.

Parti Başkanınız bile beklemezken 1994 yılında İstanbul Belediye Başkanı seçilmeniz çok ciddi bir başarıdır. Seçimi örgütlemede ve halkın damarını bulmada olağanüstü başarılı oldunuz.

Bu makam, İstanbul’u, Türkiye’yi, dünyayı iyi tanımak, olgunlaşmak, gerçek İstanbullu olmak, çağı görmek ve paylaşmak için çok elverişli bir deney ve gözlem yeriydi. Bu imkandan, gerektiği kadar yararlandığınızı söyleyebilmeyi ne kadar isterdim. Hele öyle açıklamalarınız oldu ki her okuyuşta şaşırıyorum. Bir-ikisi dışında, o açıklamalara yer vermekten kaçınacağım. Onlar çıraklık günlerinin unutulması gereken sözleri.

Siz Belediye Başkanı iken, Refah Partisi’nin kapatılması için Yargıtay Başsavcılığı Anayasa Mahkemesinde dava açmıştı. Siz bu nedenle öfkeli konuşmalar yapıyordunuz. İstanbul’u bırakıp Siirt’e gittiniz, 6 Aralık 1997’de Siirt’te halka hitaben uzun bir konuşma yaptınız;

Uzun Konuşma İçinde Ziya Gökalp’in Olduğu İleri Sürülen Bir Dörtlüğe De Yer Verdiniz. Konuşmanızdan Dolayı Hakkınızda Türk Ceza Yasası’nın 312/2 Maddesi Gereğince;

“Halkı Din Ve Irk Farklılığı Gözeterek Kin Ve Düşmanlığa Açıkça Tahrik Etmek” Suçundan dava Açıldı.

Burada sürüp gelen bir yanlışlığı düzeltmek istiyorum;

“Siz Dört Satırlık Küçücük Bir Şiir Yüzünden Değil!”

Uzun Konuşmanız Yüzünden Mahkum Oldunuz. Şiir O Konuşmanın İçinde, Konuşmanın Anlayışını Devam Ettiren Bir Küçük Parçacıktı. Ama Arkadaşlarınız Kamuoyuna, Dört Satırlık Bir Şiir Yüzünden Mahkum Olduğunuzu Yaymak Becerisini Gösterdiler, Birçok İnsan Da Buna İnandı, Adalet Adına Haklı Olarak Üzüldü. Siz Bile “Şiir Yüzünden Mahkum Olduğunuzu” Söylemeyi Sürdürüyorsunuz. Oysa Konuşmanızın Tamamı Nedeniyle Mahkum Olmuştunuz. Şiir Olmasa Da Mahkum Olacaktınız. Sadece O Şiir Yüzünden De Mahkum Olunmaz. Şiir Yüzünden Mahkum Olma Propagandasına Son Vermenin Zamanı Gelmedi Mi?

Karar üzerine İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı görevinize son verildi. Cezanız 10 ay hapis idi. İnfaz yasası gereğince dört ay hapis yattınız.

Ama ne koğuşta kaldınız, ne de bir hücrede. Bir arkadaşınız size tahsis edilen odayı boyattı, süsledi, yeniledi. Buzdolabınız, televizyonunuz oldu Ve sizi ziyarete gelenlerle güzel güzel sohbet ettiniz., okumaya da vakit buldunuz.

İnfaz sistemiyle ilgili bilimsel kitaplar ve hapishane anıları okumuştum. Çok etkilenmiştim. Bu nedenlerle kimsenin hapis cezası almasını istemem. Sizin de hapse girmiş olmanıza üzülmüştüm. Bu talihsizliğin şöyle bir yararı olabilirdi. Halden anlayan biri olarak, yargılama ve infaz sisteminin, çağımızın düzeyine ulaştırılmasına önayak olabilirdiniz.

Olmadınız!

Mahkemelerde, hapishanelerde olup bitenleri okudukça, acı içinde kalıyorum. Hiçbiri hukuk kitaplarına, evrensel kurallara ve hocalarımızın verdiği bilgilere uymuyor.

Sizin canınız yanmıyor mu?

Bu konuyla ilgili acı haberleri okurken sayın eşinizin, sevgili kızlarınızın gözleri dolmuyor mu?

Yemekte lokmalar ailece boğazınıza dizilmiyor mu?

Hastalığı son aşamaya ulaşmış kanserli bir sanık hapishane şartlarında tutulur mu?

Bu, adalet mi, zulüm mü???

Bu konuya yeniden döneceğim. Dönmemek kabil mi?

Aldığınız Ceza Siyasi Hayatınız Sona Erdirmişti. Fakat Bir Yasa Hazırlandı;

“CHP’nin, Özellikle De Sayın Deniz Baykal’ın Yardımıyla”

Yeniden Seçime Katılmak Hakkını Kazandınız. Ara Seçim Yapıldı. Siirt’ten Seçilerek Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne Girdiniz!!!

Her milletvekili gibi and içtiniz:

“Devletin Varlığı Ve Bağımsızlığını, Vatanın Ve Milletin Bölünmez Bütünlüğünü, Milletin Kayıtsız Ve Şartsız Egemenliğini Koruyacağıma, Hukukun Üstünlüğüne, Demokratik Ve Laik Cumhuriyet’e Ve Atatürk İlke Ve İnkılaplarına Bağlı Kalacağıma, Toplumun Huzur Ve Refahı, Milli Dayanışma Ve Adalet Anlayışı İçinde Herkesin İnsan Haklarından Ve Temel Hürriyetlerden Yararlanması Ülküsünden Ve Anayasaya Sadakatten Ayrılmayacağıma, Büyük Türk Milletinin Önünde, Namusum Ve Şerefim Üzerine And İçerim”

(…)”

Yüce Türk Milletim Devam Edecek…

2. Bölüme Kadar Kutsal Vatanımız/Milletimiz İçin! Bu Eseri Al Ve OKU/OKUT!..

________________________________________

ATATÜRK Köşem-1)

(☆-VATANİ KARANLIĞI PARÇALAYAN, TÜRK, ATATÜRK, CUMHURİYET ÇINARLARIMIZ-☆)

#BAŞHAYIRCILAR YETERSİZSİNİZ! VE SAKİNLEŞTİRİCİ ALMIŞ GİBİSİNİZ!

■#Başevetçilerin %90'ı;

__Anayasayı Sakız Gibi Çiğniyor/Çiğnetiyor!

__Yalan/İftira Ve Vatan Hainlikleriyle Kudurmuş Köpek Gibi Saldırıyor!

__Trt Ve %90 Tüm Basın Yalan/İftira Ve Vatan Hainliği Yapıyor!

__Yüce Türk Milletimiz En Çok Allah İle Sonra Cebren Hile/Suç İle Kandırılıyor!

■#Başhayırcıların %90'ı;

__Anayasayı Namus/Şerefi Gibi Koruyor!

__Hiç Yalan/İftira Ve Vatan Hainliği Yapmıyor!

__Yüce Türk Milletimizi Ne Allah İle Ne De Cebren Hile/Suç İle Kandırmıyor!

■Ama #Başhayırcılar, Sizler;

■Y-E-T-E-R-S-İ-Z-S-İ-N-İ-Z!

■S-A-K-İ-N-L-E-Ş-T-İ-R-İ-C-İ__A-L-M-I-Ş__G-İ-B-İ-S-İ-N-İ-Z!..

Tamam Satın Alınamayan Doğru/Dürüst Anketler En Düşük %65 #Hayır Çıkacak Diyor Ama…

Unutmayınız Ki, Bu;

“Vatani-Ölümcül Uçurumdaki S-A-K-İ-N Haliniz”

Yüce Türk Milleti Tarafından İlelebet Affedilmeyecektir…

Yüce Türk Milletim;

●Siyasiler/

●Demokratik Kitle Örgütleri/

●Sivil Toplum Kuruluşları/

●Dernekler/

●Sendikalar/

●Vakıflar/

●Tüm Kurum Ve Kuruluşlar/

Kutsal Vatanımız/Milletimiz İçin…

Durmaaa!!!

Kükreee!!!

Vatani Gerçekleri Haykırrr!!!

İlk Olarak;

Kurumsal Ve Tüm Üyelerinle Ve De Yüce Türk Milletimizi Yönlendirerek;

■Cumhuriyet Savcılarımıza Suç Duyurusu Yap!..

Ardını Takip Et!

Sonrasında Da Meydanlardan;

■İnme!..

■İnme!..

■İnme!..

Yüce Türk Milletim:

"ALLAH KORUSUN! BELKİ BU SON VATANİ-GÖREVİMİZ!"

Profilin-Kapak Fotoğrafın-Evin-İşin-Tüm Hayatın, Her Şeyin #HAYIR Olsun!..

●●●__Kanma!/Korkma!/Yılma!__●●●

*Türkiye'de 2016 itibari açıklanan resmi rakamlara göre nüfusumuzun yarıdan fazlası (50 milyon gibi) sosyal medyayı telefon/bilgisayar vb. teknolojik cihazlardan aktif kullanıyor!

*Televizyon izleme oranları günlük 2 saate düşerken, sosyal medya oranları 3 saate çıktı!

*Sosyal medya kullananların çoğunluğu 18-45 yaş arasında ve buradan yola çıkarak bir araştırma daha yaptığımızda 30-40 milyon gibi seçmen anlamına geliyor!

Eskiden dünyaya/ülkesine yön vermek isteyen küresel-ulusal-yerel karanlık/aydınlık güçler;

"En çok televizyon sonra radyodan yön verirken!"

Artık!

"İnternet üzerinden ve sosyal medyadan yön verir oldular!"

Kısa bir araştırmayla bu yolla başarılan çok sayıda ve çok çeşitli gerçek başarı hikayeleri, bilimsel makaleler okuyabilirsiniz!

Sosyal medya doğru kullanıldığında büyük vatani başarılar elde edilebilmektedir. Bugün dünya çapında tüm algı operasyonları ve tüm dönme dolaplar sosyal medya üzerinden yapılmaya başlanmıştır.

Eğer yüce Türk Milleti olarak bizlerde gerek kişisel gerekse kurumsal olarak %100 vatani-ikbal için sosyal medyayı doğru kullanırsak, inanınız büyük başarılar elde edebiliriz...

Örnek olarak;

"Vatanımız Bölünmesin, Oyumuz #HAYIR Olsun Diye Çırpınan Vatan/Millet Çınarlarımızdan"

*#HayırlıKonvoy'un sosyal ağda kurduğu bir grup üye sayısı bugünlerde 30 bine doğru yol almıştır!

*Ümit Kocasakal-Metin Feyzioğlu-Sinan Oğan-Meral Akşener-Ümit Özdağ-Banu Avar...

Daha örnekleri çoğaltabiliriz!..

Paylaştıkları kısacık videolar bir kaç gün içinde1-2 milyon izleyeni olmaktadır!..

Yüce Türk Milletim;

BİR OLUP/

İRİ OLUP/

DİRİ OLUP/

BİRLİK-DİRLİK İÇİNDE! "BEN"DEN "BİZ" OLUP BU GÜCÜ;

%100 VATANIMIZ/MİLLETİMİZ İKBALİ İÇİN İYİ KULLANMALIYIZ! İYİ KULLANMAK ZORUNDAYIZ!

●●●●●

Yaptığımız 10 Adet Vatani-Önem Arz Eden Çalışmamız Var! 1'den Başla 10'a Kadar Her Gün Profil-Kapak Resmini Sırayla Değiştir!..

Kandırılmış #Evetçi Kardeşlerimize Bu Yazılanları Sabırla Anlayana Kadar/Anladığı Dilden, Birlik-Dirlik-Beraberlik İçinde Kardeşçe, "BEN-SEN-O" Değil, "BİZ" Olup Anlatalım...

Bir Olalım! İri Olalım! Diri Olalım!..

●Vatanımızı/Milletimizi Bölmek/Parçalamak İstiyorlar!

●Oturmayalım/Ayağa Kalkalım!

●Elimizden Ne Geliyorsa Yapalım!

●Bunları Fotokopi İle Çoğaltıp Kapı Kapı Dağıtalım!

●●●__Kanma!/Korkma!/Yılma!__●●●

●●●●●

"Bizim Anlayışımıza Göre, Siyasal Kuvvet, Millî İrade ve Egemenlik, Milletin Bütün Halinde Ortak Kişiliğine Aittir; Birdir, Bölünemez, Ayrılamaz ve Başkasına Bırakılamaz."

1930 (Afet İnan, M.B. ve Mustafa Kemal ATATÜRK’ün El Yazıları, S. 418)

"ALLAH KORUSUN! BELKİ BU SON VATANİ-GÖREVİMİZ!"

●Üzerinde Yaşadığımız Bu Toprakları Asil Kanlarıyla Sulaya Sulaya Kutsayıp "Vatan" Yapan Kahraman Şehit Ve Gazilerimize "Can-Kan" Borcunu Ödeyebilmek İçin;

Birbiriyle Yarışan Yiğit #Hayırcı _Yüce Türk Milletim_

●Kandırılan #Evetçi Kardeşlerimiz Var!

En Çok Allah İle Kandırıldılar.

Sonra Her Türden Cebren, Hile, Suç, Hainlik İle Kandırıldılar!..

●Ayrıca Yüce Türk Milletim:

“AKAPE-RTE ve Basının %90’ı” #Evet İçin __”Vatani-Suçlar”__ İşliyor!

*Bu İşlenen __”Vatani-Suçlar”__ için; Cumhuriyet Savcılarımızdan:

“ADALET İstiyoruz! ADALET!”

"ALLAH KORUSUN! BELKİ BU SON VATANİ-GÖREVİNİZ!"

*Bu İşlenen __”Vatani-Suçlar”__ için; Vatan/Milletsever;

●Yüce Türk Milletimizden/

●Siyasilerden/

●Demokratik Kitle Örgütlerinden/

●Sivil Toplum Kuruluşlarından/

●Derneklerden/

●Sendikalardan/

●Vakıflardan/

●Tüm Kurum ve Kuruluşlardan/

“Kurumsal ve Bireysel Olarak ‘CUMHURİYET SAVCILARIMIZA’ Suç Duyurusunda Bulunmalarını İstiyoruz!”

"ALLAH KORUSUN! BELKİ BU SON VATANİ-GÖREVİMİZ!"

●Peki, Neden Cumhuriyet Savcılarımız???

Şu Sebepten Dolayı:

Atatürk’ün Üstün Başarılarından… Dolayı “Bozkurt” Soyadını Verdiği, “Türk Hukuk Devrimi’nin Mimarı” Profesör Mahmut Esat Bozkurt, Şöyle Diyor:

“Gün Olur, Cumhuriyet’i Korumak İçin Başbakandan, Bakandan, Müsteşardan, Büyükelçiden, Validen Bile Hesap Sormak Gerekebilir... İşte Onun İçin, Cumhuriyet Savcısı’dır!”

Ve Başka Bir Zaman Ekliyor;

Cumhuriyet Savcılarına:

“Sizler Meriç Kıyılarında Çalışan Türk Köylüsünün Kaybolan Sabanından Tutunuz Da, Bu Vatanda Yaşayanların Uğrayacağı En Küçük Bir Haksızlıktan, Hatta Bingöl Dağlarının Issız Kuytularında Bekleyen Öksüzlerin Gözyaşlarından Sorumlusunuz”

●●●●●

●Kandırılmış Kardeşlerimizi Doğru Yola Çevirmemiz Bir Vatan/Namus Borcudur...

Borç Ödeyebilmek İçin Elimize Bir Daha Geçmeyecek Bu;

__"Ölümcül-Lanetli-Amerikancı-Bölücü-Başkanlık Tuzağı"na__

Engel Olabilme Fırsatını Kaçıramayız!

●#Hayırcı Yiğit/Vatansever Kardeşlerim;

10 Parçadan Oluşan Metin Aydoğan'a Ait Bilgileri İçeren Hazırladığımız Çalışmalarımız Var! Bakınız;

●Telefonunuza-Bilgisayarınıza İndiriniz!

●Fotokopilerle çoğaltınız!

Bu Bilgiler Belgeli %100 Gerçektir. İçinde;

"Allah İle Aldatan ve Bölücü Katil-Teröristlerin, Emperyalist Katil Devletlerin Ölümcül Tuzakları Yoktur!"

●Kandırılmış #Evetçi Kardeşlerimizle Birlikte Bunları Okuyalım! Anlayalım/Anlatalım...

Kutsal Vatanımız ve Milletimiz İçin #Hayırlarla Yâd Ederek Anlatalım...

Alınız Yanınıza Kandırılmış #Evetçi Kardeşlerimizi ve Birlikte Okuyup İrdeleyiniz...

Anlayana/Öğrenene Kadar Sabırla-Kardeşçe İstişare Ediniz...

Bu Tür Kaynakları Kardeşlerimizle Paylaşmamız ve Onları Doğru Yola Çevirmemiz Bir Vatan/Namus Borcudur..

Dost Acı Söyleyen Değil!.. “Dost Acıyı Tatlı Söyleyebilendir!”

Bakınız Göreceksiniz, Tatlı Tatlı Gerçekleri Önüne Serdiğimiz Yüce Milletimizin Hepsi de #Hayırcı Olacak!..

●Ben AKAPE-RTE'li Değilim! Ama "AKAPE-RTE"de En Çok Allah İle Kandırılmış Yüce Türk Milletimizden Nice Yiğitlerin Var Olduğuna Adım Kadar Eminim!..

●O #Evetçi Kandırılmış Kardeşlerimize:

Kanma Diyeceğiz! "Allah'ın Emridir Biatçı Olma Sorgula" Diyeceğiz!..

●Ben MHP'li Değilim! Ama "Çıldırmış Ve Sürüsü" Hariç! MHP'de Yüce Türk Milletimizden Nice Yiğitlerin Var Olduğuna da Adım Kadar Eminim! Satın Alınamayan #Hayırcı MHP'li Kardeşlerimiz Baş Tacımızdır Diyeceğiz!..

*10 Ayrı “çok vatani-değerli/çok vatani-önemli” bu bilgileri lütfen bol bol her yönden ve her türden paylaşalım…

●Anlatalım…

●Fotokopilerle Çoğaltıp Kapı Kapı Dağıtalım!

●Kutsal vatanımızın bir ucundan diğer ucuna ulaştıralım!..

“HER ŞEY VATANIMIZ İÇİN” BAŞKA BİR ŞEY YOK!

●Saygı ve sevgilerimizle...

[1]

________________________________________

ATATÜRK Köşem-2)

(☆-NUH’UN BOZKURT’U “VATAN/MİLLET” ÖĞÜTLÜYOR-☆)

Turgut Özakman

“Başbakan Sayın R.T. Erdoğan’a ve Herkese Açık Mektup”

Aydın, Düşünür, Sanatçı-Yazar, Vatansever, Örnek İnsan Turgut Özakman 28 Eylül 2013’te Aramızdan Ayrıldı. Aziz Ve Yüce Ruhu Şad Olsun…

Yüce Türk Milleti Olarak Turgut Özakman’a Çok Şey “Borçluyuz!”…

“Başbakan Sayın R.T. Erdoğan’a Ve Herkese Açık Mektup”, Son Gününe Kadar Yazmaya, Araştırmaya, Üretmeye Devam Eden Sevgili Turgut Özakman, Çok Önemsediği, Üzerinde Titizlikle Çalıştığı Kitaplardan Biriydi. Ne Yazık Ki Bitiremedi. 144 Sayfa Olarak Yayımlanan Bu Kitabı, Köşemde Yazacak Ve Bölüm Bölüm Yayımlayacağım…

Saygıdeğer, Sevgideğer, Vatan/Milletsever Yüce Türk Milletimiz;

“Vatani-Karanlığı Parçalayan, Türk-Atatürk-Cumhuriyet Çınarlarımızdan Birisi” Turgut Özakman’ın Bu Kitabını Ve Tüm Kitaplarını;

Kutsal Vatanımız-Milletimiz-Kahraman Şehit Ve Gazilerimiz İçin Okumalı/Okutmalıyız! Anlamalı/Anlatmalıyız! Eşe-Dosta-Konu-Komşuya Yaymalıyız!..

Eserleri Vatani-Milli Değer Taşıyan Bir Pusuladır!’’

Sizi Karanlıktan Çıkarıp Aydınlığa Götürür! Kutsal ‘’Vatan/Millet ‘’ Sevgisi Aşılar!

Yazdığı Her Harf Altındır-Pırlantadır Güvenilir Ve Gerçektir, Eserlerindeki Tüm Bilgiler;

Dinciden-Cemaatçiden-Tarikatçıdan(Allah İle Aldatanlar)

Gericiden/

Bölücüden/

Emperyalistten/

Ve Bunların Vatansız-Bayraksız-Soysuz Yerli İşbirlikçilerinden/

Allah’a Değil İnsana-Paraya Tapanlardan/

Haklının Değil Güçlünün Yanında Olanlardan/

‘’Her Devirde Adam Olamayıp, Her Devrin Adamı Olanlardan’’/

''Atatürk Süzgeciyle Süzülüp'' Arındırılmıştır, Tamamen ''Milli-Organiktir!''…

Aslında Normal Olan, Vatani-Milli Değer Taşıyan Her Eser-Çalışma-Emek, İlk Başta Devlet/İktidar Destekli-Teşvikli Olmalı, Tüm Siyasi Partilerce, Demokratik Kitle Örgütleri-Sivil Toplum Kuruluşları-Dernek-Sendika-Vakıf-Kurum Kuruluşlar-Yüce Türk Milleti’nin Her Ferdiyle Destek Olunup Baş Tacı Edilmelidir!

Ülkemizde Vatani-Milli Her Eser-Çalışma-Emek Vb. Gerçek Değerini En İyi En Yüksek ‘’Atatürk’’ Zamanında Görmüştür!

Bugün İse Ne Acı Ki Vatani-Milli Olan Her Değer Bizzat ''İktidar'' Tarafından Yok Edilmeye Çalışılıyor Ve Yok Ediliyor!

‘’Biz Yüce Türk Milletiyiz Destansı Tarihimizi Bilmeliyiz Ancak O Zaman Tarihten Silinmeyiz!’’

Her zaman “doğru”nun peşinde olan, birlik ve bütünlük içinde yaşamanın gerçekleri öğrenerek ve öğreterek mümkün olduğuna inanan, bu konuda özellikle gençlerin üzerinde duran Özakman’ın eserleri, hem edebiyat dünyasında hem de toplumsal yaşamımızda yankılar uyandırdı.

Bilgi yayınevi tarafından 7 kitapta toplanan oyunları, 1946 yılından itibaren devlet tiyatrolarında, özel ve yerel tiyatrolarda sayısız kez sahnelendi.

Büyük beğeni kazanan “Korkma İnsancık Korkma” ve “Romantika” adlı romanlarının yanı sıra, “gerçekleri” araştırıp yansıttığı ödüllü kitaplarıyla “Yüce Türk Milleti”nin saygısını, sevgisini ve takdirini kazandı.

Milyonlarca okurun başucu kitabı yaptığı belgesel roman “Şu Çılgın Türkler” okunma rekorları kırdı ve kendisine, “Topluma Katkı”, “Üstün Hizmet”, “Başarı”, “Şükran”, “Yılın Yazarı”, “İletişim” ödülleri kazandırdı.

“Başbakan Sayın R.T. Erdoğan’a ve Herkese Açık Mektup”, son gününe kadar yazmaya, araştırmaya, üretmeye devam eden sevgili Turgut Özakman, çok önemsediği, üzerinde titizlikle çalıştığı kitaplardan biriydi. Ne yazık ki bitiremedi.

Cumhuriyetimizin90. Yılında “bir durum değerlendirmesi yapmak” gereğini duyarak, “bir aile büyüğü içtenliği ve açık sözlülüğü ile” kaleme aldığı bu kitap, herkese, hepimize yazılmıştır.

*Bütün AK Partililer,

*CHP’liler,

*MHP’liler,

*BDP’liler,

*Meclis dışı bütün partilerin, siyasi grupların taraftarları,

*Medya mensupları,

*Bürokratlar,

*Üniversiteler,

*Baro, sendika ve oda üyeleri,

*Aydınlar,

*Bilim ve sanat çevreleri,

*İş adamları, esnaflar, çiftçiler,

*STK üyeleri,

*Ev hanımları, tutuklular, mahkumlar,

*Ağrılı Zeyno Teyzeye kadar, kadın erkek, genç yaşlı, şehirli köylü, herkes” bu mektup-kitabın muhatabıdır.

Bu yüzden “tamamlanmamış” bu kitabı (hiçbir şey eklemeden, çıkarmadan ve değiştirmeden) yayımlamayı, değerli yazarımıza, ailesine ve okurlarımıza bir borç bildik.

Ödemeye çalıştığımız bu borcun sorumluluğunun bilincindeyiz.

Sevgili Turgut Özakman’ın, yaşamını adadığı demokratik laik Türkiye Cumhuriyeti’nde aydınlık günler dileğimizle…”

Bilgi Yayınevi-Mart 2014

Stok Kodu: 9789752205055/Boyut: 13,3 x 19,5 cm./Sayfa Sayısı: 144/Basım Yeri: Ankara

Baskı: 6/Basım Tarihi: 2014/Dili: Türkçe/Bilgi Yayınevi

Turgut Özakman’ın Özgeçmişi

01.09.1930

Ankara’da doğdu. İlkokulu Bakırköy ve Kırıkkale’de, ortaokul ve liseyi Ankara’da okudu.

16.05.1946

“Masum Katiller” adlı oyunu, Atatürk Lisesi öğrencilerince Ankara Halkevi’nde oynandı. Ertesi yıl İncesu Halk Odası Tiyatro Kolunca oynandı (6 Nisan 1947). Hakkındaki ilk eleştiri Bayrak gazetesinde yayımlandı (24 Haziran 1947, Ayhan Hünalp).

1948

Dokuz arkadaşıyla birlikte, Polatlı’dan Afyon’a yürüdü;

Kurtuluş Savaşı’yla ilgili anıları toplamaya başladı.

06.03.1951

“Pembe Evin Kaderi” adlı oyunu Devlet Tiyatrosu’nda oynandı (Yönetmen: Haydar Ozansoy).

1952

Hukuk Fakültesi’ni bitirdi, avukatlık stajına başladı, askere gitti.

1955

“Güneşte On Kişi (Nihat Aybars)” Devlet Tiyatrosu’nda oynandı.

1956

Almanya’ya gitti, Köln Üniversitesi Tiyatro Bilimi Enstitüsü’ne devam etti.

1956/57

“Tufan (Saim Alpago)” Devlet Tiyatrosu’nda oynandı. Edebi Kurul Lektörü (dramaturg) olarak Devlet Tiyatrosu’na girdi.

1958

Devlet Tiyatrosu’ndan ayrıldı. Avukatlık yaptı. DTCF Tiyatro Enstitüsü’nün düzenlediği ve Kenneth MacGowen’in yönettiği seminere katıldı. Duvarların Ötesi(Ziya Demirel) Devlet Tiyatrosu’nda oynandı (25 Kasım 1958).

1959

Hastane” adlı tek perdelik oyunu Sahne Z’de (Güner Sümer); Karagöz’ün Dönüşü adlı yine tek perdelik oyunu İstanbul Gençlik Tiyatrosu’nda (Avni Dilligil) oynandı.

1960

Bonn’a Basın Ateşe Yardımcısı olarak atandı. Kanaviçe adlı oyunu Devlet Tiyatrosu’nda oynandı (Ziya Demirel, 1 Ekim 1960).

1962

Ankara Radyosu’na Söz ve Temsil Yayınları Şefi olarak atandı. Ocak adlı oyunu Ankara Devlet Tiyatrosu’nca (Ergin Orbey) oynandı (2 Şubat 1962 Bursa, 17 Mart 1962 Ankara).

01.10.1963

Paramparça, Ankara Devlet Tiyatrosu’nda oynandı (Muazzez Kurtoğlu).

1964

Bulvar adlı oyunu aynı yıl müzikal olarak (Müzik: Bülend Arel) Dormen Tiyatrosu’nda (Haldun Dormen); müziksiz olarak, yeni kurulan Eskişehir İl Tiyatrosu’nda (Ergin Orbey) oynandı. TRT Merkez Program Dairesi Başkanlığı’na getirildi.

1965

Kanaviçe, Beden Radyosu prodüksiyonu olarak WDR’de oynandı.

1966

Ulusal Kolej Disiplin Kurulu, Ankara Başkent Tiyatrosu’nda (F. Tartan) oynandı.

1967

Komşularımız adlı oyunu Ankara Komedi Tiyatrosu’nda (Z. Demirel) oynandı. TRT Haber ve Program Genel Müdür Yardımcısı oldu.

1968

Sarıpınar 1914, Ankara Sanat Tiyatrosu’nda (Ergin Orbey) oynandı. Sanat Sevenler Derneği’nce yılın yazarı seçildi.

1969

Radyo Notları adlı kitabı yayımlandı. Berberde adlı kısa oyunu Yeni Türk Tiyatrosu adlı antolojide yayımlandı.

1970

TRT’den ayrıldı.

1971

Babamla Birlikte-1971, Küçük Komedi Tiyatrosu’nda oynandı (Atila Eldem).

1972/75

Keloğlan Aramızda, Yatık Emine, Tuzsuz Deli Bekir vb. filmlerin senaryolarını yazdı.

1976

DTCF Tiyatro Bölümünde öğretim görevlisi oldu.

1978

Devlet Tiyatroları Genel Müdür Başyardımcısı oldu. Kısa bir süre sonra, sağlık nedeniyle görevinden ayrılmak zorunda kaldı, İzmir Güzel Sanatlar Fakültesi Tiyatro Bölümünde öğretim görevlisi olarak çalışmaya başladı.

1979/80

“Fehim Paşa Konağı” adlı oyunuyla İş Bankası Tiyatro Büyük Ödülü’nü aldı. Oyun, 1980’de Ankara Halk Tiyatrosu (Erkan Yücel) ile İstanbul Köşebaşı Tiyatrosu’nda (Altan Erbulak) oynandı.

1981

“Ak Masal Kara Masal” adlı çocuk oyunu Pamukbank Gençlik Tiyatrosu’nca oynandı. (Rüştü Asyalı). Duvarların Ötesi, Sidney’de İngilizce olarak oynandı (Ayten Kuyulu). Sanat Kurumu ve Avni Dilligil Ödüllerini aldı.

1983

Devlet Tiyatroları Genel Müdürü oldu. “Ah Şu Gençler” adlı oyunu Pamukbank Gençlik Tiyarosu’nda (Rüştü Asyalı); Resimli Osmanlı Tarihi, Ankara Sanat Tiyatrosu’nda (Ergin Orbey) oynandı. 1982/83 İsmet Küntay Ödülü’nü aldı.

1983-1987

Genel Müdürlüğü sırasında, Tiyatro Belgeliği’ni, Çocuk ve Gençlik Tiyatrosu Birimi’ni kurdu, Sanat Eğitim Merkezi’nin kuruluş hazırlıklarını yaptı, hizmetiçi eğitim yayınlarını başlattı. Konya, Bolu, Çorum, Kahramanmaraş, İzmir-Karşıyaka Tiyatrolarını, Bursa-FERAİZCİZADE Oda Tiyatrosu’nu, Ankara Oda Tiyatrosu’nu (yeniden) hizmete açtı. Döneminde, Devlet Tiyatrosu’ndan ayrılmış sanatçıların büyük bölümü geri döndü.

1984-85

“Bir Şehnaz Oyun”la Enka İkincilik Ödülü’nü aldı; oyun Ankara Sanat Tiyatrosunda (Ergin Orbey) oynandı.

1986

“Töre” oyunu Tolga Aşkıner, Nisa Serezli Tiyatrosu’nda (T. Aşkıner) oynandı.

1987

Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğünden istifa etti. Deliler (Deli Bayramı) adlı kabare oyunu Devekuşu Kabare Tiyatrosu’nda (Zeki Alasya) oynanmaya başladı.

1988

“Ben Mimar Sinan” adlı gençlik oyunu Devlet Çocuk ve Gençlik Tiyatrosunda (Kerim Afşar) oynandı. Radyo ve Televizyon Yüksek Kurulu üyesi oldu.

1989

Kurtuluş Savaşı’nı konu alan 20 bölümlük;

“KURTULUŞ” adlı dizinin senaryosunu TRT’ye teslim etti.

1990

Radyo ve Televizyon Yüksek Kurulu Başkan Yardımcılığına seçildi. “Bir Şehnaz Oyun”, Taşkent Devlet Tiyatrosu’nda (Yücel Erten) Özbekçe;” Ah Şu Gençler”, Viyana TÜ Tiyatrosu’nda (A.G. Aleksanyan) Türkçe oynandı.

1993

“Korkma İnsancık Korkma” adlı romanı yayımlandı.

1994

“KURTULUŞ” dizisinin yayını başladı (6 bölüm, Yönetmen: Ziya Öztan,22 Mart 1994, TRT 1).

1995

“Dr. Rıza Nur Dosyası” adlı araştırması yayımlandı.

1997

“Vahidettin, M. Kemal ve Milli Mücadele” adlı büyük araştırması yayımlandı. Bu araştırma dolayısıyla 1997 Sedat Simavi Sosyal Araştırmalar Ödülü’nü, 1998 Yunus Nadi Sosyal Bilimler Ödülü’nü aldı.

1998

Anadolu Üniversitesi “üstün hizmetleri dolayısıyla” fahri doktor unvanı verdi (28 Eylül 1998). Senaryosunu yazdığı “CUMHURİYET” dizisi, önce film olarak sinemalarda gösterilmeye başlandı (Yönetmen: Ziya Öztan), 28 Ekim 1998). “Oyun ve Senaryo Yazma Tekniği” adlı kitabı yayımlandı.

1999

“CUMHURİYET” dizi olarak TRT’de yayımlandı. “Tiyatro sanatına katkılarından dolayı” Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Büyük Ödülü’nü aldı.

“Atatürk, Kurtuluş Savaşı ve Cumhuriyet Kronolojisi” adlı çalışmayı yayımlandı. Tercüme Dergisinin 1946 Şiir Özel Sayısı’ndaki çeviri şiirleri “Unutulmaz Şiirler” adı altında yayıma hazırlandı.

2000

“Romantika” adlı romanı yayımlandı.

2002

“19 Mayıs 1999, Atatürk Yeniden Samsun’da adlı romanı yayımlandı. Eskişehir Belediye Başkanlığı açtığı ikinci sahneye “Turgut Özakman Sahnesi” adını verdi (9 Nisan 2002).

2003

Edebiyatçılar Derneği, “Türk tiyatrosuna ve edebiyatına 50 yılı aşkın emeği ve katkıları nedeni ile; 2003 Onur Ödülü’nü verdi(Ekim 2003).

2004

Müziği Muammer Sun’a, metni Turgut Özakman’a ait “Delioğlan” adlı müzikli oyun İzmir Devlet Opera ve Balesi’nce oynandı (Yönetmen: Yücel Erten, 24 Şubat 2004).

2005

“Şu Çılgın Türkler” adlı belgesel romanı Nisan 2005’te yayımlandı.

Büyük ilgi uyandırdı. Bir yıl içinde 300. Baskıyı aştı. Bu eseri dolayısıyla Yeditepe, 19 Mayıs, Osmangazi, Ege ve Ankara Üniversiteleri “Onursal Doktora” unvanı, Süleyman Demirel Üniversitesi “Topluma Katkı”, Orta Doğu Teknik Üniversitesi “Üstün Hizmet” ödülleri verdi. Ayrıca 21 fakülte, dernek, vakıf, belediye, okul ve kurum “Hizmet”, “Başarı”, “Şükran”, “Yılın Yazarı” ve “İletişim” ödüllerine değer gördüler.

2008

“Şu Çılgın Türkler”den sonra üçlemenin ikinci kitabı “Diriliş-Çanakkale 1915” Mart 2008’de yayımlandı.

2009

“Şu Çılgın Türkler ve Diriliş-Çanakkale 1915”ten sonra “Türkiye Üçlemesi”nin son kitabı “Cumhuriyet-Türk Mucizesi (Birinci Kitap) Ekim 2009’da yayımlandı.

2010

Senaryosunu yazdığı “Dersimiz: Atatürk’ün kitabı filmiyle birlikte Mart 2010’da yayımlandı.

“İlköğretim İçin Atatürk ve Cumhuriyet Kronolojisi”

Eylül 2010’da yayımlandı.

Üçlemenin son kitabı “Cumhuriyet-Türk Mucizesi” (İkinci Kitap) Ekim 2010’da yayımlandı.

2011

“Deli Bayram”/Komşularımız” adlı oyun kitabı Şubat 2011’de yayımlandı.

2012

Belgesel roman “Çılgın Türkler Kıbrıs” Mart 2012’de yayımlandı.

“Duvarların Ötesi”, “Bir Şehnaz Oyun (Şekerpare adıyla ve çok değiştirilerek)”, “Ocak (Gurbet Kuşları adıyla ve değiştirilerek) filme alındı”. “Kanaviçe”, “Ocak”, “Komşularımız”, “Sarıpınar-1914”, “Berberde”, “Töre” televizyon oyunu yapıldı. Öyküleri Hisar, Türk Dili gibi dergilerde yayımlandı.

“ŞU ÇILGIN TÜRKLER”

Ekim 2013’te 404. Baskısına Ulaştı.

________________________________________

Dipnotlar:

1-) 1/10 Çalışmalarımızda Bulunan Bilgiler: Metin Aydoğan'a aittir.

__Metin Aydoğan’ın Tüm Eserleri (Ocak-2017)__

1-)Nasıl Bir Parti Nasıl Bir Mücadele (1996)

2-)Bitmeyen Oyun Türkiye'yi Bekleyen Tehlikeler (Ağustos-1999)

3-)Yeni Dünya Düzeni Kemalizm Ve Türkiye (Aralık -1999)

4-)Avrupa Birliği'nin Neresindeyiz Tanzimattan Gümrük Birliği'ne (Mayıs-2002)

5-)Ekonomik Bunalımdan Ulusal Bunalıma (Ekim-2002)

6-)Antik Çağ'dan Küreselleşmeye Yönetim Gelenekleri Ve Türkler (Haziran-2004)

7-)Türkiye Üzerine Notlar 1919-2015 (2005)

8-)Ülkeye Adanmış Bir Yaşam-1 Mustafa Kemal Ve Kurtuluş Savaşı (Mart 2005)

9-)Ülkeye Adanmış Bir Yaşam -2 Atatürk Ve Türk Devrimi (Şubat 2006)

10-) Antik Çağ'dan Küreselleşmeye Yönetim Gelenekleri Ve Türkler(1)

Küreselleşme Ve Siyasi Partiler (Mart 2006)

11-) Antik Çağ'dan Küreselleşmeye Yönetim Gelenekleri Ve Türkler (2)

Batı Ve Doğu Uygarlıkları (Mart 2006)

12-) Antik Çağ'dan Küreselleşmeye Yönetim Gelenekleri Ve Türkler (3)

Türk Uygarlığı (Mart 2006)

13-)Türkiye Nereye Gidiyor (Ekim 2006)

14-)Ne Yapmalı (30 Ağustos 2007)

15-)Türk Devrimi (2014)

________________________________________

Hasan Kemal Durgut

Biz Atatürkçülerin Bir Türlü Başaramadığı!

“BEN’ den ‘BİZ’ Olmak! Birlik Beraberliğini Başarmış!” #Başkatil/#Başevetçi Amerika İle Allah İle Aldatan, Bölücü ve Diğer Emperyalist #Evetçi-Katillerin(En çok Allah ile sonra hile/suç hainlik ile kandırılmış, masum ‘Evetçi’ kardeşlerim hariçtir. Ama KUR’AN’da da yazdığı gibi ‘BİATÇILIĞI’ bırakıp, sorgulamaz, doğruyu bulmazlar ise dahildir!);

Kutsal Vatanımızda Oluşturdukları Kanseri ve Bu Kanserin Son Evresinde Olduğunu Fark Eden;

KURTARICIMIZ, Vatan, Millet, Devlet, Cumhuriyet KURUCUMUZ (☆-ATATÜRK-☆)’ün Askeri, Yüce TÜRK Milleti’nin bir ferdi;

(☆-Usta Tarihçi Yazar Çırağı/Kocatepe Adam-☆)

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Hasan Kemal Durgut - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Haberler Ankara Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Haberler Ankara hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.