İSLAM ÜMMETİNİN PROBLEMLERİ

Ümmet coğrafyasının yer altı ve yer üstü doğal zenginlik toprakları üzerinde farklı yönetim biçimleriyle idare edilen, çeşitli dil konuşan, yirmiden fazla Müslüman millet bulunmaktadır.

Ne yazık ki batılı emperyalist sömürgeci güçlerin denetimi altında olan doğal zenginlikleri ve yönetimleri cetvellerle çizilmiş ülke sınırlarıyla vahdet ve ümmet olma bilincinden uzak kavmiyetçilik, mezhepçilikle tefrika halinde bulunmaktadırlar.

Günümüz dünyasında dağınık halde bulunan Müslümanların akan kan ve gözyaşının durması, dinmesi ancak vahdet ve ümmet birliği olmasının gerektiği olmazsa olmazların esasları içerisindeki zaruri durumdur.

Kavmiyetçiliği ve mezhepçiliği esas alıp şekillenmiş ümmet olma yolunda yürümeyen Müslüman milletler globalleşen çağdaş küfür firavunları karşısında zayıf çer-çöp hezimet durumuna düşüp, dünyaları diyarları yakılıp yıkılıp, katledilerek esaret altına alınacağı kesinliğiyle kavmiyetçilik ve mezhepçilik tefrikasının ancak dünyevi azap vesilesi olacağı bilinmelidir ki dini yaşamada kolaylık ve rahmet olan mezhepler, İslam düşmanlarının planlı şekilde mezheplerin ihtilaflı meselelerini körükleyip inanan toplumu bölerek, birbirlerine düşman olacak Müslüman toplum oluşturmamayı istediklerini hatırlatıyoruz.

Birleşmiş haçlı kâfir milletleri işgal ettiği İslam ülkeleriyle hedefledikleri projelerini gerçekleştirmek istemekteler. ABD’nin işgali altında, Afganistan ile Irak, Rusya’nın işgali altında Çeçenistan, Çin’in işgali altında Doğu Türkistan, Yahudiler ‘in işgali altında Filistin, Hindistan’ın işgali altında Keşmir ve yanı başımızda yıkılıp viraneye çevrilmiş Suriye ve daha birçok İslam ülkesi…

İslam ülkelerindeki kavmiyetçilik, mezhepçilik sahte cemaat, tarikatlarla ve çatışmacı radikal İslamcı unsurlar işgal projesi için kurulmuş sinsi entrikalar olup Müslüman toplumları iç savaşla işgal ve teslim alma projesidir.

Süper güç olma yolunda büyüyen ve güçlenen Ülkemizin dev yatırımları ve silah sanayisiyle batılı haçlı güçlerin gözleri kamaşmış, ülkemizi boyunduruk altına almak için batı emperyalizminin hizmetinde olan FETÖ darbe girişim teşebbüsünü ve doğu vilayet il ve ilçelerinde taşeron PKK örgütünün özerk yönetim kalkışmasını gördük.

Oysa Allah’a, meleklere, kitaplara, Resullere, kaza-kadere, ahirete inanış ile farklı ırka mensup, farklı dili konuşan inanan müminlerin İslam dininde din kardeşi olduklarını tekrar hatırlatıyoruz ve seslenmek istiyoruz Türk ve Kürt kardeşlerimize;

Ey Türk ve Kürt kardeşlerim!

Küfür düzenleri sizin Türklüğünüz veya kürtlüğünüz ile savaşmıyor üzerinde bulunduğunuz Allah’ın dini olan İslamlığınız ile savaşmaktadır.

Ey Türk ve Kürt kardeşlerim!

İşgal ile katledilmiş Müslümanlar.

Evleri başlarına yıkılıp göçe zorlanmış Müslümanlar.

Şehirleri talan edilmiş viraneye çevrilmiş Müslümanlar.

Tecavüze uğramış Müslümanlar.

Unutmayın ki sizin din kardeşlerinizdir.

Ey Türk ve Kürt kardeşlerim!

Fatih Sultan Muhammed Han’ın ve fatih Sultan Selahaddin-i Eyyubi Han’ın torunları olduğunuzu unutmayın.

Ey Türk ve Kürt kardeşlerim Türk ve Kürt Sultanlarınıza bakın!

Mısır ve Suriye Sultanı, Kürt Komutan Selahaddin Eyyubî, Kudüs'ü Haçlı kuvvetlerinden alarak kentte 88 yıl süren Hıristiyan egemenliğine son vermiştir.

Hz. Peygamber'in müjdelediği Fetih’e nail olmak için İstanbul’u fetheden Türk komutan Sultan Muhammed Han 1100 yıl hüküm süren Doğu Roma İmparatorluğu’nu bitirip silmiştir.

Çözüm İman ile Ümmet ve Vahdet olma bilincidir.

Kuran-ı Kerim’de, Sünnet’te hiçbir milletin üstün olmadığı ancak tanışma ve kaynaşma vesilesi olduğu; üstünlüğün ancak takvada olduğu, farklı dil ve ırka sahip müminlerin iman dairesinde kardeş olduğu, ümmet ve vahdet yolunda kardeşlik tesisinin bilinci önemli rol oynayacağını bilelim.

Hristiyan Katoliklerin din merkezi Vatikan, Ortodoks Hristiyanların din merkezleri patrikhaneler olduğunu bilmeyenler yok herhalde.

Batılı gayr-i müslim ülkeler bütünlük içerisinde siyasi kültürel ekonomik alanda nasıl ortak strateji izliyorlarsa İslam ülke liderlerinin de birbiriyle dayanışmalı ve kapsamlı siyasi askeri ekonomik kültürel alanda birlik oluşturmaları, milletlerinin akıbetleri hususunda hayırlara vesile olacağıdır.

Çünkü “Allah’ın dini etrafında kenetlenme, ancak karanlıklardan rahmete doğru çıkıştır.” diyoruz.

Doğal yer altı ve yer üstü zenginliği olup kullanamayan Müslüman milletler hem yoksulluk ve sefalet içinde yaşamaktadır hem de öte yandan gayr-i müslim ülkelerin çizdikleri politikalar üzerinde borç esaretiyle mahkûm konumdadır.

Eğer sadece İslam’ın yüce ibadet ve kutsi değeri olan zekât, İslamî ülkelerde resmi statü olarak kurumsallaşsa yıllık üç yüz milyar dolarla ( Ne yazık ki küfrün parasıyla bunu belirtiyoruz.) hiçbir ülkede yoksul insan kalmayacağı gibi dış güçlere bağımlı borç ve politik esaret durumu ortadan kalkacaktır.

Görüldüğü gibi Kuran-ı Kerim’in sadece zekât farizasının hükmüyle formülü ile gelir dağılımındaki sosyal adaleti tesis edip yoksulluk belasını tümüyle ortadan kaldıracağı, toplumları tüketen değil, üreten toplum yapacağı da kuşkusuzdur.

Allah’ın ipi olan Kur’an’a sarılın ve sımsıkı tutunun, parçalanmayın;

bir tarağın dişleri gibi olan müslümanın tevhid ve vahdet içinde olması, küfre karşı kazanılan ilk galibiyettir.

Çalışmak bizden, Tevfik Cenab-ı Zülcelâl’den!.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Zülküf Aras - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Haberler Ankara Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Haberler Ankara hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.